Geçen Yüzyılın İnsanları

Benim gibi yaşamının çoğunu geçen yüzyılda geçirmiş olanları “geçen yüzyılın insanları” olarak tanımlıyorum. Bunu söylerken, artık dünyanın büyük bölümünün bizim alıştığımızdan farklı bir düzen içinde yaşadığını görüyorum. Bir zamanlar geleceğin insanları olarak gördüğümüz kuşaklar bugün çoğunluğu oluşturuyor. Biz ise yavaş yavaş bir önceki yüzyılın tanıkları hâline geliyoruz.

Bazen bu yüzyıl bize tuhaf geliyor. Teknolojinin hızından çok, değişimin yönünü kavramakta zorlanıyoruz. Bizim dünyamızda her şey daha yavaştı: Haberler, ilişkiler, kararlar. İnsanlar birbirini tanımak için zaman harcar, bağlar yıllar içinde oluşurdu. Şimdi ise her şey çok daha hızlı başlayıp sona eriyor.

Bu nedenle bu yüzyılın insanlarıyla her zaman aynı düzlemde buluşamıyoruz. Biz sürekliliği doğal kabul ederken, onlar değişimi yaşamın olağan akışı sayıyor. Uzun süre aynı işte çalışmak, aynı yerde yaşamak, ilişkileri yıllarca sürdürmek bizim normal yaklaşımımızdı, yeni kuşaklar için ise yenilenme kaçınılmaz.

İletişim biçimi de değişti. Biz yüz yüze konuşmayı esas alırken, bugün insanlar sürekli bağlantıda ama çoğu zaman daha yalnız görünüyor. Mesajlar çoğaldıkça sohbetler azalıyor.

Farklılığın kaynağı yalnızca yaş değil. Her kuşak kendi zamanının koşullarında şekilleniyor. Biz yoklukların, krizlerin ve siyasal kırılmaların içinde büyüdük, bugünün kuşakları dijital dünyanın ve küresel akışın içinde yetişiyor.

Üstelik değişen yalnızca yaşam tarzları değil, bildiklerimiz de değişti. Geçen yüzyılda kesin kabul edilen birçok bilimsel bilgi, yeni keşiflerle revize edildi. Özellikle uzay alanındaki gelişmeler dünyaya bakışımızı kökten değiştirdi. Yüzyıllar önce dünya merkezli sonra güneş merkezli teorilerden güneş sistemimizin evrende bir kum tanesi kadar bile yeri olmadığına geldik. Bunlar, bize, bildiğimizi sandığımız şeylerin ne kadar geçici bilgiler olabileceğini öğretti.

Siyaset de bu dönüşümden etkilendi. Bir zamanlar ideolojiler hayatın merkezindeyken bugün siyaset daha çok kişiler, imgeler ve anlık gündemler üzerinden şekilleniyor. Soğuk Savaş’ın kutuplaşmasından küreselleşmeye, büyük ideolojik mücadelelerden kimlik ve ekonomi tartışmalarına geçildi.

Demokrasi ve hukuk alanında da benzer bir değişim var. Bizim kuşağımız bu değerleri uzun mücadelelerin ürünü olarak gördü. Bugün ise dünyanın birçok yerinde bu kavramların eski gücünü kaybettiği izlenimi var, kurumlar zayıflarken siyaset daha belirleyici hâle geliyor.

Buna rağmen temel fark, bir kopuş değil bir bakış farkı. Her kuşak tarihi kendi deneyimiyle öğreniyor. Biz geçmişin krizlerini hafızasında taşıyan insanlarız, yeni kuşaklar ise bunları daha çok tarih kitaplarından okuyor.

Belki de en doğru tutum, bu farkı bir çatışma değil, bir tamamlayıcılık olarak görmek. Çünkü toplumlar, geçmişi hatırlayanlarla geleceği kurmaya çalışanların birlikte var olabilmesiyle ayakta kalıyor.

Geçen yüzyılın insanları olarak görevimiz, öğüt vermekten çok tanıklıklarımızı paylaşmak. Çünkü o yüzyıl geride kalmış olsa da dersleri hâlâ geçerli.

Yorumlar

  1. Yüzyıllar değişse de sağduyu ve anlayışın yeri hep aynı.

    Samimi bir yazı olmuş hocam. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Genç bir okuyucunuz olarak, eklemek istediğim bir şey var.
    İlişkilerin, bakışların, fikirlerin yüzeyselleşmesi ve aynı zamanda düşük odak süresine sahip bir topluluk; yeni yüzyılın figürü olduğundan, artık demokratik haklar ve özgürlükler de dünyada daha değersiz ve otoriterleşme eğilimi dünyada her geçen gün artıyor. Otoriter yönetim yeni karşılaştığımız bir şey değil belki ama, insanlığın demokrasi hevesi 200 sene sürmedi diyebiliriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru söylüyorsunuz. Otoriter yönetimlerin olduğu ülkelerde demokrasiye geçiş olacağı beklenirken tam tersi oldu ve demokratik ülkelerde otoriter eğilimler öne çıkmaya başladı.

      Sil
  3. "Toplumlar, geçmişi hatırlayanlarla geleceği kurmaya çalışanların birlikte var olabilmesiyle ayakta kalıyor." Ne kadar güzel yazmışsınız hocam. Siz de bu derin bilgi ve emeklerinizle, kitaplarınızla ve duruşunuzla gelecek nesiller için her zaman yol gösterici olacaksınız...

    YanıtlaSil
  4. Güzel bir yazı olmuş. Eskiden insanlar bugünkü maddi imkanlara ulaşmak için yurtdışına çalışmaya giderdi. Bugün gurbete yolu düşen yabancı ülke vatandaşlığı alan ve kesin dönenlerle beraber 10 milyonu askın gurbetçi ediyor. Şimdiki nesil babalarının veya dedelerinin çalışmaya gittiği yerlere turist olarak gidiyor ama elindeki imkanlara karşı da bir doyumsuzluk yaşıyor!

    YanıtlaSil
  5. Çocuklarımızla , varsa torunlarımızla daha fazla vakit geçirmeliyiz . Torunlarımıza öğreteceğimiz çok şeyler var ama bizim de onlardan öğreneceklerimiz vardır . Dede bu nedir sorusunu duymak ve anlatabilmek duygusu çok güzel .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru ama iyi yetişmiş çocukları ve torunların da bize öğreteceği çok şey var.

      Sil
  6. Bugüne bakınca geçmişte yaşadığımız siyasal kırılmaların lafı mı olur? 60 ihtilali, 12 Eylül darbesi bu kadar tahribat yapmadı. İyi kötü demokrasi vardı. 80'ine merdiven dayamış biri olarak geleceği tahmin etmeye hayal gücüm yetmiyor. Yapay zekanın daha da geliştiği, robotların çoğaldığı, şoförsüz araçların ortalıkta dolaştığı bir dünya. Tek görebildiğim bu. Teknolojinin sunduğu bilgi bombardımanı altında insanlar daha bilinçli daha kültürlü mü olacak yoksa zekaları mı körelecek? En basit şeyleri bile YZ'ye sorar hale geldik.

    YanıtlaSil
  7. Sayın hocam yeni yüzyılın insanlarıda asrın depremini, askeri darbeyi, ekonomik krizi, savaşları,birde 2 yıl boyunca pandemi yaşadı.aslında yüzyıllardır değişen hiç bir şey yok.

    YanıtlaSil
  8. 90 larda okullarda beşeri münasebet diye bir ders vardı.neden kaldırdılar anlamadım sayın hocam.

    YanıtlaSil
  9. BEĞENMEDİĞİMİZ BU HAYAT, BAŞKALARININ HAYALİ OLABİLİR HOCAM.............

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olabilir ama öyle diye bu yaşadıklarımızı onaylamamız gerekmiyor.

      Sil
    2. Evet İran,Irak ve Suriye lilerin hayali.

      Sil
  10. Hocam sizde çok otoriter bir insana benziyorsunuz.yeni yüzyılda kimse sizin öğrenciniz olmayı istemez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendisini benim öğrencim olarak gören o kadar çok insan var ki inanamazsınız.

      Sil
  11. mahfi hocam,bana göre bir masada oturmuş olsanız etrafınızda olmasını isteyeceğiniz isimler, ahmet necdet sezer, sabih kanadoğlu,çevik bir,rüştü saraçoğlu ve olmazsa olmaz türkan saylan.çok mutlu olurdunuz değilmi hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gençlerle bir masada otursam daha mutlu olurdum herhalde. Farklı düşüncelere ulaşma imkânım olurdu.

      Sil
  12. "12 Eylül 1980'den önce bu ülkede kan gövdeyi götürüyordu! "2026 yılının Türkiye'si"nden niçin şikayet ediyorsunuz?! Şimdiki hâlinize niçin şükretmiyorsunuz?!"

    diyenlere ne cevap vermemizi önerirsiniz Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diyelim ki 1980 öncesinde adam öldürmeler daha fazlaydı (öyle değil ama diyelim ki öyle olsun) bu, bugünkü durum için gerekçe olabilir mi?
      Sui misal emsal olmaz (kötü örnek, örnek olmaz) diye bir Mecelle hükmü vardır.

      Sil
  13. Hocam bazılarının gönlünü yapsaydınız şimdi ballı börekli bir danışman veya yönetim kurulu üyesi olurdunuz bu kariyerinizle. Kendi tercihinizden gerçekten memnun musunuz? Kumsal bile değil denize yazı yazmaya çalışıyorsunuz gibi gelmiyor mu size de? Bakın bu çağ azgınlıkların bencillilerin pervasızlıklarının çağı. Ölmeden kurtulamazsınız deneyiminizi yumuşatmaya çalışmayın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir tercihim hiç olmadı. Benim yetişme tarzım doğruyu aramaya, gerçeği anlatmaya odaklanmak üzerineydi. Mevki, makam, para uğruna kişiliğimi satmayı hiç düşünmedim. Ona karşın eski Türkiye'de bürokrasinin en üst makamına geldim. Çünkü o zaman liyakat esası vardı. Lüks bir hayat yaşamayı hiç düşünmedim. Yaşam planımda bunlar yoktu sizin anlayacağınız. Kendime ve aileme yetecek kadar gelirim var. Benim açımdan iyi anılmak milyonlarca dolardan en yüksek makamlardan çok daha değerli.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri