Ne Olacak Bu Almanya'nın Hali?

Almanya uzun yıllar Avrupa ekonomisinin lokomotifi olarak görüldü. Güçlü sanayisi, ihracat başarısı ve teknolojik üstünlüğüyle örnek gösterilen ülke, son birkaç yıldır ise düşük büyüme, yüksek enerji maliyetleri ve iş gücü açığı gibi ciddi ekonomik sorunlarla mücadele ediyor. Üstelik 2026 Dünya Futbol Şampiyonasında Paraguay’a yenilerek elendiler.

Soru şu: Almanya gerçekten eski gücünü kaybediyor mu?

Almanya'nın bugün yaşadığı başlıca sorunlar: (1) Düşük büyüme: Yüksek enerji maliyetleri, küresel talepteki zayıflama ve sanayi üretimindeki gerileme nedeniyle ekonomi son yıllarda durgunluk eğilimi gösteriyor. (2) Sanayi üzerindeki baskılar: Özellikle otomotiv, makine ve kimya sektörleri; artan enerji maliyetleri, Çin'den gelen rekabet ve elektrikli araç teknolojilerine geçiş süreci nedeniyle önemli zorluklarla karşı karşıya bulunuyor. (3) İş gücü açığı: Yaşlanan nüfus nedeniyle nitelikli çalışan eksikliği birçok sektörde üretimi ve hizmetleri olumsuz etkiliyor. Bu nedenle Almanya, nitelikli göçmen iş gücüne her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. (4) İhracata bağımlılık: Alman ekonomisi önemli ölçüde ihracata dayanıyor. Küresel ekonomideki yavaşlama ve ticari belirsizlikler, Alman şirketlerinin dış pazarlardaki performansını olumsuz etkiliyor. (5) Enflasyonun kalıcı etkileri: Enflasyon zirvesi geride kalmış olsa da fiyat düzeyindeki kalıcı artış, hane halkı tüketimi ve işletmelerin maliyetleri üzerinde etkisini sürdürüyor.

Almanya'nın bu sorunları aşmasına yardımcı olabilecek önemli avantajları da bulunuyor: (1) Ülke, ileri mühendislik birikimine ve güçlü bir yüksek teknoloji altyapısına sahip. (2) Kamu kurumları ve finans sistemi sağlamlığını koruyor. (3) Dünyaca tanınan sanayi şirketleri ve güçlü markaları, uluslararası pazarlarda Almanya'ya önemli bir rekabet avantajı sağlamaya devam ediyor.  (4) Araştırma-geliştirme faaliyetleri ile güçlü mesleki eğitim sistemi de Almanya'nın uzun vadeli rekabet gücünü destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.

On yıl öncesine göre Almanya

Yaklaşık on yıl öncesiyle (2016) karşılaştırıldığında Almanya ekonomisinin bugün daha zorlu bir tabloyla karşı karşıya olduğu görülüyor.

Kısacası, on yıl önce Almanya daha hızlı büyüyen, enerji maliyetleri açısından avantajlı ve sanayisi daha rekabetçi bir ekonomiye sahipti. Bugün ise ekonomik temellerini korumakla birlikte daha yavaş büyüyen, yüksek üretim maliyetleriyle ve küresel rekabet baskısıyla mücadele eden bir ekonomi görünümü sergiliyor. Bu durum, Almanya'nın ekonomik gücünü kaybettiği anlamına gelmiyor; ancak geçmişe kıyasla daha ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Almanya, Japonya benzeri uzun süreli durgunluk riskiyle karşı karşıya mı?

Son yıllarda ekonomi çevrelerinde en çok tartışılan sorulardan biri de budur.

İki ekonomi arasında dikkat çekici benzerlikler bulunuyor. Yaşlanan nüfus, sanayi ağırlıklı ekonomik yapı, enerjide dışa bağımlılık ve büyüme hızındaki yavaşlama bu benzerliklerin başında geliyor.

Buna karşılık Almanya'yı Japonya'dan ayıran önemli farklılıklar da var. Almanya'nın Avrupa Birliği içinde yer alması, iş gücü göçüne daha açık olması ve sanayisini yeşil dönüşüm ile dijitalleşme doğrultusunda yeniden yapılandırma çabaları, uzun süreli düşük büyüme riskini azaltabilecek unsurlar arasında değerlendiriliyor.

Bu nedenle birçok ekonomist, Almanya'nın göç politikası, Avrupa iç pazarındaki konumu, güçlü sanayi altyapısı ve uygulanabilecek yapısal reformlar sayesinde Japonya'nın deneyimini birebir tekrarlamasının kaçınılmaz olmadığı görüşünü paylaşıyor.

Sonuç

Almanya'nın önündeki en olası senaryo, Japonya'nın yaşadığı türden uzun süreli bir ekonomik durgunluk değildir. Daha olası görünen senaryo, geçmişe göre daha düşük büyüme hızına sahip olmakla birlikte yüksek gelir düzeyini, güçlü sanayisini ve teknolojik kapasitesini büyük ölçüde koruyan bir ekonomi olarak yoluna devam etmesidir. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise büyük ölçüde enerji dönüşümünün başarısına, dijitalleşme ve verimlilik artışına, iş gücü piyasasında yapılacak reformlara ve küresel ekonominin seyrine bağlı olacaktır.


Yorumlar

  1. Hocam enflasyonu nasıl dizginleyeceyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle bir isteğimiz var mı emin değilim.

      Sil
    2. Bu aydan itibaren dizginlemeye başlıyoruz!

      Sil
    3. Enflasyon düşerse GSYH ve kişi başına gelir de düşer. O nedenle siyasetçilerce çok da istenen bir şey değil.

      Sil
    4. Hocam siyasetçiler bürokratlardan daha iyi bence.

      Sil
    5. Hocam enflasyona foküslanamadık.

      Sil
    6. Olabilir ama zam yapacak alan da kalmıyor. Su anda enflasyon döviz artış hızından bir kat daha fazla. Zam zam nereye kadar! Enflasyon üzerinde köpük oluştu.

      Sil
    7. Siyasetçiler eski bürokratlardan da iyi hocam. Halk seçiyor, sizi ben seçemiyorum mesela. Siyasetçiyi yine yollayabiliyoruz, bürokratı yollayamıyoruz. Ayrıca siyasetçi beni memnun etmek zorunda, bürokrat değil.

      Sil
    8. Hocam ekonomide kabukmu değiştiriyoruz?

      Sil
    9. Hangi siyasetçiyi nereye yolladın mesela?

      Sil
    10. Türkiye Yüzyılı

      Sil
    11. 21. Yüzyılda da olacak gibi duruyor!

      Sil
  2. Almanya'da işgücü açığını kapatacak yeterince sayıda yetişmiş,kalifiye insan gücü olarak yabancılar var . Oraya çalışmak için gitmek isteyen de milyonlar var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Japonya kapıları açsa onlar da yabancı işgücü bulabilir.

      Sil
    2. Büyüme potansiyeli yoksa neden böyle yapsınlar. Almanya yüzde 1 bile zor büyüyor!

      Sil
    3. Ucuz emek bulurlarsa büyüme potansiyeli oluşur.

      Sil
  3. Normal şartlarda, gelişmiş ülkelerle, gelişmekte olan ülkelerin arasının gittikçe kapanması değil, gittikçe açılması beklenir.

    Zira, geleceği belirleyen "kaliteli eğitim" yine onlarda, her türlü sürecin girdisi "yeterli kaynak" yine onlarda, biz başarılıydık/başarılıyız/başarılı olacağız diyen "yüksek özgüven" onlarda, geleceği inşa edecek nitelikli beyinleri çeken "cazibe merkezi" onlarda.

    Ama pratikte böyle olmuyor: olmak zorunda değilmiş. Güney Kore, Tayvan, Çin örnekleri bunu ispatlıyor.

    Bu bizim için büyük bir şans, bir umut..

    Biraz silkinip; eğitim, liyakat, temiz siyaset, atılım psikolojisi sağlayabilirsek, Türkiye Yüzyılı hamaseti yapmayacağım ama ilk 10'a adımızı neden yazdırmayalım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün bunları sağlayabilmek için önce hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsız ve tarafsızlığını ve güçler ayrımına dayalı demokrasiyi yerleştirmemiz gerekiyor. Ki bunlar ne yazık ki söylendiği kadar kolay gerçekleştirilebilen şeyler değil.

      Sil
    2. Bence yazdıramazsınız. Nedenini kendimce açıklayayım.
      Güney Kore'den başlayalım. Güney Kore bölününce Amerika'nın o zamanki görüşü sayesinde "bizim müttefikler güçlensin" dediği için Kore'ye inanılmaz büyük yardımlar yaptılar. Ayrıca konum da önemli, Kore Japonya'nın yanında japonya'nın yanında olmasından nemalanabiliyor. Kültür farkı da var, Türkiye Akdeniz yoğun kültürlü ülke, Kore Asya'da. Verimli olmasa da çok yüksek saatlerde çalışıyorlar, Türkiyeliler'de çok yüksek saatler çalışsa da maalesef eğitim yüzünden katma değerli üretime yoğunlaşamıyor. Burada da diğer farka geliyoruz. Kore de Tayvan'da kendi halkına muhtaçdı, daha doğrusu eğitimine muhtaçtı. Ülkenin kalkınmasının tek yolu insandı. Türkiye'de madenler vardı, tarım vardı. Ayrıca Türkiye'nin geçmişi de genelde siyasi çalkantılardan dolayı buna musade etmiyor. Birkaç neden daha var da onları yazmadan Çin'e geçmek istiyorum. Çin'in en büyük atılımı üretimi kapmasaydı, vatandaş sayısı ve hükümet politikasıyla Çin ucuza üretim yapınca şirketler oraya gitti. Çin'de bunu fırsat bilip onların teknolojilerini kopyaladı ve kendi ürünlerini yaptı. ki 1 milyar nüfuslu ülkede ortalama eğitim de iyi olunca bazı konularda geçmeye başladılar. Ayrıca iç pazarı da büyük, 1 milyarlık satış potansiyeli ile 80 milyon arasındaki fark devasa. Çin diğer yabancı şirketlere kural koyabilir - ki koydu-, Türkiye 80 milyonluk pazarıyla bunu yapamaz. ki burada yazamadığım nedenler de var. Türkiye'nin demokrasi ülkesi olması gibi. Planlama yapamıyorsun ki, 5 yıl sonra birisi gelip bozuyor. Ayrıca diğer sıkıntı ölçek, ABD %2 büyüse Türkiye %2 büyüyerek onu yakalayamıyor. İlk ona girmesinin tek yolu Türkiye'nin atılım yapması yada diğerlerinin düşmesi. Türkiye gelecekte muhtemelen Japonya'yı geçebilir. Ayrıca ilk onda olmak o kadar manalı değil. Eskiden örnek verelim 80 milyonluk nüfusun var, Hollanda senden daha az nüfusla senin ekonomini yakalıyor. Ülkeler için de fırsat penceresi kapanıyor, Türkiye genç nüfus diyorduk yaşlanıyor. Ayrıca dünya'da savaş çağına gidiyor, bu türkiye'ye yarayabilir yaramayabilir de. göreceğiz.

      Sil
    3. Hocam ekonominin hukukla uzaktan yakından ilişkisi yok ya. Sermayenin hukukla korunması ve belirlilik yetiyor. İleride hukuk daha da önemsiz olacak. Üretim otonomlaşınca devletler halka ihtiyaç duymayacak. O zamanki Mahfi Eğilmezlerde "devletin gelişimi, bir devletin hukuku uygulama zorunluluğunun ortadan kalkması ile yorumlayabiliriz" diyecek. ki yavaş yavaş dünyada görüyoruz. Avrupa'da suçlar arttı, Amerika'da hayli hayli arttı. Her yerde artacak hocam

      Sil
    4. Bu maddelerin hepsi çok doğru. Ne var ki ben daha genel bir perspektiften bakıyorum. "Evet 0-3 oldu ama yenebiliriz, bunun örnekler var yaşandı" diyorum. Fikrimin anti-tezi ne? "Hayır imkansız" mı? Bu da bir bakış açısı ve belli bir doğru mantığı var: evet bu şekilde imkansız. Bununla birlikte, bunlara odaklanmak işlevsel değil. Mesela umutsuzluktan gençlerimiz çareyi yurtdışında arıyor. Saçma sapan birşey yapıyorlar demiyorum ama bizim motive edici olmamız lazım. 'Neden olmasın' vizyonunu koymamız lazım.

      Sil
    5. Hukuk yoksa hiçbir şey olmaz.

      Sil
    6. Tabii ki o konuda %100 haklısınız. Sizin dedikleriniz de hala yapılacak şeyler için umut var. Şu genç meselesine de girmek istiyorum. Gençlerin gitmek istemesi tamamen önemsiz olmasa da çoğunlukla önemsiz. Gidemeyenler niteliksiz oluyor genellikle, niteliklileri de ne yaparsanız yapın tutamazsınız. Türkiye birden inanılmaz atılım yapsa da yine onların arzuladıkları yerler Türkiye'den daha fazla fırsat sunacak. O yüzden her İstanbul erkek mezununun büyük kısmı gidecek, kalanlar da yapmak istediklerini burada tamamen yapamadıklarını anlayınca gidecek. He bir de gençlerde sermaye, kültür birikimi yok denecek kadar az. AI ile de birlikte neredeyse hiç gerek yok. Sadece yapılacak politikalar sıkıntı olabilir.

      Sil
    7. Hocam zaten hukuk falan yoksa bir cacık olmaz. Ben çook kapsamlı bir dönüşüm olursa neden olmasın dedim. Yani ben diyorum limit, türev, integral; hukuk ise çarpım tablosu...

      Sil
  4. Kurban bayramindan itibaren piyasada nakit dönmüyor ,sadece sanayide mi bu sekilde yoksa diğer sektörlerde öylemi diye merak ediyorum kayyum atanmasinin mi etkileri yoksa başka birsey mi var

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu, genel bir şikâyet. Enflasyonda yeniden yükseliş başlayınca likiditeyi sıkmaya başladı MB.

      Sil
    2. Nakit dönmüyor kart dönüyor kayıtlı ekonomiye geçiş için güzel bir gelişme.

      Sil
    3. Kartta dönmüyor, doğru düzgün iş yok on senedir üretimdeyim hiç bu kadar durgunluk görmedim

      Sil
    4. Üretimi geçtik zaten hizmet ekonomisiyle büyüyeceğiz.

      Sil
    5. Hangi hizmet ekonomisiyle? Kahve satışlarıyla mı?

      Sil
    6. Hocam sağlık,turizm,lojistik,finans ve yazılım hizmetleri.

      Sil
    7. Az kaldı dayanın,seneye ateşlenecek piyasa.

      Sil
  5. Bu yazınızdan şu sonucu çıkardım:

    "Almanya, bizi kıskanıyor."

    Eğer yanılıyorsam, lütfen düzeltir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanılmıyorsunuz.
      Sadece kıskanmıyor taklit de ediyor. Paraguay maçından bunu anladım. :)

      Sil
    2. Almanlar kıskanç olur.

      Sil
    3. Hocam maç mı izliyorsun???? O 90 dakika kitap okuyabilir, yürüyüş yapabilir, doğa yürüşü yapabilirsiniz, yazı yazabilirsiniz. Niye maç? Hocam sizden bunu hiç beklemezdim. Eski nesil çalışkan derlerdi.

      Sil
    4. Aydın olmanın koşulu uzmanı olduğunuz alanların dışındaki alanlarla da ilgilenmektir. O dediklerinizin hepsini yapıyorum, maç da izliyorum.

      Sil
    5. Hocam maçın fırsat maliyeti her açıdan kötü değil mi? O 90 dakika'yı çok önemsiyorum. Ayrıca maç özellikle futbol pek iyi şeyler çağrıştırmıyor

      Sil
    6. Almanya bizim metroları kıskanıyordu. Konu buradan çıktı.

      Sil
    7. Her şeyi fırsat maliyetiyle ölçersek yaşamdan keyif alamayız. Aşırı rasyonellik sonunda irrasyonelliğe dönüşür. bazen yaşamı olduğu gibi yaşamakta yarar vardır.

      Sil
  6. Durgunluk döneminde yapacağı hamleler ile ileri yol kat etmesi de mümkün değil midir hocam? Birbirinden farklı bir sürü senaryoda yazılıp çizilebilir lakin burda önemli olan parasının değer kaybedip kaybetmediği. Fetret devri gibi bir senaryonun yasanacağını sanmam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sanmam ama yine de Japonya çok ciddiye alınması gereken bir örnek.

      Sil
    2. Japonya borç yaparak kendi kendini borç hapsine soktu. 30 yıldır hapisten çıkamıyor!

      Sil
  7. Dünyanın kaynakları bu kadar büyüme için artık yeterli değil . Gıda , su , enerji kaynakları ve teknolojik metaller kısıtlı , Dünya dışından gelmiyor . Bugünden itibaren 3 nesil boyunca tek çocuk politikası ile sorunlar büyük ölçüde çözülebilir . Kendimden örnek vereyim . Annem ve babamın nesli 112 senede 5 nesil ve 100'ün üzerinde sayıya ulaştı . Tek çocuk politikası olsa bugün 92 - 50 - 20 yaşlarında sadece 3 kişi olacaktık . Herkes kendi örneğini bulabilir . O kadar büyümeye gerek var mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, işin tam olarak aslı bu. Milattan 2000 yılına kadar 50 trilyon dolarlık GSYH yaratma düzeyine gelebilen dünya 26 yılda 125 trilyon dolarlık GSYH yaratır hale geldi. Bu çok hızlı bir büyüme ve bütün kaynakları tehlikeye atan bir durum.

      Sil
    2. Bu taaaaa Maltus'dan beridir söyleniyor ve şu ana kadar gerçekleşmedi. Her zaman bir teknolojik devrim geliyor ve verimlilik artıyor. İçten yanmalı motorların verimliliği berbattır mesela; sürtünmeden, yardımcı ünitelerden, ısı kaybından dolayo çoğu enerji çöp olur ama teknolojik gelişimlerle VVT gibi bu verimlilik artıyor. Gelecekte de muhtemelen öyle olacak, olmayadabilir gerçi ama şu ana kadar böyleydi

      Sil
    3. Tek çocuk politikasıyla bu kadar yaşlanan nüfusa nasıl bakacaksınız. Toplu bir nüfus azaltması ile olabilir ancak buda milyonların hatta milyarların ölmesi demek.Bunu yapabilmek içinde ya nükleer savaş çıkacak(geri kalanlar için yaşanamaz bir dünya demek)yada küresel çapta ölümcül bir pandemi 2020 deki corona virüs bir denemeydi belkide

      Sil
    4. Bütün viruslar elədir axı! Nə üçünsə dünyanın bütün virusları müəyyən hadisələrdən sonra ortaya çıxır! Aydındır, elə deyilmi onları hökumətlər buraxır! Sadəcə İspaniya qripinin necə yayıldığına baxmaq kifayətdir.

      Sil
    5. Adsız 30 Haziran 2026 12:16 --Tek çocuk politikasını her ülke kendi şartlarına göre 1-2-3 nesil boyunca uygulayabilir . Şu anda Türkiye'de doğurganlık sayısı 1,5 'in altında . Bazı ülkelerde 1'in altına inmiş durumda . Çin , Hindistan gibi ülkelerdeki duruma bakmak lazım . Doğurganlık hızı zaten azalıyor . Tek çocuk politikası ile 50 senede nüfus yarıya iner , nükleer savaşa gerek yok .

      Sil
  8. Almanya kötü de Türkiye daha mı iyi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son 5 yılda Türkiye milli gelirine 840 milyar dolar eklemiş. Almanya son 5 yılda milli gelirine ne kadar eklemiş acaba?

      Sil
    2. 1,3 trilyon dolar eklemiş. Bizim yirmide birimiz enflasyonla ve kuru baskılamadan.

      Sil
    3. Hocam onların ekonomisi daha büyük olduğu için %2 bile ekleseler sonuç öyle çıkar. Ama türkiye potansiyelini aşıyor. Yüksek teknoloji ihracaatımız artmış. Nükleer reaktör kuruyoruz.

      Sil
    4. Ne kadar eklemiş diye soruyorsunuz, beklediğinizden yüksek çıkınca bu sefer başka bir şey ileri sürüyorsunuz.
      Almanya nükleer reaktörleri kapattı biz kuruyoruz.

      Sil
    5. Hocam onlarda bilakis geri açma niyetindeler. Ayrıca hocam ben rakamlara bakarım. Türkiye'nin yüksek teknokoloji ihracaatı artmış, bölgeye etkisi artmış. Bunlar olumlu gelişmeler, birkaç küçük olumsuz şey olabilir. Bunlar çözülür

      Sil
    6. Mesela sizce nükleer reaktör kurarken hukuku rafa kaldırmak, demokrasiden vazgeçmek çözülebilir küçük sorunlar mıdır?

      Sil
    7. Bizim son 5 yılda milli gelirinizi 840 milyar dolar Almanya'nın ise 1.3 trilyon dolar artırmas ilginc. ilginç olan Türkiye'nin son 5 yılda tarihinin en büyük atılımını gerçekleştirerek elde ettiği 840 milyar dolarlık artış yerinde sayan Almanya tarafından 1.3 trilyon dolarla geçilmesi!

      Sil
  9. Hocam Almanya ikinci dünya savaşı sonrasında kendi kültürünü de kaybetti. Yerine tamamen ABD güdümünde, ahlaksız ve dejenere bir nesil yetişti. Rasyonalizmin temellerini atan Alman kültürü geçmiş dönemdeki felsefeden, matematiğe, müzikten, resime, fizikten, kimyaya başat pozisyonunu yitirdi. Şimdi bir grup kapitalist firma ve büyük bir bürokrasiden başka hiç bir şeyleri kalmadı. Çünkü herhangi bir sistemden ahlakı çekerseniz o yıkılır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasıl değil. Son elli yılda dünyaya yön veren bir Alman düşünür, bir Alman müzisyen, bir Alman yazar var mı?

      Sil
    2. 21. yüzyılda öne çıkmış Alman bilim İnsanları:
      Stefan Hell: Fizik ve kimya alanlarında yürüttüğü çalışmalarla, floresan mikroskobisinde devrim yaratan "nanoskopi" (STED mikroskobu) teknolojisini geliştirerek 2014 Nobel Kimya Ödülü'nü kazanmıştır. Svante Pääbo: Almanya'daki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü'nde görev yapan genetikçidir. Neandertal genomu ve insan evrimi üzerine yaptığı keşiflerle 2022 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü kazanmıştır.Johan Rockström: Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü (PIK) direktörü olup, küresel ısınma ve dünya gezegeninin sınırları hakkındaki çalışmalarıyla bilinen dünyaca ünlü bir çevrebilimcidir. Jürgen Schmidhuber: "Modern yapay zekânın babası" olarak anılır. Yapay sinir ağları ve derin öğrenme üzerine yaptığı temel çalışmalarla tanınır.Christian Rätsch: Disiplinlerarası araştırmalarıyla tanınan, etnobotanik ve antropoloji alanlarında önemli eserler vermiş bir bilim insanıdır.
      Bunlar yalnızca bilim dalında öne çıkanlar. Ötekileri de siz arayın Google'dan.

      Sil
  10. "Çin’e sadece araç satıp, yedek parçadan yüksek kâr elde etmeye dayalı model artık kabul edilmez.”
    Şi Cinping
    2014
    Alman Otomotivcilere uyarısı.
    Pekin Görüşmesi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Almanya bu uyarıyı dikkate almamış.

      Sil
    2. Merhaba hocam, Almanya kalifiye eleman açığını kapatmak istiyor ama Avrupa birliğinden çok az nitelikli çalışan çekebiliyor kendi ülkesinden gidenlerin oranı daha fazla.Avrupa birliği dışından gelmek ve göç etmek isteyenlerin önünde birçok engel var. Dil seviyelerinin ileri seviyede istenmesi, bürokratik sorunlar bunlardan bazıları.

      Sil
  11. Bunlara ilaveten Avrupa 'daki sıcak hava olaylarının 2026-2030 kadar artarak devam edeceği tahmini de eklenirse, buna Almanya lokomotifinde diğer Avrupa ülkelerinin de etkilenmesi ile Almanya GSYH kaybı riskinin de gözden kaçırılmaması gerekiyor. Ekonomi gerçekten canlı bir varlık iklimden bile etkileniyor doğal olarak.

    YanıtlaSil
  12. Hocam , artık sanırım Avrupa ekonomisinin hızlı bir gerileme sürecinde olduğunu kabul etmek gerekiyor. Şu anda çok zengin bir mirası taşıdıkları için bunun ekmeğini yiyorlar ve belki bir süre daha böyle gidecek. Ancak inovatif anlamda dünya ekonomik ve sosyal hayatına eskiden olduğu gibi kayda değer katkılarda bulunmadıklarını, trendi belirlemediklerini, yeniliğin adresi olmadıklarını kabul edelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vay be kim derdi ki Türkler özgüven sahibi olmus da Almanları eleştirmeye başlamış.

      Sil
    2. Özgüven aşırıya kaçtı mı haddini aşmaya dönüşür.

      Sil
  13. Dünyamızın kaynakları bunca insanı ve bunların tüketim açlığını kaldıramıyor. Büyüme fetişi nedeniyle azdırılan tüketim hepimizin yaşam kalitesini sürekli düşürüyor. Büyüme verisi olarak tüketime değil de daha iyi yaşam şartları sağlama olanaklarına dair göstergeler kullanılmalı artık: Mesela temiz hava, su, sağlık vb. yani asıl hedef olması gereken ihtiyaç olmayan şeyleri üretip tüketmek değil yaşam memnuniyetini artıracak eylemler olmalı diye düşünüyorum. Genelleme elbette yapamayız ancak 30 yıl önceki ki tüketim oranımız çok daha az olmasına rağmen yaşam kalitesi (temiz hava, su, sosyal ilişkiler ...) çok daha iyiydi. Şimdiki kişi başı milli gelir 30 yıl öncekinin 5-6 katı, bu daha mutlu bir hayat yaşadığımız anlamına gelmiyor. Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. HUKUK YOK OLACAĞİ DA YOK KOMEDYENE ESPRİ YAPTI DİYE SORUŞTURMA AÇILIYOR TRAJİK KOMİK.

      Sil
    2. Evet maalesef feci bir durum.

      Sil
  14. Hocam, sadece üst düzey bir iktisatçı değil, aynı zamanda bir filozofsunuz, geleceğin Mahfileri, en kaliteli binlerce gencimiz her yıl yurtdışına kaçmak zorunda kalıyor ama millet Almanya bizi kıskanıyora inanıyor, bilmek yerine inanmak tercihinin sonuçları yaşanıyor..Saygılar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bugün öyle olur yarın geri gelirler. Bu hep böyle gidemez.

      Sil
    2. "Bugün öyle olur yarın geri gelirler. Bu hep böyle gidemez."

      Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz Mahfi hocam?! Hayretler içerisindeyim!

      Türkiye'ye geri gelmeleri için bu ülkede herhangi bir motivasyon zerresi kaldı mı?! Cevap: Hayır!

      Öyleyse sizin gerekçeniz nedir?

      Sil
    3. Hiçbir durum sonsuza kadar süremez. Burası Mustafa Kemal Atatürk'ün ülkesi. En ağır koşullar altında inanılmaz devrimleri başarmış insanların ülkesi. Mutlaka çözümler gelecektir.

      Sil
  15. Kaleminize sağlık sayın hocam.
    Hem Almanya'nın hem Japonya'nın bir diğer ekonomik avantajı da 2. Dünya Savaşı'ndan sonra iki ülke de büyük ölçüde silahsızlandırıldı ve askeri açıdan güvenliklerini ABD ve NATO sağladı. Trump'ın gelmesinden ve bu ülkelere sağlanan koruma kalkanını azaltmasından sonra şimdi iki ülke de askeri harcamalara hatırı sayılır derecede kaynak ayırmak zorunda kalacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru ama savunma sanayii gelişmeyi daima artırmıştır. Çoğu yeni buluş oradan gelir.

      Sil
  16. Mahfi hocam neden hep Türkiye hakkında kötü şeyler yazıyorsun, hiç mi iyi bir şey yok. Eğer iyi bir şey yoksa yazmanın anlamı ne?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye hakkında asla kötü bir şey yazmıyorum. Ben gerçekleri yazıyorum. Bunları yazmamın sebebi şu: Gerçekleri bilmez ve yalanlarda takılı kalırsak daha iyiye gitme şansımız olmaz.

      Sil
    2. Kendi takımımıza hakem gibi bakabildiğimiz zaman, fanatik taraftar gözlüğümüzü çıkarabildiğimiz zaman takımımız başarı kazanacak ve yükselecek. Bu gerçeği ne zaman kavrayıp bilimsel bir bakış açısını içselleştirebileceğiz???

      Sil
    3. Eğerki hakem sadece kötü noktalara odaklanıp, hiç iyi noktalara odaklanmıyorsa hakem ne kadar doğru söylerse söylesin değişim için umut kalmaz. Benim demek istediğim de bu, "hocam ne kadar muhteşem bir ülkemiz var, kıymetini bilelim" yazmadım. "Hiç mi iyi bir şey yok" yazdım. Eğer 100 yıllık ülkede hiç iyi bir şeyler olmadıysa, gelişme olmadıysa çabalamanın ne anlamı var anlamında yazdım. Eğer öyleyse ne kadar doğru olursa olsun, kendimizi eleştirmemizin hiçbir anlamı yok. ki eleştirinin tanımı bile öyle. "Eleştiri (veya tenkit), bir sanat eserini, düşünceyi, kişiyi veya durumu; güçlü ve zayıf yanlarını, doğru ve yanlışlarını objektif bir şekilde ortaya koyarak değerlendirme işlemi"
      Eğer sürekli zayıf olduğumuz yerlere bakarsak, o zayıf yerleri nasıl güçlendireceğiz. X konusunda yaptığımız değişimden ilham alıp y'yi daha iyi yapabiliriz ama sadece x'ten bahsedince y'yi anlayamayız

      Sil
    4. Kendini aşabilmek için bilinçli bir irade gerektirir.

      Sil
    5. Gerçekler kötüye gidişi işaret ediyorsa korkmadan anlatın.

      Sil
  17. Hayırsever monarşi almanya için çıkış yolu olabilir mi?

    YanıtlaSil
  18. Hukuku Almanya'dan düşük olan Çin, Almanya'yı geçmiş ve zorluyor. İlginç.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Almanya'yı geçmişliği falan yok. Kişi başına gelirde Almanya Çin'in 3 katı. Ayrıca ekonominin iyi olması gelişmişlik için yeterli değil. Bir ülkede hukukun üstünlüğü yoksa, özgürlükler sınırlıysa, dolaylı dolaysız sansür varsa demokrasi sadece seçimlerde var gibiyse o ülke gelişmiş sayılmıyor.
      Bu arada Çin, hukukun üstünlüğünde Türkiye'den epeyce ön sıralarda.

      Sil
    2. Değerli Hocam, bazı araştırmalarda “ Türkiye hukukun üstünlüğü bakımından Çin’den daha iyi bir konumda değerlendiriliyor.”
      Rule of Law Index’

      Sil
    3. Rule of Law Index'de yayınlanmış en son veri 2025 sonuçlarına ait: 143 ülke arasında Çin 92'nci, Türkiye 118'inci sırada. 1'e yaklaştıkça hukukun üstünlüğü artıyor, 143'e yaklaştıkça azalıyor.
      Türkiye maalesef hukukun üstünlüğü indekşi sıralamasında her geçen gün geriye gidiyor.
      Size raporun linkini de göndereyim:
      https://worldjusticeproject.org/rule-of-law-index/global

      Sil
  19. Yazının “Sonuç” bölümünün son cümlesi ile, Mahfi üstat başlıktaki soruyu gayet güzel cevaplamış, özetlemiş ve anlamlaştırmış. Kendi blogunda evvelki tarihlerde ( Eylül/2023 Resesyondaki Almanya & Mart/2024 Alman Ekonomisinin son Durumu) kaleme aldığı birbirinden değerli iki yazısındaki ekonomik göstergeler meyanında , bugünkü yazısındaki mukayeseli tabloları ve yorumları ile de son ekonomik durumu netleştirmiştir. Bilimsel bir Aydınlatma metni olarak değerlendirerek teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  20. Neden demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü içselleştiremiş insanlara laf anlatmaya çalışıyor sunuz? Bazı insanlar başlarına gelip yaşamadıkça öğrenemezler. bu gerçeği kabul edin Mahfi hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İçselleştirmemiş birisi olarak cevap vermek isterim. Kimse içselleştirmedi. Hitler Almanya'ya seçimle geldi, sonra müttefikler Almanya'nın seçilmiş hükümetini indirdi. Türkiye'nin en iyi olduğu yıl, hangi taraftan bakarsanız bakın seçilmemiş Atatürk dönemi, demokrasi ile seçilmiş olan insanlardan iyi. ki neden içselleştirilmemiş mesela? Bu insanlar "hukuk ne ya, ne gerek var" mı diyor yoksa kültürel, sosyolojik, ekonomik, tarihi nedenlerle mi içselleşmemiş? Maslow piramidinde; daha en alt ihtiyaçları garanti edememiş, kültürel sermayesi yetişmemiş, maddi sermayesi birikmemiş olan bir halka hukuktan bahsetmek hangi nedenle olursa olsun bana yrmeli olmayan bir bina dikmeye benziyor. Başına gelmeden anlamaz demişsiniz, bu insanların başına ne gelebilir? Maddi sermayelerini mi kaybedilerler, hayatlarının güvencesini mi kaybedebilirler, umutlarını mı? Hukukun anlamı kabaca bunları korumaktır, bunların hiçbirisi tam oturmamışken bu insanlar bunların güvencesi mi içselleştirecekler, başkaları adına mı, başkaları onlar adına neyi içselleştirmiş? Toplum bilinci mi var ülkede? Aynı şehirde yaşayan insan arasında bile tonlarca fark varken mi? Ayrıca tam olarak kime karşı çıkacaklar? Çoğunluk devletin belirlediği sınırlara muhtaçken devlete mi karşı gelecekler. Hukukun geliştiği ülkelere bakarsak ya insanlarda kültürel sermaye yada maddi sermaye birikmiş, buna karşın devletin yani statükocu güce karşı revizyonist bir grup oluşmuş. Türkiye'de sermaye bile devlete bağlı. Ayrıca halkın büyük çoğunluğu fakir. En azından ben de bu yüzden içselleştirmedim. İçselliştirmek veya memek sizi üst veya geri insan yapmıyor. ki Mahfi eğilmez'e gelen sorular demokrasi ile hukukun içselleştirilmesiyle veya memesiyle alakalı değil. Hukukun ve demokrasinin ekonomiye etkisi yönünde bir karşıt görüş sunuluyor.
      Mahfi Eğilmez'e sunulan hukuk yorumlarının hepsi bu yüzden Çin'den geliyor. Mesele hukuku içselleştirmedik niye içselleştirelim değil, mesele hocam siz ekonominin hukuk olmadan "sürdürülebilir" bir şekilde gelişmeyeceğini düşünüyorsunuz, ben böyle düşünmüyorum şeklinde. Ayrıca bir bıkkınlık da söz konusu, insanlar ekonomik soru sorunca cari açığı, büyümenin nedenleri, krediler, bankaların durumu, GDP per capita gibi şeyleri sorarken gelen cevap hukuk ve yapısal reform oluyor. Ayrıca insanlar gelişmişlik derken teknolojik üretimden bahsederken Mahfi Eğilmez genel gelişmişlik kriter paketlerini alıyor. Bir de o kadar çok hukuk demokrasi deyince sanki bir deus-ex machine gibi oluyor. Her şey kötüye giderken hukuk ve demokrasi endeksinde ilerlersek ortalama insanın hayatı çok değişir gibi bir şey anlaşılıyor. İnsanlar bir ülkede hukuk olursa ülke kötüye gider, keşke olmasa demiyor, siz hukuk ve demokrasi gelişirse yatırım gelir diyorsunuz, ben buna inamıyorum diyor. Demokrasi'yi içselleştirmeyenler tek adam rejimlerinin hızının avantajını, dezavantajlardan üstün görüyor. Hukuk içinde bu aynı. ki hukuk ve demokrasiyi tartışılmaz bir önkabul olarak kabul eince, insanların geliştirdirebildiği maksimum sistemin bu olduğunu, daha iyi bir sistemin olamayacağını söylemiş oluyoruz. Demokrasi de hukuk da insan yaratımı, tabii ki ötesi olabilir. Kaldı ki Türkiye'nin maddelerinin bir kısmı kendi toplumuna uygun bile değil, bir kısmı İsviçre'den alınmış. Bu da uyumsuzluk yaratıyor. Ayrıca hukuku insanların "hukuk iyidir, demokrasi iyidir" tarzı cümlelerle içselliştirilemeyeceğini biliyoruz. Saygılar, sevgiler.

      Sil
    2. Oysa ben bu kadar karmaşık şeyleri kastetmiyorum. Mesela hukukun üstünlüğü dendiği zaman herkese aynı kuralların uygulanmasını, sahnede komedi yaparken eleştiri yapan bir komedyene o esprisinden dolayı ceza verilmemesini, hukukun siyasete araç yapılmamasını, demokrasi dendiği zaman kararların tek kişi tarafından ya da ona sorularak alınmamasını, seçimlerin gerçekten tarafsız kurullar önünde yapılmasını falan anlıyorum. Bunları yaşama geçirmek için öyle büyük düzenlemelere, devrimlere falan gerek yok. Ayrıca bunları İsviçre hukuku düzenlemişse bunları alıp benimsemekte de sorun yok.
      Yaşam basittir onu karmaşık hale getiren bizim düşüncelerimizin yerli yerine oturmamış olmasıdır.

      Sil
    3. Maalesef katılamıyorum. Evet dedikleriniz hoş gelen şeyler ve basit şeyler ama bunların yapılması o kadar basit değil. Yine önceki yazdığım tarihsel, sosyolojik, kültürel nedenlerden kaynaklanıyor. Farzı misal İngiltere'den örnek vermek istiyorum. İngiltere'de büyük tartışma klübünün kuruluş yılı 1823, Türkiye'de şehirleşme bile 50 yıllık. Birkaç yıl içinde şehirli oranları artıyor. Asıl noktada buradan patlak veriyor, burada aynı zamanda İsviçre'den alınan maddelerin neden uyumsuzluk yarattığının da anlaşılacağını umuyorum. Halihazırda şehirliler tarafından belirlenmiş bir şehirli kültürü var, o insanlar kaç yıldır orada ve birden ülkenin uzak noktasından en basit şehirli kültürü bilmeyen insanlar geliyor. Bunlar yerlere çöp atıyorlar, bir iş yapacakları zaman hukuk losyonuna bakmıyorlar kafalarına göre yapıyorlar, yüksek sesli şarkı açıyorlar, kişisel sınırlara saygı duymuyorlar ve kutsallarına aşırı derecede bağlılar. Bu durumda şehirliler arasında bu köylüler araaında tartışma çıkıyor. Çünkü o köylüler şehire uygun değil. Daha da önemlisi köyde hukuk şehire göre çok az uygulanıyor, çünkü köydeki insanların birbirini tanıma şansı daha yüksek olduğu için münakaşa ile çözebiliyorlar. Türkiye'deki insanların şehirde doğanlar dahil, İsviçre yasalarına bu yüzden uygun değil. İsviçre kurulduğandan beri federal, özgürlükçü, zengin, çok kültürlü (dil bakımından) bir ülke, dolayısıyla halkı da buna uygun zihin yapıları geliştirmiş ve bu 100 yılı aşkındır böyle. O yasalar o toplum için yapılmış. En basiti ülkeler arası rehabilite oranları bile belli, eğer senin hukukunu kopyaladığın ülkede suçlu sayı azsa, suçlular rehabilite edilebiliyorsa ve oran yüksekse ama sende suçlu sayısı fazla, rehabilite oranı düşükse senin belli şeylerin o yasaya uygun olmaduğı için sorunlar çıkar. Diğer bahsettiğiniz komedyenin şakası yüzünden tutuklanması veya tarafsız seçimlerin olmaması da dediğime dayanıyor. İnsanlar dedelerinden görmediği şeyi birden içselleştiremezler. ki Türkiye'de devlet güçsüz. Denetim yapamıyor, vergi toplayamıyor, yasa geçiriyor uygulatamıyor. Bu durumda halkta vergi zaten indirime girer, herkes ödemiyor ben ödersem enayi olurum diyor. şu kolonu çürük yapayım herkes yapıyor, ceza yemem diyor. Bu durumda insanların hukuku içselleştirmesini mi bekliyorsunuz, tam tersi hukuk iktidardakinin aracı olur ve dediğiniz sorunların hepsinin nedeni de budur hele de kutuplaşma da varsa herkes hukukla ötekinin cezalandırmasını ister. Şu an "müteddeyin" bir iktidar da olduğumuz için bu genelle din ile alay edilen veya sanılan şeylere karşı kullanılsa da Yalın Alpay'ın Atatürk kitabı CHP'li vekil tarafından Atatürk'e hakaretten dolayı, yine iki komedyene de atatürke hakaret suçundan CHP'liler tarafından suö duyurusunda bulunulmuştur. Yani kolay dediğiniz şey hiç kolay değil, keşke öyle olsa. Ama Türkiye'deki kültürün evrimi bile uzun yıllardır olan bir şey değildir, Türkiye'nin ilk yıllarında anadoluda yollar bozuktu, altyapı hak getire, okul sayısı azdı ve birton dış sorun vardı. Dolayısıyla tam anlamıyla ülkenin kurulmasını 50 yıl sonradan alabiliriz. ki gelişmeler de yaşandı, özellikle kadınlar konusunda. Diğer ülkelere kıyasla hala durum vahim ama eski Türkiye'ye göre bir gelişme var. En azından oransal olarak eşitlikçilerin sayısı arttı. Ayrıca yaşam bence karmaşıktır, onu terimlerle anlaşılır kılmaya çalışırız. O yüzden neden ve nasıl soruları daha sık sorulur. Doğal olan zaten kaotik, insanların toplumdaki şeyleri hem kaotik hem belirsşz.

      Sil
  21. Almanya ve diğer AB ülkeleri en büyük dertleri fazlaca ABD'nin ağzına bakıyorlar. Böylesi büyük bir birlik Trump'ın eziklemesi ve ek gümrük tarife sopasıyla kıvranıp duruyor. Öncelikle bundan kurtulmalılar. Abd nin çin ve rusya ile kurduğu ilişkinin onda birini kuramıyorlar. Aynen devam etsinler, yakında euro pul olur. €/$ paritesi 1,1326 dan zor toparladı...!

    YanıtlaSil
  22. Hocam, ellerinize sağlık.

    8 farklı ülkede yaşamış ve son 7,5 yıldır Almanya’da yaşayan, aynı zamanda dili akıcı konuşan biri olarak, bahsettiğiniz sorunların temel nedeninin Alman karar vericilerinin (hem kamuda hem de özel sektörde) sergilediği kibir olduğunu düşünüyorum.

    Bir soruna çözüm üretebilmek için öncelikle o sorunun varlığını kabul etmek gerekir. Ancak burada yaşanan problemlerin büyük ölçüde dışsal etkenlerden kaynaklandığı düşünülüyor. Kendi kurumlarının ve sistemlerinin hâlâ ideal olduğu, mevcut aksaklıkların ise birkaç basit politika değişikliğiyle kolayca giderilebileceği yönünde yaygın bir kanaat var. Oysa sorunlar çok daha derin ve yapısal nitelikte.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Bazen bize çok kolay görünen çözümlerin uygulanması o kadar kolay olmayabiliyor. Mesela hemen aklımıza gelen çözümlerden birisi nükleer santralleri yeniden devreye almaktır. Oysa siyaset (yeşillerin baskısı, oy kaygıları vb) buna düşündüğümüz kadar yaklaşamıyor.

      Sil
  23. Allah herkese Mahfi beyin sabrından ihsan etsin.

    YanıtlaSil
  24. Hocam dünyada kartlar yeniden dağıtılıyor diyebilir miyiz

    YanıtlaSil
  25. Sayın Mahfi Hocam, “Bir zamanlar Almanya” durumu ve şimdiki durumunu anlatan değerlendirmeye benzer bir değerlendirmeyi( olumlu olumsuz gelişme yönleri ile) Bir zamanlar Türkiye” si ile günümüz Türkiye’si arasındaki olumlu ve olumsuz gelişmeleri değerlendirme yapabilir misiniz?
    İngilizce ifadesi ile SWOT analizi ( Güçlü zayıf yanlarımız, Fırsat ve tehditleri içeren bir uygulama var. Bunu anlatırken Türkiye’de hiç mi olumlu gelişmeler olmadı , lütfen bunları dikkatte alarak objektif olmak önemli.

    YanıtlaSil
  26. Hocam Almanya’da son anketlerde de gözüktüğü gibi yabancı karşıtı AfD’nin yükselişi ön planda. Bu durumda yaşlanan nüfusta iş gücü açığını nasıl karşılayacaklar ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşleri çok zor. Yabancılar, Avrupa'nın kültürünü alt üst etti. Bunu Londra'da, Paris'te, Berlin'de ve neredeyse bütün Avrupa'da görmek mümkün. Yabancı işçi almazlarsa üretim rekabetini, alırlarsa kültürel değerlerini kaybetmek sorunuyla karşı karşıyalar.

      Sil
  27. Almanya'nın enerji maliyetlerini aşağıya çekmesi maksadıyla yeniden nükleer santrallere (daha gelişmiş ve mümkün olduğu kadar çevre dostu olacak şekilde) geçiş yapması kendileri açısından daha iyi olmaz mı? Yazınız için teşekkürler Hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım onlar da bu konu üzerinde çalışıyor ama çevreciler Avrupa'da, Almanya'da çok güçlendiği için bu adımı atmak kolay değil.

      Sil
  28. Sayın Eğilmez Dünyanın ilk 20 ekonomisinden hangileri günümüzde ekonomi parametreleri bakımından en iyi 3 e girer?
    Saygılar esenlikler dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu bütün ekonomik verileri ele alarak değerlendirmek gerekir. Ama bir fotoğraf olarak bakarsak kabaca ABD, Çin ve Almanya yine ilk üçte yer alır.

      Sil
  29. Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  30. Sayın Hocam, tabloda tabii nicel sayılar olmadığından durumlarına ne kadar üzüleceğimi bilemedim :). Bizi kıskanacak kadar değildir diye düşünüyorum. Güneş ve rüzgâr enerjisinden üretilen elektriğin toplam elektrik üretimindeki payı ve miktarı bakımından dünyada üst sıralarda Avrupa'da ise ilk sırada yer almakta (Eurostat, İEA verilerinde mevcut bilgiler ama ben yorum yazarken yapay zekadan yardım aldım hızlı olması açısından). Belki ısınma amaçlı doğal gaz kullanımından dolayı Rus-Ukrayna savaşından etkilenmişlerdir ama sonuçta buna bağımlılığı azaltma yönüne gidebilecek potansiyeli mevcut. Ayrıca bazı iş gücü açıklarını iyi bir politika ile yatırım yapmadan kapattılar. (Doktorlar mazur görsün) Hem de pazardan elma/armut seçer gibi yaptılar. Kısacası 20 yıllık görüntüde sıkıntıya düşmüş gibi görünse de Almanların bizden farklı olarak bir stratejik planları vardır bu problemleri gidermek için biz kendi halimize yanalım. 2016 hatta 2010lardan beri bağıra bağıra gelen ekonomik sıkıntılara hiç bir önlem alamadık. Hala daha almıyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizimle kıyaslayınca öyle görünüyor. Çünkü biz plan diye temennilerimizi yazıp seyrediyoruz. Onlar kendiliğinden olacakmış gibi.

      Sil
  31. hocam gençler için almanyada üniversite eğitimi almak sizce hala mantıklı ve doğru bir tercih olur mu? teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  32. Hocam, Almanyanin gücünün azalmasinda komşu ülkelerin(Polonya, Hollanda, Avusturya, Cekya) gücünün artması etkili olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olabilir ama asıl mesele kendi içinde.

      Sil
    2. Almanya asırı ihracatı yapan bir ülke. Ekonomisi adeta ihracata dayalı bir ülke. Önceden ara malını ithal edip kendi ülkesinde made in germany damgasını basıp yüksek fiyattan satıyordu. Şimdi bu durumu Çin Türkiye gibi ülkeler bozmaya başladı!

      Sil
  33. Hocam,

    Size 9 buçuk dakikalık bir video gönderiyorum, izlediğinize değecek:

    https://m.youtube.com/watch?v=pVMHfuVVsRU

    "How Turkey Got So Expensive" told by "Doug Barnard"

    İzledikten sonra, yorumunuzu yazar mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hocam izlemeyin, değmedi

      Sil
    2. İzledim. Gerçek durumu ortaya koyuyor. Türkiye hem yabancılar hem Türkler için pahalı hale geldi. Tatil için yurt dışına giden sayısındaki büyük artışın nedeni bu.

      Sil
  34. Almanlar felsefî sorunları çözmek için yorulup dururken, İngilizler pratik zekâları ile bize gülüp dünyaya egemen oluyorlar.

    (Goethe ile Konuşmalar, Johann Peter Eckermann, Gespräche Mit Goethe, Almanca aslından çeviren; Mahmure Kahraman, İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, Temmuz 2018, III. basım, 360. sayfa)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri