Aydınlanma

Bugün modern demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ile hukuk önünde eşitlik gibi ilkelerin yerleşmesinde, yaklaşık 300 yıl önce ortaya çıkan Aydınlanma düşüncesi belirleyici bir rol oynamıştır. 18’inci yüzyılda Avrupa'da filizlenen Aydınlanma Çağı, yalnızca bir felsefe akımı değil; insanlığın kendi aklına güvenmeyi öğrendiği büyük bir zihniyet dönüşümüdür.

Alman filozof Immanuel Kant'a göre aydınlanma, insanın başkasının rehberliğine ihtiyaç duymadan kendi aklını kullanma cesaretini göstermesidir. Aydınlanma düşünürlerinin çağrısı basittir: “Sapere Aude” (kendi aklını kullanma cesareti göster). Bu çağrı yalnızca bilgi edinmeyi değil, sorgulamayı, eleştirmeyi ve kendi aklıyla karar vermeyi ifade ediyordu.

Aydınlanma düşüncesi modern dünyanın üzerine inşa edildiği dört temel düşünceyi yaygınlaştırdı: akılcılık, doğal haklar, güçler ayrılığı ve laiklik. Akılcılık, gerçeğe ulaşmanın yolunun körü körüne inanmak değil; akıl, mantık ve bilimsel yöntemi kullanmak olduğunu savunur. John Locke'a göre her insan doğuştan yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarına sahiptir. Bunlar doğal haklardır. Devlet bu hakları insanlara bahşetmez; onları korumak için vardır. Montesquieu, siyasi gücün tek elde toplanmasının despotizme yol açacağını savundu. Bu nedenle yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olması gerektiğini ileri sürdü. Bu anlayış daha sonra güçler ayrılığı ilkesi olarak modern demokrasilerin temel unsurlarından biri hâline geldi. Voltaire, dinî bağnazlığa ve düşünce baskısına karşı çıktı; herkesin farklı düşünme ve inanma hakkını savunarak laiklik ve hoşgörü anlayışının gelişmesine önemli katkı sağladı.

Aydınlanma filozoflarının düşünceleri kitaplarda kalmadı, tarihin akışını değiştirecek etkiler yarattı. 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile 1789 Fransız Devrimi, büyük ölçüde bu düşüncelerden ilham aldı. Özgürlük, eşitlik, halk egemenliği ve temel haklar gibi kavramlar zamanla modern anayasal düzenlerin ve demokratik sistemlerin temel taşları hâline geldi. Günümüzde dünyanın birçok ülkesinde doğal kabul ettiğimiz ifade özgürlüğü, hukuk devleti, laiklik ve insan hakları gibi ilkeler de Aydınlanma düşüncesinin mirasıdır.

Aradan yaklaşık üç yüzyıl geçmiş olmasına karşın Aydınlanma'nın ortaya koyduğu sorunlar tamamen ortadan kalkmış görünmüyor. Bilgi kirliliği, komplo teorileri, manipülasyonlar ve dogmatik yaklaşımlar günümüzde de etkisini sürdürüyor. Bu nedenle Aydınlanma'nın en önemli mirası olan eleştirel düşünme ve bilimsel yöntem, belki de bugün geçmiştekinden daha büyük önem taşıyor. Çünkü sorgulamayan bir zihin, başkalarının düşüncelerinin peşinden sürüklenmeye her zaman daha açıktır. Aydınlanma, tamamlanmış bir proje değil; her kuşağın yeniden sahip çıkması gereken bir süreçtir. Özgürlük, hukuk ve akıl ancak sürekli korunabildiği ölçüde yaşayabilir.

Türkiye, Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte Atatürk Devrimleri sayesinde Aydınlanma düşüncesini esas alan önemli dönüşümler yaşadı. Bu dönüşümlerin temelinde, aklı ve bilimi rehber kabul eden bir modernleşme anlayışı bulunuyordu. Eğitimden hukuka, kadın haklarından laikliğe kadar birçok alanda çağdaşlaşma yönünde büyük adımlar atıldı. Bugün ise bu kazanımların ne ölçüde korunabildiği önemli bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Kamusal karar alma süreçlerinde akılcılığın, bilimsel yaklaşımın ve eleştirel düşüncenin yeterince belirleyici olamadığı bir görünüm söz konusu. Doğal haklar kapsamında değerlendirilen özgürlük ve mülkiyet hakları konusunda da geçmişe kıyasla önemli tartışmalar yaşanıyor. Güçler ayrılığı ilkesi, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ne geçişten sonra önemli ölçüde zayıflamış görünüyor. Laiklik ve hoşgörü konusunda da toplumdaki kutuplaşmanın arttığı, farklı yaşam tarzları ve düşünceler arasındaki gerilimler çok daha görünür hale gelmiş bulunuyor.

Aydınlanma'nın mirası yalnızca geçmişi anlamak için değil, geleceği inşa etmek için de önemini koruyor. Aklı ve özgürlüğü temel alan bir toplum olarak mı ilerlemek istiyoruz, yoksa sorgulamaktan vazgeçerek başkalarının bizim yerimize düşünmesini mi tercih ediyoruz? Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca nasıl bir toplumda yaşayacağımızı değil, nasıl bir gelecek bırakacağımızı da belirleyecek.

Yorumlar

  1. Biz toplum olarak Atatürk dönemi hariç, aklı dikkate almadık. Sonuç ortada.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet maalesef bütün o büyük devrimleri geri götürmekle meşgulüz.

      Sil
    2. Farabi’nin El-Medinetü’l Fazıla yani Erdemli Şehir adındaki kitabında o Erdemli Şehri tıpkı Platon’un devletinde şehri filozof kral yönetmeli demesi gibi şehri Hikmet sahibi kişi yönetmelidir. Bu kişi hakikati bilen, adaletli, hikmet sahibi, cesur, belagat sahibi, maddi çıkar gözetmeyen, toplumun refahı ve mutluluğu için çalışan kişi olmalıdır. Peki bugünlerde dünya üzerinde böyle bir lider var mı? Sanki demokrasilerden sonraki diktatörlük dönemi bazı devletlerde gelmiş çatmış. Bazılarının da henüz fırsatı yok, imkân olsa o tarafa doğru ilerletiliyor.

      Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i kitabında Marx, Hegel’den bir cümle alıntılar ve onun eksik bir cümle olduğundan söz eder. Hegel, tarihte büyük olalar iki defa tekrar eder, demişti. Marx ona şu cümleyi ilave etmiş, yalnız ilki trajik, ikincisi komedi olarak. Burada Marx’ın eksik söylediğini iddia etmek mümkün. Zira, İbni Haldun’a atfedilen bir söz var, ama bu söz yakıştırma olsa bile doğru bir şey anlatıyor, insanlar suyun suya benzediğinden daha çok birbirine benzer, demiş. O halde biz bugünleri geçerken mevzu yine trajediye geçmiş.

      Sağlıkla ve safayla…

      Sil
    3. 2021'in ilk çeyreğinden bu yılın ilk çeyreğine kadar geçen 5 yıllık sürede Türkiye'de kümülatif reel ücret artışı ortalama yüzde 78,6 olarak gerçekleşti. Bu dönemde OECD ortalaması ise yüzde 4,9'da kaldı. Böylece Türkiye, OECD'de en yüksek kümülatif reel ücret artışı kaydeden ülke oldu. Türkiye'nin beş yıllık reel ücret artışı, OECD ortalamasının yaklaşık 16 katı seviyesinde gerçekleşti.

      Sil
  2. Dünya genelinde akıl ve özgürlük geri plâna düşerken para ve güç geçerli olmaya hız verdi. Çoğu ülkede değişik gerekçelerle gücün versiyonları uygulanıyor. Demokrasi sanki lüks bir yönetim biçimi olarak algılanmaya başladı. Yazınız için sağolunuz...

    YanıtlaSil
  3. Emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
  4. 29 Haziran'dan beri toplam 7 (yedi) yazı yayınlamışsınız. Hiçbiri "iktisat" ile ilgili değil. Bu 7 yazınızın temelini; insanın düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlanıp kısıtlanmadığı, hukukun düzgün işleyip işlemediği, demokrasinin erozyona uğrayıp uğramadığı konuları oluşturuyor.

    Bunlardan sadece bir tanesi (Almanya ile ilgili olan) "yarı-iktisadî" olan bir yazınız, yani bu bile "tam-iktisadî" bir yazı değil.

    Mahfi bey galiba iktisatçılığı; ya tamamen bıraktı, ya da tamamen bıraktığını bir süre sonra deklare etmek için biz okuyucularını şimdiden yavaş yavaş alıştırıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 😀
      İktisatçılığı bıraksam bile ekonomi beni bırakmaz.
      Bu yazdıklarımın tamamı ekonomiyle ilgili aslında. Çünkü buralarda iyileşme, ileri gidiş olmazsa ekonomi düzelmez. Rasyonellik egemen olmazsa ekonomi politikasını düzeltemezsiniz.

      Sil
    2. Mahfi hocam affınıza sığınarak aslında yazıya çok güzel bir örnek olmuş.

      Sil
    3. Mülkiye çıkışlılar tam anlamıyla sosyal bilimci oluyor ben bu yüzden ekonominin yanında diğer dalları gözettiği için okuyorum mahfi beyi

      Sil
    4. Şimdi öyle değil ama bizim okuduğumuz dönemde Mülkiye ilk iki yılı ortak dersler okunan sonra bölümlere ayrılan bir okuldu. Dolayısıyla biz ekonominin, maliyenin, muhasebenin yanında hukuk, siyaset bilimi, sosyoloji, siyasal tarih, siyasal düşünceler tarihi de okuduk. O nedenle yalnızca iktisatçı değil sosyal bilimci olduk. Keşke Mülkiye o haliyle devam edebilseydi.

      Sil
  5. Şahane bir yazı olmuş sn hocam.
    " aydınlanma tamamlanmış bir proje değil; her kuşağın yeniden sahip çıkması gereken bir süreçtir."
    Aklımızın bir köşesine yazalım bunu.

    YanıtlaSil
  6. Demokratik değerlerin zayıfladığı günümüz dünyası iki dünya savaşı arası döneme benzetiliyor, Türkiye her alanda olduğu gibi aydınlanma değerlerinde de geri gidişi misliyle yaşıyor, ben gelecek adına ümitli değilim

    YanıtlaSil
  7. Efendim, bir düzen gerekli ama her şey de uydum hazır imama dediğimiz sürece biraz zor. Etrafımdaki cenaze namazlarına sık katılıyorum, bu güne kadar ben fatihayı ne kadar hızlı okursam okuyayım hiç birinde cemaatin 3 te 2 hızına yetişemedim, hep geride kalıyorum. Emeğinize sağlık. Selamlar.

    YanıtlaSil
  8. Aydınlanma üzerine yazdığınız bu yazınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  9. Biraz farklı yerden gireyim... yüz yıl önce Sultanı gönderdik ve Cumhuriyeti ilan ettik.
    Sultanı gönderdik ama içimizdeki genetik sultanizmi gönderemedik ve bu Cumhuriyetin geleceği için en büyük bilinçaltı handikaptı.
    Cumhuriyetin okul duvarlarını Sultanların sözde resimleri ile donattık.
    Türkiyeyi Coğrafi olarak sözde yedi bölüme ayırdık, kendi elimizle paydaladık.
    Bilinçaltı vuruşlara sadece iki örnek.
    Cumhuriyet kimsesizlerin kisesidir dedik, kimsesizleri kimsesiz bırakıp onun bunun kucağına attık.
    Hürriyet diyeni dövdük.
    İstiklal diyeni astık.
    Eşitlik diyeni sürgün ettik.
    .
    Vekil dedik seçtik ; Vekil asıl oldu. Asıl vassal oldu.
    .
    Kanun koyduk, arkasından kanunu yasaklayan kanunvari düzenekler kurduk.
    .
    Adalet dedik; TBMM yi kurduk. onlar, Yargıçlara Adalet Sarayları kurdu.
    .
    Partiler demokrasinin vazgeçilmezidir dedik, fikre değil Sultanlara oy vurduk.
    .
    Devlet şu üç marifetten kurtulmadıkça, millet refaha ve felaha ulaşamaz.
    Manipülasyon
    Spekülasyon
    Provokasyon
    .
    Akıl, erdemli toplumların ahlakı ve yol göstericisidir.
    .
    Tarih devletlerin çöplüğüdür. Milletler devletlerden uzun yaşar.
    .
    Lider odaklı devletler ölmüştür, ölür.
    Millet veya ümmet odaklı devletler ölmüştür, ölür.
    Ulus odaklı devletler ölüyor, ölecek.
    Akıl ve teknolji odaklı kapitalistler ve her türden değer üreten toplumlar imzalarını atmaya başladılar.
    Başaramazlar ise ;
    Tüm Dünya tam bir Cehenneme şahit olacaktır.
    .
    Fikir yolun, akıl yoldaşın olsun.
    .
    Saygılar

    YanıtlaSil
  10. Hocam oyunun kuralları değişiyormu?

    YanıtlaSil
  11. hocam bir ara kitap öneriyordunuz, yine önerebilir misiniz size zahmet olmazsa, vaktiniz olduğunuzda

    YanıtlaSil
  12. Çok güzel bir yazıydı. Elinize sağlık

    YanıtlaSil
  13. Kutsal kavramı iyidir hocam. Kitleleri yönetmeyi ve yönlendirmek için güçlü bir araç sağlar. Ebedi hayat için için ödenen küçük bir bedel olur bu dünyada ezilmek. Alan razııııı satan razııı. Bize ne?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşamda en önemli hedef iyi insan olmaktır. Bunun için hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Yalnızca iyi insan olmaya çalışın.

      Sil
    2. Değerli hocam o kadar naziksiniz ki. En akılalmaz yorumlara bile rasyonalite ile cevap veriyorsunuz. Saygı ve sevgiler

      Sil
  14. Bu ülkede baskı ve otoriterlik her dönemde oluyor maalesef, daha önce laik seküler kesim baskı yapıyordu ,şimdi muhafazakar görünümlüler rövanş alıyor, toprak bu mahsul bu

    YanıtlaSil
  15. Siz yeniliklere açık bir biliminsanısınız Mahfi bey; "manifest" grubundan hangi kızın tarzını beğeniyorsunuz, favoriniz hangisi?

    Biliyorsunuz; grup, "Ajda Pekkan" ile düet de yaptı.

    https://manifestgirlband.com/tr/

    • Sueda Uluca

    • Hilal Yelekçi

    • Lidya Pınar

    • Mina Solak

    • Zeynep Sude Oktay

    • Esin Bahat

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ailecek hepsini çok beğeniyoruz,ülkemizi en iyi şekilde temsil edip çok güzel yerlere gelirler inşallah.

      Sil
  16. Sormadan sorgulamadan etrafındaki şakşakçı danışmanlarıyla S400 alma kararı verdi ve aldı. Şimdi kurtulmaya çalışıyor. Monşerlere danışsaydı alınmazdı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Trump Erdoğan'ı haklı buldu ama bizim muhalifler Erdoğan'ı suçluyor.

      Sil
    2. ABD'ye kafa tutmuyor muyduk biz? Trump ne ara dostumuz oldu?

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  17. Saygıdeğer hocam, yazınız içerik olarak hayati öneme sahipken, size, böyle bir yazı yazma gereğini hissettiren sebepler de, ülkemiz ve gelecek için o kadar endişe verici...

    YanıtlaSil
  18. Hocam meseleye halk olarak değil de gücü elinde tutan ikitdar, kurumsallaşmış dinlerin idarecileri olarak düşünün. Dünya işleri savaşmaya ve ölmeye hazır askerler, vergi verecek teba ile yürür. Neden ben elimde topladığım gücü bu ayak takımı ile paylaşayım ki? Alabiliyorlarsa buyursunlar kendileri alsınlar iktidar gücünü. Kimseye hesap vermek zorunda değilim?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte o gücü alabilmeleri ve nehrin akışını normal yoluna sokabilmeleri için aydınlanmaya ihtiyaç var. Ben de onu anlatıyorum zaten.

      Sil
  19. Bu yazı Ege Cansen'e kapak olsun. 5 Tem. yazısında dış borç stokunun yapısal reformlardan daha önemli olduğuna dair görüş belirterek yapısal reformu savunan iktisatçıları biraz küçümsemişti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ege Cansen o yazısında yapısal reformları ve onları savunanları küçümsememişti. Dış borcun çok önemli bir ekonomik sorun olduğuna değinmişti.
      Bununla birlikte Ege Beyle ve çoğu iktisatçıyla aramızda önemli bir bakış farkı var. Ben, hukukun üstünlüğü başta olarak yapısal reformlar yapılmadan buradan kalıcı olarak çıkamayacağımıza ancak geçici iyileşmeler yaşayacağımızı öne sürüyorum. Onlar yapısal reformlar yapılmadan yalnızca doğru ekonomik kararlarla buradan daha iyi bir konuma geçeceğimizi iddia ediyor.

      Sil
  20. Sayın Eğilmez, yine ilginç yazınız için teşekkürler. Biz Aydınlanma çağına ATATÜRK ile başladık, ATATÜRK devrimleriyle, Kabotaj Kanunu ile Aydınlanmaya başladık. Bunlar 100 sene önceydi, bilindiği gibi Kabotaj Devrimi 1 Temmuz da 100 sene doldu. Ülkemizin Aydınlanmaya başlaması 100 sene önce başladığını kabullenirsek, bu hale gelmemize şükredelim demek geliyor içimden. Bu süre içinde hiç geriye kaymadan, hep ileriye doğru gelişseydik daha ileri bir seviyede olabilirdik. Tüm engellemelere rağmen ben yine de bu gelişmemize olumlu bakıyorum. Daha iyi durumda da olabilirdik, ancak etrafımızdaki Afganistan, Pakistan, Mısır gibi Ülkelere baktığımızda ATATÜRK devrimlerinin, aydınlanmasının maya tuttuğunu söyleye bilirim diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ama ne yazık ki o devrimlerin hepsinde geriye gidişle meşgulüz.

      Sil
    2. Ben bu halkin cogunluguna bu olanlarin, yonetimin fazla bile oldugunu dusunmeye gectim. Hayatim boyunca oy kullanmadim daha dogrusu kullanamadim. Öyle insanlar ile tanisiyorum ki yasadigi hayati ve olaylari sorgulama yi bosver kiyas dahi yapamiyorlar. Bence her seyi daha iyisini kiyas yaparak bulabilmek mümkün..

      Sil
    3. Çoğumuz aynı şekilde şikayet ediyoruz. Şikayet etmek yerine 100 yıldır gelen giden aydın insanlar olarak halkın eğitilmesine çaba gösterseydik bu makûs talihi değiştirmiş olurduk.

      Sil
  21. Toplumsal yaşam görev ve ödevlerle doludur. Üzerine aşırı iletişim çağının manipülatif yapısı da eklenince kendimize ait olduğunu sandığımız düşünce ve eylemlerin çoktan yönlendirilmiş olduğunu bile anlamamız ancak içe kapanma, kendi sesimizi duyma çabası, ile mümkün oluyor. Kendi sesimizi duymak cesaret ister çünkü zorluklarla doludur.

    YanıtlaSil
  22. Müthiş tespitler...sorgulayan zihinlerin var olmasını istemedikçe ,eleştiriye tahamül edemedikçe zihinleri bazen din bazen ideoloji vs zincirlere vurduğumuz süreçe kaybetmeye mahkumuz malesef:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet maalesef öyle. Ne ekersen onu biçersin derler ya bu da öyle cehalet ve biat ekiyoruz ve sonucu bu oluyor.

      Sil
  23. Harika yazı olmuş teşekkürler hocam ancak sizinde umudunuz kırılmış gibi zamanda geriye gitmek gibi bir dönemi yaşıyoruz doksanlı yıllardan seksenlere ve öncesine hızla ilerliyoruz sonumuz hayırlı olsun

    YanıtlaSil
  24. Değerli hocam bilgi dağarcığımızı besleyen ve farklı bakmamızı sağlayan bu güzel yazı için teşekkür ederim. Aydınlık yarınlar umarım bu ülkeye bir gelir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, umarım aydınlanmaya dönebiliriz.

      Sil
  25. Mahfi bey,

    Umarım ömrünüz yeter de;

    • 2017 yılının Nisan ayındaki "başkanlık rejimi"ne geçişle başlayan,

    • Özellikle 2018 yılının yaz mevsiminde Dolar/TL kurunun 4'ün üzerine çıkıp bir daha hiç inmemesi ile "ekonominin çok hızlı bozulduğu",

    • TCMB Başkanları "lâf dinlemediği için" görevden alındığı,

    • "Rahip Brunson krizi"ni de içeren,

    • "Covid-19 dönemi"nde ekonominin vaziyetini ekleyerek,

    • 2021 yılının Eylül ayındaki "enflasyon fişeği"ni de dahil ederek,

    • "2023 Hatay ve Kahramanmaraş depremleri"nde ekonominin vaziyetini de mutlaka ekleyerek,

    • 2025 ve 2026 CHP'ye düzenlenen operasyon ile "aslında bütün muhalefetin tehdit edildiği" günümüze kadar gelen bir "yakın tarih kitabı" yazarsınız.

    ÇÜNKÜ BU ÜLKEDE "OBJEKTİF İNSAN" KALMADI !!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1950 - 2000 arasını anlattığım Light Günlük kitabım var. Çok beğenilmişti. Sonrasını yazmadım. Ağır Günlük olarak yazma planım vardı. Bakalım.

      Sil
    2. Sayın Eğilmez,

      "2020 Covid pandemi dönemi"nde yazdığınız yazılar arasından hiç unutamadığım; "züppe etkisi" tabirini izah ettiğiniz şu yazı idi:

      "Bir Maskeden Çıkan Ekonomik Analiz"
      (11 Eylül 2020)

      https://www.mahfiegilmez.com/2020/09/bir-maskeden-ckan-ekonomik-analiz.html?m=1

      • Bu ülkede "maske satışını bile" kendi tekeline alıp piyasadaki genel satışını yasaklayan, "maske"yi bile propaganda malzemesi hâline dönüştürüp kendine "sözde itibar devşirmeye uğraşan" bir siyasî zihniyet vardı; hatırlıyor musunuz?!

      • Yaşanan bütün bu "siyasî absürtlüğe" ek olarak; "maske"yi bile bir statü göstergesi hâline getirip, normal satış fiyatı 0,25 TL ile 5 TL arasında olabilecek standart bir maskeye çeşitli "logolar ve statü sembolleri" ekleyerek "marka algısı yaratan", bu "marka algısı" ile "270 Dolar" gibi epey yüksek bir fiyat etiketiyle maske satışına girişen şirketler çıktı ortaya. Bunu; "züppe etkisi" tabiri ile izah etmiştiniz.

      • Piyasanın yaratıcılığı burada da durmadı. Yeni bir mal ("logolu, markalı maske") çıkmıştı artık. Buna ek mallar da çıkarmayı planlayan üreticiler; bu kez "maske takma aparatı", "maskeleri saklama kutusu ya da cüzdanı" gibi tamamlayıcı ürünleri üretip piyasaya sürdüler.

      Madem yeni bir kitap yazma hazırlığı içindeymişsiniz ("Ağır Günlük"); öyleyse bu tür konulardan bahsetmeyi de lütfen ihmâl etmeyiniz sayın Eğilmez...

      Sil
  26. Ülkedeki hiçbir "kurum"a güvenmiyorum (kamu veya özel; hiçbirine).

    Size güveniyorum. Siz "güvenilir" birisiniz Mahfi bey.

    YanıtlaSil
  27. Dünyanın büyük bir çoğunluğu cahildir. En temel akıl yürütmeyi dahi beceremez. Hatta adını yazamaz. Hiç mi sokak röpartajı dinlemediniz efendim? Bu insanlara sen 'Al sana demokrasi Domuz, Çakal, Tilki partileri var seç birini!' dersen tavuklar gider tilkilere oy verir. Teknokrat, muhafız birlikleri iktidarı korumak zorundadır! Aksi halde dünyanın her yerinde sonsuza kadar sizin yazılarınız gibi yazılar çıkar Mahfi bey. Acı gerçeği halktan saklamayın diyeceğim ama hastanın iyiliği için saklamak da gerekiyor!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizce Trump'a oy verenlerin çoğu cahil midir? Bence değil. Dünyanın her köşesinde aydınlanmadan nasibini almamış milyonlarca eğitimli insan var. Bu dediğiniz yalnız cahillikle açıklanamaz. Kimi çıkarı peşinde, kimi cahil, kimisini başkaları kandırıyor (ve bunların hepsi cahil değil).

      Sil
    2. Köy enstütüleri kalsa, devlet tipi planlamayla biz çok daha gelişmiş bir toplum olamaz mıydık? Çok parti denemeleri bize ne getirdi ne götürdü?

      Sil
    3. Devlet de kötüye kullanılabiliyor.

      Sil
  28. Artık bu dünyada tek geçer akçe paradır; erdem, şeref ve akıl vs. önemsizdir. Para için her değer feda edilebilir. Paranız olduğu sürece ne kadar değersiz bir insan olduğunuzun hiçbir önemi yoktur; sistem sizi her zaman baş tacı yapar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önemli olan başkalarının sizi nasıl gördüğü değil, sizin kendinizi nasıl gördüğünüzdür.

      Sil
    2. Size saygım büyük ama gerçek dünyada öyle olmuyor işte Mahfi hocam.

      Sil
    3. Haklısınız dünya farklı bakıyor ama sonuçta vicdanı, ne kadar baskılanırsa baskılansın, insanı rahat bırakmaz.
      https://www.mahfiegilmez.com/2012/03/suc-ve-ceza.html

      Sil
  29. Islam dini de Martin Luther gibi bir reformist bir din adami cikarmadigi müddetce, islam ülkelerinde aydinlanma olmayacaktir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında Atatürk devrimleri biraz da odur.

      Sil
    2. Bunu yazarken kaç islam ülkesi gezdiniz ama Arap körfez ülkelerini gezin gayet aydınlanmışlar.

      Sil
    3. Hemen hemen hepsini gezdim. Fas, Cezayir, Endonezya, Malezya, S. Arabistan, BAE, Irak, Suriye.
      Sanırım siz aydınlanmayı güneş ışığı almakla karıştırıyorsunuz.

      Sil
  30. Tengrizm için ne düşünüyorsunuz hocam? Doğayla barışık, insana değer veren bir düşünce-inanç sistemi değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akla, mantığa ters düşmeyen, insanı düşünmekten ve aklını kullanmaktan alıkoymayan her inanışa saygım var. Tengrizm de onlardan biri.

      Sil
  31. Hocam vergi yükünden nasıl kurtulacayız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Az harcayarak, az vergi ödersin.

      Sil
  32. Mahfi hocam,

    Şu "yapay zekâ" meselesi hakkında konuşurken; "basılı kitaplara, elle tutulur, fizikî kitaplara" dışarıdan müdahale edebilecek bir yapay zekâ teknolojisinin henüz gelişmediğinden bahsetmiştim size, hatırlıyor musunuz?

    Şöyle bir yöntem uygulandığına dair söylentiler var, ama yaygın bir kanıt yok henüz:

    • Dünya genelinde irili-ufaklı pek çok "yapay zekâ yazılım şirketi" (çoğu "start-up" düzeyinde olan), ellerindeki parasal sermayenin önemli bir bölümünü; dünyanın çeşitli ülkelerindeki sahaflar çarşısında satışa sunulan, nadir bulunan, baskısı tükenen kitapları toplu siparişler vererek (yani "yüksek fiyatlar ödeyip, kitapları toplu şekilde ithâl ederek") kendi şirketlerine getirtiyorlarmış. (Uluslararası düzeyde bir operasyon bu. Tek tek ülke bazlı değil, yani tek bir ülkedeki sahaflar çarşısı hedefte değil. Bütün ülkelerin sahaflar çarşısı hedefte.)

    • Sonra; bu nadir bulunan kitapları yüksek çözünürlüklü tarayıcılar ile tarattıktan sonra dijital ortama (yani "bilgisayar ve internet evreni"ne) aktarıyorlarmış. Ve kendi geliştirdikleri yapay zekâ yazılımları ile; artık dijital hâle getirdikleri bütün bu kitapları "istedikleri gibi manipüle edebiliyorlar"mış.

    • Depolarında duran, önceden satın aldıkları devasa miktardaki "basılı bütün bu kitapları" ise; imha ediyorlarmış!

    Örneklerden biri: "Hollanda'nın Haarlem kenti"nde sahaflık yapan bir esnaf, Singapur'dan bir "sipariş e-maili"nin kendisine ulaştığını, ISBN (barkod) numaralarının bile yazılı olduğu bu "mail"de tek sipariş ile "toplam 3000 tane nadir bulunan kitabı" (ithâlat ve gümrük vergilerini ödeyerek) satın alan "Nataly" isimli bir müşterinin; "kişisel koleksiyon yapmak amacı"yla bu kitapları satın aldığından bahsetti. E-mail'de öyle yazıyormuş!

    Sipariş edilen kitaplar arasında; "jeomekanik üzerine teknik incelemeler"den, "İrlanda folklôruna dair akademik çalışmalar"a kadar birbiriyle hiç ilgisi olmayan, epey "niş eserler" bulunuyordu. Bir sahaf için bu, normal bir satış değildi!

    Kaynak:

    https://haber.sol.org.tr/haber/yapay-zeka-sirketleri-sahaflari-bosaltiyor-milyonlarca-kitabi-alip-tarayip-imha-ettiler

    Haber bundan ibaret!

    Eğer böyle şeyler yaygın olarak yaşanıyorsa; dünya çok tehlikeli bir yere gidiyor!

    Görüşünüz nedir Mahfi hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üçgenin iç açıları toplamı "180 derece".

      "Yapay Zekâ" bunu nasıl "179 derece" olacak şekilde manipüle edebilirki!

      Kendinizi gülünç duruma düşürmeyin lütfen!

      Sil
    2. Yahu bizim "e-devlet şifreleri" çoktaaaaan çalınmış, "dark web"de zaten yıllardır alınıp-satılıyor!

      Siz ise "yapay zekâ" - "mapay zekâ" bi'şeyler geveleyip duruyorsunuz "Adsız (12:10)" kardeş...

      Sil
    3. Müsterih olunuz o kitapların ilk baskıları devlet kütüphanelerindedir.

      Sil
  33. Hocam bence herşeyi iyi güzel ve hoş anlatıyorsunuz. Teşekkürler. Yaptığınız en büyük hizmet sanki bu olanlar normalmiş gibi ruhsuz ve keskin tutumunuz. Hocam; barınma ve beslenme, sağlıklı içme suyu, sağlık hizmetlerine erişim, denize erişim, doğada kaybolma hakkı..vb bunlar sistemi yöneten cani insanlar tarafından elimizden alınmış doğal insan haklarımız. Temel insan haklarımız. Siz ise soğukkanlı bir dedektif gibi olanları sanki normalmişçesine anlatıyor ve olanları isimlendirerek özgürlüğümüzü kısıtlıyorsunuz. Şu anda tüm Dünya'da yapılabilecek tek bir şey var. O da "yeteeer" diye bağırmak. Olanlar normalmiş gibi açıklamaya çalışmak daha da fazla özgürlüğü kısıtlamaktan başka bir işe yaramıyor. Hocam çocukları kaçırıp organlarını satıyorlar ve kanlarından serum yapıp gençleşiyorlar. Bunlar bizi ve dünyayı yöneten sapkınlar. Hâlâ durum hakkında analiz yapıp insanları aydınlatmaya devam mı edeceksiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 21'inci yüzyılda kimse kimsenin elinden bir şeyi zorla almıyor. Toplumun oy desteği sonucunda oluyor.

      Sil
    2. Hocam bahane üretmeye gerek var mı? Kimse kimsenin özgürlüğünü oy birliğiyle elinden alamaz. Almamalıdır. Biz oy birliğiyle kabul gördük deyip Çocuk istismarı yapamaz. Yapmamalı. Yapılan bütün yanlışlara bir kılıf uydurulamaz, uydurulmamalı..

      Sil
  34. Kendi aklını kullanabilirsin, evet; ama modern rasyonalitenin çizdiği sınırlar içinde. Aydınlanmanın kazanımlarını yadsımadan sormak gerekir: İnsanlık özgürleşti mi yoksa sadece zincirlerinin yerini mi değiştirdi? Şahısların devletlerden daha zengin olabildiği, birilerinin binlerce yılda tüketemeyeceği bir servetin milyonda birine başka bir insanın ömrü boyunca erişemediği bu düzen; rasyonel ve modern dünya iddiasının en büyük mantıksal çelişkisidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Modern dünyanın rasyonel olduğu yutturmacadır.

      Sil
    2. Modern dünya değil modern insan rasyoneldir.

      Sil
    3. Bu dediğiniz rasyonel ve modern dünyanın değil hala aşamadığımız irrasyonel dünyanın durumudur.

      Sil
    4. Dünyanın bu 'irrasyonel' hali,rasyonel insandan bağımsız,dışarıda bir yerde duran vahşi bir doğa kalıntısı mıdır?Tam aksine;aşırı eşitsizlik, sömürü ve adaletsizlik,bizzat 'modern rasyonel insanın' kurduğu sistemlerin,yani araçsal aklın doğrudan ve kaçınılmaz bir sonucu değil midir?

      Sil
  35. Pestisit ve aflotoksin sorunu zıvanadan çıktı hocam. Allah'tan gavurlar bize iade etmek yerine bu ürünleri direk imha ediyorlar. Gerçi gıda enflasyonumuzu arttırmak için yaptıkları sinsi bir oyun mu yoksa? Aydınlanmış bir toplum olsaydık bebeklerimizi zehirleyen bu durumla daha mı kolay başa çıkardık sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım imha etmeyip geri yolluyorlar. Bizimkiler de onları iç piyasaya sürüyorlar. O nedenle zaman zaman o malların fiyatları düşüyor.

      Sil
    2. Önceden patlıcan, biber, domates, antep fıstığı incir vs pestisit aflatoksin ne varsa geri gönderiyorlardı. Sonradan direk imha etmeye başladılar. Bu iade ürünler iç piyasada tüketilemediği için gıda enflasyonumuz için olumsuz etki yapmaya başladı.

      Sil
    3. Eğer imha ediyorlarsa bize iyilik yapıyorlar. İnsanlarımızın zehirlenmesine razı olarak enflasyonu düşürmeyi amaçlamak zaten çok yanlış bir yoldu.

      Sil
    4. Hocam cidden ne kadar soğukkanlı kızmadan, sinirlenmeden matematik denklemi açıklar gibi yorumlar yapabiliyorsunuz? Bu özelliğinizi yıllar içinde çalışarak bilinçli şekilde geliştirdiğinizi düşünüyorum. Doğru mu?

      Sil
    5. Evet, haklısınız. Ayrıca hocalık yapmanın kazandırdığı bir nitelik bu sanırım.

      Sil
  36. Sn Eğilmez’ in temel ilkeler üzerinden değerlendirme yapmasının , yazının objektifliğini ve özünü anlamamıza yardımcı olması bakımından , takdire şayan olarak nitelendiriyorum.
    Böylece okur, tarihsel bir kavramın bugünkü yaşamla entegrasyonunu rahatça yapabileceği kanaatimi belirterek sayın üstata teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  37. Hocam son paragrafı ayrıca anlamlı buldum . " Aklı ve özgürlüğü temel alan bir toplum olarak mı ilerlemek istiyoruz, yoksa sorgulamaktan vazgeçerek başkalarının bizim yerimize düşünmesini mi tercih ediyoruz? Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca nasıl bir toplumda yaşayacağımızı değil, nasıl bir gelecek bırakacağımızı da belirleyecek. " 6 yaşındaki torunum , söylediğimiz her şeyi direkt doğru kabul etmiyor , anlamadığı kelimeyi bu ne demek diye soruyor , ikna olursa ( iknanın ne demek olduğunu dahi sorar ) tamam diyor , yoksa bıktırıncaya kadar sorar . Bunu parkta , sokakta , caddede , okulda , vb çocuk ve genç davranışlarında gözlemliyorum . Atatürk'ün "Bütün ümidim gençliktedir. Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir." sözü, gençliğe olan inancın en büyük simgesidir. Cumhuriyetimizin geleceğini omuzlarında taşıyan gençler için ilham veren bu miras, her zaman yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.

    YanıtlaSil
  38. Hocam aydınlanma işini münevverlerin halletmesi gerekirdi ama beceremediler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru çünkü onlar da bölünmüşlerdi.

      Sil
    2. “Münevver” kelimesi Arapça nūr kökünden gelir; “aydınlanmış, ışık almış, nurlanmış” anlamındadır. Osmanlı Türkçesinde “okumuş, kültürlü, fikir sahibi” kişi için kullanılmış; buradan da Türkçede “aydın” karşılığında yerleşmiştir.

      Bilinirliği de esasen Cumhuriyet öncesi ve erken Cumhuriyet dönemindeki entelektüel/siyasi dil içinden gelir. Gazete dili, edebiyat ve özellikle şehirli-okumuş kesimi anlatmak için sık kullanıldığı için yaygınlaşmıştır. (chatgpt- 5.4 mini)

      Sil
  39. Çok güzel bir yazı, aklınıza ve ellerinize sağlık. Çok teşekkür ederim. Saygılarımla

    YanıtlaSil
  40. Hocam gayet güzel özetlemiş siniz. Kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
  41. Hocam keskin ve sofistike degerlendirmelerinizden istifade ediyoruz

    YanıtlaSil
  42. Sayın Hocam, yazdığınız kıymetli fikirleri okuyan ve anlayanlar zaten sizin/benim gibi düşünenler, hedef kitleye ulaşamıyoruz, menziline varamayan ok gibiyiz.. Servet sahipleri ve "servete ulaşmak için her yolu mübah görenlerce", yazınızda belirttiğiniz demokrasi ve insan haklarının suistimali neticesinde cahillerin manipülasyonuyla yönetiliyoruz. Toplum padişah ve kullar, kral ile tebaa, soylular ve avam bölünmesinden ultra zengin ve fakir halk bölünmesine geçti, ultra zenginler servetlerine servet katarken din, nasyonelizm, cinsellik, medya vb. ile halkı oyalıyor, uyutuyor, kamplaştırıyor, birbirine kırdırıyor. Cahil, ikiyüzlü, menfaatperest halk ise dönemin şişirdiği egosuyla kendini uyaranı, aydınlatmaya çalışanı linç ediyor..

    YanıtlaSil
  43. Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir.

    Immanuel Kant, (17324~1804)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Yatırım Araçlarının Son 10 Yıldaki Getirileri Üzerine Bir Karşılaştırma