70'lerdeki Kuyruklar

Bugün Türkiye ekonomisinin geçmişten daha iyi durumda olduğunu savunanların en sık başvurduğu örneklerden biri, 1970'lerde yaşanan uzun kuyruklardır. Yağ, sigara, tüpgaz ve benzin kuyrukları sık sık hatırlatılır; bugünkü tablo ise bu görüntülerle karşılaştırılır.

Bu kuyrukların nedenleri ise günümüzde hâlâ siyasi tartışmaların konusu olmaya devam ediyor. Kimileri yaşanan sıkıntıları tamamen dönemin hükümetlerine bağlarken, kimileri ise dış gelişmeleri belirleyici etken olarak görüyor. Gerçekte yaşananlar ne yalnızca hükümetlerin ne de yalnızca dış gelişmelerin sonucuydu.

1970'lerin başında dünya ekonomisi ciddi bir sarsıntıyla karşı karşıya kaldı. 1973 Petrol Krizi ile petrol fiyatları birkaç kat arttı. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bölümünü ithalatla karşıladığı için bu gelişmeden doğrudan etkilendi. Artan enerji maliyetleri ulaştırmadan sanayiye kadar hemen her sektörde üretim maliyetlerini yükseltti. 1979'daki ikinci petrol krizi ise mevcut sorunları daha da ağırlaştırdı.

Ancak küresel gelişmeler tek başına yaşanan sıkıntıları açıklamaya yetmiyordu. Türkiye'nin ihracat gelirleri, ithalatını finanse etmeye yetecek düzeyde değildi. Döviz rezervlerinin azalması nedeniyle petrol, sanayi hammaddeleri ve birçok ara malının ithalatı aksadı. Üretimde yaşanan kesintiler piyasadaki ürün miktarını düşürdü. Bazı temel tüketim mallarında arz yetersizliği ortaya çıktı ve kuyruklar oluşmaya başladı.

Ekonomik politikalar da bu tabloyu etkileyen önemli unsurlardan biriydi. Devlet birçok temel ürünün fiyatını kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Ancak maliyetlerin hızla yükseldiği bir ortamda üreticiler ve satıcılar bu fiyatlarla satış yapmakta isteksiz davranabiliyor, ürünler piyasaya yeterli miktarda piyasaya sunulamıyordu. Bunun yanında yüksek enflasyon, vatandaşların bulabildikleri ürünleri ihtiyaçlarından fazla satın almalarına yol açarken, bazı satıcıların ürünleri fiyat artışını bekleyerek stoklaması da arz sıkıntısını büyüten etkenler arasında gösteriliyordu.

Dönemin siyasi atmosferi de ekonomik sorunların çözümünü zorlaştırıyordu. Sık hükümet değişiklikleri, koalisyonlar ve yoğun siyasi kutuplaşma, uzun vadeli ekonomik programların uygulanmasını güçleştiriyordu. Bu nedenle ekonomik sorunlar giderek derinleşiyor ve günlük hayatın her alanında hissedilir hâle geliyordu.

1974'te gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında yaşanan gelişmeler de bu sürecin önemli parçalarından biriydi. Harekâtın ardından Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'ye uyguladığı silah ambargosu doğrudan askerî malzemeleri kapsıyordu. Bununla birlikte savunma sanayii, dış finansman ve uluslararası ekonomik ilişkiler üzerinde dolaylı olumsuz etkiler yarattı. Zaten kırılgan olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı ve döviz sıkıntısının hafiflemesini zorlaştırdı. Pek çok tarihçi ve iktisatçı, ambargonun tek başına kuyrukların nedeni olmadığını; mevcut sorunları ağırlaştıran etkenlerden biri olduğunu değerlendirmektedir.

Bu durum yalnızca Türkiye'ye özgü değildi. Petrol krizinin ardından Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere birçok ülkede de benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluştu ve enerji arzında ciddi sıkıntılar yaşandı. Buna karşılık Türkiye'de döviz darboğazı, ithalata bağımlı üretim yapısı ve siyasi istikrarsızlık gibi iç dinamikler, küresel krizin etkilerinin daha ağır hissedilmesine yol açtı.

Bugünden geriye dönüp bakıldığında, 1970'lerde yaşanan kuyrukları bir hükümete, bir dış güce ya da yalnızca Kıbrıs Harekâtı sonrasındaki ambargoya bağlamak tarihsel gerçekliği tam olarak yansıtmaz. Aynı şekilde dış gelişmeleri öne sürerek iç ekonomik tercihlerin ve yapısal sorunların etkisini görmezden gelmek de eksik bir değerlendirme olur. O dönemde yaşanan tablo, şu etkenlerin birbirini beslediği çok boyutlu bir sürecin sonucuydu: küresel petrol krizleri, döviz yetersizliği, ekonomik politika tercihleri, siyasi istikrarsızlık ve Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uygulanan ambargonun dolaylı etkileri.

Bugün 1970'lerin kuyrukları hâlâ siyasi tartışmalarda örnek gösteriliyor. Ancak o dönemi doğru anlamak için tek bir suçlu aramak yerine, küresel krizleri, ekonomik tercihleri ve siyasal koşulları birlikte değerlendirmek gerekiyor. Tarih, çoğu zaman tek bir nedenin değil, birbirini etkileyen birçok etkenin sonucudur. Geçmişe bu gözle bakmak, bugünün ekonomik tartışmalarını da daha sağlıklı değerlendirmeye yardımcı olabilir.

Yorumlar

  1. (İstanbul) Üsküdar Belediye Başkanı "Sinem Dedetaş" göz altına alındıktan sadece 1 gün sonra,

    (Ankara) Etimesgut Belediye Başkanı "Erdal Beşikçioğlu" da göz altına alındı:

    https://www.sozcu.com.tr/etimesgut-belediyesine-operasyon-erdal-besikcioglu-gozaltina-alindi-p340875

    Mahfi bey'in söyleyecek birkaç kelimesi var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben yıllardır ekonomiden çok daha önemlisi hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı diye anlatıp dururken siz "hocam bırak yapısal reformları ekonomide ne yapılabilir onu söyle" demediniz mİ? Şimdi bunları bana sormayın, yanıtını siz verin.

      Sil
    2. Evet defalarca dediniz...

      Sil
    3. Evet dediniz hocam 🙏

      Sil
    4. Kim dedi hocam? Ben öyle bir şey demedim.

      Sil
    5. Neden gözaltına alındıklarına bakmak gerek. Onların avukatı vardır. Savunmalarını yaparlar!

      Sil
    6. Gözaltına alınanlar hep aynı taraftansa işler karışık demektir.

      Sil
  2. Hocam 60'lardan bugüne gençlik için en zorlu dönem hangi dönemdir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zorluk tanımınıza göre değişir. Benim görüşüme göre gençlik açısından bu dönemden daha zoru ve sıkıntılısı yaşanmadı. Gençler hukuk okuyor ortada hukuk yok, ekonomi okuyor ortada ekonomi yok, sanat okuyor okuduğunu yapsa tutuklanma riski var. Gençler konuşamıyor, eleştiremiyor, haksızlıklara karşı başkaldıramıyor.

      Sil
    2. Hocam bence gençlerin en büyük sorunu bu dönemde işsizlik, mülk edinme gibi dertler bana göre, evlenen çocuk yapan bayağı azaldı. Eskiye göre iyi olan kısımlar ise bilgiye kolay ulaşım, 70'lerdeki gibi sürekli korkarak üniversiteye gitme vb. sorunlar yok ama işsizlik ve gelir dağılımı berbat durumda. Türkiye'de gençlerin her zaman işsizliği oldu ama hiçbir zaman bu noktaya gelmemişti.

      Sil
  3. Hocam Kıbrıs barış harekatı sonrası Demirel muhalefette idi. Tüsiad bütün gazetelerde tam sayfa iktidarı eleştiren ilan yayınladı. Devamında satıcılar malları stoklamaya başladı. O zamana kadar bizim evde ayçiçek yağı 5 litreyi geçmemişti. Bir anda 30 litre den fazla yağımız olmuştu. Kuyruk vardı, doğru ama hiçbir evde yokluk yoktu. İnsanların parası vardı kuyruğa girip alabiliyordu. Şimdi alamıyor.

    YanıtlaSil
  4. 1974'te gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında yaşanan gelişmeler de ( 19 yaşında Üniversitede öğrenci idim ) , kuyruklar yaşadım ama hayat bu günkü kadar zor değildi . Ümit dolu idik , hayallerimiz vardı .

    YanıtlaSil
  5. Mahfi Bey şuanda da uygun satılan yerlerde uzun kuyruklar görülebiliyor, sizce 70ler sonrası ekonomik olarak en rahat dönem hangi dönem olmuştu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım 2004 - 2014 dönemi rahat bir dönemdi. Sonrasında işler bozuldu, seçilme hırsı her şeyin önüne geçti. Başkanlık sistemine geçilince de her şey geriye gitti.

      Sil
  6. Madem böyle bir yazı yazdınız,

    Öyleyse şunu dikkatle okuyunuz:

    (Size sorum var, en sonda göreceksiniz.)

    "Biz çocukken; çok yokluk gördük.

    Anam; ahırımızdaki atların bıraktığı tezek henüz taze iken, sinek-minek, börtü-böcek üzerinde üşüşmesin diye sabah güneş şavumadan erkenden kalkar, ahıra gider, ve atların bıraktığı tezeği toplar, bir leğene koyardı.

    Sonra çeşmenin başına gider, eline ince bir tülbent sardıktan sonra; bu tezek içinde artakalmış hububat veya tahıl parçacıklarını tek tek ayıklayıp, çeşmedeki suyla iyice yıkardı, temizlerdi onlardı.

    Zaten elinde kalan, bir avucunu doldurmayacak kadar bir tahıl yumağı; yarısı atın vücudunda artık, diğer yarısı anamın çanağında!

    Sonra anam; bu azıcık tahılı sütle hafifçe ısladıktan sonra, sobanın üzerinde bir sahanda hafifçe ısıtırdı, ve biz evlatlarına 'kahvaltı niyetine' önümüze koyardı! Başka hiçbir şey yok!

    Çocukluğumuzda kahvaltımız hep böyleydi bizim, yokluk içinde büyüdük!

    Eyyyyy şimdiki çocuklar...

    Eyyyyy şimdiki gençler...

    Sizler çok şımarıksınız!

    Elinizdekinin kıymetini, imkânlarınızın bolluğunu bilmiyorsunuz!

    Allah, devletimizden razı olsun, devletimiz sayesinde yokluktan kurtulduk!

    Anarşikliği bırakın!

    Şımarıklığı bırakın!

    Devletinize boyun eğin!"


    Mahfi bey,

    Benim çevremdeki insanlar, komşularımızın çoğu; yukarıda okumuş olduğunuz hikâyeyi, siyasî meseleler hakkında sohbete başladığımızda sık sık anlatırlar, kelimeleri döndürüp dururlar, ama bu hikâyenin özü ve sonunda verdikleri nasihat hiç değişmez:

    • Bizler, yani "yeni nesil", "gençler"; elimizdekinin kıymetini hiç bilmeyen şımarık bir nesilmişiz.

    • "Devlet"in önünde daima boyun eğmemiz gerekiyormuş.

    Cevabınız nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Devletin önünde boyun eğin" dedikleri yetimin hakkını yiyenlere, bu milletin varlıklarını çalıp, yakın çevrelerine peşkeş çekenlere ses çıkarmayın, bu hırsızlık ve yokluk düzeni devam etsin, bu ülke bir arpa boyu yol almasın, biz çektik siz de gün yüzü görmeyin anlamına geliyor.

      Sil
    2. Korunması gerekenin devlet değil birey olduğunu anladığımızda hukukun üstünlüğü düşüncesine geçiş yapabileceğiz. Daha çok var ne yazık ki.

      Sil
  7. Hocam siyasetçilerin 'obejktif gerçek' umurlarında değil ki. Oyları maksimize etmek düşüncesi ile yapabilecekleri her türlü şeyi yapmaya razılar. Sorun onları denetleyecek Yargı, medya, sivil toplum örgütlerinin bu görevlerini yapmakta zorlanır olması, işlevselliklerini büyük ölçüde kaybetmiş olmaları

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önemli olan siyasetçilerin neyi umursadığı değil, oy verenlerin neyi umursadığı. y verenler bilinçsizse siyasetçi dilediğini yapabilir, yapıyor da zaten.

      Sil
  8. Hocam stagflasyon başladımı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Stagflasyon olması için büyümenin sıfır olması lazım.

      Sil
    2. Büyümenin duracağı da pek yok gibi!

      Sil
  9. Aslında filmi biraz daha başa sarmak gerekir.Türkiye 2.Dünya Savaşı’nda tarafsızlığını çok zor da olsa koruyabildi.Ama savaş sonrası abd ile yapılan 1947-1948 ikili askeri antlaşmaları ile tercihini yaptı.Ondan sonra nato,ekonomik ve siyasi bağımlılıklar ve muktedir olamayan iktidarlar.Kendi ulusal çıkarları doğrultusunda karar alamayan bir ülke.
    Türkiye 70’lere gelindiğinde zaten kontrol altındaydı.Sadece bunu bilmiyordu.Kıbrıs’a çıkartma yapmak için kullanmayı plânladığı silahları neden kullanamayacağını,johnson mektubuyla çok acı bir biçimde öğrendi.Diplomatik acemiliğinin elini kolunu nasıl bağladığını görünce,devlet eliyle yerli silah sanayine yatırım yapması gerektiğini anladı.

    ….

    Tarihsel analiz yaparken,insanın aklına bir soru geliyor Hocam;
    Türkiye soğuk savaş döneminde,bağlantısız ülkeler safında yer alabilir miydi?
    Böyle bir imkânı var mıydı?
    Mustafa Kemal yaşıyor olsa 2. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında nasıl bir yol izlerdi?
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu bilemeyiz. Mustafa Kemal'in ne yapacağını speküle etmek doğru değil.

      Sil
    2. Peki Hocam,
      Mustafa Kemal adına seçenek sunmayalım.
      Soruyu size sormuş olayım.

      Sil
  10. Hocam geçen 50 yılda küresel oyuncu haline geldik.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onun için mi dolara dünyanın en yüksek faizini vererek borç alarak idare ediyoruz.
      Türkiye'nin küresel oyuncu haline geldiği tek alan kadın voleyboludur. Onu da Atatürk'ün kadını erkekle eşit düzeye çıkaran devrimlerine borçluyuz.

      Sil
    2. Tesisler ve altyapı

      Sil
  11. Çözüm için Google a Milli Liyakat Anayasası yazın lütfen

    YanıtlaSil
  12. "Abdullah Gül"e umut bağlamış falan değilim, yanlış anlamayınız lütfen:

    Geçmişte AKP'li olan Abdullah Gül gibi isimler; bugün yaşanan hukuksuzluklara niçin seslerini çıkarmıyorlar?!

    Mesela ABD'de Barack Obama'yı beğenMEyebilirsiniz; ama bugün Trump'ın ortalığı kavurduğu hukuksuz davranışlara karşı çıkabiliyor...

    Mesela ABD'de Joe Biden'ı beğenMEyebilirsiniz; ama bugün Trump'ın ortalığı kavurduğu hukuksuz davranışlara karşı çıkabiliyor...

    Abdullah Gül, geçmişte "Cumhurbaşkanı" idi üstelik!

    Ama hiç ses çıkarmıyor!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu soruyu Abdullah Gül'e sormak lazım.

      Sil
    2. İnsanlar yolsuzluk operasyonlarına ses çıkarmıyorlar. Çünkü memnunlar!

      Sil
  13. İktisat okuyan 20 yaşında bir öğrenciyim,yazılarınızı ve yayınlarınızı yakından takip etmeye çalışıyorum.Benim gibi bir iktisat öğrencisine verebileceğiniz naçizane tavsiyeler nelerdir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalnızca iktisat okumayın, maliye, hukuk, sosyoloji de çalışın. Ve açıklanan olayları analiz ederek görüşlerinizi yazıp eleştiri yapın. Kimse oklumasın zararı yok, sizin kendinizi geliştirmenize yardımcı olur.

      Sil
  14. Mahfi bey ile "Faik Öztrak"; meslektaş. Geçmişte muhabbetleri de vardır muhtemelen.

    Fakat bugün Mahfi bey; Faik Öztrak'ı davranışından dolayı eleştiriyor ("karakter saldırısı" yapMIyor).

    "Eleştiri" başka şey.

    "Karakter saldırısı yapmak" başka şey.

    Mahfi bey bir eleştiri yönelttiği zaman; nezaketini asla kaybetmez, ama ilettiği eleştirinin sebebini de berrakça belirtir.

    Şimdi gelelim asıl soruya:

    Geçmişte yakınlıkları olduğu hâlde; Mahfi bey, bugün Faik Öztrak'ı eleştirebiliyorken,

    Geçmişte Recep Tayyip Erdoğan ile yakınlıkları olan diğer siyasetçiler; bugün Erdoğan'ı niçin eleştirmiyor?

    Bunun cevabını bulamıyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz Öztrak beni cezalandırma yetkisine ve etkisine sahip değil.

      Sil
  15. Bu kuyruk tranvası belli bir yaş gurubunun öyle bir tutanağı olmuş ki malesef kırılamaz durumda.yukarıda bir arkadaşında yazdgı gibi o zaman mal yoktu ama alım gücü vardı şuan hersey var ama alım gücü diplerde.yazıya ek abd de otoyollarda tasarufu artırmak amacıyla hız sınırının 50 km ye düşürüldüğünüde hatırlatmak istedim yani sizinde dedginz gibi bize has birsey degildi.olur olmaz bilmiyorum ama bu iran abd savaşının derinleşeceğini başta ortadogu rusya petrol ithalatı yapan ülkelerde arz tarafında büyük krizler yaşanacagını özelikle bizim gibi enerjiye bağımlı avrupa vs cpk büyük krizlerin yine arifesinde oldgumuzu düşünüyorum yanılıyormuyum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalnız biz değil bütün dünya aynı sorunun eşiğinde görünüyor.

      Sil
  16. "Hukukun üstünlüğü" deyip duruyoruz ama bunu nasıl sağlayacağız?

    "Sistem bozuk" deyip duruyoruz ama sistemi bozan "insan". Yani sistem kendi-kendine bozulmuyor; bizzat "insan" tarafından bozuluyor.

    "Uzay"dan hukukçu mu bulup getireceğiz Türkiye'ye?

    Ülkedeki bütün hukukçular mesleklerinin ruhunu hükümete peşkeş çektiğine göre; nereden doğru-dürüst hukukçular bulacağız da Türkiye'ye gelecekler ve "hukukun üstünlüğü"nü tekrar tesis edecekler?

    Buna cevabınız var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konu hukukçularla, insanlarla çözülemez. Sistemi değiştirmemiz lazım. Türkiye'de kadın - erkek eşitliği iyi kötü nasıl sağlandı? Uzaydan kadınlar mı getirdik? Hayır, Atatürk devrimleriyle şeri hukukun yerine Medeni Kanunu kabul ettik yani sistemi değiştirdik.

      Sil
  17. Mahfi bey iktisatçı olduğu hâlde; hukukçuların çıkarması gereken sesten daha fazla isyan ediyor, hukuksuzluklara daha yüksek sesle itiraz ediyor...

    Ne enteresan bir dönemdeyiz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki nedeni var:
      (1) Ben, bugün hukukçu diye geçinenlerin çoğundan daha kapsamlı ve kaliteli hukuk eğitimi aldım Mülkiye'de (şimdi yok ne yazık ki.)
      (2) toplum için hukukun yokluğunun ekonominin bozukluğundan çok daha olumsuz sonuçlar yarattığını yaşayarak görüyoruz.

      Sil
  18. Sizce hukukun üstünlüğünün sağlanmadığı, gerekli yapısal reformların yapılmadığı, liyakatin yerini sadakatin aldığı bir ülkenin ekonomik açıdan gelişmiş ülkelerin seviyesine gelmesi mümkün müdür hocam? Emeğinize sağlık hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Bence mümkün değil. Çoğunluk ekonomik gelişmeyi gelişme zannediyor. Oysa gelişmişlik için o yeterli değil. O nedenle bugün Çin gelişmiş ülke değil gelişme yolunda ülke kategorisinde bulunuyor.

      Sil
  19. Hocam Amerikadaki benzin kuyrukları da benzin kıtlığından değil Nixon un wages and price control yasasından dolayı. Yani bir nevi bizle aynı sebepten kuyruklar. 😊

    YanıtlaSil
  20. Bu çıkışsızlık içinde biz gençlere tavsiyeleriniz nedir Hocam?

    Elbette elinizde sihirli değnek yok, ama 76 yıllık tecrübenize istinaden bir-iki cümle yazarsınız belki?

    Eğer vaktiniz olursa; ayrı bir yazı yazarsanız daha iyi olur.

    Not: İş mülâkatlarına gitmek için babamdan yol parası istemekten utanıyorum artık!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Piyasada doğru düzgün iş yok hacı ya saldım ben artık bir yerlerden bir şey gelir de işe girerim diye bekliyorum artık

      Sil
  21. Hocam bugün geniş tanımlı işsizlik oranı 28.8 açıklandı sizce doğru bir rakam mıdır bu kadar insan işten çıkarılırken?

    YanıtlaSil
  22. KK Levent Gültekin'e Atatürk gelse bizi kurtaramaz demiş. Bunu yalanlamadı. Terör örgütü ve Suriye'de, Ortadoğu'da olanlar ile Türkiye'deki şuan ki durumu ayrı okumak çok yanlış olur kanaatindeyim. Sizin bu konuda bir öngörünüz var mı? Türkiye neye hazırlanıyor? Sanki siz ve bazı eskiden devlette görev yapmış kişiler bunu biliyor veya tahmin ediyorsunuz. Sizce gerçek konu nedir?

    YanıtlaSil
  23. Ben 2000 öncesini hatırlamam. 70li yılları ya yeşil çamdan yada siyasetçilerden öğrendim. 28 subst darbesini biliyorum ama o dönemde tam kafamda oturmamıştı. Yorumlarda yazıldığı gibi geçmişte para vardı, urun yoktu. 2000'den sonra tüm dünyanın gsmh'sinin artmasıyla turkiyede de paralel bir artış oldu. 2000li yılların başlarındaki yoksulluğu halk köyden kente göç etti ve kadınlar sıcak para kazacaklari işlerde çalışarak aştı. O dönem tv'lerde 8 yıllık eğitimin etkisiyle herkes okuyacak meslek sahibi olacak propagandası yapılıyordu. Erbakani kimse sevmiyordu. Bizi anne babamız okuttu bir kısmımız meslek sahibi oldu bir kısmımız devlet kadrolarına yerleşti. Bu süreçte bilinç altımıza yerleştirilen batı ülkeler az çalışıp çok kazanıyor algısı bizi tembelliğe ve israf yapmaya itti. Biz pandemiye kadar süreci iyi idare ettik ama pandemiden sonra hiçbirşey iyi gitmeyecek gerçeği: olan krizi farketmemizi sağladı. Bu süreçte kürtlerle toplum olarak barıştık, suriyelilerden nefret ettik, israftan vazgeçemiyoruz ama evde çalışacak kimse kalmadı, erbakana rahmet okumaya basladik (kişisel olarak sevmeyen olabilir ama chp 10 yıldır ittifak yapıyor . Şuan en sadık ortak). Bu günlerde unv mezunu fazla biz insanları mesleğe yönlendirelim propagandası yapılmaya başlandı..... aslinda çok geriye gitmeye gerek yok objektif eleştiri yapılsa toplum olarak suçlu olduğumuz gorulurde herkes kendini haklı çıkarmak için bir olayı milat alıyor onun uzerinden yorum yapıyor. Gelecek 30 yılda ülkeyi kim nasıl yönetir bilmiyorum bildiğim birşey varsa bu günleri mumla sayacağımız gercegi

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri