Bir İstifa Öyküsü

Hazine Müsteşarlığı’na 17 Temmuz 1997 tarihinde atandım. Aynı gün basına açık olarak yapılan devir teslim töreniyle Müsteşarlık görevini Prof. Dr. Mehmet Kaytaz’dan devraldım. Tören sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtladım. Bugünün duayen gazetecisi Erdal Sağlam o zaman Ankara’da genç bir ekonomi muhabiriydi. Erdal Sağlam, bu basın toplantısında konuşulanları benim o zamanlar yeni yayınlanmış olan Hazine adlı kitabımın ekinde yazdığım “Hazineyi yönetecek kadrolara öneriler” başlıklı bölümde yer alan bazı önerileri de ekleyerek Hürriyet Gazetesinde (17 Temmuz 1997’de) şöyle yazmış:


Haber Metni: Eğilmez: “Baskı Olursa Giderim”

Göreve dün başlayan Hazine Müsteşarı Mahfi Eğilmez, "Koltuğu yarın bırakabilirim diyerek oturuyorum," açıklamasını yaparak hükümete siyasi baskıları kabul etmeyeceği mesajını verdi. Prof. Dr. Mehmet Kaytaz ile Hazine Müsteşarlığı için dün devir teslim töreni yapan Eğilmez; "Ben koltuğa yarın kalkacakmış gibi oturuyorum," diyerek herkesin bir esneklik sınırı olduğunu, sınırın zorlanması halinde hemen işi bırakacağını kaydetti.

Eğilmez; "Bu nedenle rahat görev yapacağım. Ben zaten çok fazla isteyerek değil, artık kaçamadığım için bu göreve geldim," dedi. Hazineyi siyasi işlere alet etmeyeceklerini belirten Eğilmez; görev yaptığı süre içerisinde tamamen bağımsız olunamayacağını, ancak Hazineyi özerk hale getirmek için elinden geleni yapacağını söyledi. Dr. Mahfi Eğilmez, ABD'de bulunduğu süre içerisinde "Hazine" ve "IMF, Dünya Bankası ve Türkiye ile İlişkiler" konulu iki kitap yayımladı. 

"Hazine" kitabında Merkez Bankası'nın bağımsızlığı başta olmak üzere Hazineyi yönetecek kadrolara önerilerde bulunan Eğilmez; Türkiye'ye döndükten sonra, geçen hükümet döneminde yaşanılan hataları da içerecek biçimde kitabın ikinci baskısını yayımladı. Kitabın bu baskısında yer alan "Hazineyi Yönetecek Kadrolara Öneriler Bölümüne Ek" başlıklı son bölümde Eğilmez; Hazine Müsteşarı olarak kendisini bağlayacak önerilerde bulundu. Bu öneriler arasında; Hazine'nin günü kurtaracak parlak formüllerle idare edilemeyeceği, bu takdirde kurumun daha büyük zararlara uğrayacağı uyarılarının yanı sıra; IMF, Dünya Bankası ve rating kuruluşları gibi uluslararası yapılardan gelen eleştirilere sert tepki vermek yerine, bu eleştiriler üzerine düşünmenin daha faydalı olacağı yönündeki görüşler de bulunuyor.

İşte Eğilmez'in Hazine yönetimine yaptığı ek öneriler:

Hazine'de genellikle bir günü kurtarmanın maliyeti; en az iki günü kaybetmek olarak ortaya çıkar.

Yabancıların açıkladığı aleyhte rapor ve yorumları sert bir şekilde cevaplamak yerine; bunlardan ders çıkarmaya ve eksiklikleri gidermeye yönelmelidirler.

Hazineyi devraldıklarında kesinlikle "enkaz devraldıklarını" söylememelidirler.

Hazine'nin gelenekleriyle ayakta durduğunu asla göz ardı etmemelidirler; Hazine'de gelenekler bazı hallerde kanunlardan daha önemlidir.

Devlet hazinesinin banka hizmetlerinden farklı olduğunu, kamu parasının kullanımında risk alırken defalarca düşünmek gerektiğini unutmamalıdırlar.

Buna karşın; risk almaksızın yanlışları düzeltmenin imkansız olduğunu da dikkate almalıdırlar.

Hatalı emirlere karşı üstlerine direnebilmeli; gerektiğinde istifayı göze alabilmelidirler.

