Türkiye Niçin Dünyanın En Pahalı Borçlanan Ülkelerinden Biri?
Bir ülkenin ekonomisini anlamak için onlarca göstergeye bakmaya gerek yok. Devletin hangi faizle borçlandığı bile ekonominin ne kadar güven verdiği konusunda önemli bir fikir verir.
Türkiye'nin 10 yıllık devlet
tahvili faizi yüzde 35'in üzerinde seyrediyor. Karşılaştırma yaptığımızda çarpıcı
bir tablo söz konusu:
Her ülkenin enflasyonu, para
birimi, merkez bankası politikası ve ekonomik yapısı farklı olduğu için bu
oranları birebir karşılaştırmak doğru olmayabilir. Ancak Türkiye'nin yerel para
cinsinden uzun vadeli borçlanma maliyetinin olağanüstü yüksek olduğu açık.
Devlet piyasadan borç aldığında
aslında gelecekte elde edeceği gelirleri bugünden kullanıyor demektir. Hazine
yüksek faizle borçlandığında, vade geldiğinde yalnızca anaparayı değil, faizini
de ödemek zorunda olduğu için faiz yükseldikçe borcun çevrilmesi de
pahalılaşıyor.
Dolayısıyla mesele sadece
“Türkiye'nin ne kadar borcu var?” sorusu değil. Asıl soru, “Türkiye bu borcu
kaça çeviriyor?” sorusu.
Türkiye'nin yüksek faiz
ödemesinin en önemli nedenlerinden biri yüksek enflasyondur. Yatırımcı TL
cinsinden uzun vadeli tahvil alırken parasının satın alma gücünü korumak
istiyor. Enflasyon beklentisi yükseldikçe daha yüksek getiri talep ediyor. Buna
kur riski, dış finansman ihtiyacı ve ekonomi politikalarına ilişkin
belirsizliklerin oluşturduğu risk primi de ekleniyor.
Sonunda bu fatura bütçeden
ödeniyor. Bütçenin önemli gelir kaynaklarından biri ise vergiler. Faiz
giderleri yükseldikçe kamu bütçesi üzerindeki baskı artıyor ve vergileri
artırma gereği doğuyor. Üstelik yüksek faiz yalnızca Hazine'yi etkilemiyor;
bankaların ve şirketlerin finansman maliyetini de yükseltiyor, yatırımları
zorlaştırıyor.
Piyasalar bir ülkeye düşük faizle
borç vermeye zorlanamaz. Risk azalırsa faiz düşer, risk yükselirse faiz
yükselir.
Türkiye'nin asıl meselesi
yalnızca borcu çevirmek değil, borcu daha ucuza çevirebilmek.
Çünkü bugün yüzde 35'lerle
borçlanan bir ülke, sadece bugünün faizini ödemiyor; gelecekteki bütçesinden de
bugünün yüksek finansman maliyetini ödemeyi taahhüt ediyor.
Buradan faizi düşürmeyi
savunduğum sonucu çıkarılmasın.
Türkiye bunu 2021 Eylül'ünde
yapmaya başladı. Faiz indirimleriyle enflasyonu düşürmek gibi bir tezle yola
çıkıp bu yanlış politikanın kur ve enflasyon üzerindeki ağır sonuçlarını
yaşadık. O süreç, bugün karşı karşıya olduğumuz yüksek enflasyon ve yüksek
finansman maliyetlerinde önemli bir rol oynadı. Ve işin en kötüsü insanların
geleceğe ilişkin beklentileri bozuldu.
Bugün yapılması gereken faizi
yapay biçimde düşürmek değil, enflasyonu düşürmek. Çünkü enflasyon kalıcı
olarak düşerse faiz de zaman içinde düşer. Bunu da 2001 krizinden sonra
uyguladığımız ekonomi politikası bize kanıtladı. Ne var ki hafıza sorunlarımız
nedeniyle orada ne yaptığımızı unuttuk, şimdi Amerika’yı yeniden keşfe
çabalıyoruz.
Enflasyonu düşürmek için gerçek
bir irade ortaya konulacaksa ilk adımlardan biri de kamu kesimindeki büyük
israfı azaltmak olmalı. Devlet harcamalarında tasarruf ve mali disiplin
sağlanmadan, enflasyonla mücadelenin yükünü yalnızca faiz politikasıyla taşımak
mümkün değil. İkinci adım da hukukun üstünlüğünü ve tarafsızlığından başlayarak
yapılacak yapısal reformlar olmalı. Bunlar yapılmadan insanlar geleceğe olumlu
bakmaya dönmeyecek gibi görünüyor. Geleceğe karamsar bakan bir toplumu
enflasyonun düşeceğine ikna etmek deveye hendek atlatmaktan daha zordur.
Hocam artık yapacak birşey yok,petrol fiyatı arttıkça enflasyonda faizlerde artacak.
YanıtlaSilOnlar artmasa da artacak, çünkü yanlışlarımızı düzeltmiyoruz.
SilHocam sizce seçim ekonomisine geçiyorlar mı yavaş yavaş ? Sanki sinyalleri vermeye başladılar.
YanıtlaSilSanmam. Bugün gazetelere yansıyan haberleri Maliye yalanladı.
SilHocam yapısal reform bizi aşar.
YanıtlaSilOnun için enflasyon da bizi aşıyor :)
SilHocam fenerbahçeye de yapısal reform lazım gibi görünüyor.
SilFenerbahçe, Türkiye'nin özetidir.
Sil1993 yılıydı Tansu Çiller bir ekonomi profesörü olarak faiz oranının kendisinin iki dudağı arasında olduğunu düşündü. Buna bağlı olarak faizi düşürdü ve ardından 1994 krizi geldi. Geçmişi unutum aynısını 2021 eylül ayında yaptık, yine bir kriz yaşandı ama zamana yaydıkları için ilk darbe 1994 kadar olmadıysa bile arkası 1994 den daha kötü oldu.
YanıtlaSilEvet.
SilHocam bu kadar büyük sorun yapısal reform ve hukuk ile çözülemez. Bize lazım olan şey kalıcı çözümler. bence :)
YanıtlaSilOnlar yapısal reformlar zaten.
SilSayın Eğilmez, çok açık yazınız için teşekkürler. Borcu, borç ile ödediğimiz belli, önemli olan borcu nereden aldığımızdır. Borcu resmi kuruluş olan IMF den alamıyoruz çünkü şeffaflık istiyorlar, Hükümetimiz ise şeffaflık yapmak istemiyor, bulanık suda iş görmeyi istiyor. Hükümetimiz bulanık suda iş gördüğü için Bankerlerden borçlanmayı tercih ediyor. IMF ile ilişiğimizi kestik/bitirdik diye övünüyorlar, halkımızı kandırıyorlar. Bankerlerden acaba ne kadar faiz ile borç alıyoruz? Bankerlerden yüksek faiz ile borç almamız övünülecek bir şey midir? Saygılarımla.
YanıtlaSilBankerlere gerek yok kendi halkımızdan % 17 dolar faiziyle borçlanıyoruz. Bunu geçmiş yazılarımda anlatmıştım.
Sil