Yüksek Faiz Düşük Kur
Faizi yüksek tutarak kuru baskılamak, ekonomide uzun süredir tartışılan bir yaklaşım. Türkiye’de bu durum, Ege Cansen’in de katkısıyla yüksek faiz–düşük kur olarak adlandırılan klasik bir ikilem şeklinde anılıyor. Aslında bu, birbirini hem besleyen hem de boğan bir denge yaratıyor.
Eğer enflasyon resmi verilerde
olduğu gibi yüzde 30 civarındaysa, bankaların mevduata verdiği yüzde 40–42 faiz
oldukça yüksek sayılır. Ama eğer enflasyonun toplumda hissedildiği düzey yüzde
50’nin üzerindeyse, o zaman aynı faiz oranı bu kez düşük kalır.
Burada kritik soru şu: İnsanlar
enflasyonu yüzde 50’nin üzerinde hissediyorsa, neden paralarını dövize değil de
Türk Lirası mevduata yatırıyor?
Basit bir hesap yapalım. Dolar
kurunun bir yıl içinde 45 TL’den 54 TL’ye çıktığını varsayalım. Elinde 1 milyon
TL olan bir yatırımcı bu parayla yaklaşık 22.222 dolar alır. Dolar mevduatında
düşük bir faizle yılsonunda yaklaşık 22.444 dolara ulaşır. Aynı para Türk Lirası
mevduatta yüzde 35 net faizle değerlendirildiğinde ise 1 milyon 350 bin TL’ye
çıkar. Bu tutarı yılsonu kuruyla dolara çevirdiğinizde yaklaşık 25.000 dolar
eder. Bu, dolar bazında yüzde 12,5 net faiz getirisi demektir ki dünyada böyle
getiri bulunmuyor.
İşte bu nedenle, enflasyonun
altında gibi görünen faiz oranları bile, kur baskılandığı sürece yatırımcıya
döviz bazında ciddi getiri sağlayabilir.
Bu mekanizma nasıl çalışır? Faizler
yükseldiğinde Türk Lirası cazip hale gelir. Yerli yatırımcı dövizden TL’ye
yönelir, yabancı yatırımcı ise carry trade yoluyla yüksek faizden yararlanmak
için ülkeye gelir. Döviz arzı artar, kur baskılanır. Kur baskılandıkça TL
varlıklar daha da cazip hale gelir. Böylece bir döngü oluşur: yüksek faiz–düşük
kur sarmalı. Ancak bu dengenin bedeli vardır. Kur düşük kaldıkça ihracat
zorlaşır; çünkü Türk malları yabancılar için pahalı hale gelir. Buna karşılık
ithalat artar; çünkü yabancı mallar ucuzlar. Zaten ithalata bağımlı olan üretim
daha da bağımlı hale gelir. Daha da önemlisi, ülkeye giren para kalıcı yatırım
için değil, kısa vadeli kazanç için gelir. Bu para, geldiği hızla gider. Ve
gittiğinde de kuru sıçratır.
Bu nedenle sadece faizle kuru
baskılamak, bir tedaviden çok ağrı kesiciye benzer. Sorunu geçici olarak
hafifletir ama ortadan kaldırmaz.
Kalıcı çözüm ise daha zordur:
Enflasyonu gerçekten düşürmek, üretim yapısını güçlendirmek ve ithalata
bağımlılığı azaltmak gerekir. Bunun için de güven veren bir ekonomik ortam,
güçlü kurumlar ve hukuk sistemi şarttır. Kısa vadeli sermaye yerine doğrudan
yatırımları çekmek ancak bu şekilde mümkün olur.
Aslında bu politika dünyada da
biliniyor. IMF tarafından enflasyon sorunu yaşayan ülkelere önerilen bu yönteme
döviz kuru çıpası deniyor. Tıpkı akıntıda sürüklenmemek için atılan bir çıpa gibi
döviz kurunu bir süreliğine dalgalanmadan uzak tutmaya yarar. O sürede
enflasyon düşürülmeye çalışılır. Ne var ki bu çıpa uzun süre tutulmaya
çalışılırsa sürüklenebilir.
Yüksek faiz ve düşük kurla
kurulan bu denge kalıcı değildir. Bu tür dengeler, ekonomiyi düzeltmek için
değil, zaman kazanmak için kurulur. O süre doğru kullanılmazsa, bastırılan kur
bir gün mutlaka sıçrar. Zaman kazanmanın ötesinde sorunu kalıcı olarak çözmenin
yolu hukukun üstünlüğü ve demokrasinin işlerliği başta olmak üzere yapısal reformları
yapmaktan geçiyor.
Mahfi Hocam, yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilElinize, emeğinize sağlık
YanıtlaSil🙏
SilYapısal reformlar hiç bir zaman yapılamaz, siyasilerin hesapları şaşar. Demek ki enflasyon hiç düşmeyecek ömrüm boyunca enflasyon içinde yaşadım birileri bundan nemalandı sabit gelirli kesimler ezildi.
YanıtlaSilYapısal reformlar yapılmazsa çocuklarınız da enflasyon içinde yaşamaya devam edeck.
SilDöviz düşük daha ne istiyorsunuz? Döviz artsa daha çok zam gelir. Patronlar zam yapıyorsa tuketicide para var diye yapıyor. Alım gücü düşse patronlar zam değil indirim yapardı. Ekonomi soğumuyor aksine sıcak kalmaya devam ediyor. Sizin ekonomiyi soğutmak için bir çözüm öneriniz var mı?
YanıtlaSilEkonomiyi soğutmak için önce gerçekleri kabul etmek lazım. Gerçek enflasyon yüzde kaç? Bunu açıklamadan alınacak önlemler hiçbir işe yaramaz.
SilSayın Mahfi Hocam, yazınız için teşekkürler. İthalat ürünlerinin yerlileştirilmesi, kısa ve orta vadede geri kazandırmadığı için mi ,kaynak ayıramadığımız için mi tecih edilmiyor?
YanıtlaSilSaygılarımla, Önder Aydoğan
Yerli üretim yapabilmek için ARGE çalışmaları ve ardından ciddi yatırım yapmak gerekir. Bunları yapacak kişi ve kurumların mevcut ekonomik, sosyal ve siyasal yapıya güvenmeleri gerekir. Bunlar olmadan bu dediğiniz sadece kısa sürede kar sağlayacak yatırımlar alanında (o da daha çok inşaat vb) oluyor. Yani ithalatın yerine onunla rekabet edebilecek yerli üretim yapılabilmesi için önce yatırım ortamını oluşturmak gerekir. Biz maalesef o ortamı oluşturamıyoruz. O ortamı oluşturmak için yapısal reformlar şart. Sevgiler.
Sil2002 yılında 29 bin olan AR-GE çalışan sayısı 319 bin kişiye cıktı. Bu bir ordu neredeyse. Bu mu yeterli değil?
SilARGE'de çalışan sayısının artması yeterli olsa Türki Çin gibi olurdu. Önemli olan çalışan sayısının artması değil o çalışıyor görünenlerin ne yaptığı.
SilGeniş tanımlı işsizlik %30, ar-ge çalışan sayısı 500 bin olsa ne yazar bir şey üretip geliştiremedikten sonra... Hala neyi savunuyorlar anlayabilmiş değilim. Herkes asgari ücrette eşitlense bunu bile savunacak ... var.
SilSayının artması Devlet'ten teşvik almaktır. Kalibrelerine baktığımızda çoğu temel düzeyde olan insanlar. Sayımı önemli, mutfaktan çıkan yemek mi? Saygılarımla Fatih Demirtaş
SilMutfaktan çıkan o kadar çok yemek var ki yeter ki görmek isteyin. Milli gelir 1 trilyon 600 milyar dolara domates biber satarak ulaşılamadı.
SilKeşke domates biber satarak ulaşsaydı, kuru yüzde 25 - 30 baskılayarak yani gelirin üzerine büyüteç tutarak ulaştı. Ya da daha doğrusu ulaşmış gibi yaptı.
SilWorld in Crisis’in (Carchedi ve Roberts 2018) ortaya koyduğu çerçeve, kapitalist krizlerin anlaşılmasında kârlılık oranının merkezî bir değişken olarak ele alınmasını önerir; bu çerçeve Türkiye’ye doğrudan uygulanmış değildir, fakat Türkiye için yapılan basit bir ampirik test bu yaklaşımı genel olarak destekleyebilir. Kitabın değeri, Marx’ın kâr oranının düşme eğilimini salt teorik değil, ülkeler-arası ampirik örneklerle tartışmasında yatmaktadır; ancak Türkiye’ye ilişkin sonuç üretmek için ayrıca ülke verileriyle hesaplama yapmak gerekir. Bu amaçla ve YZ desteği ile Penn World Table 11.0’ın Türkiye serileri kullanılarak emek payı, reel GSYH ve reel sermaye stoku üzerinden bir kârlılık göstergesi hesapladım (https://pwt-data-tool.streamlit.app/). PWT 11.0, 1950–2023 arasında 185 ülkeyi kapsayan bir veri tabanıdır ve bu değişkenler FRED üzerinden erişilebilir durumdadır. Metodolojik olarak kullanılan gösterge, kabaca
Sil(1−emek payı) × reel GSYH/ reel sermaye stoku
(1−emek payı) × reel GSYH/reel sermaye stoku biçiminde tanımlanmıştır; yani bu, Marx’ın değer kategorilerinin tam bir yeniden inşası değildir. Yine de bulgular, Türkiye’de bu göstergenin uzun dönemde aşağı yönlü bir eğilim gösterdiğini, fakat bunun düzgün ve kesintisiz değil, çevrimsel toparlanmalarla birlikte işlediğini destekleyebilir: yaklaşık değerlerle 1950’de 0,51 düzeyinde olan oran 2000’de 0,23’e, 2023’te ise 0,17 civarına gerilemiştir; 2022’de geçici bir yükseliş görülse de bu artış kalıcı bir rejim değişikliğine işaret etmemektedir. Dolayısıyla Türkiye’de sermaye kârlılığının zaman içinde düşme eğilimi gösterdiği, fakat bu eğilimin krizler, yeniden yapılanmalar ve bölüşüm değişimleriyle kesintili biçimde seyrettiği öne sürülebilir.
Hocam 29 yaşında bir geç olara ülkemin haline çok üzlyorüm yazık .
YanıtlaSilSizin eski Türkiye'den haberiniz yok anlaşılan biraz eski Türk filmlerini izleyin o zaman üzülmez şimdiki halimize şukredersiniz.
SilZaman ilerledikçe, teknoloji geliştikçe insanlık ileri gidiyor. Bu durumda isteseniz de geri kalamazsınız. 2026'da bir buzdolabına, telefona daha kolay erisiyorsaniz bunun hikmeti teknoloji kaynaklı. Bizim problem vatandaş başına düşen servetimizin Batı ülkelerindeki servetle aramızdaki farkın kapanmaması. Herkes bir adım ileri gitti, Avrupa ile aramazıdaki 20 adım yine 20 adım kaldı.
SilMakasın ne kadar daraldıgından haberiniz yok anlasılan.
Sil2000 yılında da denendi bu . Sonuç malum.
YanıtlaSilHocam elinize sağlık. Kalıcı çözüm için bahsettiğiniz hukukun üstünlüğü ve yapısal reformları hayata geçirebilmek için Türkiye öncelikle faiz-kur dengesini kurmalı mı? Yoksa bu dengeyi kurmadan da bahsettiğiniz yapısal dönüşüm sizce mümkün olur mu?
YanıtlaSilEk olarak cevabını bilmediğim ve merak ettiğim başka bir soru sormak isterim. Döviz kuru çıpasının tarihsel örneklerde (Arjantin’in convertibilidad rejimi, TR’nin 2000-2001 krizi öncesi deneyimi) yapısal reforma değil borç birikimine zemin hazırladığını görüyoruz. Türkiye’nin bu sefer nasıl farklı sonuç alacağını düşünüyorsunuz?
Hepsi bir arada başlayıp yürümeli.
SilHaklısınız çünkü yalnızca kur çıpasıyla ve/veya faizle bu işi başarmak mümkün değil. İnsanların beklentisini değiştirmek gerekiyor. Onun da yolu yapısal reformlar. İnsanlar bu fedakarlıklarla daha iyi bir ülkede daha iyi koşullarla yaşayacağına inanmalı ki geleceğe ilişkin olumlu beklenti sahibi olsun ve kararlarını ona göre versin.
Devlet yüzbinlerce kişinin eski evini yenilemesine yardımcı oluyor. Güven vermesi için ne yapması lazım daha!.
SilEvleri yenilerken hukukun üstünlüğünü sağlasa, basın özgürlüğünü getirse, demokrasiyi, güçler ayrılığını sağlasa mesela.
SilO dedikleriniz dünyada ne kadar varsa burada da var.
Sil16:16 kimlere veriyor bir de verdikleriin özelliklerini açıklasalar
Sil🙏🙏🙏
YanıtlaSilPortföyümüzde ihracatçı şirketlerimiz var ve bu kur politikasından dolayı baskı altındalar. İhracatçılara vergi avantajı sağlayabilecek bir düzenlemeden bahsediliyordu; sizce mevcut kur ve enflasyon ilişkisine baktığımızda ne kadarlık bir kurumsal vergisi istisna oranı onları rahatlatır ya da ne kadarlık bir oran için hiç yapmasalardı da olur deriz?
YanıtlaSilBu konuyu ihracatçılar benden daha iyi bilirler.
SilAma benim düşüncem bu tür vergi istisnaları yaratmak çözümü bir yerden (ihracatçıdan) alıp başka bir yere (bütçeye) taşımak demektir. Ki bu bütçe açığını artıracağı için enflasyonu daha da azdırır. Onun için yapılması gereken şey bu tür istisnalar, indirimler getirmek değil enflasyonu hızla düşürecek önlemler almaktır.
İnsanlar bir türlü harcama yapmaktan vazgeçmiyor. İster TL ister Dolar bazında fahiş zam yapılsın tüketim bir türlü yavaslamıyor. Buna nasıl cozüm bulunacak?!
SilHarcama olmazsa üretim de olmaz. Çözüm orada değil. Siz kamu kesimine bir bakın, israfın büyüklüğüne.
SilDaha somut öneri getirin. Ben verdiğiniz cevabı anlamadım.
SilMahfi bey, Türk ekonomisinin en can alıcı sorununa parmak basmışsınız, Ege Cansen hocam yüksek faiz, düşük kur modelinin çare olmadığını benim bildiğim yirmi yıldan fazladır yazılarında ve TV programlarında dile getirdi, keşke konuyu görüp tartışmaya katılsa, yüksek faiz düşük kur modelinin en büyük zararını Türk ekonomisi diğer ülke malları ile rekabet edememesi sonucu, üretim kaybı, dış ticaret açığı, issizlik artışı, ithalata bağımlılık, dış borç stoğunun artması olarak zarar gördü, bunca dış stoğu birkaç yılın birikimi değildir, selamlar
YanıtlaSilDoğru 20 yıldır bu sorunu dile getirir Ege Bey. Ama aslında sorun yüksek faiz değil yüksek enflasyondur. Biz de 40 yıldır onu dile getiririz.
Silbu kur baskısı ne kadar daha sürer
SilMahfi bey, son kırk yılın ekonomide sebep sonuç ilişkilerine baktığımızda sabit döviz kuru rejimide, yarı sabit döviz kuru rejimide, serbest döviz kuru rejimide çare getirmedi, sabit kur rejimini okyanusta dümeni kilitlenmiş bir gemiye benzetirsek, serbest döviz kuru rejimini ise dümeni çalışmayan bir gemiye benzetirsek, ikisininde hedefe varamayacağını kabul gerekir, serbest döviz kuru sistemi döviz kurunu hangi sürede dengeye getireceği meçhuldur, selamlar
YanıtlaSilGetirmez. Çünkü Türkiye'nin ekonomiden önce çözmesi gereken sorunları var. Onlar çözülmeden ekonomi iflah etmez.
SilEkonomi büyük bir okyanus ve okyanus durağan değildir. Gemiyi yüzdüren kaptanın ne zaman ne yaptığıdır. Durgun havada çıpa atarsın, fırtınada deniz kabarınca çıpayı alırsın. Doğru akıntıyı ya da rüzgarı yakaladın mı dümeni bırakıp gemiyi akışa bırakırsın. Yanlış zamanlarda yanlış hamleler yaparsan gemiyi batırırsın. O noktada ne yapıldığından çok neyin ne zaman yapıldığı önemlidir.
SilMahfi bey, merkez bankası reel efektif döviz kuru değerleri uzun vadeli incelendiğinde döviz kurları %40 ve %45 daha düşük olduğu yıllarda bile ihracat değerleri, ithalat değerlerinin üzerine kalıcı olarak çıkamadı, bizim yorumumuz baz yılı değeri de reel efektif kur değeride doğru olmadığı kanaatindeyiz, bu dediğimiz değerler uzun yıllar böyle devam etti, selamlar,
YanıtlaSilben enflasyon (Türkiye enflasyonu - ABD enflasyonu = Düzeltilmiş enflasyon) ile kıyasladığımla kurun yüzde 25 oranında düşük kaldığını görüyorum. Tek başına enflasyon ve enflasyonla düzeltme tam bir ölçü değildir belki ama zaten bizdeki enflasyon da düşük tutulduğu için ölçü olabilir gibi bir sonuç çıkıyor. Maalesef verilerimiz güvenilir olmadığından tam bir değerlendirme yapmak da mümkün olamıyor.
SilKur rejiminin ismini koymak bile yapısal reform olur şu ortamda. Bizim kur rejimimiz nedir? Serbest görünümlü, kontrollü kur rejimi. Ne kadar güven veriyor!
YanıtlaSilTeşekkürler
Doğan görünümlü Şahin gibi bir şey:)
SilSayın Hocam, uzun vadeli çözümler için maalesef hatırı sayılır bir aksiyon planları olduğunu görmüyorum. Bundan dolayı da devalüasyon kaçınılmaz, devalin gecikmesi iyi bir şey mi kötü mü ya da şöyle sorayım kademeli deval olsa bizi neler bekler?
YanıtlaSilHatırı sayılır planın mutlaka hukuk ve demokrasi bazlı bir yapısal reform programı içermesi gerektiği ve bizde böyle bir şey olmadığı için haklısınız. TL'nin hızlı değer kaybetmesi kısa vadede kötü sonuçlar verir, enflasyonla mücadele tamamen gider. Ama bu da böyle sürdürülemez.
SilHocam tek merak ettiğim yabancıların faizdeki milyarlarca olan tlsini geri dolara çevirip çıkmak istediklerinde nereden finanse ediyoruz yada faizde kalmaları icin dilmi döküyoruz.
YanıtlaSilRezervlerden. Son bir ayda rezervler 75 milyar dolar azaldı.
SilKur artışlarının yüzde 100 ve üzerinde olduğu çok dönem yaşadık (1980 yılında 25 yaşında idim ) . Ege Cansen’in tabiriyle fasit daire . Tekrar ne yaşayacağız , hep birlikte göreceğiz .
YanıtlaSilEvet, çok doğru.
SilEnflasyon %31 efektif vergi gelirleri %66 burada farklı bir durum var vergi gelirleri artışı Enflasyondan çok daha yüksek sebebi borçların yüksek faiz oranlarının hazineye getirdiği yükü millete ödetmek.Ekonomi yönetimi faiz dışı fazla vermekle övünüyor iyide faiz dışı ile faiz ödüyorsunuz. Bütçe açığı 450 milyar faiz ödemesi 880 milyar civarında. Bu yünü eğirip ipi verip tekrar yüne değişmek değil mi? Öte yandan tahmini Bütçe faiz ödemeleri 2 trilyon 780 civarında yılın ilk 3 ayı faiz ödemeleri yine aynı şekilde giderse 2026 yılı faiz ödemeleri 3 trilyon 500 milyarı geçecek. Bu durumda ek Bütçe isteyeceksin. %66 vergi gelirlerine rağmen ek Bütçe isteyecek isen ek Bütçe gelir kalemlerini ne koyacaksın. Soruların cevapları muallakta.
YanıtlaSilİki konuyu ayırmak gerekir Hüseyin Bey. İlki borçlar bütçeye gelir yazılmıyor sadece faizleri bütçeye gider yazılıyor. Borçlar ayrı hesapta tutuluyor. Bu doğru bir şekil çünkü borç gelir değil. İkincisi vergi gelirlerinde görülen enflasyonun çok üzerindeki artış büyük ölçüde kurumlar vergisi gibi bazı vergilerde peşin tahsilatın yeniden devreye girmesiyle oldu. Bir anlamda daha ileride tahsil edilecek olan gelirler erken tahsil edildiği için vergi gelirleri çok artmış göründü. İlerleyen aylarda bu artış normale dönecek.
SilHasan dağı arpalıktır,
YanıtlaSilEğer saban yürürse,
Her derede bir değirmen ,
Eğer suyu gelirse...
Her kümesten bir tavuk,
Eğer köylü verirse,
Güzel gidiş bu gidiş,
Eğer sonu gelirse..
Sevgili Üstat Günaydın.
YanıtlaSilUygulanmakta olan siyasi ve mali politikalar malum. Seçimlere kadar bu şekilde sürdürülebilir mi?
Çok selam ve sevgiler.
Ne yazık ki buna ney bir yanıtım yok Cafer Bey. Eskiden bizde işler karışık giderken dünya daha düzgün gider ve biz daha kolay tahmin yapardık. Şimdi dünya da bizim durumumuza gelince tahmin yapmak çok zorlaştı. Ama şunu söyleyebilirim seçime kadar böyle gitsek bile sonrası çok ağır geçecek.
SilSevgili Üstat,
SilKıymetli geri dönüşünüz için teşekkür ederim.
Mahfi bey, tekrar iyi günler dilerim, verdiğiniz sayısal örnek çok çarpıcı, enflasyon altında bir faizde bile %12,5 reel döviz kazancı, sıcak döviz sahibi yabancıların ğeçim kaynağı oldu, özellikle son yirmi yılda bu durumu Esfender Korkmaz hocada yıllarca yazdı, sıcak dövizin sabit sermaye yatırımı olamayacağını, ancak herkesin çözüm önerileri aynı değil, selamlar, ayrıca cary trade usulude sonuçta aynı kapıya çıkıyor,
YanıtlaSilÇok doğru. Carry trade, sıcak paranın yeni formu oldu.
SilMahfi bey, yüksek faiz düşük kur modeline verdiğiniz. Örnek kalıcı tedavi olmayıp geçici tedavi örneğine bizde bir örnekle katılalım dersek, bu sistem bir zembereği sürekli kurmaya benzer, zemberek boşaldığı anda, bir anda büyük bir potansiyel ğüç boşalmış olur, tıpkı krizlerde dövizin zıplaması gibi, selamlar,
YanıtlaSilÇok güzel bir örnek. Aynı örneği ben de verecektim ama genç kuşaklar artık zemberekli saatleri bilmediği için o örneği vermedim.
SilMahfi bey, döviz kuru çıpasını, gemiyi sabitleyen bir mekanizma olarak degilde, dövizi ekonominin mirengi noktası, ve ekonominin dümeni olarak kullansak, döviz kurunu yöneterek gemiyi rotasında tutsak daha iyi olmazmı, yeni bir yöntem olarak, selamlar,
YanıtlaSilZaten aşağı yukarı yapılan da o. Ne var ki çıpa kayalara takıla takıla artık eski hassaslığını kaybetmiş görünüyor.
SilHocam kaleminize sağlık...
YanıtlaSil🙏
SilFırtına çıkıp, deniz kabarmaya, dalgalar yükselmeye başladığında, çıpayı toplamazsanız, gemiyi suların altına da çekebilir.
YanıtlaSilDoğru.
Sil2021 Eylül ayında 999 liraya aldığım elektrikli termosifon bugün 8410 lira. 102 dolardan 189 dolara çıkmış. Dolar bazında burada bir tuhaflık var. 1 yıl önce TL'nin aşırı değerli olmadığını, olması gereken yerde olduğunu savunan arkadaşıma, geçen hafta tekrar sordum, çünkü geçtiğimiz 1 yıl içinde de değerlendi TL. Yine aynı yanıtı verdi : Olması gereken yerde. Bu mantığa göre her yıl değerlenmeye devam ediyor fakat sürekli olması gereken yerde, aşırı değerli değil 😂
YanıtlaSil:)
SilHocam bence nafile aynı şeyleri yazıyorsunuz,bu ekonominin sorunları çözülemez bakidir.
YanıtlaSilNasreddin Hoca'nın göle maya çalmasına benziyor bizimki: Ya tutarsa?
SilSayın hocam dediğiniz çok doğru, kamu kesiminin yaptığı israf bizi batağa sürüklüyor.
YanıtlaSilMaalesef
SilMahfi bey,
YanıtlaSilhttps://www.mahfiegilmez.com/2026/03/turkiyede-kriz-var-m.html?m=1
Ekonominin çarkları hâlâ dönüyor.
Sizin "tırmık" şeklinde kategorilere ayırarak açıkladığınız, ve "en düşük gelir seviyesi"nde olan insanlar bile aç değil, açıkta değil. Yani; işlerini kaybetmediler, mutfaklarında tencere hâlâ kaynıyor, evet geçmişe göre daha az yiyorlar ama büsbütün aç değiller.
Ekonomik krizin başlaması için; ekonomideki bütün çarkların ("istisnasız" bütün çarkların) durması lâzım. Kriz ancak o zaman başlar. Ama şu an böyle bir durum söz konusu değil. Ekonominin çarkları hâlâ dönüyor. "Tırmık"daki en düşük kategoride olan insanlar bile zor durumda değil, mideleri aç değil.
Sonuç:
Türkiye'de ekonomik kriz yoktur.
Defalarca söyledim, anlamamakta ısrar edenler için bir kez daha söyleyeyim:
SilDünyada enflasyon ortalaması yüzde 4,5, gelişmekte olan ekonomilerde yüzde 2,6 iken bizde enflasyon yüzde 30 ise bu krizdir.
Hocam kaleminize sağlık,Kalıcı çözüm için ciddi yapısal dönüşüm gerekli ve bunun için orta veya uzun vadede toplum olarak bu acı ilaca sanırım içerek katlanmamız ger ekiyor.Benim sorum bu ciddi reformları uygulayacak(Bana göre uygulanmalı) olan hükümet toplumda ekonomik olarak yaratılacak ilave sıkıntıdan dolayı iktidarda kalamayabilir,bu riski almak istemeyebilirler , Size göre durumda nasıl çözüm olmalı ?
YanıtlaSilBu riski alamazlarsa da sistem gider. Yani aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık. Rasyonel yaklaşım riski alıp doğruyu denemek şeklinde ama rasyonellik her zaman geçerli olamıyor.
SilKamuda istihdam edilmiş uretime hic bir katkısı olmayan 3 milyon hazir yiyen memur, 15 milyon erken emekli, 3 milyon dolaylı kamu çalışani ( belediye, üniversite , kamu işçisi vs vs) 15 milyon öğrenci, 20 milyon ev hanımı TOPLAM 60 milyon kişi hazir yiyor, 10 milyon da çocuk ve yaşlıyı düş, geriye kaldı geçekten mal ve hizmet üretmeye çalışan 10 milyon ozel sektör emekçileri. Bunlar sırtındaki bu 70 milyon hazır yiyenleri nasıl taşısın?? Böyle saçma bir ülke olduk..
Sil