Eleştiri Korkusu

Özgürlük ve güvenlik arasında bir tercih yapmak zorunda kalsaydık, çoğumuzun cevabı ilk bakışta net gibi görünür. Ancak bu soru, aslında bir seçim testinden çok daha fazlasıdır; modern toplumların nasıl yaşamak istediğine dair temel bir tartışmayı içinde barındırır. Çünkü özgürlük, güvenlik ve eleştiri hakkı birbirinden bağımsız kavramlar değil, birbirini sürekli besleyen ve zaman zaman gerilim yaşayan değerlerdir.

Özgürlük, bireyin düşüncelerini baskı altında kalmadan ifade edebilmesi, kendi yaşamını belirleyebilmesi ve sorgulama hakkını kullanabilmesidir. İnsan ancak özgür olduğunda düşünebilir, üretebilir ve kendini geliştirebilir. Bu nedenle özgürlük, yalnızca bireysel bir ayrıcalık değil, aynı zamanda toplumsal ilerlemenin de temel şartıdır. Özgürlüğün sürdürülebilir olması ise çoğu zaman bağımsızlıkla ilişkilendirilir. Ekonomik ya da siyasal açıdan dışa bağımlı hale gelen toplumlar, zamanla karar alma özgürlüklerini de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.

Özgürlüğün en görünür ve en kritik alanlarından biri eleştiri hakkıdır. Eleştiri, yalnızca bir fikir beyanı değil, aynı zamanda demokratik toplumların kendini denetleme mekanizmasıdır. Bireylerin, kurumların ve yöneticilerin sorgulanabilmesi, hataların görünür hale gelmesi ve çözüme ulaşılması için eleştiri vazgeçilmezdir. Sağlıklı bir eleştiri kültürü, yalnızca eleştireni değil, eleştirilen tarafı da geliştirir.

Ancak tarih boyunca birçok iktidar, eleştiriyi bir gelişim aracı olarak değil, bir tehdit olarak görmüştür. Bu durum, günümüzde de farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Eleştiriye yönelik tahammülsüzlük arttıkça, insanlar düşüncelerini daha temkinli ifade etmeye başlar. Bu her zaman doğrudan bir baskı sonucu olmaz, kimi zaman hukuki endişeler, kimi zaman mesleki kaygılar, kimi zaman da toplumsal dışlanma korkusu bireyleri sessizliğe iter.

İşte bu noktada sansür ve otosansür devreye girer. Sansür, dışarıdan gelen bir müdahaleyle düşüncenin engellenmesidir. Otosansür ise bireyin, herhangi bir doğrudan baskı olmaksızın kendi sözlerini sınırlandırmasıdır. Çoğu zaman daha görünmez ve daha derin etkiler bırakan mekanizma otosansürdür; çünkü yasak olmasa bile insanlar konuşmamayı tercih eder hale gelir. Bu da toplumun düşünsel çeşitliliğini zamanla zayıflatır.

Özgürlük elbette sınırsız değildir. Başkalarının haklarını ihlal etmediği sürece anlam kazanır. Aynı şekilde eleştiri de sorumluluk, doğruluk ve iyi niyet çerçevesinde yapıldığında toplumsal gelişime katkı sağlar. Önemli olan, herkesin aynı fikirde olması değil, farklı fikirlerin güven içinde ifade edilebilmesidir.

Bu noktada sıkça sorulan “özgürlük mü güvenlik mi?” sorusu yeniden anlam kazanır. Aslında bu iki kavram birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir. Güvenlik olmadan özgürlük kırılganlaşabilir, özgürlük olmadan ise güvenlik, kontrol mekanizmasına dönüşme riski taşır. Bu nedenle modern toplumların görevi, bu iki değer arasında keskin bir seçim yapmak değil, aralarında sağlıklı bir denge kurabilmektir.

Güvenlik ve özgürlük arasındaki ilişki, çoğu zaman ekonomik bir kıtlık meselesi gibi görülür; sanki biri seçildiğinde diğeri kaybedilecekmiş gibi. Oysa sosyal yaşamda bu tür bir zorunlu tercih her zaman geçerli değildir. Doğru kurumlar, güçlü hukuk sistemi ve demokratik kültürle her iki değer de aynı anda korunabilir ve güçlendirilebilir.

Sonuç olarak özgürlük, yalnızca devletlerin ya da kurumların sağladığı bir hak değil; aynı zamanda bireylerin sahip çıktığı bir sorumluluktur. Eleştirebilmek, sorgulayabilmek ve düşüncelerini ifade edebilmek, özgürlüğün en canlı halidir. Ve belki de en önemli gerçek şudur: Özgür bir toplum, herkesin aynı şeyi düşündüğü değil; farklı düşüncelerin korkmadan var olabildiği toplumdur.

Yorumlar

  1. Mahfi bey, mahfi bey. Eleştirilerin kaçı geliştiriyor. Çoğunluğu sığ oluyor, genelde hepsi "ekonomi kötü", "hukuk yok" ayrıca, herkesin konuşması hiç hoş değil, sizin yorununuzu koysak bir tarafa da 10m takipçili bir fenomeninkini koysak ve görüşleriniz karşıt olsa fenomen baskın çıkar. Popülizm de, post-truth da, yalan bilginin yayışlması da bu özgürlükten dolayı oldu. Benim fikrim şudur ki, millet teste konulsun. Zekaları yüksekse yorum yapma hakları olsun, yoksa sadece çalışsınlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence bu dediğiniz eleştiri hakkının elden alınması için gerekçe değil.

      Sil
    2. Nasıl değil hocam. Siz kendi yorumunuzun 10 milyon takipçili, basit ekomomi terimleri bilmeyen kişilerle eşit olmasını kabul mu ediyorsunuz? Kamu üzerine yorum yapmak ciddi bir konudur, insanların fikirlerini etkiliyorsun sonuçta. ve nitelikli olanın yorumu yer yer niteliksizler tarafından aşağılanıyor. Siz sizin yorumunuzun, bu şahıslardan daha az etki yaratmasını normal mi karşılıyorsunuz?

