Amir Şiddeti
İşyerinde şiddet denildiğinde aklımıza çoğu zaman bağırmak, hakaret etmek ya da fiziksel saldırı gelir. Oysa şiddet her zaman bu kadar açık ve görünür değildir.
Bir çalışanın sürekli
küçümsenmesi, herkesin içinde azarlanması, tehdit edilmesi, yaptığı işin değersizleştirilmesi
veya makamın baskı kurmak amacıyla kullanılması da şiddetin farklı
biçimleridir. Bazen de şiddet, doğrudan bir davranıştan çok, yetkinin nasıl
kullanıldığıyla ilgilidir.
Amir olmak; iş istemek,
performansı değerlendirmek, hatayı göstermek ve gerektiğinde çalışanı uyarmak
demektir. Fakat amir olmak, çalışanı küçük düşürme, korkutma veya sindirme
hakkı vermez. Çünkü yönetmekle baskı kurmak arasında önemli bir sınır vardır.
Bu sınırı yıllar önce, meslek
hayatımın henüz başında öğrendim.
Maliye müfettiş muavini olalı
daha dört ay olmuştu. Üstat refakatinde İstanbul’da bir müdürlüğü teftiş
ediyorduk. Denetim sırasında usulsüz bir işlem tespit etmiştim. İşlemi yapan
memura neden böyle bir işlem yaptığını sordum. Memur, işlemi şefinin talimatıyla
yaptığını söyledi. Şefini çağırmasını istedim. Şef geldiğinde, verdiği
talimatın usule aykırı olduğunu söyleyerek kendisini memurunun yanında sert bir
şekilde uyardım. Şef ve memur odadan çıktıktan sonra üstat bana döndü:
“Bir amiri, memurunun yanında
asla uyarmamalısın. Amirin otoritesi sarsılır ve memur bir daha onu dinlemez.”
Personel İdaresinde Beşeri
Münasebetler dersi okumuş olmama rağmen, o gün ciddi bir beşeri münasebetsizlik
yapmıştım. Belki de on kitap okusam alamayacağım dersi, üstat bana birkaç
cümleyle vermişti. Antoine de Saint-Exupéry’nin dediği gibi, “Yaşam, kitapların
öğrettiğinden fazlasını öğretiyordu.”
Yıllar geçtikçe o gün
söylenenlerin anlamını daha iyi kavradım. Üstadın söylediği, amirin her durumda
haklı olduğu veya amirin eleştirilemeyeceği anlamına gelmiyordu. Asıl mesele, otoritenin
nasıl korunacağı ve nasıl kullanılacağıydı.
Bir amirin otoritesini korumak
başka şeydir, otoriteyi baskı aracına dönüştürmek başka.
Sağlıklı bir yönetimde amaç,
çalışanı korkutarak itaat ettirmek değildir. Amaç, insanların adil, güvenilir
ve öngörülebilir bir yönetim altında işlerini doğru biçimde yapmalarını
sağlamaktır.
Çünkü sürekli bağırılan,
aşağılanan veya tehdit edilen bir çalışan, bir süre sonra işini nasıl daha iyi
yapacağını düşünmekten çok, amirinin bir sonraki tepkisini düşünmeye başlar. Böyle
bir ortamda insanlar düşüncelerini söylemekten çekinir. Hata yaptıklarında bunu
açıkça paylaşamazlar. Sorunları yöneticilerine anlatmak yerine saklamayı tercih
ederler. Sonra yavaş yavaş güven kaybolur. Güvenin kaybolduğu yerde ise
sessizlik başlar.
Çalışanlar fikirlerini söylemez,
sorunları zamanında bildirmez, yanlışların düzeltilmesi gecikir. Dışarıdan
bakıldığında disiplinli görünen bir çalışma ortamı, aslında giderek daha
kırılgan hale gelir. Üstelik bütün bunlar “Disiplin sağlıyorum” gerekçesiyle
açıklanamaz.
Bir çalışanın hatasını göstermek,
onu uyarmak ve işini daha iyi yapabilmesi için yol göstermek yöneticinin
görevidir. Ancak hakaret etmek, aşağılamak, tehdit etmek veya kişinin onurunu
zedelemek yöneticilik değildir.
Bence asıl mesele, amirin sahip
olduğu gücü nasıl kullandığıdır. Yetki, çalışanı ezmek için değil, işin doğru
yapılmasını sağlamak için vardır. Otorite korkuyla sağlanabilir; ancak güven
üzerine kurulan otorite hem çalışanı hem kurumu güçlendirir.
Bu nedenle bir işyerinin
başarısını yalnızca ortaya çıkan sonuçlarla ölçmemek gerekir. O sonuçlara
ulaşılırken insanların nasıl muamele gördüğü de önemlidir. Çalışanının onurunu
ve güven duygusunu korumayan bir çalışma ortamı, kısa vadede sonuç üretebilse
bile uzun vadede huzursuzluğun, sessizliğin ve başarısızlığın tohumlarını
taşır.
Yıllar önce aldığım o ders, benim
için yalnızca bir teftiş anısına dönüşmedi. Yönetici ile çalışan arasındaki
ilişkinin, makamdan ve yetkiden daha önemli bir tarafı olduğunu öğretti.
İyi amir, kendisinden korkulan
değil; hataları düzeltmeyi gösteren ve adaletine güvenilen amirdir.
Mahfi bey
YanıtlaSilFatih Altaylı ile beraber onun YouTube kanalında; periyodik olarak her ay bir pazar günü 2 saati aşmayacak şekilde yayınlar yapmaya başlayacakmışsınız, doğru mu?
Her ay iktisadî bir temayı siz seçecekmişsiniz, bu temanın tarihsel gelişimi ile beraber en güncel durumunu ayrıntılarıyla açıklayacakmışsınız.
Eğer bu yayınlara başlayacağınız doğruysa; ilk yayını ne zaman izleyeceğiz?
Böyle bir şey yok.
SilFatih Bey, çok takdir ettiğim, izlediğim bir gazeteci - yorumcu. Youtube programını da yazılarını da beğenerek izliyorum. Ülkenin en temel sorunlarına değiniyor. Kendisiyle bir kez Teke Tek programında buluştuk, çok da keyif aldığım bir program yaptık.
Ben sosyal medyada sürekli yer almak istemiyorum. Eğer tersi olsaydı bana sürekli teklif edileni yapar kendi adıma bir youtube kanalı kurar orada yayın yapardım.
Arada bir kıramadığım kişilerin programına konuk oluyorum ama o kadar. Benim asıl uğraşım bloğumda kendi kendime yazı yazmak. Okuyanlar ve beğenenler oluyor bu da beni fazlasıyla mutlu etmeye yetiyor.
Hocam baba gibisiniz...
YanıtlaSil😀
SilKurumlarda karakter zaafiyeti olan,egosu yükselmiş ve empati yoksunu kişilerin yönetici olmalarının önüne geçebilecek bir iç denetim mekanizması ne yazık ki yok Hocam.
YanıtlaSilTam tersine iş hayatının mevcut hali,bu kişilerin önünün açılmasına ve yükselmesine olanak sağlıyor.Çünkü bu yapıdaki insanlar,her biçime rahatlıkla bürünebildikleri için üst yönetimi de rahatlıkla kandırabiliyorlar.Altlarındaki çalışanlara her türlü psikolojik şiddeti ve baskıyı,kimseye hissettirmeden yapabiliyorlar.
Eğer kurumdaki her seviye çalışan ile en üst yönetim arasında alternatif bir iletişim kanalı(bir üst yöneticiyi by pass eden) açılmazsa,bunu engelleyebilmenin mümkün olduğunu düşünmüyorum.
Saygılarımla.
Liyakatsiz insanlar amir konumuna geçtiğinde bu sorunlar da artar. Çünkü liyakatsiz insan altıdakilerin iyilerini kendisine rakip olarak görür ve onların önünü keser, kendisine rakip olmayacak kişileri destekler.
SilMahfi bey selamlar,
YanıtlaSilÇok güzel bir yazı olmuş teşekkür ederiz. Farklı bir bakış açısıyle bakmak istersek,
Usulsüz bir işlem yapılmasını memuruna zorlayan bir amirin, otoritesinin sarsılmasını ve hatta memurunun bir daha onu dinlememesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Askerde de emir komuta zinciri vardır, ama bu komutanın her dediğinin yapılacağı anlamına gelmez, emir'in tanımı kanunlarla belirlenir.
Eskiden bürokraside de böyleydi. Yasalara, tüzük veya yönetmeliklere aykırı emir olursa bunlar aşağıda imzalanmazdı. Eğer amir ısrar etmişse o zaman yazı hazırlanır ikinci kopyasındaki parafın yanına katılmıyorum diye yazılırdı.
SilMemurlukta daöyle mi bilmiyorum ama özel sektörde gördüğüm çoğu sorunu görmezden gelmek en iyisi.
YanıtlaSilSorunları görüp bildirince bir süre sonra o sorunları sanki siz yaratıyormuşsunuz gibi sizin üzerinizde negatif algı oluşuyor. Üstelik madem sen gördün sen düzelt gibi sizin üzerinize yıkılıyor iş.
Maalesef aynı.
SilEkonomi düzelirse bu da düzelir.
YanıtlaSilYok bunun düzelmesi ahlâkla ilgili. Eskiden de ekonomi iyi değildi ama bu konularda daha iyiydik. Çok iyiydik demiyorum ama bugüne göre daha iyiydik.
SilSanırım "cam tavan" terimini de bu konu içinde ele almak gerekiyor.
YanıtlaSilCam tavan, kadınların çalışma hayatında belirli bir noktadan sonra daha üst kademelere yükselmesini engelleyen; çoğu zaman açıkça dile getirilmeyen fakat süreçlerin içine yerleşmiş ayrımcı yapıları ifade eden bir iş terimidir. Bu engel; işe alım, terfi, değerlendirme, yetki ve ücret gibi karar mekanizmalarında kadınların sistemli biçimde dezavantajlı bırakılmasıyla ortaya çıkar.
Çok doğru.
Sil