Hazine Müsteşarlığı Görevinden Niçin İstifa Edip Ayrıldım?

Görevde bulunduğum süre içinde Hazine’nin Merkez Bankası’ndan piyasaya göre çok düşük faizle kısa vadeli avans adı altında para kullanmasını önleyecek bir protokolü Merkez Bankası Başkanıyla imzalayarak Merkez Bankası’nın daha bağımsız bir para politikası uygulamasının önünü açtık. Sonradan bu protokol yasa olarak çıkarıldı ve Hazine’nin Merkez Bankası’ndan para çekmesi yasal olarak önlendi. Hazine’nin siyasal etkilere açık hale getirilmiş olan iç ve dış borçlanması yeniden siyasetten arındırılarak teknik bir işlem haline getirildi. Hazine’nin, Merkez Bankası ve DPT gibi diğer kurumlarla işbirliği içinde yasa çıkarmaya gerek kalmaksızın yapabileceği bütün düzeltme adımlarını atmış olduk. Sıra hükümetin, yasa çıkarmak suretiyle yapması gereken düzenlemelere gelmişti. Orada işler baştan bana söz verildiği gibi yürümedi. Hükümet bu adımları atmaya yanaşmadı. Bir koalisyon hükümeti olduğu için gücü de yetmedi.

Hükümete önerdiğim yapısal reformların ve enflasyonla mücadele için hazırladığım EMPTÜRK 1998 – 2000 başlıklı raporun hükümetçe kabul görmemesi üzerine 4 Aralık 1997 günü Hazine Müsteşarlığı görevinden istifa ederek ayrıldım. Önerdiğim ve kabul görmeyen yapısal reformlardan bazıları şunlardı: Teşviklerin bölgesel ve sektörel olmaktan çıkarılıp dünya ile rekabet edebilecek, dünya çapında bir markaya dönüşebilecek ürünlere yöneltilmesi. Servet beyanı uygulamasının geri getirilmesi ve bu yolla kayıt dışılığın önlenmesi. Bütçe açığından daha fazla borçlanılmamasını sağlayacak mali kuralın yasal koşul haline getirilmesi (dönemin Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in desteğiyle 1998 bütçesine madde olarak kondu ancak yıl ortasında değiştirildi). Bütçe dışı fonların kapatılarak Hazineye devredilmesi.

Bugün bunlara hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının sağlanması, güçler ayrımına dayalı demokrasinin kabulü, liyakat esasına dönülmesi, eğitimin kalitesinin artırılması gibi sosyal ve siyasal konular da eklendiğine göre durum o günden bugüne iyiye gitmemiş demektir.  

Yorumlar

  1. Hocam o gün bu şartları kabul etmemeleri ile bugün gelinen nokta komple bir plan paketi olabilir mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır sanmıyorum. O günün hükümeti dışarıdan destekli bir azınlık koalisyon hükümetiydi. O nedenle benim söylediklerimi kabul etseler bile uygulamaya koyabilmeleri çok zordu. Bunları anlayışla karşılamıştım ama ben oraya süs olmak için gelmemiştim. Göreve gelirken bana verilen sözlere dayanarak benim de topluma verdiğim sözler vardı. O sözlerin tutulamayacağını anladığımda istifa ettim.

      Sil
  2. Hocam o gün şartları kabul etmeyenlerle bugünküler de devir teslim yapan kişiler.Biz iyi taraftayız da işte sesimizin çıkmaması bizi kötüden daha kötü yapıyor..

    YanıtlaSil
  3. Bu genç yaşımda ben bile maziyi özler oldum, düşünün 10-12 yaşlarım Babam haberkolik ondan dolayı hafızamda bürokrasi -siyaset üslup ve yaklaşımını iyi hatırlıyorum ne kadar fark var arada. Hayatta çoğu şeyden mahrumduk ama mutluyduk bu zamanda başta kendime, öğrencilere çocuklara çok üzülüyorum belki fiziksel bir göç yaşamadık ama zihniyet bağlamında Avrupa'dan Ortadoğu'ya bir göç yaşanmış gibi. Bunu bize tekrar hatırlattigınız için Tşk ederim Hocam, saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Mazi kalbimde bir yaradır "diye ünlü ve çok güzel ve hüzünlü bir şarkı vardır. Onun gibi.
      https://www.youtube.com/watch?v=i9YvH4-tEco&list=RDi9YvH4-tEco&start_radio=1

      Sil
  4. Üstat günaydın,

    Kurumların dimdik ayakta olduğu, birbirini denetleyebildiği, birbirine destek olabildiği ülkelerde sanırım yapı siyaseten tamamen bağımsız olarak kurgulanmış olsa gerek diye düşünüyorum. Büyük ihtimalle İsveç, İsviçre, Norveç gibi ülkelerde böyledir herhalde. Yoksa orada da insanlar yaşadığı için az önce bahsettiğim ideal durumun tersi durumlar oluşurdu diye düşünüyorum.
    Özetle sizin gibi insanların görevlerine rahatlıkla yapabildiği ve ülkelerine değer kattığı yapıların oluşmasını sağlayan kurumsal yapı oralarda siyasetten tamamen bağımsız mı veya şöyle sorayım bu nasıl başarılıyor?

    Çok selam ve sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yüksek ahlâk ve topluma saygı.
      Tamamen yetişme tarzıyla ve aile kültürüyle olduğunu düşünüyorum Cafer Bey.

      Sil
    2. Sevgili üstat,

      Yıllar önce İsveç’e gittiğimde fark etmiştim.
      İki kişi tren bileti aldığı zaman fiyatta indirim yapıyorlardı ve ben de gidip peronda bekleyen bir İsveçli’ye birlikte bilet alalım mı diye sormuştum ikimizin de indirimden faydalanabileceğini söylemiştim ve adam kesin bir dille reddetmişti. Bahsettiğiniz böyle bir şey olsa gerek.

      Çok selam ve sevgiler.

      Sil
    3. Harika bir örnek. Aynen buydu kastettiğim. Eğer kendine karşı dürüstsen topluma karşı da ahlaklı olursun.

      Sil
    4. Bizde olsa bu aptallık olarak nitelendirilir.

      Sil
    5. Kant'ın ahlak yasasını benimsemişler anlaşılan

      Sil
  5. Mahfi Hocam, "Koltuğu yarın bırakabilirim diyerek oturuyorum.'' cümlenizi emanetime alıyorum. Bugün en çok özlemi ile yanıp kavrulduğumuz konu liyakat, devlet adamlığı değil de nedir Hocam?

    YanıtlaSil
  6. Hocam bu reformlar o an hükümette kim varsa ona potansiyel oy anlamında negatif etki edeceği için gerçekten hükümet değişse ve hangi görüşten olursa olsun başka bir hükümet gelse bile yapılabilir mi ? Yavruları için kendini feda eden ahtapot durumu söz konusu sanki. Tekrar iktidar olamayacağını göze alması lazım ve bu durum siyasetin amacıyla çelişiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Bunların yapılmaması da benim görevi kabul etmekteki amacımla çeliştiği için istifa ettim. Çünkü ben oraya mevki, makam için değil, ülkeye hizmet edebilmek için daha yüksek bir ücreti bırakarak gelmiştim.

      Sil
  7. Mahfi hocanın bu anlamlı ve özlü yazısından anlaşılan mesajı en başta tek cümle ile ifade etmek istersek ;
    “Değerlere bağlılık ilkesi başlığı altında, liyakat ve profesyonel duruşun vakarlı tezahürü…”
    olarak ifade edebileceğimiz düşüncesindeyim.

    YanıtlaSil
  8. Mahfi bey, kendinizinde içinde bulunduğu maziyi samimi bir şekilde paylaştığınız için teşekkür ederim, o dönemde Zekeriya Temizel beyin servet beyanı ve servet vergisine şiddetle karşı çıkılmıştı, çünkü vergisi ödenmiş bir servetin tekrar vergilenmesi gibi algılandı, servet beyanından yapmak istenen nedir, selamlar

    YanıtlaSil
  9. Mahfi bey, o dönemlerde bir bakanımız tabanca ile kendini çenesinden vurup intihar girişiminde bulundu, bunun nedenini çok özel değilse, kamu ile ilgili nedenlerini açıklayabilirmisiniz, selamlar,

    YanıtlaSil
  10. İstifadan sonra siyasete atılıp seçilerek hükümette yer alıp o reformları hayata geçirebilirdiniz. İstifadan istifade edemediğiniz açık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

II. Abdülhamid ve Osmanlı Maliyesinin İflası