Yüksek Faiz Düşük Kur
Faizi yüksek tutarak kuru baskılamak, ekonomide uzun süredir tartışılan bir yaklaşım. Türkiye’de bu durum, Ege Cansen’in de katkısıyla yüksek faiz–düşük kur olarak adlandırılan klasik bir ikilem şeklinde anılıyor. Aslında bu, birbirini hem besleyen hem de boğan bir denge yaratıyor.
Eğer enflasyon resmi verilerde
olduğu gibi yüzde 30 civarındaysa, bankaların mevduata verdiği yüzde 40–42 faiz
oldukça yüksek sayılır. Ama eğer enflasyonun toplumda hissedildiği düzey yüzde
50’nin üzerindeyse, o zaman aynı faiz oranı bu kez düşük kalır.
Burada kritik soru şu: İnsanlar
enflasyonu yüzde 50’nin üzerinde hissediyorsa, neden paralarını dövize değil de
Türk Lirası mevduata yatırıyor?
Basit bir hesap yapalım. Dolar
kurunun bir yıl içinde 45 TL’den 54 TL’ye çıktığını varsayalım. Elinde 1 milyon
TL olan bir yatırımcı bu parayla yaklaşık 22.222 dolar alır. Dolar mevduatında
düşük bir faizle yılsonunda yaklaşık 22.444 dolara ulaşır. Aynı para Türk Lirası
mevduatta yüzde 35 net faizle değerlendirildiğinde ise 1 milyon 350 bin TL’ye
çıkar. Bu tutarı yılsonu kuruyla dolara çevirdiğinizde yaklaşık 25.000 dolar
eder. Bu, dolar bazında yüzde 12,5 net faiz getirisi demektir ki dünyada böyle
getiri bulunmuyor.
İşte bu nedenle, enflasyonun
altında gibi görünen faiz oranları bile, kur baskılandığı sürece yatırımcıya
döviz bazında ciddi getiri sağlayabilir.
Bu mekanizma nasıl çalışır? Faizler
yükseldiğinde Türk Lirası cazip hale gelir. Yerli yatırımcı dövizden TL’ye
yönelir, yabancı yatırımcı ise carry trade yoluyla yüksek faizden yararlanmak
için ülkeye gelir. Döviz arzı artar, kur baskılanır. Kur baskılandıkça TL
varlıklar daha da cazip hale gelir. Böylece bir döngü oluşur: yüksek faiz–düşük
kur sarmalı. Ancak bu dengenin bedeli vardır. Kur düşük kaldıkça ihracat
zorlaşır; çünkü Türk malları yabancılar için pahalı hale gelir. Buna karşılık
ithalat artar; çünkü yabancı mallar ucuzlar. Zaten ithalata bağımlı olan üretim
daha da bağımlı hale gelir. Daha da önemlisi, ülkeye giren para kalıcı yatırım
için değil, kısa vadeli kazanç için gelir. Bu para, geldiği hızla gider. Ve
gittiğinde de kuru sıçratır.
Bu nedenle sadece faizle kuru
baskılamak, bir tedaviden çok ağrı kesiciye benzer. Sorunu geçici olarak
hafifletir ama ortadan kaldırmaz.
Kalıcı çözüm ise daha zordur:
Enflasyonu gerçekten düşürmek, üretim yapısını güçlendirmek ve ithalata
bağımlılığı azaltmak gerekir. Bunun için de güven veren bir ekonomik ortam,
güçlü kurumlar ve hukuk sistemi şarttır. Kısa vadeli sermaye yerine doğrudan
yatırımları çekmek ancak bu şekilde mümkün olur.
Aslında bu politika dünyada da
biliniyor. IMF tarafından enflasyon sorunu yaşayan ülkelere önerilen bu yönteme
döviz kuru çıpası deniyor. Tıpkı akıntıda sürüklenmemek için atılan bir çıpa gibi
döviz kurunu bir süreliğine dalgalanmadan uzak tutmaya yarar. O sürede
enflasyon düşürülmeye çalışılır. Ne var ki bu çıpa uzun süre tutulmaya
çalışılırsa sürüklenebilir.
Yüksek faiz ve düşük kurla
kurulan bu denge kalıcı değildir. Bu tür dengeler, ekonomiyi düzeltmek için
değil, zaman kazanmak için kurulur. O süre doğru kullanılmazsa, bastırılan kur
bir gün mutlaka sıçrar. Zaman kazanmanın ötesinde sorunu kalıcı olarak çözmenin
yolu hukukun üstünlüğü ve demokrasinin işlerliği başta olmak üzere yapısal reformları
yapmaktan geçiyor.
Mahfi Hocam, yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilElinize, emeğinize sağlık
YanıtlaSil🙏
SilYapısal reformlar hiç bir zaman yapılamaz, siyasilerin hesapları şaşar. Demek ki enflasyon hiç düşmeyecek ömrüm boyunca enflasyon içinde yaşadım birileri bundan nemalandı sabit gelirli kesimler ezildi.
YanıtlaSilYapısal reformlar yapılmazsa çocuklarınız da enflasyon içinde yaşamaya devam edeck.
SilDöviz düşük daha ne istiyorsunuz? Döviz artsa daha çok zam gelir. Patronlar zam yapıyorsa tuketicide para var diye yapıyor. Alım gücü düşse patronlar zam değil indirim yapardı. Ekonomi soğumuyor aksine sıcak kalmaya devam ediyor. Sizin ekonomiyi soğutmak için bir çözüm öneriniz var mı?
YanıtlaSilEkonomiyi soğutmak için önce gerçekleri kabul etmek lazım. Gerçek enflasyon yüzde kaç? Bunu açıklamadan alınacak önlemler hiçbir işe yaramaz.
SilSayın Mahfi Hocam, yazınız için teşekkürler. İthalat ürünlerinin yerlileştirilmesi, kısa ve orta vadede geri kazandırmadığı için mi ,kaynak ayıramadığımız için mi tecih edilmiyor?
YanıtlaSilSaygılarımla, Önder Aydoğan
Yerli üretim yapabilmek için ARGE çalışmaları ve ardından ciddi yatırım yapmak gerekir. Bunları yapacak kişi ve kurumların mevcut ekonomik, sosyal ve siyasal yapıya güvenmeleri gerekir. Bunlar olmadan bu dediğiniz sadece kısa sürede kar sağlayacak yatırımlar alanında (o da daha çok inşaat vb) oluyor. Yani ithalatın yerine onunla rekabet edebilecek yerli üretim yapılabilmesi için önce yatırım ortamını oluşturmak gerekir. Biz maalesef o ortamı oluşturamıyoruz. O ortamı oluşturmak için yapısal reformlar şart. Sevgiler.
Sil2002 yılında 29 bin olan AR-GE çalışan sayısı 319 bin kişiye cıktı. Bu bir ordu neredeyse. Bu mu yeterli değil?
SilHocam 29 yaşında bir geç olara ülkemin haline çok üzlyorüm yazık .
YanıtlaSilSizin eski Türkiye'den haberiniz yok anlaşılan biraz eski Türk filmlerini izleyin o zaman üzülmez şimdiki halimize şukredersiniz.
Sil2000 yılında da denendi bu . Sonuç malum.
YanıtlaSilHocam elinize sağlık. Kalıcı çözüm için bahsettiğiniz hukukun üstünlüğü ve yapısal reformları hayata geçirebilmek için Türkiye öncelikle faiz-kur dengesini kurmalı mı? Yoksa bu dengeyi kurmadan da bahsettiğiniz yapısal dönüşüm sizce mümkün olur mu?
YanıtlaSilEk olarak cevabını bilmediğim ve merak ettiğim başka bir soru sormak isterim. Döviz kuru çıpasının tarihsel örneklerde (Arjantin’in convertibilidad rejimi, TR’nin 2000-2001 krizi öncesi deneyimi) yapısal reforma değil borç birikimine zemin hazırladığını görüyoruz. Türkiye’nin bu sefer nasıl farklı sonuç alacağını düşünüyorsunuz?
Hepsi bir arada başlayıp yürümeli.
SilHaklısınız çünkü yalnızca kur çıpasıyla ve/veya faizle bu işi başarmak mümkün değil. İnsanların beklentisini değiştirmek gerekiyor. Onun da yolu yapısal reformlar. İnsanlar bu fedakarlıklarla daha iyi bir ülkede daha iyi koşullarla yaşayacağına inanmalı ki geleceğe ilişkin olumlu beklenti sahibi olsun ve kararlarını ona göre versin.
Devlet yüzbinlerce kişinin eski evini yenilemesine yardımcı oluyor. Güven vermesi için ne yapması lazım daha!.
SilEvleri yenilerken hukukun üstünlüğünü sağlasa, basın özgürlüğünü getirse, demokrasiyi, güçler ayrılığını sağlasa mesela.
Sil🙏🙏🙏
YanıtlaSilPortföyümüzde ihracatçı şirketlerimiz var ve bu kur politikasından dolayı baskı altındalar. İhracatçılara vergi avantajı sağlayabilecek bir düzenlemeden bahsediliyordu; sizce mevcut kur ve enflasyon ilişkisine baktığımızda ne kadarlık bir kurumsal vergisi istisna oranı onları rahatlatır ya da ne kadarlık bir oran için hiç yapmasalardı da olur deriz?
YanıtlaSilBu konuyu ihracatçılar benden daha iyi bilirler.
SilAma benim düşüncem bu tür vergi istisnaları yaratmak çözümü bir yerden (ihracatçıdan) alıp başka bir yere (bütçeye) taşımak demektir. Ki bu bütçe açığını artıracağı için enflasyonu daha da azdırır. Onun için yapılması gereken şey bu tür istisnalar, indirimler getirmek değil enflasyonu hızla düşürecek önlemler almaktır.
İnsanlar bir türlü harcama yapmaktan vazgeçmiyor. İster TL ister Dolar bazında fahiş zam yapılsın tüketim bir türlü yavaslamıyor. Buna nasıl cozüm bulunacak?!
Sil