      Sil
    3. Eşitlik böyle bir şey. Onların da başka konularda benden daha bilgili olması muhtemel. Yeter ki eleştiriler, görüşler saygı çerçevesinde yürüsün.

      Sil
    4. O zaman hepten vazmı geçelim?? Hayır!!

      Sil
    5. Pek sayılmaz hocam. Ben en en alt seviyedekilerden bahsediyorum. Tabii sizin çevreniz yalıtılmış olduğu için bilmiyorsunuz ama emin olun bazı 20-30 yaşındaki insanlar, liseli ergenlerden daha az bilgiye sahip ve bununla ilişkili olarak sizin bahsettiğiniz saygı çerçevesi de korunmuyor. Saygı çerçevesi de bilgidir.

      Sil
    6. Çok iyi biliyorum bana da bulaşan troller var merak etmeyin. Size saygısızlık olmasın diye abuk sabuk yorumlarını yayınlamıyorum. Ama bunların çoğu yanlış eğitim almış, biat kültürüyle yetişmiş ya da çıkarı gereği hareket eden insanlar. Bunlar var diye toplumu hepten böyle sayıp ona göre davranış geliştiremeyiz. Görevimiz bu arkadaşları eğiterek kazanmak olmalı. Ben sabırla buna uğraşıyorum. Başarılı oluyor muyum? Sanmam ama uğraşmaya devam ediyorum.

      Sil
    7. Ben de eskiden böyle düşünüyordum ama hocam cidden her şey artık kolaylaştı. Eskiden bir şey öğrenmek için kütüphaneden gidip onun ansiklopedisini bulurduk, şu an websitelerine bile girmeye gerek yok, ai özetliyor. Bilginin derinliği düşse de bilgi arttı. Ben yayınlanmayan yorumları yapanların tamamen art niyet olduğunu düşünüyorum. Diyelim internetteki bilgilere güvenmiyorlar, artık üniversiteler bizzat kendileri paylaşıyor. Amerikada MIT, Stanford ders notlarıyla birlikte dersleri herkese açık hale getirdi. Hadi diyelim bu yok, bu üniversiteler YouTube'da ders videosu yayınlıyor. Dil bahanesi olabilir, türk üniversiteler de bunu yapıyor ve her çeşit yolla animasyonla yapanlar var, mizahi dille yapanlar var, dizi filmle yapanlar var. Bilgiye en ufak meyilli olan bir insanın bilgisiz kalması imkansız. Sartre demişti: "İnsan özgürlüğe mahkumdur" diye, meraklı insan da bilgi öğrenmeye mahkumdur. Ayrıca halk seviyesine inen, özellikle bunu etkileşimli yapanların psikolojisi zamanla bozuluyor, benim gözlemim.

      Sil
    8. Yahu Mahfi bey yapmayın etmeyin lütfen!

      Siz İstanbul'da yaşıyorsunuz. Olan biteni sadece İstanbul ve Ankara hattıda biliyorsunuz o kadar!

      Anadolu'nun köylerini ve ilçelerini hiç gezdiniz mi?! Oradaki insanlarla yüzyüze görüşüp, beyinlerinin kıvrımlarından geçenleri anlamaya çalıştınız mı?! Sizin isminizi daha önce hiç duymayanlar öncelikle "Mahfi" adının çok ilginç olduğunu söyleyecektir, sonra size mesleğinizi sorduklarında siz "emekli Hazine Müsteşarıyım" dediğinizde söyle düşüneceklerdir: "Yav bu adam hazine-mazine fâlân diyor, ne para vardır bu adamda haaaaa, önce cukkayı vurmuştur sonra emekli olmuştur..." diye diye size önyargıyla yaklaşacaklardır!

      Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun "Yaban" romanında anlatılan "yurdum insanı davranışları"nı bizzat siz hatırlatmıştınız! Bugün, 2026 itibariyle, bazı şeylerin değiştiğini mi zannediyorsunuz?! Hiçbir şey değişmedi!

      (16:07) "Bunlar var diye toplumu hepten böyle sayıp ona göre davranış geliştiremeyiz."

      Toplum hepten böyle! (Varsayım değil; gerçek!)

      Hâlâ anlayamadınız mı?!

      Sil
    9. Ben maliye müfettişliği yaptım. Her yaz 5 ay Anadolu turnesine çıktım. Yalnızca kentlerde değil ilçelerde de teftiş ve tahkikat yaptım. Anadolu insanını çok iyi tanırım. Yaban Romanındaki halka göre hiçbir şeyin değişmediğini, kişisel çıkarların her şeyin önünde geldiğini çok iyi biliyorum ve bunu ben yazdım zaten. Ama toplum böyle diye bu uğraştan vazgeçemeyiz. Bakın eğer Köy Enstitülerinden vaz geçmeseydik bugün toplum öyle olmayacaktı. Biz vazgeçtiğimiz için vazgeçmeyenler toplumu o haliyle bırakmayı başardılar.

      Sil
    10. Hocam köy enstitüleri nostaljisini bırakın,bize uymayacağı baştan belli rus ekolüydu,alman yada katolik ekollerinde bize uyması mümkün değildi.İslami değerler açısından bize en yakın olan arap ekolü galip gelmiştir.

      Sil
    11. Hocam , Köy Enstitülerinden vaz geçenler , Köy Enstitülerini kuranlardır. Sonuçta Köy Enstitülerine yazık olmuştur .

      Sil
  2. Hocam Fener de eski tüfekler biraraya geliyor,sizce şampiyonluk için bir sene yetecekmi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eski olan şeyler genellikle iyi çalışmaz, tutukluk yapabilir.

      Sil
  3. Emeğinize sağlık hocam. Sizce düşünmenin özgür olmadığı, hukukun herkese eşit işlemediği, liyakatin yerini sadakatin aldığı bir ülkenin, gelişmiş ülke statüsüne ulaşması mümkün müdür?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. mümkündür

      Sil
    2. Hayır. Herkes Çin'i örnek veriyor ama Çin gelişmiş bir ülke değil. Gelişmişlik yalnızca otomobil, uçak, makine, çip yapmakla ilgili bir şey değil. Çoğunluk bunu anlayamıyor. Gelişmişlik bunların yanı sıra hukukun, demokrasinin eşitliğin olabildiğince yüksek olduğu, eğitimin kaliteli olduğu bir ortamı ifade eder.

      Sil
    3. Hocam, Çin eğitimde inanılmaz ileride. STEM alanında çok yetenekliler, bazen çinli ortaokul öğrencisi batılı liselileri geçiyor. Hukukta da çoğu ülkeden iyiler. En güvenli ilk şehirlerin birkaçı çin şehri. Bu nasıl hukuksuz bir yerde olabilir.

      Sil
    4. Çin'deki hukuk bizim anladığımız anlamda hukuktan farklı. Ama şunu kabul etmek lazım ki o hukuk dün nasıl uygulanıyorsa bugün de aynı şekilde uygulanıyor. O nedenle istikrarlı.

      Sil
    5. Sayin Mahfi Hocam Cin'i tanimadan ne güzel salliyor bazi arkadaslar, sadece Guangzhou'da tekstil iscileri hafta 75 saat'den fazla calisiyorlar, insaatlarda is kazasi nedeniyle ölenlerin sayisini bilen yok, Cin cok ileriymis de mis mis...

      Sil
    6. Mahfi Eğilmez8 Haziran 2026 15:04 Gelişmemiş bir ülke mi?

      Sil
    7. Türkiye'de asgari ücret Çin'den çok fazla!

      Sil
    8. Buna karşılık Çin'in üretimi Türkiye'den fazla.

      Sil
    9. Afrika ülkelerinin tamamı gelişmemiş durumda.

      Sil
  4. Bu incelikli ve düşünceye sevk eden satırlarınız için çok teşekkür ederim. Özgürlük, güvenlik ve eleştiri kültürü üzerine yazdıklarınız, üzerinde uzun uzun durulmayı hak eden bir derinlik taşıyor.

    YanıtlaSil
  5. İktisat ile ilgili konuşmamız gerekirken; konu, eleştiriye ve hâttâ felsefeye kayıyor!

    Nasıl bir ülke burası!

    Mahfi bey bile mesleği "iktisatçılık" dışındaki konularla ilgili de yazılar yazmak zorunda kalıyor!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İktisat tuhaf bir bilimdir, sosyolojiyle, felsefeyle, siyasetle, hukukla, muhasebeyle, matematikle hatta fizikle içli dışlıdır. Hiçbir bilim dalı iktisat kadar fazla bilim dalıyla böyle bir alış veriş içinde değildir. Onun için bir iktisatçının siyaset, hukuk, felsefe, anayasa gibi konularda düşünce üretmesi ve yazması tuhaf değildir. Kaldı ki biz eski Mülkiye'de okuyanlar yalnız iktisat değil, hukuk, muhasebe, sosyoloji ve siyaset bilimi de okuduk. Ve bunları bugün o bölümlerde okutulanlar kadar ciddi ve geniş biçimde okuduk. O zamanın Mülkiyesi bir alanda uzman ama diğer alanlarda da genel kültür sahibi insanlar yetiştirmeye yönelik bir okuldu. Şimdi öyle değil.

      Sil
    2. iktisatın bu ilişkili doğası tamamen matematik sayesindedir. yoksa iktisat sadece sosyoloji ile alakalı olabilir.

      Sil
    3. Matematik, iktisat için bir çeşit kısa anlatım mekanizmasıdır. Bundan ötesi değil. İnsan ilişkilerinin olduğu yerde matematik çözüm getirmez ama çözümlerin kolay anlatılmasını ve anlaşılmasını sağlar.

      Sil
    4. Sizinkisi de bir yorum tabii. Ben matematiğin her şey olduğunu düşünüyorum. Biriyle el sıkışmanın psikolojisi de matematiğe dökülebilir, insan davranışları da. pek tabii ki bence. Gödel'in eksiklik problemi dışında bunun olmaması için hiçbir neden görmüyorum. Matematik keşif mi, icat mı sorusuna, icat diyen bir profesör yüzlerce farklı matematiğin olabileceğini simüle etmeyi başarmıştı. İmkansızı elediğimizde geriye kalan şeyin doğru olma ihtimali arttığına göre, insan ilişkisinin de matematiğe dökülebileceğini düiünüyoru. Ama bunun inanç olduğunu kabul ederekten cehalete başvurma safsatasının ardına sığınıyorum.

      Sil
    5. Matematik çok önemli bir bilim dalı, her alanda işe yarıyor ama her şey demek değil. İnsan psikolojisi işin içine girdiği anda matematik yetersiz kalabiliyor. Hele bir de farklı kültürlerdeki farklı davranışlar, farklı algılar söz konusu olduğunda. İktisatta mesela beklentiler çok önemlidir. Beklentileri bir katsayı olarak denkleme katsanız bile, bir anda değişebilir ve o katsayı geçersiz hale gelir.

      Sil
    6. İnsan beynine aynı veriyi yüklediğinizde çıktısı aynı olmayabilir. Sonuçta karar mekanizması devreye giriyor.

      Sil
    7. Eksik anlatmışım. Şöyle açıklayayım; matematik sadece doğada olan şeyleri değil, olmayan şeyleri de açıklıyor. Az önce sözünü ettiğim birden fazla matematik gibi, şu an bize bazı şeylerin matematikle açıklanamaz gelmesinin nedeni bence şu anki matematiğin buna uygun olmaması. Matematik; bilim kurgu, hayali sayılar veya tamamen absürt şeyler için kullanıkabiliyor. Sınırın kapsayıcılığına bakarmısınız. Ki burada bahsettiğimiz hayali şey de değil; insan. Yani tamamen doğanın içinde kalabiliyoruz. Her insan beyni aynı yöntemle çalışıyor, tabii zeka olarak yüksekte doğanların beyni hala hipotez olan açıklamaya göre daha verimli çalışıyor. Ortalama insanın beyni gereksiz nöronları da ateşlerken, zeki insanların beyinleri sadece gerekli yerleri ateşliyor ama beyinin çalışma şekli aynı. Bunu simüle etmiştim, bir yazılım üzerinden. İnsanların kararlarını etkileyen şeylere gelelim bunlar; beyin, çevre, kişisel deneyim, olaylar, doğduğunuz zaman. Sıra sıra gelelim. Sinek beynini simüle ettik. Sinek beynindeki nöron sayısı kabaca 140,000 ve insan beyni de 80 milyar. Aradaki fark uçuk olsa da bu simüle alanı pratikte yeni yeni gelişiyor ve insan beyni ve sinek beyni kabaca aynı şey. Onlarda nöron var da bizde başka bir şey var değil. Yani gelecekte simüle edilmemesi için bir neden yok. Beyin tamam, geçelim olaylara. Doğal olaylar çok rastgele şeyler hariç zaten simüle edilebiliyor. ki buradaki kısıt da bizim cehaletemiz. Yapay olaylar da zaten insan beyni ile alakalı ve beyin ve doğal olaylar simüle edilebiyor. Geriye kültür kalıyor. Kültürü de belli fonksiyonlar olarak tanımlayabiliriz. kültürler de sonuçta belli özelliklere yatkınlık, akdeniz toplumu tembeldir, asya toplumları çalışkandır gibi. Kişisel deneyimler de kültüre beyine dayandığından o da simüle edilebilir oluyor ve simüle edilebilir bir şey de matematiktir zaten. bireylerin yargı süreçleri de bunlara dayanıyor zaten. Açıklık&İçedönüklük&Sezgisellik&Değerlilik gibi. Benim bahsettiğim matematik 8 milyar insan şu şekilde davranır yada şu yalıtılmış insan grubu şu şekilde davranmalıdır denklemi değil. Her insanın tüm eylemleri&düşünceleri matematik ile modellenebilir. Buna beklentiler de dahildir, çünkü beklentiler geçmişten, beyinden, yalıtılmış değildir. Tabii bu kişisel düşünce, zaten başta cehalete başvurma safsatına düştüğümu söyledim. Bilmem siz ne dersiniz

      Sil
    8. Dolayısıyla iktisattaki beklenti değişiminin bizzat kendisi de denkleme dökülebilir. Tüm sosyal teoriler de, tüm davranışlar, tüm düşünceler de. Psikoloji, sosyolojinin varlığı da hatta tüm sosyal bilimlerin varlığı da insana bağlı olduğu için onlar da matematiğe dökülebilir. Hatta sosyal bilimlerin bilim sayılması matematiktir. Eğer matematik olmasaydı hoş sözlerden ötesine geçmezdi. O yüzden mesela p değeri, bir dalın içinde ne kadar matematik varsa o kadar düşüktür. Fizikteki bu çok küçüktür. Fiziğin bu kadar öngörü gücü olması da metematiktendir. Ben koltuğa baktığımda da metematik görüyorum, insan baktığımda da.

      Sil
  6. Eleştirdiğimiz vakit ise; ya hakkımızda adlî soruşturma açılıyor, ya da yaka-paça tutulup polis aracına aktarılıyoruz!

    Buna ne diyeceksiniz Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kaç kez eleştirdiniz ve kaç kez hakkınızda soruşturma açıldı?

      Sil
    2. Sayın Mahfi Eğilmez'in dikkatine:

      • TARİH: 29 Kasım 2019
      RTE'yi ve AKP'yi eleştiren 63 yaşındaki "Dürdane Ö." adlı vatandaş, kendisini şikayet eden bir kadının ihbarı üzerine misafirliğe gittiği bir arkadaşının evinden jandarma tarafından gözaltına alındı.

      Kaynak:
      https://www.diken.com.tr/chpli-yarkadas-pazarda-erdogani-elestiren-kadin-misafirlikte-gozaltina-alindi/

      • TARİH: 12 Ağustos 2024
      İzmir'de bir sokak röportajında "Instagram'a getirilen erişim yasağı"nı eleştiren "Dilruba Y." adlı vatandaş tutuklandı.

      Kaynak:
      https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/sokak-roportajinda-instagram-yasagina-tepki-gosteren-kadin-tutuklandi-2237112

      • TARİH: Ağustos 2024 - Ocak 2025
      "Kara Harp Okulu" mezuniyet töreninde "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyerek "Subay Yemini" eden 5 teğmen TSK'dan ihraç edildi.

      Kaynak:
      https://tr.euronews.com/2025/01/31/yemin-toreni-sorusturmasi-bes-tegmen-ihrac-edildi

      Sil
    3. Genelde küfür edilip hakaret ediliyor sonra hapse girince ben sadece eleştirdim diye kendisini savunuyor.

      Sil
    4. Hocam eleştri ilmine nasıl vakıf olacayız?

      Sil
    5. Adsız8 Haziran 2026 17:20 Ne şimdi bu tehdit mi??

      Sil
    6. Adsız9 Haziran 2026 08:54 Hayır asla. Hocayi biz de severiz.

      Sil
  7. "İnsana dünyadaki tüm ekonomik refahı verseniz, onu tamamen mutluluğa boğsanız, yapacak hiçbir şeyi kalmayıp sadece uyumak, pasta yemek ve soyun devamlılığıyla uğraşsa bile; sırf nankörlüğünden ve zarar verme isteğinden dolayı sırf can sıkıntısından kaosu ve yıkımı seçecektir." - Dostoyevski

    YanıtlaSil
  8. Eleştiri deyince aklıma 2 şey gelir. 90'lı yıllarda herkes birbirine çatkapı misafirliğe gider. Çay kahve içer geri dönerdi. Dedikodu kültürü her zaman vardı. 2000li yıllarda insanlara davetsiz gidilmemeye başlandı. 5 çaylarında bolca ikramlar, yemekli davetlerde gösteriş aldı başını gitti. Günümüzde ev davetlerinin yerini cafeler aldı. Insanlar zahmete girmeden sosyallesmeye başladı. Iletişim cağının gelişmesiyle beraber dedikodu kültürü gelişti. Bana göre eleştiri (linç) kültürü gelişti. Bizim önce kendimizi eleştirmemiz gerekirken. Ne kadar elit olursa olsun muhabbetin 5 bilemediniz 15 dakidasindan sonra dedikodu başlıyor buluşmanın donuna kadar böyle devam ediyor. Zaten bilinen birseyde rahmi koçun garından sonra birkez daha teyit edildi bence insan kendisini zorladığı surece gelişir. Para, mal, mülk, öğretim.... insanı gelistirmiyormus. Günümüz insanı onu eleştirmeninin surece sorun yok. Sabaha kadar konuşur. Her dediğini onayladigin sürece senden iyi kimse olmaz. 2. Konu biliyorsunuz meral akşener sendromu yaşadık. O dönem akşenere hakaretler edilirken cb. Adayı övülüyordu. Secim kaybedildi 1 kişi bile akşener haklıymış demedi. Bu defa o dönem ovduklerine sövmeye başladılar. Biz olaylara zamanında doğru tepkiler verebilsek hata yaptığımız zamanda dürüstçe hata yaptığımızı kabul edip özür dileyebilsek farkli bir ülkede yaşıyor olurduk

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız bu toplumun en önemli özelliği hatasını kabul etmemek ve özür dilemeyi bilmemektir.

      Sil
    2. Hocam bu yüzden bireysel yatırımcıların büyük kısmı zarar ediyor olabilir mi? Hata kabul etmeme yüzünden?

      Sil
    3. Onlar da hatalarını kabul etmediği için hatalar hataları götürüyor.

      Sil
    4. Sonuçta kimse kimseye hesap soramıyor.

      Sil
  9. Saygıdeğer hocam, yazınız, özellikle "sansür ve otosansür konusunda söyledikleriniz Nazım'ın bir şiirini hatırlamama sebep oldu:

    Bizi hapse attılar : beni duvarların içinde, seni duvarların dışında. Ufak iş bizimkisi. Asıl en kötüsü : bilerek, bilmeyerek hapishaneyi insanın kendi içinde taşıması..."
    Ben de Nazım gibi, durdum memleketimi, insanımızı düşündüm... Böyle devam ederse devran, hapishanesini kendi içinde taşıyan insanlardan oluşan bir ülke olmaktan kurtulamayacağız.....

    YanıtlaSil
  10. Hocam öncelikle değerli görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.bence eleştiriler de çok önemli ancak bu eleştirilerin kaynağı argümanlar olmalı varsayımlar değil.asıl çıkmaza sokan şey kimseye faydası olmayan varsayımlara dayalı eleştiriler ve uzamana başvurma safsatasıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Ama asıl tehlikeli görülenler onlar. Öyle olunca onlar söylenemiyor ve ortalık gereksiz eleştirilerle doluyor.

      Sil
  11. "Faik Öztrak"ın Kemal Kılıçdaroğlu'nun tarafında olması ile ilgili size soru sorsam; yine "Kişiler hakkında yorum yapmıyorum." diyerek geçiştirici (öteleyici) bir cevap mı vereceksiniz?

    Not: Öztrak, "D.P.T. kökenli" bürokrat temeli olan bir siyasetçidir. Onun da müsteşarlık geçmişi olması sebebiyle birbirinizi tanıyorsunuz. Fatih Altaylı'nın programına katıldığınız "Aralık 2022"de, CHP'nin o zamanki seçim hazırlıkları ile ilgili Öztrak'ın size telefon açıp bilgi verdiğini de söylemiştiniz. Yani Öztrak ile birbirinizi tanıdığınıza göre; onun bugün Kılıçdaroğlu tarafında olması ile ilgili birkaç yorum yaparsınız herhâlde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her insan yanılır. O da benim yanılgılarımdan birisi ne yazık ki.

      Sil
  12. Hocam,

    Sizin "makam odanız"; bu binanın en üst katında mıydı? Yoksa başka bir katta mıydı?

    https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/07/Hazine_M%C3%BCste%C5%9Farl%C4%B1%C4%9F%C4%B1.jpg

    ("Link"te virüs yok. Vikipedi'den alınmıştır.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Girişin bir üstündeki kattaydı.

      Sil
    2. Mahfi hoca odada kalmıyordu, Mahfi hocamıza villa, malikane, plaj, jakuzi tahsis edilmişti. Mahfi hocamız da bunların karşılığını memleketine ödedi. Maşallah

      Sil
    3. hocam oraya gelip sizle çay içebiliyor muyduk?

      Sil
    4. Hayatımda lojmanda bile kalmadım. Bana tahsis edilmiş Renault marka bir makam arabası vardı. Hepsi o. Hiçbir talebim de olmadı.
      Göreve geldiğimden itibaren ilk üç ay kimseyi kabul etmedim. Kapanıp arkadaşlarımla Enflasyonla Mücadele Programı hazırladım. Hoş onu da hükümet uygulamaya koydurmdaı (ben de istifa ettim.) O üç aydan sonra benimle çay içmeniz mümkündü. Ama bunun için randevu almanız gerekiyordu. Çünkü günde 10 saat çalışıyordum ve zamanım neredeyse tümüyle doluydu.

      Sil
    5. Eskiden sokaklardaki arabalara bakınca ya Tofaş ya da Renault Toros marka araba görürdük. Avrupa arabalar az bulunduğu için dikkat çekerdi. Şimdi tam tersi oldu!

      Sil
  13. Ben eleştiri yapamıyorum artık çünkü fazla öfke doluyum. "Öfkeliyken fikir ifade edilmez", o yüzden fikrimi ifade etmemin önündeki en büyük engel öfkem, bu otosansür değil öz benliğime saygımdan.
    Neden bu kadar öfke dolduk hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bölünmüşlük, karşı düşünceye saygısızlık, eleştirileri özgürce açıklayamamak, hayat pahalılığı o kadar çok nedeni var ki.

      Sil
  14. Sayın Eğilmez özgürlük, eleştiri, güvenlik toplumun önemli konularıdır. Bunları kendimiz için isterken, karşı tarafı, yani muhatap olduğumuz çevremizi de dikkate almalıyız. Özgürlük / Hürriyet tarifi en zor konulardır bence. Kendimiz için özgürlük, güvenlik nerede başlar, başkalarının sınırı nerede biter. Bu toplumun anlayış / hoşgörü seviyesine göre değişir. Bunların beraberinde her zaman Saygı bulunması gerekir. Her şeyden önce toplumun Saygıyı öğrenmesi ve uygulaması gerekir. Saygı ve Tahammül hazmedilmesi uzun zaman alan şeylerdir. Bizim toplumumuz da genellikle bilgiçlik hakim olduğundan burnumuzdan kıl aldırmamak, kül yutmamak esas alınır. Böylece hatamızı kabullenmeyiz, özür dilemeyiz, kendimizi hep haklı görmeyi, zeytinyağı gibi hep üste çıkmayı isteriz. Bence esas olan Saygıdır, Nezakettir, Özür dileyebilmektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Bu dedikleriniz okuldan çok ailede öğrenilen şeyler. Aile terbiyesi diye bir şey var.

      Sil
  15. İfade ozgurlugunu kısıtlayan maddeler kaldırılmalı: tck 299, 301, 216, 217a. Hakimler bu maddeleri çok geniş yorumluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konu maddelerde değil zihniyette.

      Sil
    2. Evet hocam , ama ifade ozgurlugunu kısıtlayan maddeler kaldırılıp, yerine ifade ozgurlugunu kısıtlamayan maddeler eklenmeli. Bu da ifade ozgurlugu kısıtlamalarının önüne geçer.Sizce doğru değil mi?

      Sil
    3. Anayasasını tanımayan bir toplumda bu dedikleriniz pek bir işe yaramaz.

      Sil
  16. Hocam ekonominin şimal yıldızısınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah, hepimizin şimal yıldızı bilim.

      Sil
    2. Tek bir şimal yıldızı var, o da ulular ulusu önder Mustafa Kemal Atatürk. Onun dışındakiler evrendeki toz zerreleri olabiliriz ancak. Olmasaydı olmazdık.

      Sil
  17. Mahfi hocam, konu hakkında hiç bilgim olmadığı için soruyorum:

    Ben sıradan bir vatandaş olarak; Ekrem İmamoğlu ile hiçbir bağlantım olmadığı hâlde kendisini Silivri'de ziyaret edebiliyor muyum? Mevzuat olarak böyle bir hakkım var mı?

    (Sadece "mevzuat" anlamında soruyorum. Başka maksatla sormadım.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bildiğim bir konu değil. Bir Hukukçuya sormak lazım.

      Sil
  18. hocam selam,
    rte faizi dusururken lirayi desteklemeye devam eder mi? lira destegi yuzunden, turkiye sundugu yasam kalitesine oranla dunyanin en pahali ulkesi.
    faiz dusunce,
    dolar bir kac KAT artinca,
    bugun $100k e alabileceginiz ev/arsanin fiyati
    lirayi desteklerse $150k olur.
    lirayi desteklemezse $50k olur.
    dolayisiyla sorum:
    rte faizi dusururken lirayi desteklemeye devam eder mi?
    edecegini dusunuyorsaniz, lirayi desteklemek icin yakmasi gereken yuzlerce milyar dolari rte nereden bulacak ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiçbir fikrim yok. Yapanların var mı onu da bilmiyorum.

      Sil
  19. Sevgili üstat günaydın.

    İyi ki varsınız.

    Çok teşekkürler.

    Sevgi ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
  20. Mahfi Eğilmez hocamın sayfasındaki yorumları okuyunca, farklı görüşlerin medeni bir şekilde ifade edilebildiği bir eleştiri ortamının oluştuğunu görmek sevindirici. Yorumları da ilgiyle ve keyifle okudum. Bu ortamı sağladığınız için teşekkür ederim hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim amacım da oydu aslında. Ama burada yayınlamadığım troll yorumlarını yayınlasam üzülürsünüz.

      Sil
    2. Uygunsuz hiçbir yoruma geçit vermeyin hocam 👏

      Sil
  21. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  22. Siyasetin oy motivasyonuyla gündeme getirdiği taleplere, devlet planlama teşkilatı çatır çatır itiraz edermiş.bu doğrumu mahfi bey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece DPT değil, Hazine de maliye de itiraz ederdi. Ve lafımız dinlenirdi.

      Sil
    2. Sonra da istifa edilirdi!

      Sil
    3. İstifa daha istisnai bir durumdu. Ama ya bürokrat siyasetçiyi ikna eder vazgeçirirdi ya da tersi olurdu. Bir orta yol bulunurdu. Eğer çok zorlama olursa istifa o zaman gündeme gelirdi.

      Sil
    4. şimdi niye olmuyor, canım hocam?

      Sil
    5. Biat kültüründe istifanın yeri yoktur. Başkan atar başkan görevden alır. Liyakat kültüründe Başkan atar ve görevden de alabilir ama sizin de başkan istemese bile istifa edip ayrılma hakkınız vardır ve bu hak kullanılabilir.

      Sil
    6. Şimdi de kullansınlar

      Sil
    7. Dediğim gibi bir makama davetle gelmemişseniz oradan kendi isteğinizle ayrılamazsınız.

      Sil
  23. İlhan kesiciyle hiç çalıştınız mı mahfi hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlhan Kesici DPT Müsteşarıyken ben ABD'de Ekonomi ve Ticaret Başmüşaviriydim. İyi tanışırız ama birlikte çalışmadık.

      Sil
    2. Birlikte çalışmak isteyeceğiniz biri miydi?

      Sil
    3. Kişilerle ilgili yorum yapmıyorum.

      Sil
  24. Şöyle bir eğilim başlamış tartışmalarda.
    Biz özgürlük, güvenlik, demokrasi, eşitlik, laiklik, adalet, milliyetçilik, vatanseverlik, liyakat, bilimsel bakış, çağdaş eğitim gibi kavramlar üzerinde tartışırken hep biri çıkıyor "𝒃𝒖𝒏𝒍𝒂𝒓 𝒃𝒂𝒕ı 𝒕𝒊𝒑𝒊 𝒉ı𝒓ı𝒔𝒕𝒊𝒚𝒂𝒏 𝒌𝒂𝒗𝒓𝒂𝒎𝒍𝒂𝒓ı 𝒌𝒂𝒓𝒅𝒆𝒔̧𝒊𝒎 𝒃𝒊𝒛𝒆 𝒖𝒚𝒎𝒂𝒛" diyor. (Bunu da muhtemelen batı tipi hırstıysan icadı telefonundan yazıyor).
    Şimdi bu noktadan sonra tartışmayı nasıl sürdüreceksin?
    Eeeen başından, Göbeklitepe'den mi başlayacaksın anlatmaya?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Göbeklitepe'nin de yalan olduğunu söylüyor. Hz. Adem'in 6.000 yıl önce yaşayan ilk insan olduğuna inanıyor. Dolayısıyla 20 bin yıla tarihlenen Göbeklitepeye inanmıyor. Adamların karbon 14 tarihlemesi diye bir olgudan haberi yok, anlatsanız da inanmıyor. İlber Ortaylı Hocanın dediği gibi cahille sohbet etmemek lazım. Bir cahilin eğitilebilir olup olmadığını anlamak mümkün. Eğer eğitilemez durumdaysa oradan uzaklaşın, asla muhatap olmayın. Hem zaman kaybedersiniz hem de dayak yiyebilirisiniz.

      Sil
  25. Eğer vaktiniz varsa:

    1970'li yıllarda Bülent Ecevit'in "CHP Genel Başkanı" seçilmesi sürecinde neler yaşandığıyla ilgili bir yazı yazarak; "yakın tarih" konusunda az bilgisi olan biz okuyucularınızı aydınlatır mısınız Mahfi bey?

    En çok merak ettiğim 4 soru şu:

    "İsmet İnönü" ile "Bülent Ecevit":

    • Birbirlerini düşman olarak gördüler mi?

    • Birbirlerine hakarete varan kelimeler söylediler mi?

    • İnönü; kendisi gibi değişime adapte olmakta zorluk çeken kuşağın "CHP yönetimi"nden çekilmesi gerektiğini olgunlukla, kimseyi kırmadan, değişim gerçeğinin vaktinin geldiğini görerek kabul etti mi?

    • Ecevit "CHP Genel Başkanı" seçildikten sonra İnönü ile arası nasıl devam etti; küskün mü? Barış hâlinde mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vaktim olsa da ben kişiler üzerinden yorum yapmıyorum.

      Sil
    2. Kimbilir Mahfi hoca daha neler neler biliyor da, biz okuyucularla paylaşmıyor...

      76 yıllık bir yaşam, az değil...

      Eğer "İnönü" ve "Ecevit" arasında geçenleri yazarsa; bütün bunları "Kılıçdaroğlu" ve "Özel" arasında yaşananlarla kıyaslayanlar çıkar diye Mahfi hocamız bu hassas konuda yazMAmayı tercih ediyor olabilir (emin değilim)...

      Ama şunu unutmasın:

      Yaşananlar zaten kamu önünde olan şeyler, yani "tarih"i ilgilendiren bir olaylar silsilesi hakkında bilgi aktarmak Mahfi hocamızda herhangi bir tedirginlik yaratMAmalı.

      Bu ülkenin "tarih"inden bahsediyoruz, kişilerin kendi arasındaki mahrem husumetlerden değil.

      Bu sebeple: Mahfi hocamızın, 1970'li yıllarda CHP'nin geçirdiği dönüşüm süreci ile ilgili bir yazı yazması gerektiğini hâlâ umut ediyorum.

      Zaten, Mahfi hocamız gibi "objektif bir üslup"la yazı yazan birileri de günümüzde pek kalmadı...

      Sil
    3. Ben gazeteci değilim o nedenle bu konulara girmiyorum.

      Sil
    4. Yıllarca gazetede çalıştınız.Yazılar yazdınız.Gazeteci sayılmıyor musunuz?

      Sil
    5. Ben gazetede hiç çalışmadım. Yazı yazdığım gazeteye iki kez ziyarete gittim. Gazeteci demek gazetede oturup, olan biteni izleyen, diğer gazetecilerle konuşup görüş oluşturan, muhabirlik yapan kişi demektir. Ben yalnızca köşe yazısı yazıp emaille gazeteye yolladım. Yazdığım yazıların güncel konularla bile çoğu zaman ilgisi yoktu. kimse de bana şu konuda yaz demedi. Benim yaptığıma gazetecilik dersek gazetecilere saygısızlık yapmış oluruz. Ben gazeteye yazı yazan bir yazardım.

      Sil
  26. Faik Öztrak'ın tercih ettiği tarafı görünce; Mahfi hocamızın kalbi biraz sızlamıştır diye düşünüyorum.

    Size sabır dilerim Hocam, ömrünüzde bunu da görmek zorunda kaldınız...

    YanıtlaSil
  27. Gene döktürmüşsünüz, kaleminize sağlık. Tanımların bu şekilde doğru yapılmadığı ve doğru aktarılmadığı toplumlarda, özgürlük ve güvenlik arasındaki dengeyi kurabilmek de çok zor. Yine de umudumuzu kaybetmemeliyiz. Size sağlık diliyorum, uzun yıllar boyunca yazılarınızı okumak dileğiyle.

    YanıtlaSil
  28. Mükemmel yazı ve emek ama... Bi cacık olmayacak yere yoğurt taşıyıp yormuşsun kendini be hocam

    YanıtlaSil
  29. Her cümle ve paragrafın üzerinde düşünülmesi ve ardından okumaya devam edilmesi gereken bir üslupla kaleme dökülmüş. Bilinen tarihden bu yana, toplumların içinde varlığını sürdüren bir kavram olmasına rağmen ; sonunda bir kültüre dönüşebilir düşüncesiyle ….Mahfi üstada teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  30. "Özgürlüğün bedeli tehlikedir; güvenliğin bedeli ise çoğu zaman boyun eğmektir."
    .
    Metnin özünü tek cümlede toplarsak:
    "Büyük ve erdemli toplumlar, insanları korkudan koruyanlardan çok ; korkuya rağmen düşünmeye ve konuşmaya cesaret edenleri yetiştirenlerdir."

    Diyebilir miyiz ?
    Saygılar ve
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  31. Hocam elmalarla armutlar karıştırılıyormu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, elmalarla elmalar, armutlarla armutlar karıştırılıyor.

      Sil
    2. yani doğrusu mu yapılıyor, demek istiyorsunuz.

      Sil
    3. Hayır karıştırma eylemi yanlışlık yaratır. Ayrıca elmalarla armutlar karıştırılırsa fark edilir ve yanlıştan dönülebilir. Elmalarla elmalar karıştırılmışsa yanlış fark edilmez ve uzun süre devam eder gider.
      Bunu güncel duruma uyarlarsak biz bir yandan neden - sonuç ilişkilerini karıştırırken bir yandan da sonuçlarla sonuçları nedenlerle nedenleri karıştırıyoruz. Bunun nedeni bilimden kopuk olmamız.

      Sil
  32. Eleştiri korkusu mevcut iktidar kaynaklı olabilir mi Mahfi Bey?

    YanıtlaSil
  33. Eleştiri korkusu olan ülkelerde halk özgürce fikir beyan edemiyor.O yüzden ülkemizdeki demokrasinin kıymetini bilelim.

    YanıtlaSil
  34. Emeğinize sağlık hocam. Yazınız için teşekkürler. Benim konudan bağımsız bir sorum olacaktı. Sizce kemer sıkma politikası olarak adlandırılan bu durum yaklaşık olarak ne kadar sürer? Enflasyon ve işsizlik rakamları tahmini olarak ne zaman düzelir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu politikalarla düzelmez. Bu politika seçime yaklaşana kadar devam eder.

      Sil
  35. Hocam Recep Tayyip Erdoğan eleştiriyi tehdit ve hakaret olarak mı görüyor? Eleştiriye müsade ettikçe oylarının azalacağını mı düşünüyor? Bundan dolayı mı yandaş kanallar muhalefetin mitinglerini yayınlamıyorlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kişilerle ilgili yorum yapmıyorum.

      Sil
    2. Daha önce Trump'la (ABD başkanıyla) ilgili yorumlar yapıyordunuz. Acaba Türkiye'nin gerçekleri sizi otosansüre mi itiyor?

      Sil
    3. Trump ile Türkiye ilişkisini kuramadım. Ben Türkiye'deki kişilerle ilgili yorum yapmıyorum. Yabancılarla ilgili yorum serbest.

      Sil
    4. Daha önce mesela Kılıçdaroğlu için kendisini son 1 yıldan beri hiç tanıyamamış olduğunuzu söylemiştiniz. Bence kişilerle ilgili yorum yapmama anlayışınızı tekrar gözden geçirebilirsiniz. Çünkü eskiden yapıyordunuz. Sonuçta üzerinde durduklarımız magazinsel konular da değil. Ayrıca dünyadaki kişilerle ilgili yorum yapıp, Türkiye'deki kişilerle ilgili yorum yapmak istemeyişinizin mantığını anlayamadım. Fakat sonuçta bu sizin tercihiniz ve tercihler (fikri bir inada dönüşmedikçe) sürece bağlı olarak değişebilirler. Benim asıl sorum şuydu: Türkiye'nin gerçekleri hepimizi otosansür mekanizmasına mı hapsediyor? Bunu içimize sindiremediğimiz için de aslında her birimiz çıkış yollarını mı arıyoruz? Peki eskiden de böyle miydi hocam? Eskiden de Türkiye'de (askeri darbeler hariç) bu seviyede bir otosansür var mıydı? Sonuçta hakaret içermeyen her türlü eleştiriyi kişiye özel de yapabilmeliyiz değil mi?

      Sil
    5. Evet bu bir kişisel tercih. Tercihlerin bazen bir mantığı olur bazen de tamamen mantıksız olabilir. Türkiye'de her şey hakaret gibi algılanıyor. O nedenle ben buradaki kişilere dönük yorum yapmıyorum.

      Sil
    6. Bence başkalarının eleştiriyi hakaret olarak algılayıp algılamadıkları önemli değil. Önemli olan sizin kurumları, kuruluşları ve kişileri eleştirebilme özgürlüğünüzdür. Sonuçları da kamuoyu değerlendirir. Çünkü eleştiri özgürlüğü olmadan yanlış olanın düzeltilebilmesi çok zordur.

      Sil
  36. Ben çoğu yerde belli bir konuda eleştirileri okurken şuna bakıyorum: "Canı yananın sesi gür çıkarmış" derler asıl başkasının canı yanarken sesi çıkıyor mu? İşte o zaman haklı yada haksız, katılırım veya katılmam ama o bir eleştiri niteliği taşıyor. haksız mıyım?

    YanıtlaSil
  37. Hocam insanımızı , eğitim seviyemizi , ahlâkî değer olarak bulunduğumuz noktayı gerçek manada tanımak ve görmek istermisiniz ? Yapmanız gereken tek şey şöyle bir kaç ay internetten pazaryerlerinden ürün satmak. Toplumu ancak böyle tanıyabilirsiniz. Bundan daha iyi bir anket veya değerlendirme bence mümkün değil. Bir kaç ay sonra bugün neden bu halde olduğumuzu çok iyi anlarsınız.

    YanıtlaSil
  38. 2011 yıllarında geleceğin çok daha iyi olacağını düşünürdüm hep. İnternet sayesinde insanlar çok hızlı bilgiye ulaşacak ve bilinçli toplumlar olacak diye düşünürdüm. Sene oldu 2026 halen lüzumsuz savaşlar var, masum insanlar her yerde ölüyor, özgürlükler daralıyor, zenginler doymuyor, şirketler ülkelerden daha büyük oldu, yolsuzluk diz boyu, siyasiler faşist ve diktatör olmaya başladı, hukuk ölüyor, demokrasi yok oluyor.. Çok yazık, herksin tek ömrü var ve böyle geçiyor.

    YanıtlaSil
  39. Hocam kaleminize sağlık. Eleştiri ve tenkit yapılması gerekir , soru sormak gerekir. Ama bunların hepsi bilgiyle olur. Biz de bir bakan dahi, olaydan 5 dk sonra " elimizde çok bilgi var" diyebiliyor. Halbuki o bilgi değil "veri-data" veriler bir araya getirilip bir tez, anti tez yapıldıktan sonra ulaşılan sentezdir. Eleştiri, tenkit bilgiye dayandırtan sonra sonuna kadar yapılmalıdır. Bilgi yoksa düzgün bir şekilde cesaretle soru sorulmalıdır. saygılar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri