Aydınlanma
Bugün modern demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ile hukuk önünde eşitlik gibi ilkelerin yerleşmesinde, yaklaşık 300 yıl önce ortaya çıkan Aydınlanma düşüncesi belirleyici bir rol oynamıştır. 18’inci yüzyılda Avrupa'da filizlenen Aydınlanma Çağı, yalnızca bir felsefe akımı değil; insanlığın kendi aklına güvenmeyi öğrendiği büyük bir zihniyet dönüşümüdür.
Alman filozof Immanuel Kant'a
göre aydınlanma, insanın başkasının rehberliğine ihtiyaç duymadan kendi aklını
kullanma cesaretini göstermesidir. Aydınlanma düşünürlerinin çağrısı basittir: “Sapere
Aude” (kendi aklını kullanma cesareti göster). Bu çağrı yalnızca bilgi edinmeyi
değil, sorgulamayı, eleştirmeyi ve kendi aklıyla karar vermeyi ifade ediyordu.
Aydınlanma düşüncesi modern
dünyanın üzerine inşa edildiği dört temel düşünceyi yaygınlaştırdı: akılcılık,
doğal haklar, güçler ayrılığı ve laiklik. Akılcılık, gerçeğe ulaşmanın yolunun
körü körüne inanmak değil; akıl, mantık ve bilimsel yöntemi kullanmak olduğunu
savunur. John Locke'a göre her insan doğuştan yaşam, özgürlük ve mülkiyet
haklarına sahiptir. Bunlar doğal haklardır. Devlet bu hakları insanlara
bahşetmez; onları korumak için vardır. Montesquieu, siyasi gücün tek elde
toplanmasının despotizme yol açacağını savundu. Bu nedenle yasama, yürütme ve
yargının birbirinden bağımsız olması gerektiğini ileri sürdü. Bu anlayış daha
sonra güçler ayrılığı ilkesi olarak modern demokrasilerin temel unsurlarından
biri hâline geldi. Voltaire, dinî bağnazlığa ve düşünce baskısına karşı çıktı;
herkesin farklı düşünme ve inanma hakkını savunarak laiklik ve hoşgörü
anlayışının gelişmesine önemli katkı sağladı.
Aydınlanma filozoflarının
düşünceleri kitaplarda kalmadı, tarihin akışını değiştirecek etkiler yarattı.
1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile 1789 Fransız Devrimi, büyük
ölçüde bu düşüncelerden ilham aldı. Özgürlük, eşitlik, halk egemenliği ve temel
haklar gibi kavramlar zamanla modern anayasal düzenlerin ve demokratik
sistemlerin temel taşları hâline geldi. Günümüzde dünyanın birçok ülkesinde
doğal kabul ettiğimiz ifade özgürlüğü, hukuk devleti, laiklik ve insan hakları
gibi ilkeler de Aydınlanma düşüncesinin mirasıdır.
Aradan yaklaşık üç yüzyıl geçmiş
olmasına karşın Aydınlanma'nın ortaya koyduğu sorunlar tamamen ortadan kalkmış görünmüyor.
Bilgi kirliliği, komplo teorileri, manipülasyonlar ve dogmatik yaklaşımlar
günümüzde de etkisini sürdürüyor. Bu nedenle Aydınlanma'nın en önemli mirası
olan eleştirel düşünme ve bilimsel yöntem, belki de bugün geçmiştekinden daha
büyük önem taşıyor. Çünkü sorgulamayan bir zihin, başkalarının düşüncelerinin
peşinden sürüklenmeye her zaman daha açıktır. Aydınlanma, tamamlanmış bir proje
değil; her kuşağın yeniden sahip çıkması gereken bir süreçtir. Özgürlük, hukuk ve
akıl ancak sürekli korunabildiği ölçüde yaşayabilir.
Türkiye, Cumhuriyet'in
kuruluşuyla birlikte Atatürk Devrimleri sayesinde Aydınlanma düşüncesini esas
alan önemli dönüşümler yaşadı. Bu dönüşümlerin temelinde, aklı ve bilimi rehber
kabul eden bir modernleşme anlayışı bulunuyordu. Eğitimden hukuka, kadın
haklarından laikliğe kadar birçok alanda çağdaşlaşma yönünde büyük adımlar
atıldı. Bugün ise bu kazanımların ne ölçüde korunabildiği önemli bir tartışma
konusu olmaya devam ediyor. Kamusal karar alma süreçlerinde akılcılığın, bilimsel
yaklaşımın ve eleştirel düşüncenin yeterince belirleyici olamadığı bir görünüm
söz konusu. Doğal haklar kapsamında değerlendirilen özgürlük ve mülkiyet
hakları konusunda da geçmişe kıyasla önemli tartışmalar yaşanıyor. Güçler
ayrılığı ilkesi, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ne geçişten sonra önemli
ölçüde zayıflamış görünüyor. Laiklik ve hoşgörü konusunda da toplumdaki
kutuplaşmanın arttığı, farklı yaşam tarzları ve düşünceler arasındaki gerilimler
çok daha görünür hale gelmiş bulunuyor.
Aydınlanma'nın mirası yalnızca
geçmişi anlamak için değil, geleceği inşa etmek için de önemini koruyor. Aklı
ve özgürlüğü temel alan bir toplum olarak mı ilerlemek istiyoruz, yoksa sorgulamaktan
vazgeçerek başkalarının bizim yerimize düşünmesini mi tercih ediyoruz? Bu
soruya vereceğimiz cevap, yalnızca nasıl bir toplumda yaşayacağımızı değil,
nasıl bir gelecek bırakacağımızı da belirleyecek.
Biz toplum olarak Atatürk dönemi hariç, aklı dikkate almadık. Sonuç ortada.
YanıtlaSil