Ne Olacak Bu Almanya'nın Hali?
Almanya uzun yıllar Avrupa ekonomisinin lokomotifi olarak görüldü. Güçlü sanayisi, ihracat başarısı ve teknolojik üstünlüğüyle örnek gösterilen ülke, son birkaç yıldır ise düşük büyüme, yüksek enerji maliyetleri ve iş gücü açığı gibi ciddi ekonomik sorunlarla mücadele ediyor. Üstelik 2026 Dünya Futbol Şampiyonasında Paraguay’a yenilerek elendiler.
Soru şu: Almanya gerçekten eski
gücünü kaybediyor mu?
Almanya'nın bugün yaşadığı başlıca sorunlar: (1) Düşük büyüme:
Yüksek enerji maliyetleri, küresel talepteki zayıflama ve sanayi üretimindeki
gerileme nedeniyle ekonomi son yıllarda durgunluk eğilimi gösteriyor. (2) Sanayi
üzerindeki baskılar: Özellikle otomotiv, makine ve kimya sektörleri; artan
enerji maliyetleri, Çin'den gelen rekabet ve elektrikli araç teknolojilerine
geçiş süreci nedeniyle önemli zorluklarla karşı karşıya bulunuyor. (3) İş gücü
açığı: Yaşlanan nüfus nedeniyle nitelikli çalışan eksikliği birçok sektörde
üretimi ve hizmetleri olumsuz etkiliyor. Bu nedenle Almanya, nitelikli göçmen
iş gücüne her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. (4) İhracata bağımlılık:
Alman ekonomisi önemli ölçüde ihracata dayanıyor. Küresel ekonomideki yavaşlama
ve ticari belirsizlikler, Alman şirketlerinin dış pazarlardaki performansını
olumsuz etkiliyor. (5) Enflasyonun kalıcı etkileri: Enflasyon
zirvesi geride kalmış olsa da fiyat düzeyindeki kalıcı artış, hane halkı
tüketimi ve işletmelerin maliyetleri üzerinde etkisini sürdürüyor.
Almanya'nın bu sorunları aşmasına yardımcı olabilecek önemli
avantajları da bulunuyor: (1) Ülke,
ileri mühendislik birikimine ve güçlü bir yüksek teknoloji altyapısına sahip. (2)
Kamu kurumları ve finans sistemi sağlamlığını koruyor. (3) Dünyaca tanınan
sanayi şirketleri ve güçlü markaları, uluslararası pazarlarda Almanya'ya önemli
bir rekabet avantajı sağlamaya devam ediyor. (4) Araştırma-geliştirme faaliyetleri ile
güçlü mesleki eğitim sistemi de Almanya'nın uzun vadeli rekabet gücünü
destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.
On yıl öncesine göre
Almanya
Yaklaşık on yıl öncesiyle (2016) karşılaştırıldığında
Almanya ekonomisinin bugün daha zorlu bir tabloyla karşı karşıya olduğu görülüyor.
Kısacası, on yıl önce Almanya
daha hızlı büyüyen, enerji maliyetleri açısından avantajlı ve sanayisi daha
rekabetçi bir ekonomiye sahipti. Bugün ise ekonomik temellerini korumakla
birlikte daha yavaş büyüyen, yüksek üretim maliyetleriyle ve küresel rekabet
baskısıyla mücadele eden bir ekonomi görünümü sergiliyor. Bu durum, Almanya'nın
ekonomik gücünü kaybettiği anlamına gelmiyor; ancak geçmişe kıyasla daha ciddi
yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Almanya, Japonya benzeri uzun süreli durgunluk riskiyle karşı karşıya
mı?
Son yıllarda ekonomi çevrelerinde
en çok tartışılan sorulardan biri de budur.
İki ekonomi arasında dikkat
çekici benzerlikler bulunuyor. Yaşlanan nüfus, sanayi ağırlıklı ekonomik yapı,
enerjide dışa bağımlılık ve büyüme hızındaki yavaşlama bu benzerliklerin
başında geliyor.
Buna karşılık Almanya'yı
Japonya'dan ayıran önemli farklılıklar da var. Almanya'nın Avrupa Birliği
içinde yer alması, iş gücü göçüne daha açık olması ve sanayisini yeşil dönüşüm
ile dijitalleşme doğrultusunda yeniden yapılandırma çabaları, uzun süreli düşük
büyüme riskini azaltabilecek unsurlar arasında değerlendiriliyor.
Bu nedenle birçok ekonomist,
Almanya'nın göç politikası, Avrupa iç pazarındaki konumu, güçlü sanayi
altyapısı ve uygulanabilecek yapısal reformlar sayesinde Japonya'nın deneyimini
birebir tekrarlamasının kaçınılmaz olmadığı görüşünü paylaşıyor.
Sonuç
Almanya'nın önündeki en olası
senaryo, Japonya'nın yaşadığı türden uzun süreli bir ekonomik durgunluk değildir.
Daha olası görünen senaryo, geçmişe göre daha düşük büyüme hızına sahip olmakla
birlikte yüksek gelir düzeyini, güçlü sanayisini ve teknolojik kapasitesini
büyük ölçüde koruyan bir ekonomi olarak yoluna devam etmesidir. Bunun
gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise büyük ölçüde enerji dönüşümünün başarısına,
dijitalleşme ve verimlilik artışına, iş gücü piyasasında yapılacak reformlara
ve küresel ekonominin seyrine bağlı olacaktır.
Hocam enflasyonu nasıl dizginleyeceyiz?
YanıtlaSilÖyle bir isteğimiz var mı emin değilim.
SilBu aydan itibaren dizginlemeye başlıyoruz!
SilEnflasyon düşerse GSYH ve kişi başına gelir de düşer. O nedenle siyasetçilerce çok da istenen bir şey değil.
SilHocam siyasetçiler bürokratlardan daha iyi bence.
SilHocam enflasyona foküslanamadık.
SilOlabilir ama zam yapacak alan da kalmıyor. Su anda enflasyon döviz artış hızından bir kat daha fazla. Zam zam nereye kadar! Enflasyon üzerinde köpük oluştu.
SilBürokrat kalmadı ki.
SilSiyasetçiler eski bürokratlardan da iyi hocam. Halk seçiyor, sizi ben seçemiyorum mesela. Siyasetçiyi yine yollayabiliyoruz, bürokratı yollayamıyoruz. Ayrıca siyasetçi beni memnun etmek zorunda, bürokrat değil.
SilHocam ekonomide kabukmu değiştiriyoruz?
SilYengeç mi bu?
SilHangi siyasetçiyi nereye yolladın mesela?
SilTürkiye Yüzyılı
Sil16'ncı yüzyıldı o.
SilAlmanya'da işgücü açığını kapatacak yeterince sayıda yetişmiş,kalifiye insan gücü olarak yabancılar var . Oraya çalışmak için gitmek isteyen de milyonlar var.
YanıtlaSilJaponya kapıları açsa onlar da yabancı işgücü bulabilir.
SilBüyüme potansiyeli yoksa neden böyle yapsınlar. Almanya yüzde 1 bile zor büyüyor!
SilUcuz emek bulurlarsa büyüme potansiyeli oluşur.
SilNormal şartlarda, gelişmiş ülkelerle, gelişmekte olan ülkelerin arasının gittikçe kapanması değil, gittikçe açılması beklenir.
YanıtlaSilZira, geleceği belirleyen "kaliteli eğitim" yine onlarda, her türlü sürecin girdisi "yeterli kaynak" yine onlarda, biz başarılıydık/başarılıyız/başarılı olacağız diyen "yüksek özgüven" onlarda, geleceği inşa edecek nitelikli beyinleri çeken "cazibe merkezi" onlarda.
Ama pratikte böyle olmuyor: olmak zorunda değilmiş. Güney Kore, Tayvan, Çin örnekleri bunu ispatlıyor.
Bu bizim için büyük bir şans, bir umut..
Biraz silkinip; eğitim, liyakat, temiz siyaset, atılım psikolojisi sağlayabilirsek, Türkiye Yüzyılı hamaseti yapmayacağım ama ilk 10'a adımızı neden yazdırmayalım?
Bütün bunları sağlayabilmek için önce hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsız ve tarafsızlığını ve güçler ayrımına dayalı demokrasiyi yerleştirmemiz gerekiyor. Ki bunlar ne yazık ki söylendiği kadar kolay gerçekleştirilebilen şeyler değil.
SilBence yazdıramazsınız. Nedenini kendimce açıklayayım.
SilGüney Kore'den başlayalım. Güney Kore bölününce Amerika'nın o zamanki görüşü sayesinde "bizim müttefikler güçlensin" dediği için Kore'ye inanılmaz büyük yardımlar yaptılar. Ayrıca konum da önemli, Kore Japonya'nın yanında japonya'nın yanında olmasından nemalanabiliyor. Kültür farkı da var, Türkiye Akdeniz yoğun kültürlü ülke, Kore Asya'da. Verimli olmasa da çok yüksek saatlerde çalışıyorlar, Türkiyeliler'de çok yüksek saatler çalışsa da maalesef eğitim yüzünden katma değerli üretime yoğunlaşamıyor. Burada da diğer farka geliyoruz. Kore de Tayvan'da kendi halkına muhtaçdı, daha doğrusu eğitimine muhtaçtı. Ülkenin kalkınmasının tek yolu insandı. Türkiye'de madenler vardı, tarım vardı. Ayrıca Türkiye'nin geçmişi de genelde siyasi çalkantılardan dolayı buna musade etmiyor. Birkaç neden daha var da onları yazmadan Çin'e geçmek istiyorum. Çin'in en büyük atılımı üretimi kapmasaydı, vatandaş sayısı ve hükümet politikasıyla Çin ucuza üretim yapınca şirketler oraya gitti. Çin'de bunu fırsat bilip onların teknolojilerini kopyaladı ve kendi ürünlerini yaptı. ki 1 milyar nüfuslu ülkede ortalama eğitim de iyi olunca bazı konularda geçmeye başladılar. Ayrıca iç pazarı da büyük, 1 milyarlık satış potansiyeli ile 80 milyon arasındaki fark devasa. Çin diğer yabancı şirketlere kural koyabilir - ki koydu-, Türkiye 80 milyonluk pazarıyla bunu yapamaz. ki burada yazamadığım nedenler de var. Türkiye'nin demokrasi ülkesi olması gibi. Planlama yapamıyorsun ki, 5 yıl sonra birisi gelip bozuyor. Ayrıca diğer sıkıntı ölçek, ABD %2 büyüse Türkiye %2 büyüyerek onu yakalayamıyor. İlk ona girmesinin tek yolu Türkiye'nin atılım yapması yada diğerlerinin düşmesi. Türkiye gelecekte muhtemelen Japonya'yı geçebilir. Ayrıca ilk onda olmak o kadar manalı değil. Eskiden örnek verelim 80 milyonluk nüfusun var, Hollanda senden daha az nüfusla senin ekonomini yakalıyor. Ülkeler için de fırsat penceresi kapanıyor, Türkiye genç nüfus diyorduk yaşlanıyor. Ayrıca dünya'da savaş çağına gidiyor, bu türkiye'ye yarayabilir yaramayabilir de. göreceğiz.
Hocam ekonominin hukukla uzaktan yakından ilişkisi yok ya. Sermayenin hukukla korunması ve belirlilik yetiyor. İleride hukuk daha da önemsiz olacak. Üretim otonomlaşınca devletler halka ihtiyaç duymayacak. O zamanki Mahfi Eğilmezlerde "devletin gelişimi, bir devletin hukuku uygulama zorunluluğunun ortadan kalkması ile yorumlayabiliriz" diyecek. ki yavaş yavaş dünyada görüyoruz. Avrupa'da suçlar arttı, Amerika'da hayli hayli arttı. Her yerde artacak hocam
SilBu maddelerin hepsi çok doğru. Ne var ki ben daha genel bir perspektiften bakıyorum. "Evet 0-3 oldu ama yenebiliriz, bunun örnekler var yaşandı" diyorum. Fikrimin anti-tezi ne? "Hayır imkansız" mı? Bu da bir bakış açısı ve belli bir doğru mantığı var: evet bu şekilde imkansız. Bununla birlikte, bunlara odaklanmak işlevsel değil. Mesela umutsuzluktan gençlerimiz çareyi yurtdışında arıyor. Saçma sapan birşey yapıyorlar demiyorum ama bizim motive edici olmamız lazım. 'Neden olmasın' vizyonunu koymamız lazım.
SilHukuk yoksa hiçbir şey olmaz.
SilTabii ki o konuda %100 haklısınız. Sizin dedikleriniz de hala yapılacak şeyler için umut var. Şu genç meselesine de girmek istiyorum. Gençlerin gitmek istemesi tamamen önemsiz olmasa da çoğunlukla önemsiz. Gidemeyenler niteliksiz oluyor genellikle, niteliklileri de ne yaparsanız yapın tutamazsınız. Türkiye birden inanılmaz atılım yapsa da yine onların arzuladıkları yerler Türkiye'den daha fazla fırsat sunacak. O yüzden her İstanbul erkek mezununun büyük kısmı gidecek, kalanlar da yapmak istediklerini burada tamamen yapamadıklarını anlayınca gidecek. He bir de gençlerde sermaye, kültür birikimi yok denecek kadar az. AI ile de birlikte neredeyse hiç gerek yok. Sadece yapılacak politikalar sıkıntı olabilir.
SilHocam zaten hukuk falan yoksa bir cacık olmaz. Ben çook kapsamlı bir dönüşüm olursa neden olmasın dedim. Yani ben diyorum limit, türev, integral; hukuk ise çarpım tablosu...
SilKurban bayramindan itibaren piyasada nakit dönmüyor ,sadece sanayide mi bu sekilde yoksa diğer sektörlerde öylemi diye merak ediyorum kayyum atanmasinin mi etkileri yoksa başka birsey mi var
YanıtlaSilBu, genel bir şikâyet. Enflasyonda yeniden yükseliş başlayınca likiditeyi sıkmaya başladı MB.
SilNakit dönmüyor kart dönüyor kayıtlı ekonomiye geçiş için güzel bir gelişme.
SilKartta dönmüyor, doğru düzgün iş yok on senedir üretimdeyim hiç bu kadar durgunluk görmedim
SilÜretimi geçtik zaten hizmet ekonomisiyle büyüyeceğiz.
SilHangi hizmet ekonomisiyle? Kahve satışlarıyla mı?
SilBu yazınızdan şu sonucu çıkardım:
YanıtlaSil"Almanya, bizi kıskanıyor."
Eğer yanılıyorsam, lütfen düzeltir misiniz?
Yanılmıyorsunuz.
SilSadece kıskanmıyor taklit de ediyor. Paraguay maçından bunu anladım. :)
Almanlar kıskanç olur.
SilHocam maç mı izliyorsun???? O 90 dakika kitap okuyabilir, yürüyüş yapabilir, doğa yürüşü yapabilirsiniz, yazı yazabilirsiniz. Niye maç? Hocam sizden bunu hiç beklemezdim. Eski nesil çalışkan derlerdi.
SilAydın olmanın koşulu uzmanı olduğunuz alanların dışındaki alanlarla da ilgilenmektir. O dediklerinizin hepsini yapıyorum, maç da izliyorum.
SilHocam maçın fırsat maliyeti her açıdan kötü değil mi? O 90 dakika'yı çok önemsiyorum. Ayrıca maç özellikle futbol pek iyi şeyler çağrıştırmıyor
SilAlmanya bizim metroları kıskanıyordu. Konu buradan çıktı.
SilHer şeyi fırsat maliyetiyle ölçersek yaşamdan keyif alamayız. Aşırı rasyonellik sonunda irrasyonelliğe dönüşür. bazen yaşamı olduğu gibi yaşamakta yarar vardır.
SilDurgunluk döneminde yapacağı hamleler ile ileri yol kat etmesi de mümkün değil midir hocam? Birbirinden farklı bir sürü senaryoda yazılıp çizilebilir lakin burda önemli olan parasının değer kaybedip kaybetmediği. Fetret devri gibi bir senaryonun yasanacağını sanmam.
YanıtlaSilBen de sanmam ama yine de Japonya çok ciddiye alınması gereken bir örnek.
SilDünyanın kaynakları bu kadar büyüme için artık yeterli değil . Gıda , su , enerji kaynakları ve teknolojik metaller kısıtlı , Dünya dışından gelmiyor . Bugünden itibaren 3 nesil boyunca tek çocuk politikası ile sorunlar büyük ölçüde çözülebilir . Kendimden örnek vereyim . Annem ve babamın nesli 112 senede 5 nesil ve 100'ün üzerinde sayıya ulaştı . Tek çocuk politikası olsa bugün 92 - 50 - 20 yaşlarında sadece 3 kişi olacaktık . Herkes kendi örneğini bulabilir . O kadar büyümeye gerek var mı ?
