Geçen Yüzyılın İnsanları

Benim gibi yaşamının çoğunu geçen yüzyılda geçirmiş olanları “geçen yüzyılın insanları” olarak tanımlıyorum. Bunu söylerken, artık dünyanın büyük bölümünün bizim alıştığımızdan farklı bir düzen içinde yaşadığını görüyorum. Bir zamanlar geleceğin insanları olarak gördüğümüz kuşaklar bugün çoğunluğu oluşturuyor. Biz ise yavaş yavaş bir önceki yüzyılın tanıkları hâline geliyoruz.

Bazen bu yüzyıl bize tuhaf geliyor. Teknolojinin hızından çok, değişimin yönünü kavramakta zorlanıyoruz. Bizim dünyamızda her şey daha yavaştı: Haberler, ilişkiler, kararlar. İnsanlar birbirini tanımak için zaman harcar, bağlar yıllar içinde oluşurdu. Şimdi ise her şey çok daha hızlı başlayıp sona eriyor.

Bu nedenle bu yüzyılın insanlarıyla her zaman aynı düzlemde buluşamıyoruz. Biz sürekliliği doğal kabul ederken, onlar değişimi yaşamın olağan akışı sayıyor. Uzun süre aynı işte çalışmak, aynı yerde yaşamak, ilişkileri yıllarca sürdürmek bizim normal yaklaşımımızdı, yeni kuşaklar için ise yenilenme kaçınılmaz.

İletişim biçimi de değişti. Biz yüz yüze konuşmayı esas alırken, bugün insanlar sürekli bağlantıda ama çoğu zaman daha yalnız görünüyor. Mesajlar çoğaldıkça sohbetler azalıyor.

Farklılığın kaynağı yalnızca yaş değil. Her kuşak kendi zamanının koşullarında şekilleniyor. Biz yoklukların, krizlerin ve siyasal kırılmaların içinde büyüdük, bugünün kuşakları dijital dünyanın ve küresel akışın içinde yetişiyor.

Üstelik değişen yalnızca yaşam tarzları değil, bildiklerimiz de değişti. Geçen yüzyılda kesin kabul edilen birçok bilimsel bilgi, yeni keşiflerle revize edildi. Özellikle uzay alanındaki gelişmeler dünyaya bakışımızı kökten değiştirdi. Yüzyıllar önce dünya merkezli sonra güneş merkezli teorilerden güneş sistemimizin evrende bir kum tanesi kadar bile yeri olmadığına geldik. Bunlar, bize, bildiğimizi sandığımız şeylerin ne kadar geçici bilgiler olabileceğini öğretti.

Siyaset de bu dönüşümden etkilendi. Bir zamanlar ideolojiler hayatın merkezindeyken bugün siyaset daha çok kişiler, imgeler ve anlık gündemler üzerinden şekilleniyor. Soğuk Savaş’ın kutuplaşmasından küreselleşmeye, büyük ideolojik mücadelelerden kimlik ve ekonomi tartışmalarına geçildi.

Demokrasi ve hukuk alanında da benzer bir değişim var. Bizim kuşağımız bu değerleri uzun mücadelelerin ürünü olarak gördü. Bugün ise dünyanın birçok yerinde bu kavramların eski gücünü kaybettiği izlenimi var, kurumlar zayıflarken siyaset daha belirleyici hâle geliyor.

Buna rağmen temel fark, bir kopuş değil bir bakış farkı. Her kuşak tarihi kendi deneyimiyle öğreniyor. Biz geçmişin krizlerini hafızasında taşıyan insanlarız, yeni kuşaklar ise bunları daha çok tarih kitaplarından okuyor.

Belki de en doğru tutum, bu farkı bir çatışma değil, bir tamamlayıcılık olarak görmek. Çünkü toplumlar, geçmişi hatırlayanlarla geleceği kurmaya çalışanların birlikte var olabilmesiyle ayakta kalıyor.

Geçen yüzyılın insanları olarak görevimiz, öğüt vermekten çok tanıklıklarımızı paylaşmak. Çünkü o yüzyıl geride kalmış olsa da dersleri hâlâ geçerli.

Yorumlar

  1. Yüzyıllar değişse de sağduyu ve anlayışın yeri hep aynı.

    Samimi bir yazı olmuş hocam. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. insanlarin dusunme yetisiyle paralel bir durum bu yapay zeka, sosyal medya vb gelismeler insanlarin dusunme sistemini felc etti. Sistemden nemalananlar bu durumun farkinda ve bundan da oldukca memnunlar bu yuzden otoriterlesme kacinilmaz son.

      Sil
    2. Soyal değişim ile alakalı dinamikleri Mahfi Hocamız gibi yaşayan, gördüklerini,yaşadıklarını,gözlemlediklerini deneyimlediklerini , kendisinden sonraki kuşaklara aktarmasını, yeni nesiller ile paylaşmasını bilen nitelikli yetişmiş eski yüzyıl insanlarımızın toplumumuzda keşke daha da çok olsaydı

      Sil
  2. Genç bir okuyucunuz olarak, eklemek istediğim bir şey var.
    İlişkilerin, bakışların, fikirlerin yüzeyselleşmesi ve aynı zamanda düşük odak süresine sahip bir topluluk; yeni yüzyılın figürü olduğundan, artık demokratik haklar ve özgürlükler de dünyada daha değersiz ve otoriterleşme eğilimi dünyada her geçen gün artıyor. Otoriter yönetim yeni karşılaştığımız bir şey değil belki ama, insanlığın demokrasi hevesi 200 sene sürmedi diyebiliriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru söylüyorsunuz. Otoriter yönetimlerin olduğu ülkelerde demokrasiye geçiş olacağı beklenirken tam tersi oldu ve demokratik ülkelerde otoriter eğilimler öne çıkmaya başladı.

      Sil
    2. Her görüş bir memlekette söz sahibi olmaya çalışırsa o ülkede kaos olur. Mesela Türkiye'yi ele alın. Türkçü Kürtçü Atatürkçü İslamcı Sağcı Solcu bunların fraksiyonlarını da saymadım. Şimdi sen gel bunları idare etmeye çalış. Bence RTE'ye madalya verilmeli bu kadar bölünmüş zihniyete rağmen askeri vesayet olmadan ülkeyi iyi kötü 24 yıldır yönetiyor.

      Sil
    3. Neden - sonuç ilişkilerinin karıştırılmasına örnek bir yorum yapmışsınız.

      Sil
    4. Siyaset dunyanın en zor işidir insan idare etme sanatıdır. Arabaya binen iki kişiyi düşünün birisi burası sıcak oldu pencereleri açalım der bir diğeri de kapat camı soğuk geliyor der. Şoför de bu iki zıt kutbu bir şekilde idare etmeye çalışır. Arabadaki diğer yolcular da bu iki durum karşısında homurdanmaya başlar ve şoföre olmadık eleştiriler getirilir. İste bu insanları ve durumu idare etme sanatına siyaset denir.

      Sil
    5. Bütün mesele zamanında ayrılmayı bilmektir. Uzadıkça tadı kaçar.

      Sil
    6. Siyasetin hiçbir şeysi zor değildir. Yapanların niteliğine bakmak yeterlidir. Tek yapmanız gereken şey konu bulup kutuplaştırmak, ondan sonrasını toplum sizin için bedavaya yapar. Sizin partiniz için küfürleşirler, sizden olmayanı döverler. O yüzden siyasetçilik en rasyonel iştir. Minimum emek ile maksimum para ve güç.

      Sil
    7. Bu anlattığınız şey siyaset değil ahlâksızlıktır.

      Sil
    8. Ne güzel özetlediniz Mahfi hocam ama siyasetçilerin işi tam olarak budur. Başarılı siyasetçi en çok kutuplaştıran, en çok korku ve nefret yaratan siyasetçidir. Zaten en basiti bir korku oluşturmanız zorunlu, yoksa insanların oy verme motivasyonu olmaz. Şu an ülkenin başkanlarına bakarsanız, hepsi kutuplaştırmıştır. En genç siyasetçi olduğu için ılımlı denilen Macron bile Anti-le pencilikten oy toplamaştır. İngiltere'de brexit ve göçmen, ABD'de çok fazla şey, Türkiye'de çok fazla şey. Bunun gerçek dünyada örneği vardı da unuttum ama olay siyasetçilerin toplumu bölüp bölmediği ile ilgiliydi. Eğer bölmüşlerse kutuplaşma tavan yapıyordu. ki bu dediğimi sosyal medyada 1 dakika geçirip görebilirsiniz, şu an ne iktidar ne muhalefet çok çabalıyor. Kutuplaşmış halk var, onlar onların yerine her şeyi yapıyor zaten. Siz de geçmişte solcu ve sağcıların birbirini vurmasından dolayı muhremelen biliyorsunuz. Halk siyasetçiler yerine yapıyordu işi. Keşke siyasetçi olaydım vallaha

      Sil
    9. Siz, kötü siyasetçiyi örnek veriyorsunuz. Hoş iyisi de çok az kaldı ya neyse.

      Sil
    10. İyi ve kötüyü nasıl tanımladığınıza göre olay değişse de siyasetçinin iyi insan olması tamamen imkansızdır hocam. Kavram gereği bu böyle. Dediğim gibi oy toplamak için korku yaratmak zorundasınız, bu tercih değil zorunluluk yoksa neden insanlar oy versin ki. Geleceğe dair korku oluşturmalısınız. Bunun için bir neden koyduğunuz an hayırlı olsun, kutuplaştırdınız. Hali hazırda siyasetçiler var, onlar şu şu nedenden öyle diyor siz başka nedenden olduğunu söylediğiniz an diğer siyasetçilerle çakıyorsunuz. Onların da kitlesi var ve karşıt bir şey söylemeleri gerekiyor. Bundan sonra "aman seçmenlerim, bunu yapmayın" derseniz onlar sizin davanızı çoktan sahiplendiği için hain ilan edilirsiniz. Bunu yapmasanız bile sahte imaj, sahte vaatler vermeniz gerekir. Çünkü sizin muhalefeti olduğunuz iktidar da bazı şeyleri yapmadığı için değil, yapamadığı için yapmamış olacak. Bu da yalana girer. Aklınızda iyi siyasetçi olarak kim var bilmiyorum ama öyle bir siyasetçi varsa ya toplumun eğitim seviyesi arştadır ya da kurumlar güçlü olduğu siyasetçinin hareket alanı kalmaz. Burada da zaten yapamadığı bir kötülük için birine iyi insan diyoruz. Ben %70 eminim siz de gelecekte benim konumuma geleceksiniz çünkü bu konudaki söylemler sadece benden değil boğaziçili siyaset bilimcilerden, profesörlerden çıkıyor. Geçmişteki Türkiye'yi de bildiğiniz için, gelecekte veriler ışığında siyasete benim gibi bakacağınız muhtemel. Saygılar hocam, bürokratları seviyoruz

      Sil
    11. Sn .Adsız10 Haziran 2026 14:33 , iyi ve kötü, doğru ile yanlış, güzellik ve çirkinlik, yalan söylemek ,doğru söylemek vb. birbirlerine tamamen zıt erdem , ahlak, mutlaklık bildiren söz ve söz öbekleri benim görüşüme göre özelde kişilerin nasıl tanmladığına göre değide zaman zarfında yani tarihin belirli bir dönemi veya anında bağlama göre şekillenir örneğin son derece ahlaki çöküntü aşamasında olan bir toplumda erdemli, ahlaklı kimseler pek hoş karşılanmayacağı gibi tam tersi de doğrudur yani , son derece dürüst,erdemli ,ahlaklı olan toplumlarda da ahlaksız, erdemli olmayan kimseler, hoş karşılanmaz, politika ve siyaset alanı da nihayetinde de toplumların bir çıktısı bir ürünü olduğundan politikacıların sözleri, söylemleri ile davranışları , edimleri ile uğraşları iyi niyet ve hakkaniyet kuralları çerçevesi dahilinde toplumsal yarar ve fayda amaç , ilke ile güdüleri ne göre şekillenmiş olsaydı toplumumuzda ki kutuplaşma, toplumsal gerilimlerimizin seviyesi ile kutuplaşmave toplumsal gerilim derecemiz en az düzeye indirgenmiş olabilir idi, bunun içinde akıllarda ve zihinlerde paradigma değişimi ile karşımıdaki kişilerin dünyayı algılama, anlama ve idrak etme yetilerini ile güdü ve davranışlarını anlamaya çalışma becerilerimizi geliştirmemiz yani empati kurma sosyal becerilerimizi geliştirmemiz bir zaruret ve zorunluluk haline gelmiş bulunuyor , size de iyi günler.

      Sil
  3. "Toplumlar, geçmişi hatırlayanlarla geleceği kurmaya çalışanların birlikte var olabilmesiyle ayakta kalıyor." Ne kadar güzel yazmışsınız hocam. Siz de bu derin bilgi ve emeklerinizle, kitaplarınızla ve duruşunuzla gelecek nesiller için her zaman yol gösterici olacaksınız...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu ülkenin laik kesimi bu ülkenin geçmişinden pek haz etmiyor. Bu tipler Anadolu'da ayrık otu gibi duruyor.

      Sil
    2. Tam tersi değil mi? Dediğiniz kesim bugünden haz etmiyor.

      Sil
    3. dediğimiz kesim, anadoluyu her an dışlayan kesim. türkiye'nin uzak noktasında bir şey olsa hemen anadolu yüzünden, anadoluyu satsak keşke diyen kesim. kendilerini medeni, anadoluyu komple medenisiz olan kesim. kendileri batılı, bunlar değil

      Sil
    4. Tam tersine o insanlar Anadolu insanını eğitmek, tarım topraklarını korumak, kültürün yok edilmesini önlemek, halkın malı olan kamu kuruluşlarının satılmasını engellemek için uğraşıyorlar.

      Sil
    5. %1'dir %2'dir o hocam. o medeni batılılar "köylü" kelimesini hakaret olarak kullanılıyor. Hiç kandıramazsınız kusara bakmayan. Anadoludaki kültürü de anadolulu tek başına korudu.

      Sil
    6. Yüzde kaçtır bilemem ama zaten toplumdaki duyarlı insan sayısı da çok fazla değil.

      Sil
    7. Şunu düşünmeniz bile yeterli; Açsınız birinin kapısını çaldınız, o medeni batılıların kapıyı yüzünüze çarparak kapatma olasılığı anadolu insanından daha yüksektir.

      Sil
    8. Ekmek çalan hırsız olur, devleti çalan adam olur. Arkadaşa cevap olarak yazdım hocam. Modellemeyi istediği gibi yapabilir. Saygılarımla Fatih Demirtaş

      Sil
  4. Güzel bir yazı olmuş. Eskiden insanlar bugünkü maddi imkanlara ulaşmak için yurtdışına çalışmaya giderdi. Bugün gurbete yolu düşen yabancı ülke vatandaşlığı alan ve kesin dönenlerle beraber 10 milyonu askın gurbetçi ediyor. Şimdiki nesil babalarının veya dedelerinin çalışmaya gittiği yerlere turist olarak gidiyor ama elindeki imkanlara karşı da bir doyumsuzluk yaşıyor!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşadıkları doyumsuzluk maddi imkanlarla ilgili olmaktan çok özgürlük sorunundan kaynaklanıyor.

      Sil
  5. Çocuklarımızla , varsa torunlarımızla daha fazla vakit geçirmeliyiz . Torunlarımıza öğreteceğimiz çok şeyler var ama bizim de onlardan öğreneceklerimiz vardır . Dede bu nedir sorusunu duymak ve anlatabilmek duygusu çok güzel .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru ama iyi yetişmiş çocukları ve torunların da bize öğreteceği çok şey var.

      Sil
  6. Bugüne bakınca geçmişte yaşadığımız siyasal kırılmaların lafı mı olur? 60 ihtilali, 12 Eylül darbesi bu kadar tahribat yapmadı. İyi kötü demokrasi vardı. 80'ine merdiven dayamış biri olarak geleceği tahmin etmeye hayal gücüm yetmiyor. Yapay zekanın daha da geliştiği, robotların çoğaldığı, şoförsüz araçların ortalıkta dolaştığı bir dünya. Tek görebildiğim bu. Teknolojinin sunduğu bilgi bombardımanı altında insanlar daha bilinçli daha kültürlü mü olacak yoksa zekaları mı körelecek? En basit şeyleri bile YZ'ye sorar hale geldik.

    YanıtlaSil
  7. Sayın hocam yeni yüzyılın insanlarıda asrın depremini, askeri darbeyi, ekonomik krizi, savaşları,birde 2 yıl boyunca pandemi yaşadı.aslında yüzyıllardır değişen hiç bir şey yok.

    YanıtlaSil
  8. 90 larda okullarda beşeri münasebet diye bir ders vardı.neden kaldırdılar anlamadım sayın hocam.

    YanıtlaSil
  9. Hocam sizde çok otoriter bir insana benziyorsunuz.yeni yüzyılda kimse sizin öğrenciniz olmayı istemez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendisini benim öğrencim olarak gören o kadar çok insan var ki inanamazsınız.

      Sil
    2. otoriter mi :-) bu blogda yer alan yorumları okuyan herkes Mahfi Eğilmez'in saçma sapan yorumlara bile sabırla belki bir şey öğretebilirim naifliğiyle cevap verdiğini bilir.
      Otoritermiş komik olmayın.

      Sil
  10. mahfi hocam,bana göre bir masada oturmuş olsanız etrafınızda olmasını isteyeceğiniz isimler, ahmet necdet sezer, sabih kanadoğlu,çevik bir,rüştü saraçoğlu ve olmazsa olmaz türkan saylan.çok mutlu olurdunuz değilmi hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gençlerle bir masada otursam daha mutlu olurdum herhalde. Farklı düşüncelere ulaşma imkânım olurdu.

      Sil
    2. Anlaşamazdınız hocam. aranızda 30 yıl var

      Sil
    3. Ben gençlerle çok iyi anlaşıyorum.

      Sil
  11. "12 Eylül 1980'den önce bu ülkede kan gövdeyi götürüyordu! "2026 yılının Türkiye'si"nden niçin şikayet ediyorsunuz?! Şimdiki hâlinize niçin şükretmiyorsunuz?!"

    diyenlere ne cevap vermemizi önerirsiniz Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diyelim ki 1980 öncesinde adam öldürmeler daha fazlaydı (öyle değil ama diyelim ki öyle olsun) bu, bugünkü durum için gerekçe olabilir mi?
      Sui misal emsal olmaz (kötü örnek, örnek olmaz) diye bir Mecelle hükmü vardır.

      Sil
    2. Şimdide kan gövdeyi götürüyor,her gün sokakta gençler birbirini bıçaklıyor.

      Sil
    3. Nereden nereye geldik diye bakmalıyız. Bir insan nereden geldiğini unutursa nankörlük başlar.

      Sil
    4. Yola çıktığımız yer iyi değildi ama geldiğimiz yer ondan daha kötü.

      Sil
    5. insanlar arası doğal seçilim

      Sil
  12. Hocam bazılarının gönlünü yapsaydınız şimdi ballı börekli bir danışman veya yönetim kurulu üyesi olurdunuz bu kariyerinizle. Kendi tercihinizden gerçekten memnun musunuz? Kumsal bile değil denize yazı yazmaya çalışıyorsunuz gibi gelmiyor mu size de? Bakın bu çağ azgınlıkların bencillilerin pervasızlıklarının çağı. Ölmeden kurtulamazsınız deneyiminizi yumuşatmaya çalışmayın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir tercihim hiç olmadı. Benim yetişme tarzım doğruyu aramaya, gerçeği anlatmaya odaklanmak üzerineydi. Mevki, makam, para uğruna kişiliğimi satmayı hiç düşünmedim. Ona karşın eski Türkiye'de bürokrasinin en üst makamına geldim. Çünkü o zaman liyakat esası vardı. Lüks bir hayat yaşamayı hiç düşünmedim. Yaşam planımda bunlar yoktu sizin anlayacağınız. Kendime ve aileme yetecek kadar gelirim var. Benim açımdan iyi anılmak milyonlarca dolardan en yüksek makamlardan çok daha değerli.

      Sil
    2. Sayın, Adsız 10 Haziran 2026 11:03.
      Mahfi hocanın rahmetli dedesi ile ilgili yazsını okuyunuz. Sonra neden soyadı Eğilmez öğrenmiş olursunuz.

      Buyrun link: https://www.mahfiegilmez.com/2025/07/mehmet-mahfi-bey.html

      Sil
  13. Hocam değerlerden vazmı geçiliyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de değer kavramı farklı anlaşılmaya başlandı.

      Sil
  14. Mahfi bey ne kadar hayalleriniz olursa olsun. Emek ettiğiniz ve bedel ödediğiniz surece gerçekleşir.

    YanıtlaSil
  15. Mahfi hocam, büyüme rakamları açıklandı. Enflasyon açıklandı. Son zamanlardaki gelişmelerden sonra sene sonu büyüme ve enflasyon hakkında ne düşünüyorsunuz? PPK’nın yılın dördüncü faiz kararı için yarın yapacağı toplantıdan sonra bununla ilgili bir yazı düşünüyor musunuz?
    Saygılar

    YanıtlaSil
  16. Değerli hocam öncelikle paylaşımınız için çok teşekkür ederim, emeğinize sağlık. Yazınızdan ilham ile düşündüğümüzde aynı benim gibi siz de Sn.Kılıçdaroğlu da hepimiz geçen yüzyılın insanlarıyız. Siz ve Sn.Kılıçdaroğlu aynı bürokrasi mantığı, liyakat ilkesi ve değerler sistemi içerisinden yetiştiniz, meslekî kariyerinizi inşa ettiniz. Bugün Sn.Kılıçdaroğlu'nun savrulduğu noktaya baktığımızda siyasetçi Kemal ile bürokrat Kemal aynı kişiliğe sahip olabilirler mi ? Siyasetçi Kemal aynı zamanda kendi müktesebatına da ihanet etmiş olmadı mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu soruları bana değil Kılıçdaroğlu'na sormalısınız. Başkası yerine ben yanıtlayamam.

      Sil
    2. İkisinde de basarisizdı diyeceğim ama siyasette basarılı görünüyor. Sonuçta yüzde 48 oy aldı!

      Sil
  17. Hocam,

    İki hususu size sormak istiyorum. Sizden %100 kesin, net cevaplar beklemiyorum. Tecrübenize istinaden; belki siz de geçmişinizde bu tür sorulara kafa yormuşsunuzdur diye soruyorum.

    __________ 1 __________

    Orta-okul yıllarımda küçücük bir çocukken; bilimin ilerlemesi sayesinde, teknolojik cihazların hayatımızın her anında yaygınlaşması sayesinde, sıradan insanların rasyonelliğe yöneleceğini, metafizik algıların ve geleneklerin zaman geçtikçe sönümleneceğini, bütün toplumlarda hangi din olursa olsun farketmez dinlere olan rağbetin azalacağını, sıradan insanların tedricen analitik düşünceye yöneleceğini, en nihayetinde insanların zihinlerinin berraklaşacağını; bütün bunların bilimin ve teknolojinin ilerlemesi sayesinde olacağını hayal etmiştim. (Herkesin birer "mucit" olmasından, birer "deha" olmasından bahsetMİyorum.)

    Çocukluk ve ilk-gençlik yıllarım hep bu hayalle geçti.

    Yanılmışım.

    Bilim ilerlese bile, en yeni teknolojik cihazlar her tarafımızı sarıp-sarmalasa bile; sıradan insanlar hâlâ rasyonellikten kopabiliyor (hâttâ rasyonel olmanın ne demek olduğunu merak bile etMEyebiliyor).

    Bilim ve teknoloji ilerliyor olsa bile, Mars'a gitmek için ürettiğimiz roketler parçalanmadan dik bir şekilde zemine sapasağlam inebiliyor olsa bile, "yapay zekâ" uygulamaları sayesinde "tıp" alanında muazzam başarılar elde etmemize rağmen; sıradan insanlardaki "biat kültürü" hâlâ devam edebiliyor, "Donald Trump" gibi siyasetçiler hâlâ ülke yönetimine seçilebiliyor, "post-truth" gibi absürtlükler hakkında hâlâ konuşmak zorunda kalıyoruz.

    Kafamın karıştığı nokta, işte tam burada başlıyor.

    Bilim ve teknoloji ilerliyor olsa bile; sıradan insanlar rasyonelliğe niçin hâlâ yönelemiyor, sıradan insanlar "biat kültürü"nden niçin hâlâ kopamıyor?

    __________ 2 __________

    Şimdi yazdıklarımı okuduğunuzda, sizi durduk yere yücelttiğimi düşünmeyiniz:

    Günümüzde, "manipülasyon ve dezenformasyon" tarihte hiç görülmediği kadar çok fazla ve çok hızlı yapılabiliyor artık! Bu "hızlı manipülasyon ve hızlı dezenformasyon"la ilk kez karşılaşıyoruz!

    Siz ve sizin gibi "hayatta durduğu yere (karakter sağlamlığına)" güvendiğimiz, bilimsel analizlerini onyıllardır takip ettiğimiz kişiler bir bir çekip gittikçe (vefat ettikçe); hepimizi kandıracaklarmış gibi hissediyorum!

    Yani, kısaca ve özetle; kandırılmak ile kandırılMAmak arasındaki o incecik çizginin, artık sizin gibi ömrünün sonuna yaklaşmış güvenilir kişiler olduğunu, siz de (sizin gibiler de) bu hayattan göçüp-gittikten sonra, artık her yanımızı yalanların, manipülasyonların, dezenformasyonların kuşatacağına dair endişelerim var!

    Bu endişem hakkında birkaç cümle yazar mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında ilk sorunuzun yanıtı ikinci sorunuzun içinde saklı. Bu kadar ağır manipülasyon ve bu kadar ağır algı yanıltması yapılan bir ortamda insanların doğruyu, gerçeği bulup çıkarması ve ona göre hareket etmesi için oldukça ciddi bir eğitim almış olması gerekiyor. En basit sorulara bile yanıt veremeyen insanlar yetiştiren bir toplum varsa ne yazık ki sonuç bu olacaktır.
      Her şeye karşın bize düşen doğruyu, gerçeği anlatmaya bıkmadan usanmadan çabalamaktır.

      Sil
    2. (Not: "Kişi & şahıs" özelinde sormuyorum. Şimdi okuyacağınız isimler en tanıdık, en bilindik olduğu için getirdim; "Ahmet" ismi yerine "Mehmet" ismi de olabilirdi.)

      "Elon Musk"ı ister beğenin ister beğenmeyin; analitik düşünce ve mühendislik yeteneğinin olduğunu inkâr edemeyiz.

      "Jeff Bezos"u ister beğenin ister beğenmeyin; analitik düşünce ve mühendislik yeteneğinin olduğunu inkâr edemeyiz.

      "Sam Altman"ı ister beğenin ister beğenmeyin; analitik düşünce ve mühendislik yeteneğinin olduğunu inkâr edemeyiz.

      "Mark Zuckerberg"ü ister beğenin ister beğenmeyin; analitik düşünce ve mühendislik yeteneğinin olduğunu inkâr edemeyiz.

      Bütün bu kişiler; "Donald Trump"a niçin biat ediyor?

      Sil
    3. Etmezlerse başlarına iş geleceğinden korkuyorlar. Çünkü hepsinin açıkları var. Rockefeller'e sormuşlar "nasıl bu kadar zengin oldunuz" diye. "İlk kazandığım bir milyon doları sormazsanız gerisini anlatırım" demiş. Hepsinin açıkları var ve Trump da oralardan geldiği için o açıkları biliyor.

      Sil
    4. Sorumun özü şu idi:

      Bilimde ilerliyor olmak, mükemmel teknolojik ürünler üretmek; "biat kültürü"nü azaltmak için yeterli olamıyor demek ki? (Yanılıyor muyum?)

      Daha net 3 örnek vereyim size:

      • Fethullah Gülen cemaatinin "TSK" yapılanması içinde "kurmay subay" rütbesinde olanlar bile vardı. Yani "analitik ve bilimsel düşünceye göre yetişen subaylar bile" Gülen'e biat etti.

      • Adolf Hitler'in zamanında, Nazi ordusu içinde; Hitler'den katbekat daha zeki, katbekat daha yetenekli subaylar vardı (ki; Hitler'in "onbaşı rütbesi"nde olması başlıbaşına şüpheli iken!) Ama "analitik ve bilimsel düşünceye göre yetişen subaylar bile" Hitler'e biat etti.

      • ABD ordusu içinde Donald Trump'ın zekâ seviyesi ile asla kıyaslanamayacak kadar "analitik ve bilimsel düşünceye göre yetişen subaylar bile" Trump'a biat ediyor.

      "Sivil (Musk, Bezos, Altman)" ve "asker" ayrımı yapmadan soruyorum. (Ordularda "emir-komuta zinciri"nin olduğunun elbette farkıdayım. Benim size sorduğum soru şu; analitik düşünceye sahip, bilimsel ilerlemenin zirvesinde olan insanlar bile niçin "biat" ediyorlar?)

      Bir kez daha:

      Bilimde ilerliyor olmak, mükemmel teknolojik ürünler üretmek; "biat kültürü"nü azaltmak için yeterli olamıyor demek ki?

      Yanılıyorsam lütfen düzeltiniz Mahfi hocam?

      (Sanki "analitik düşünce"yi, "bilimsel ilerleme"yi küçümsediğim, önemsiz gördüğüm algısı oluşmasın lütfen.)

      Sil
    5. Sorumun özü şu idi:

      Bilimde ilerliyor olmak, mükemmel teknolojik ürünler üretmek; "biat kültürü"nü azaltmak için yeterli olamıyor demek ki? (Yanılıyor muyum?)

      Daha net 3 örnek vereyim size:

      • Fethullah Gülen cemaatinin "TSK" yapılanması içinde "kurmay subay" rütbesinde olanlar bile vardı. Yani "analitik ve bilimsel düşünceye göre yetişen subaylar bile" Gülen'e biat etti.

      • Adolf Hitler'in zamanında, Nazi ordusu içinde; Hitler'den katbekat daha zeki, katbekat daha yetenekli subaylar vardı (ki; Hitler'in "onbaşı rütbesi"nde olması başlıbaşına şüpheli iken!) Ama "analitik ve bilimsel düşünceye göre yetişen subaylar bile" Hitler'e biat etti.

      • ABD ordusu içinde Donald Trump'ın zekâ seviyesi ile asla kıyaslanamayacak kadar "analitik ve bilimsel düşünceye göre yetişen subaylar bile" Trump'a biat ediyor.

      "Sivil (Musk, Bezos, Altman)" ve "asker" ayrımı yapmadan soruyorum. (Ordularda "emir-komuta zinciri"nin olduğunun elbette farkıdayım. Benim size sorduğum soru şu; analitik düşünceye sahip, bilimsel ilerlemenin zirvesinde olan insanlar bile niçin "biat" ediyorlar?)

      Bir kez daha:

      Bilimde ilerliyor olmak, mükemmel teknolojik ürünler üretmek; "biat kültürü"nü azaltmak için yeterli olamıyor demek ki?

      Yanılıyorsam lütfen düzeltiniz Mahfi hocam?

      (Sanki "analitik düşünce"yi, "bilimsel ilerleme"yi küçümsediğim, önemsiz gördüğüm algısı oluşmasın lütfen.)

      Sil
  18. Bu yazınızla aynı anda:

    Artık aramızda olmayan öğretmen "Irmak Koparan"ın başına gelenleri de okudum,

    Ve "Fatoş Pınar Türker"in; savcının düşmanca sorularına maruz kalmasını, polis tarafından sorgulanırken vücuduna uygulanan muamelenin ne olduğunu da okudum,

    Şu sonuca vardım:

    "Nefret", en tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda!

    Sizin bu "blog"daki iyi niyetiniz ile, toplumda azgınlık boyutuna ulaşmış "nefret" arasında uçurumlar var!

    "Irmak Koparan"ın başına gelenler:

    https://t24.com.tr/gundem/ogretmen-irmak-ayse-koparanin-olumunden-onceki-cigligi-dilekceleri-ve-ses-kaydi-ortaya-cikti-okul-muduru-gozaltina-alindi,1327942?_t=1781086356879

    "Fatoş Pınar Türker"in başına gelenler:

    https://t24.com.tr/gundem/ibb-davasinda-47-gun-medya-as-genel-muduru-elif-atayman-21-ay-boyunca-onceki-donemden-kalan-alacaklarin-tahsili-icin-calistim,1327829?_t=1781086412244

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok üzücü. Ne yazık ki toplumumuz son yıllarda böylesine feci bir duruma evrildi.

      Sil
  19. Yorumları okuyunca şu soruyu sormadan edemedim:

    Mahfi bey kendisini "dert babası" gibi hissediyor mu? "Bir dert anlattım, bin ah işittim. Blog'uma gelen okuyucular dertlerini bana anlatmaya başladılar..."

    Böyle hissettiğiniz oluyor mu Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O da bu işin bir parçası.

      Sil
    2. Mahfi hocam psikolog olsaydı seans başı 4000TL almayı hak eden sayılı psikologlardan olurdu.

      Sil
    3. Bu tecrübeye sahip biri için seans başı 10bin den başlar.

      Sil
  20. Hocam siz son zeki kuşaksınız, sizden sonrakilerin ıq'su küçülüyormuş

    YanıtlaSil
  21. Kendi penceresinden at gözlüğü takarak zırva yorum yazanlara, aldığı cevapla yetinmeyip bir de tartışanlara nasıl sabredip cevap yetiştiriyorsunuz Mahfi Hocam? Asla yapamayacağım bir şey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocalık böyle bir şey. Belki doğruyu görmelerine katkım olur diye düşünür insan.

      Sil
  22. Yeni kitap yazma zamanı gelmiş hocam.

    YanıtlaSil
  23. "Max Bruch" ve "Joan Baez" dinleyen biri ile,

    "Cengiz Kurtoğlu" ve "İrem Derici" dinleyen biri;

    Hiç bir olur mu Mahfi bey?

    😉

    YanıtlaSil
  24. Hocam peki bu kadar olumsuzluk arasında neyi seçip neyi görüp de umudumuzu yitirmemeliyiz sizce? teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyiyi, doğruyu, dürüstü, gerçeği seçmeye çalışın. Bunlar, bütün bozulmaya karşın bulunabilir değerler.

      Sil
  25. Hocam merhaba Altın fiyatları düşüşde.Devamı gelirmi sizce.

    YanıtlaSil
  26. Az önce yaya geçidinde motosikletli serseriler tarafımdan eziliyordum. çoluğun çocuğun kadının yaşlının hiç şansı yok.

    YanıtlaSil
  27. İnsanlar tanrısallaşıyor. 50 yıl sonra tüm işleri robotlara ve yapay zekaya devrettiğinde insanlık 2. Sokrates çağına girecek. Herkes filozof, herkes yalnız olacak. Belki çocuklar dahi çiftliklerde yetiştirilecek. Sonra da insan beyni dijital ortama aktarılıp, insan varlığı son bulacak. O zaman insan tanrı olacak. Gözle görülmez elle tutulmaz doğmaz doğurmaz. Hayyul kayyım blr YOK VARLIK haline gelecek.

    YanıtlaSil
  28. Geçen yüzyılın insanı ve sizin kelimelerinizle önceki yüzyılın tanıklarından { tanıklıklarımızı paylaşanlardan } olarak, yazınız ve anlamlı ifadelerinizi yaşayarak anlayanlar arasında olmaktan çok mutlu olduğumu ifade etmek isterim. Sağolun üstat.

    YanıtlaSil
  29. Sayın Eğilmez, bahsettiğiniz gibi çağ değişti ancak Siyasal Liderlerimizin çoğu geçmiş yüzyılın insanları. Yaşları 70 in üzerindeki Siyasal Liderleri boşlasak mı acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. O nedenle bana siyasete girmemi önerenlere gençler girmeli diyorum. Artık bu yüzyılın insanları yönetmeli ülkeyi.

      Sil
  30. Beni ilk sigara içerken yakaladığı günü hiç unutmayacağım. South Terrace'ın sonunda, kendime benzer iki veletle takılıyordum bir gün, hepimiz de ağzımızın köşesine birer pipo sıkıştırdığımız için kendimizi koca adam sayıyorduk. Derken birden geçiverdi. Tek kelime etmedi, durmadı bile. Ama ertesi gün, pazar günü, ikimiz yürüyüşe çıkmıştık, eve dönerken bir sigara tabakası çıkarıp dedi ki, 'aklıma gelmişken Simon, sigara içtiğini bilmiyordum'. Veya böyle bir şey. Tabiî idare edebildiğim kadar idare etmeye çalıştım. 'İyi bir şey içmek istiyorsan,' dedi, 'şunlardan birini dene. Dün gece Amerikalı kaptanın biri Queenstown'da bana hediye etti de.'
    Stephen babasının ağlamayı andırır bir sesle güldüğünü işitti.
    O zamanlar Cork'un en yakışıklı erkeği oydu, Tanrı şahittir çok da yakışıklıydı. Kadınlar sokakta durur, dönüp arkasından bakarlardı.
    ...
    -Neciydi? diye sordu Cranly bir sessizlikten sonra.
    Stephen hiç düşünmeden babasının işlerini saymaya başladı.
    -Tıp öğrencisi, kürekçi, tenor, amatör aktör, bağırıp duran siyasetçi, küçük toprak sahibi, küçük yatırımcı, ayyaş, iyi bir dost, hikâyeler anlatan biri, birilerinin kâtibi, damıtma fabrikasında bir şey, vergi tahsildarı, müflis, şimdilerde de kendi geçmişini övüp duran birisi.

    (Sanatçının Gençlik Portresi, roman, James Joyce, çeviren; Fuat Sevimay, İthaki Yayınları, 1. Baskı, Temmuz 2019, 101. ve 273. sayfalardan)

    YanıtlaSil
  31. Bu yüzyılın insanları ellerinde cep telefonu başları öne eğik kamburumsu yapılar haline gelmiş insanlar. Toplu taşıma araçlarında, şehirlerarası otobüs seyahatlerinde vb. bu tür insanlar ile karşılaşıyorum sürekli. Halbuki pencerelerden dışarı bakıp en azından etraftaki güzel olan şeyleri izleseler ve düşünseler onlar içinde çok iyi olur kanısındayım. Cep telefonu kölesi olmuş bir nesil var maalesef...

    YanıtlaSil
  32. Hocam konu dışı olacak.

    Ptt ve Ziraat bankasından alınan çeşit çeşit yardımlar Halk Bankasına geçti. O kadar kalem yardım çeşidi var ki hayal gücünüzü kullanmanız serbest.

    İnsanlar yardımlarla geçiniyor özellikle yaşlı olanlar.

    İnanılmaz bir yardım ekonomisi ağı yapılmış. Bu insanların siyasi tercihlerinin değişmemesi olayını daha iyi anlıyorsunuz çünkü yardım kesilir diye korkuyorlar. Bu cümleden daha fazla yorum çıkarmak serbest.

    Sadece şunu diyorum .Allah Büyük. Allah Büyük.

    YanıtlaSil
  33. Sayın Eğilmez nöronları aktifleştiren yazınız teşekkürler,
    Toplum ,aile ,topluluk ,grup anlayışı ve daha sade manevi ağırlıklı ortak değerler ile birlikte yaşamayı 20yy temsil ediyorsa 21.yy sanki daha çok bireysel ya da küçük grupların anlayışı ve daha komplike maddi ağırlıklı bir yaşam şekline evrildi.21yy gençlerinin aile ,ülke ,manevi değerler paydaları daha az önemli oldugu bireysel kariyer ve maddi kazanımlarla mutluluğu aradıklarını gözlemlemek mümkün ve ırk din ülke farketmeksizindünya gençleri böyle bir yola girmekteler.Ortak oluşturulan popüler kültür bence ideoloji ve sınırları giderek silikleştiriyor.Henüz ilk çeyreği bitirdik tahminim bu egilim artarak devam edecek ve 2050 de bugünkü dünyayı da eski diye tanımlayacagımız bir dönem görebiliriz ?herhalde fütüristlerin teknolojik gelişmeleri öngörmelerinde isabet oranı yüksek olabilir ancak insana dair gelecek öngörüsü için tahminde bulunmak bile başlıbaşına büyük bir iş sayılmalıdır ancak 1984 ün hakkını teslim etmek de boynumuzun borcudur.
    Saglık ve esenlikler dilegi ile

    YanıtlaSil
  34. Bu gerçekçi tespitlerinizden dolayı teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
  35. Hocam son yüz elli yıldır insanlık büyük bir hızla kıyamete doğru koşuyor. Son yüz elli yılda var olan türlerin yarısını, bakın yarısını diyorum tamamen, bir daha geriye dönmemek üzere yok ettik. Yediğimiz her lokma, yazdığımız her harf bizi kaçınılmaz bir yok oluşa doğru sürüklüyor. İnsanlık ne yaptığının farkında bile değil ancak mevcut sistem bunu biliyor. Çünkü eğer dördüncü boyuttan bakarak bunun başından sonuna kurulu olduğunu göz ardı edemeyiz. Olacak olan şey kesindir ve gidişatı geriye döndüremeyiz Ancak veriye dönüştürebiliriz Şu anda bu veri çağındayız. Bu bir süreç. O yüzden nüfusun çoğalması ve kaçınılmaz son yüzünden azgınlık yuvarlanan kar topu misali büyüyor. Hocam dünyanın yöneticileri partilerde çocukları yiyorlar. Bebek kanından serum yapıp kendilerine enjekte ediyorlar. Bu size neyi hatırlatıyor. Mısır firavunların sonsuz hayat için yaptıklarına benzemiyor mu? Yahu bu dünyanın en büyük yöneticisi çocuk istismarı yapmakla suçlanıyor. Çine ziyarete gidiyor ve bir çocuk istismarı partisinde çocuklarına yaptığı dans ile karşılanıyor. Daha ana sütünden yeni kesilmiş çocuklar bunlar. Sırf bunların yaptığı ortaya çıkmasın diye 3. dünya savaşını sahneye koydular. Bu yok oluşun çırılçıplak görüntüsü...

    YanıtlaSil
  36. Yazınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  37. “Assın, kessin, nepotizmi allahına kadar yapsın, kendi sülalesine devlet kesesinden servet sağlasın önemli değil, ama “ istikrarı “ sağlasın benim için muteberdir” … şeklinde gizli mesaj içeren yorumları okudukça midem bulanıyor.
    Bakın ABD şu anda TR ile benzer durumda , fakat ABD vatandaşları bu durumu düzeltip anayasal fabrika ayarlarına dönecekler.
    Bizdeki yarım yamalak entellektüeller mevcut hastalıklı ideolojiyi rasyonelleştiren gerekçeler bulmaya çalışacaklarına İskandinav ülkelerine, Avustralya’ya , İngiltere’ye baksınlar.
    Siyasi ahlak ve toplum ahlakı üst seviyede buluşursa demokrasi çalışır.

    YanıtlaSil
  38. Kısaca " nereden nereye.."

    YanıtlaSil
  39. 5 DEV ve CÜCELERİ

    Bir zamanlar dağın eteğinde yaşayan yüzlerce cüce vardı. Her gün sırtlarında taşıdıkları yiyecekleri tepedeki devin mağarasına götürürlerdi.

    Dev büyüdükçe büyüyor, güçlendikçe güçleniyordu.

    Başlangıçta dev, cücelere teşekkür ederdi.
    Sonra teşekkür etmeyi bıraktı.
    Bir süre sonra taşıdıkları yükü az bulmaya başladı.
    En sonunda da kendisini beslemenin cücelerin görevi olduğuna inandı.

    Yıllar geçti.
    Cüceler yaşlandı, sayıları azaldı.
    Eskisi kadar yiyecek taşıyamaz oldular.

    Dev aç kalmaya başlayınca aynaya baktı ve değişen dünyayı suçladı.

    Sonra cüceleri suçladı. Ardından nankörlüklerinden söz etti.

    Oysa dağın yaşlı baykuşu şöyle dedi:
    “Sen açlıktan değil, alışkanlıktan öfkeleniyorsun. Çünkü yıllarca başkalarının emeğini kendi hakkın sandın.”

    Dev ilk kez mağarasının dışına çıktı.
    Dağın eteklerine baktığında, cücelerin aslında onu değil, kendi güçlerini tüketerek yaşattıklarını gördü.

    Kendini besleyenlerin küçüklüğüne aldanan devler, bir gün onların omuzlarında yükseldiklerini hatırlamak zorunda kalırlar.

    Bazı gerçekler, fark edildikleri gün değil, bedeli ödendiği gün anlaşılır...

    Makalenizi okuyunca bende böyle bir masal canlandı.
    Teşekkürler
    Saygılar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder