Niçin Potansiyelimizin Altında Üretiyoruz?
Bir ülkenin elinde yeterli makine, işgücü ve teknoloji olmasına karşın neden üretebileceğinden daha az ürettiğini hiç düşündünüz mü?
Bu soruyu anlamak için üretim
imkânları eğrisinden (ÜİE) yararlanabiliriz. ÜİE, mevcut kaynaklar ve teknoloji
sabitken bir ekonominin üretebileceği en yüksek mal ve hizmet bileşimlerini
gösterir. Aynı zamanda ekonominin mevcut kapasitesiyle ulaşabileceği potansiyel
üretimi anlamamıza yardımcı olur.
Aşağıdaki şekilde yalnızca iki
mal (A ve B) üreten farazi bir ekonominin üretim imkânları eğrisi (ÜİE) yer
alıyor.
Bu farazi ekonomi, kaynaklarını
iki mal arasında farklı biçimlerde dağıtabilir. ÜİE üzerinde üretim yapıyorsa
kaynaklarını etkin kullanıyor ve ulaşabileceği maksimum üretim düzeyindedir.
Şekildeki X noktası bunu gösteriyor.
Ancak gerçek hayatta ekonomiler
her zaman bu kapasiteyi tam olarak kullanamaz. İşsizlik, atıl kapasite,
finansmana erişim sorunları, düşük yatırım ve belirsizlik gibi nedenlerle
ekonomi ÜİE'nin altında üretim yapabilir. Y noktası, ekonominin mevcut
kaynaklar ve teknolojiyle ulaşabileceği maksimum üretimin altında kaldığı böyle
bir durumu gösteriyor.
Bir ülke kaynaklarını artırır
veya teknolojisini geliştirirse üretim kapasitesi yükselir ve ÜİE dışa doğru
kayar. ÜİE1'den ÜİE2'ye geçiş, ekonominin üretim kapasitesinin arttığını ve
daha yüksek üretim düzeylerine ulaşabildiğini gösterir.
Üretim kapasitesinin
artırılmasının temel yollarından biri yatırımdır. Yeni yatırımlar kapasiteyi
artırırken, yenileme ve teknoloji yatırımları mevcut kapasitenin daha verimli
kullanılmasını sağlar.
Örneğin günde 5.000 ekmek üreten
bir fırının yanına ikinci bir fırın eklenmesi üretim kapasitesini artırır.
Mevcut fırının daha verimli bir teknolojiyle yenilenmesi de benzer sonucu
doğurabilir. Vardiya sayısını artırarak kapasite kullanımını yükseltmek üretimi
artırabilir; ancak bunun sınırı vardır. Uzun dönemde kalıcı kapasite artışı
için yatırım gerekir.
Fakat işletmeler yatırım yaparken
yalnızca finansman bulup bulamayacaklarına bakmaz. Yatırımın sağlayacağı
getirinin finansman maliyetini ve üstlenilen riskleri karşılayıp karşılamayacağını
da hesaplarlar.
Enflasyonun yüksek, geleceğe
ilişkin beklentilerin olumsuz ve risklerin yüksek olduğu bir ekonomide yatırım
yapmak daha maliyetli ve belirsiz hale gelir. Bunun sonucunda yatırım azalır,
üretim kapasitesi yeterince gelişmez ve ekonomi potansiyelinin altında
kalabilir.
Bu ilişkiyi kısaca şöyle
gösterebiliriz:
Yüksek risk → yüksek belirsizlik
ve finansman maliyeti → düşük yatırım → düşük üretim kapasitesi → potansiyelin
altında üretim
Gelişmiş ekonomilerde de kurumsal
ve siyasal faktörler önemlidir. Ancak kurumsal kapasitenin görece güçlü olduğu
ekonomilerde ekonomik politikaların uygulanmasını sağlayan altyapı büyük ölçüde
mevcuttur.
Gelişmekte olan ekonomilerde ise
ekonomik sorunların yanında hukuk, kurumların bağımsızlığı, öngörülebilirlik ve
teknik karar alma süreçlerinin siyasetten etkilenmesi gibi yapısal sorunlar
bulunabilir. Bu sorunlar ekonomik riskleri artırarak yatırım kararlarını
olumsuz etkileyebilir.
Bu nedenle gelişmekte olan
ekonomilerde ekonomik büyümeyi hızlandırmak için yalnızca enflasyon, faiz,
kredi veya yatırım politikalarına odaklanmak yeterli olmayabilir. Yatırımı ve
üretimi destekleyecek kurumsal koşulların da güçlendirilmesi gerekir.
Başka bir ifadeyle, bir
ekonominin üretim imkânları eğrisini dışa doğru kaydırmak yalnızca daha fazla
sermaye ve teknoloji meselesi değildir. Bir ülkenin büyümesi yalnızca ne kadar
kaynağa sahip olduğuna değil, bu kaynakları üretime dönüştürebilecek ortamı
oluşturup oluşturamadığına da bağlıdır.
Mahfi Hocam, yazınız için çok teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
Silİktidarı hedefleyen siyasetçiler de biliyor bu gerçekleri ama bunları slogan yapıp seçime gitse kaybedecek. Onun için halk nezdinde pirim yapan klasik istismar konularına abanıyorlar. Popülizmle ülke kalkınsaydı Arjantin ve TR de kalkınırdı.
YanıtlaSilGerçekleri biliyorlar ama eğip büküyorlar.
SilHocam selamlar.
YanıtlaSilAzalan marjinal fayda ve fırsat maliyetini de anlatmak lazım. Bu iki kavram tam da içinde bulunduğumuz durumu açıklayan kavramlar. Halkımızın tercihlerini uzun süre değiştirmeden devam ettirmesi yakında bu iki kavramı siyaset literatürene sokar bu gidişle.
Haklısınız.
SilÜretim arttıkça cari açık artıyorsa ;
YanıtlaSilTürkiye açısından asıl bakılması gereken göstergeler bence üretim artışı değil, üretim başına ithal girdi miktarı ve ihracatın yerli katma değeri. Bunlar bozuluyorsa, üretim artışı dışarıya daha fazla döviz transfer edilmesine yol açar.
Döviz girdisi için neler yapılıyor ?
Bu soruya doğru cevapları bulabilirsek 5 N - 1 K gerçekleşir.
Küresel kölelik istatistiği olmalı ;)
Çok doğru. Üretimimiz ağırlıklı olarak ithal girdilere bağımlı.
SilSayın Hocam, ithal girdilere bağımlılık kısır döngüsünü G.Kore, Tayvan ve Çin kırdı sanırım, Türkiye nin başaramamış olması, potansiyeli ile mi ilgili, beceriksizlik mi yoksa isteksizlik mi, yani durumun böyle olması küçük bir zümrenin mefaatine olabilir mi, bunu düşünmeye başladım ben artık.
SilBelki duymuşsunuzdur:
YanıtlaSil"Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi" diye bir şey var.
Bu sözleşme; Türkiye'ye sürekli ayak-bağı oluyor, Türkiye'nin hızla atılım yapmasını sürekli engelliyor.
Bu sözleşmeden ivedilikle çıkmamız gerekiyor.
Türkiye'nin iç-işlerine bizim kendi devletimiz haricinde hiç kimse karışmamalı, hiç kimse.
Bu ülkeye kendi devletimiz hariç hiç kimse istikâmet veremez!
Hepimiz; devletimizin yanında durmak, onu desteklemek zorundayız!
Eğer üretimimizi arttırmak istiyorsak; "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi" ve benzeri oluşumlara karşı mücadele etmek zorundayız!
Bu dediğiniz yaptık zaten şimdiye kadar, kimseyi karıştırmadık ve o nedenle üretimimiz de diğer her konumuzda sorunlu durumda.
SilAh Hocam Ahh. Siz ne diyorsonuz bazilari ne diyor? Isin ozunu anlamaktan cok uzaktayiz. Aci veriyor insana..
Sil"Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi" inde çıkmak mı?? Yani devletimiz kendi insanlarının haklarını dilediği gibi gaspedebilmeli diyor arkadaş. O zaman ilk olarak bu vatandaşın haklarından başlayalım olsun bitsin. Mesela bu yorumu yazan vatandaşın, yazma, okuma, konuşma, fikrini özgürce ifade etme haklarının tamamını elinden alalım :-) Benim böyle bir talebim olmadığı için benimki elimden alınmasın. Ayrıca bu zaten yapılıyor, Avrupa İnsan Hakları mahkemesi kararlarını tanımıyoruz, "Anayasa mahkemesi kararlarını tanımıyoruz, saygıda duymuyoruz" hiç bir mahkeme kararını da tanımıyoruz. hadi özgürlükten ve insani insan haklarımızdan vazgeçelim desek bari ekonomik durum iyi olsa. Hem özgür değilsin hem emeklilik yok hem çalış köle çalış bir halt olacağın yok.. Üretim insan haklarını keserek kısarak değil, geliştirerek ve koruyarak artar.
SilÇin'de; 40 altın damarı olduğu keşfedildi.
YanıtlaSilGözlemlenebilir sahada ilk çıkarılabilecek miktarın 300 ton olduğu tespit edildi ve bu miktarın damar hattı boyunca artacağı öngörülüyor. Mevcut rezerverle birlikte hesaplandığında 1000 tonu aşacak altın miktarı ile Çin'in dünya genelinde altın piyasasındaki fiyatları sarsacağı ve kendi konumunu sağlamlaştıracağı tahmin ediliyor.
Şimdiye kadar haritalanan ve çıkarılmaya hazır 300 tonluk bölümün piyasa değerinin yaklaşık "83 milyar dolar" olduğu hesaplanıyor.
https://t24.com.tr/dunya/dunya-altin-piyasasini-sarsacak-kesif-yerin-3-kilometre-altinda-83-milyar-dolarlik-hazine,1344322?_t=1787816807453
Mahfi hocam,
Bu durum, bizim Eminönü'ndeki "Kuyumcular Çarşısı"nda gram altın fiyatlarını nasıl etkiler?
Siz altın konusunda uzman akademisyen olduğunuz için, en net cevabı siz verebilirsiniz.
Altın konusunda uzman değilim sadece meraklı bir insan olarak izliyorum, okuyorum ve anlamaya çalışıyorum.
SilAma her malda olduğu gibi bir malın arzı artarsa fiyatı düşer. Ama 135 trilyon dolarlık bir küresel GSYH düşünülürse 83 milyar dolarlık bir ek arz piyasayı alt üst edecek etki de yaratmaz.
Dünya isterse 5 dünyaya yetecek kadar mal üretebilir. Önemli olan talep, çılgınca talep edilecek katma değeri yüksek şeyler üretmek lazım, onu yapmak için de gelişmiş bir toplum olmak lazım. Maalesef "her arz kendi talebini yaratmıyor". Çin gelişmiş bir ülke midir hocam?
YanıtlaSilHayır, Çin de bizim gibi gelişmekte olan ülke konumundadır. Gelişmiş ülke olmak için gelirin artması, ekonominin büyümesi yetmiyor. Hukukun, demokrasinin kurallarıyla uygulanması gerekiyor.
SilHocam bu tanımlar sıkıntılı tanımlar değil mi? Çin ile Türkiye'nin veya Mısır'ın arasında bu terimler arasında hiç mi fark yok?
SilYazınız için çok teşekkür ederim, çok keyifli bir okuma oldu benim için.
YanıtlaSil🙏
SilSayın Hocam, grafige göre Türkiye Iranın 5. en büyük ticaret ortagı : https://www.aljazeera.com/features/2026/8/25/trumps-latest-wave-of-iran-sanctions-which-60-entities-are-targeted ABD bastırırda bu ticareti kesmek durumunda kalırsak ekonomimiz dahada verimsiz hale gelmez mi? Saygılar.
YanıtlaSilABD o konuda bir şey diyecek durumda değil.
SilNasıl değil hocam???
SilNeden öyle düsünüyorsunuz? Ya "Iran ile ticaret yapan herkese %80 ek tarife uygulayacagım" diye imzalarsa yarın Trump efendi? Kim ne diyebilir?
SilKimse bir şey demez çünkü artık kimse ciddiye almıyor. 2 gün sonra kaldırdım o tarifeleri demek zorunda kalır çünkü dünyanın en büyük ithalatçısı olan ABD'de enflasyon yükselir.
SilSayın Eğilmez, bence bizim dünyamızda VERİMLİLİK diye düşüncemiz olmadı hiç. Sadece Kayıp / Kazanç düşüncemiz var ve bilindiği üzere bunlar da kısa bir süre için geçerlidir. İleriyi düşünebilmek, uygulayabilmek sürekliliği yaşayabilmek, ayrı bir dünyadır. Bu dünyada, dürüstlük, saygınlık, hukuk, demokrasi gibi ulusal yapısal düşünceler bulunur. Bizim dünyamızda ise Kap kaç düşünceleri hakimdir. Uzun süreli düşünce yapımız geçerli olamadı.
YanıtlaSilBenim dünyamda gerçekler var, gerçek olmayan şeylere dönüp bakmam. Ve de onları anlatırım. Anlayan anlar, anlamayan sonucuna katlanır. Çünkü gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu var biliyorsunuz.
SilHocam elinize sağlık. 1980 li yılların başında iş etüdü dersi vardı. Hazırlayan Millî Prodüktivite Merkezinin hazırladığı. Her firmanın kütüphane sinde bulunması lazım. Şimdi öyle kitaplar yok. Saygılarımla Fatih Demirtaş
YanıtlaSilŞimdi MPM de yok. Ama bunlar verimliliğin gereksiz olduğunu değil bizim gerçeklere ne kadar uzak olduğunu gösterir.
SilHocam, sıkı para politikasının uzun sürmesi, geçici üretim kaybının ötesinde yatırım iştahını azaltarak üretim kapasitesini kalıcı biçimde zayıflatmaz mı?
YanıtlaSilZayıflatır. Onun için diyoruz ki enflasyon programı bu kadar uzun sürmez, sürerse istenen sonuç alınamaz. Bir bir buçuk yılda enflasyonu düşürmek lazım.
SilFinansman maliyeti halka arz olarak çözülebiliyor. Bankadan kredi çekmekten daha avantajlı sanırım.
YanıtlaSil...Açıklamada ayrıca, halka arzdan elde edilen gelirin tamamının bu stratejik taşınmaz alımlarının finansmanında kullanıldığı vurgulandı. Tapu devirlerinin tamamlanmasıyla birlikte, (...) opsiyon sözleşmelerine ilişkin süreci neticelendirerek varlık yapısını güçlendirmiş oldu.
Hocam enflasyonist zihniyet yerleştimi?
YanıtlaSilHem de 50 - 60 yıldır.
SilHocam M1 M2 durumunu nasıl görüyorsunuz, saygılar
YanıtlaSil2025'de enflasyonun üzerinde artış söz konusu oldu. Bu yıl normal sınırlardayız.
SilGüzel bir yazı daha.
YanıtlaSilSayın hocam lakin yatırım yaptığımız alanlarda bile bu kur politikasıyla üretemez olduk lcw dün gömlek alıyordum 12 yaşında oglum baba bunda üretim yeri mısır yazıyor niye diye sordu?cok düşündüm nasıl anlatayım diye:(
Bir ikincisi ara malı hammadde yi üretemiyoruz artık veya cok zayıfladık bu bizi çift taraflı cıkmaza soktu.daha kötüsü nitelik li iş gücünü günden güne kaybederken nicelikli işsiz gurubu artıyor ama nitelikli üretimi ayağaa kaldıracak elamanları günden güne kaybediyorz..aslında yine başa dönüyoruz .finansal olmayan sorunların çagresini ekonomide bulamayız..:(sistem.!
Kur baskı altında haklısınız. Ama enflasyonu düşürüp faizi de indirseler ve kuru bıraksalar o zaman muhtemelen bugünkünün % 35 üzerinde bir yerde dengeye gelecek. Üretimde kullandığımız ithal girdilerin ağırlığını düşünürsek kurdaki artış bir yandan ihracatı teşvik ederken bir yandan da maliyetleri yükseltecek. Ama her hal ve kârda kurun gerçek değerine gelmesi bizim harcamalarımızı düşüreceği için enflasyonu da düşürür.
SilBu faizle nasıl üretelim, Mahfi bey?
YanıtlaSilBurada doğru soru "bu enflasyonla nasıl üretelim?" olmalıydı. Çünkü faiz, enflasyonun sonucudur.
SilSayın Eğilmez sizi ilgi ile okuyorum. Ancak bir konuda farklı düşünüyorum (!) Üretim konusunda maharetli olduğumuz alan memur sayısı! Mevcut hükümet 2.8 milyon memurdan 5.4 milyona çıkardı bu istihdam alanını!
YanıtlaSilFarklı düşünmüyoruz, haklısınız. Ben de her defasında kamu israfı çözülmeden enflasyon düşmez diyorum.
SilMahfi bey batılı devletler sanayi devrimini yaptığında osmanlı çökmüştü. Sık sık almanya örneği verilir. Almanya 2. Dünya savaşında zaten sanayi devrimini tamamlamıştı o yuzden yeniden tesisi kolay oldu. 1980 sonrası verilen örnek güney kore. Bende ukranyayi örnek vereyim. Normalde rusya ile savaşa 1 saat dayanır ama savaş 5 yıldır devam ediyor.
YanıtlaSilYorum yazan okurlarınız size; "Faizler çok yüksek Hocam. Faizler bir miktar düşürülsün, rahat nefes alabilelim." derken,
YanıtlaSilSiz hep; "Aslında enflasyonu düşürmek, faizlerin de düşmesine yol açacak. Önce enflasyonun düşmesini istemeliyiz." diyorsunuz.
Sizin anlamadığınız durum şu:
İnsanlar bireysel, tek tek birey olarak; enflasyonu hayatlarının her anında hissettiği için, ve devasa boyutta olduğunu gördükleri için, enflasyonu düşürmenin kendi kontrollerinde olmadığını, bunu asla beceremeyeceklerini biliyorlar.
Ama,
Faiz oranları düşürüldüğü an, o düşük faizden bireysel olarak istifade edebileceklerinin farkındalar.
Yani; "enflasyon" aşılması imkânsız bir dağ iken, "faizlerin düşürülmesi" ise kendi bireysel hayatlarında kolayca erişebilecekleri çözüm. Siz bunu anlayamıyorsunuz.
Lütfen örneklemi şöyle düşünün:
Bu ülkede bireysel olarak bir tek insanın, tek başına; "covid"e karşı mücadele etmesi mümkün değil. Ama "covid aşısı yaptırarak" kendi bireysel hayatında önlemini alabilip, yoluna devam edebiliyor.
Bu ülkede bireysel olarak bir tek insanın, tek başına; "enflasyon"a karşı mücadele etmesi mümkün değil. Ama "faizlerin düşürülmesini isteyerek" kendi bireysel hayatında "düşük faiz oranı"ndan istifade edebilip, yoluna devam edebiliyor.
Sizin karakteriniz "teknokrat kökenli" olduğu için; enflasyonu makro düşünebiliyorsunuz, problemin devasa boyutta olması sizin gözünüzü korkutmuyor.
Sıradan insanların sizin gibi düşünmesini bekleyemezsiniz. Çünkü siz "sıradan" biri değilsiniz.
Sizin teknokrat gözünüzle; enflasyon devasa boyutta olsa bile düşürülebilir.
Sıradan insanın gözüyle; enflasyon dağ gibi yüksek, yani kendilerinin (bireysel olarak) mücadele imkânı yok. Bu sebeple; "faizlerin düşürülmesini istemek" kolayca erişebilecekleri çözüm.
Anladınız mı Mahfi bey?
Ben bu dediğinizi çok iyi anlıyorum, herkes çözümü kendine göre istiyor ama çözüm öyle yapıldığında 2021'de yaşanan olay ortaya çıkıyor ve sorun çok daha fazla büyüyor. Bugün yaşadığımız sorun işte o cin fikirlilerce 2021'de çözüm diye üretilen yanlıştır. Bugün faizleri indirin bugün rahat edersiniz ama seneye artık çözülemeyecek boyutlara gelecek şekilde sorunu büyütmüş olursunuz. Bunu defalarca yaşadık ama sizin anlayamadığınız ya da anlamazdan geldiğiniz mesele de bu zaten. Eğer her konuda toplumun isteğine göre davranırsanız sürekli bilim dışına çıkar ve bu duruma düşersiniz. Bizim anlatmaya çalıştığımız şey budur. Toplumun iktidardan talebi faizi değil enflasyonu düşürmek olmalıdır. Çünkü sonuçtan giderek neden ortadan kaldırılamaz. Toplum bunu anlayıp talep ettiğinde gelişme başlar. Enflasyon yerine faizi düşür dedikçe de az gelişmişlikten çıkılamaz.
SilBilimden ayrılanı kurt kapar.