YanıtlaSilEvet, işin tam olarak aslı bu. Milattan 2000 yılına kadar 50 trilyon dolarlık GSYH yaratma düzeyine gelebilen dünya 26 yılda 125 trilyon dolarlık GSYH yaratır hale geldi. Bu çok hızlı bir büyüme ve bütün kaynakları tehlikeye atan bir durum.
SilBu taaaaa Maltus'dan beridir söyleniyor ve şu ana kadar gerçekleşmedi. Her zaman bir teknolojik devrim geliyor ve verimlilik artıyor. İçten yanmalı motorların verimliliği berbattır mesela; sürtünmeden, yardımcı ünitelerden, ısı kaybından dolayo çoğu enerji çöp olur ama teknolojik gelişimlerle VVT gibi bu verimlilik artıyor. Gelecekte de muhtemelen öyle olacak, olmayadabilir gerçi ama şu ana kadar böyleydi
SilTek çocuk politikasıyla bu kadar yaşlanan nüfusa nasıl bakacaksınız. Toplu bir nüfus azaltması ile olabilir ancak buda milyonların hatta milyarların ölmesi demek.Bunu yapabilmek içinde ya nükleer savaş çıkacak(geri kalanlar için yaşanamaz bir dünya demek)yada küresel çapta ölümcül bir pandemi 2020 deki corona virüs bir denemeydi belkide
SilBütün viruslar elədir axı! Nə üçünsə dünyanın bütün virusları müəyyən hadisələrdən sonra ortaya çıxır! Aydındır, elə deyilmi onları hökumətlər buraxır! Sadəcə İspaniya qripinin necə yayıldığına baxmaq kifayətdir.
SilAlmanya kötü de Türkiye daha mı iyi?
YanıtlaSilÖyle sananlar var.
SilSon 5 yılda Türkiye milli gelirine 840 milyar dolar eklemiş. Almanya son 5 yılda milli gelirine ne kadar eklemiş acaba?
Sil1,3 trilyon dolar eklemiş. Bizim yirmide birimiz enflasyonla ve kuru baskılamadan.
SilHocam onların ekonomisi daha büyük olduğu için %2 bile ekleseler sonuç öyle çıkar. Ama türkiye potansiyelini aşıyor. Yüksek teknoloji ihracaatımız artmış. Nükleer reaktör kuruyoruz.
SilNe kadar eklemiş diye soruyorsunuz, beklediğinizden yüksek çıkınca bu sefer başka bir şey ileri sürüyorsunuz.
SilAlmanya nükleer reaktörleri kapattı biz kuruyoruz.
Hocam onlarda bilakis geri açma niyetindeler. Ayrıca hocam ben rakamlara bakarım. Türkiye'nin yüksek teknokoloji ihracaatı artmış, bölgeye etkisi artmış. Bunlar olumlu gelişmeler, birkaç küçük olumsuz şey olabilir. Bunlar çözülür
SilMesela sizce nükleer reaktör kurarken hukuku rafa kaldırmak, demokrasiden vazgeçmek çözülebilir küçük sorunlar mıdır?
SilHocam Almanya ikinci dünya savaşı sonrasında kendi kültürünü de kaybetti. Yerine tamamen ABD güdümünde, ahlaksız ve dejenere bir nesil yetişti. Rasyonalizmin temellerini atan Alman kültürü geçmiş dönemdeki felsefeden, matematiğe, müzikten, resime, fizikten, kimyaya başat pozisyonunu yitirdi. Şimdi bir grup kapitalist firma ve büyük bir bürokrasiden başka hiç bir şeyleri kalmadı. Çünkü herhangi bir sistemden ahlakı çekerseniz o yıkılır.
YanıtlaSilO kadar da değil.
Sil"Çin’e sadece araç satıp, yedek parçadan yüksek kâr elde etmeye dayalı model artık kabul edilmez.”
YanıtlaSilŞi Cinping
2014
Alman Otomotivcilere uyarısı.
Pekin Görüşmesi.
Almanya bu uyarıyı dikkate almamış.
SilMerhaba hocam, Almanya kalifiye eleman açığını kapatmak istiyor ama Avrupa birliğinden çok az nitelikli çalışan çekebiliyor kendi ülkesinden gidenlerin oranı daha fazla.Avrupa birliği dışından gelmek ve göç etmek isteyenlerin önünde birçok engel var. Dil seviyelerinin ileri seviyede istenmesi, bürokratik sorunlar bunlardan bazıları.
SilBunlara ilaveten Avrupa 'daki sıcak hava olaylarının 2026-2030 kadar artarak devam edeceği tahmini de eklenirse, buna Almanya lokomotifinde diğer Avrupa ülkelerinin de etkilenmesi ile Almanya GSYH kaybı riskinin de gözden kaçırılmaması gerekiyor. Ekonomi gerçekten canlı bir varlık iklimden bile etkileniyor doğal olarak.
YanıtlaSilHocam , artık sanırım Avrupa ekonomisinin hızlı bir gerileme sürecinde olduğunu kabul etmek gerekiyor. Şu anda çok zengin bir mirası taşıdıkları için bunun ekmeğini yiyorlar ve belki bir süre daha böyle gidecek. Ancak inovatif anlamda dünya ekonomik ve sosyal hayatına eskiden olduğu gibi kayda değer katkılarda bulunmadıklarını, trendi belirlemediklerini, yeniliğin adresi olmadıklarını kabul edelim.
YanıtlaSilVay be kim derdi ki Türkler özgüven sahibi olmus da Almanları eleştirmeye başlamış.
SilÖzgüven aşırıya kaçtı mı haddini aşmaya dönüşür.
SilDünyamızın kaynakları bunca insanı ve bunların tüketim açlığını kaldıramıyor. Büyüme fetişi nedeniyle azdırılan tüketim hepimizin yaşam kalitesini sürekli düşürüyor. Büyüme verisi olarak tüketime değil de daha iyi yaşam şartları sağlama olanaklarına dair göstergeler kullanılmalı artık: Mesela temiz hava, su, sağlık vb. yani asıl hedef olması gereken ihtiyaç olmayan şeyleri üretip tüketmek değil yaşam memnuniyetini artıracak eylemler olmalı diye düşünüyorum. Genelleme elbette yapamayız ancak 30 yıl önceki ki tüketim oranımız çok daha az olmasına rağmen yaşam kalitesi (temiz hava, su, sosyal ilişkiler ...) çok daha iyiydi. Şimdiki kişi başı milli gelir 30 yıl öncekinin 5-6 katı, bu daha mutlu bir hayat yaşadığımız anlamına gelmiyor. Saygılar
YanıtlaSilÇok doğru.
SilHocam, sadece üst düzey bir iktisatçı değil, aynı zamanda bir filozofsunuz, geleceğin Mahfileri, en kaliteli binlerce gencimiz her yıl yurtdışına kaçmak zorunda kalıyor ama millet Almanya bizi kıskanıyora inanıyor, bilmek yerine inanmak tercihinin sonuçları yaşanıyor..Saygılar..
YanıtlaSilBugün öyle olur yarın geri gelirler. Bu hep böyle gidemez.
SilKaleminize sağlık sayın hocam.
YanıtlaSilHem Almanya'nın hem Japonya'nın bir diğer ekonomik avantajı da 2. Dünya Savaşı'ndan sonra iki ülke de büyük ölçüde silahsızlandırıldı ve askeri açıdan güvenliklerini ABD ve NATO sağladı. Trump'ın gelmesinden ve bu ülkelere sağlanan koruma kalkanını azaltmasından sonra şimdi iki ülke de askeri harcamalara hatırı sayılır derecede kaynak ayırmak zorunda kalacak.
Çok doğru ama savunma sanayii gelişmeyi daima artırmıştır. Çoğu yeni buluş oradan gelir.
SilMahfi hocam neden hep Türkiye hakkında kötü şeyler yazıyorsun, hiç mi iyi bir şey yok. Eğer iyi bir şey yoksa yazmanın anlamı ne?
YanıtlaSilTürkiye hakkında asla kötü bir şey yazmıyorum. Ben gerçekleri yazıyorum. Bunları yazmamın sebebi şu: Gerçekleri bilmez ve yalanlarda takılı kalırsak daha iyiye gitme şansımız olmaz.
Sil