Machiavelli'den Trump ve Erdoğan'a Realpolitik

Siyasal tarih yalnızca fikirlerin tarihi değildir. Aynı zamanda güç, çıkar ve strateji arayışının tarihidir. Devletler çoğu zaman adalet, özgürlük ve barış söylemini öne çıkarır. Buna karşılık karar anlarında belirleyici olan unsur çoğu kez güç dengeleri ve ulusal çıkarlardır. Bu nedenle Niccolò Machiavelli'den Henry Kissinger'a, oradan Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan'a uzanan çizgi, farklı dönemlerde aynı soruya verilen farklı cevapları gösterir: Devlet nasıl ayakta kalır?

Machiavelli bu soruyu 16’ncı yüzyılın İtalya'sında sordu. Ona göre hükümdarın ilk görevi devleti korumaktı. Bunun için zaman zaman sert kararlar alınması gerekebilirdi. Siyaseti ahlaki ilkelerden tamamen bağımsız görmüyordu; ancak devletin varlığını her şeyin önünde tutuyordu. Bu yaklaşım daha sonra gelişen siyasal realizmin temel taşlarından biri hâline geldi.

Henry Kissinger, benzer anlayışı modern uluslararası ilişkilere taşıdı. Ona göre devletler dostluk ya da düşmanlık üzerinden değil, çıkarları doğrultusunda hareket eder. Kalıcı olan ittifaklar değil, çıkarlardır. Çin ile kurduğu diplomatik ilişki, Sovyetler Birliği ile yürüttüğü yumuşama politikası ve Orta Doğu diplomasisi aynı anlayışın ürünüdür. Amaç, ideal bir düzen kurmak değil, güç dengesini korumaktır.

Donald Trump ise bu yaklaşımı farklı bir üslupla uyguladı. Dış politikayı çoğu zaman pazarlık mantığıyla ele aldı. NATO üyelerinden daha fazla savunma harcaması istemesi, ticaret savaşlarını bir baskı aracı olarak kullanması ve uluslararası anlaşmaları maliyet-fayda hesabıyla değerlendirmesi bu yaklaşımın örnekleri olarak görülebilir. Kissinger uzun vadeli stratejiye ağırlık verirken, Trump daha çok kısa vadeli sonuç almaya odaklandı.

Recep Tayyip Erdoğan'ın dış politikası da son yıllarda büyük ölçüde ulusal çıkar ve stratejik özerklik ekseninde şekillendi. Türkiye, NATO üyeliğini sürdürürken Rusya ile enerji, ticaret ve güvenlik alanlarında ilişkilerini geliştirmeye çalıştı. Avrupa Birliği ile müzakerelerini devam ettirirken Türk Devletleri Teşkilatı, Afrika ve Körfez ülkeleriyle bağlarını güçlendirmeye ağırlık verdi. Suriye, Libya, Karabağ ve Ukrayna-Rusya Savaşı gibi krizlerde farklı aktörlerle hem rekabet hem de iş birliği yürüttü. Destekleyenler bu yaklaşımı stratejik özerklik olarak tanımlarken, eleştirenler dış politikada öngörülebilirliğin azaldığını savunmaktadır.

Trump ile Erdoğan arasında dikkat çeken ortak noktalardan biri, zaman zaman öngörülemezliği bir müzakere aracı olarak kullanmalarıdır. Bu durum Machiavelli'nin bazı görüşlerini hatırlatmaktadır. Ancak Machiavelli yalnızca güçlü liderliği değil, güçlü kurumları da gerekli görüyordu. Bu nedenle günümüzde hem Trump hem de Erdoğan hakkında yapılan değerlendirmelerde, kişisel liderlik ile kurumsal yapı arasındaki dengenin yeterince korunup korunmadığı önemli tartışma başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Uluslararası sistem yeniden çok kutuplu bir yapıya yöneliyor. Çin'in yükselişi, Rusya'nın jeopolitik hamleleri, enerji güvenliği, teknoloji rekabeti ve ekonomik korumacılık, güç siyasetini yeniden öne çıkarıyor. Görünen o ki devletler ideallerden söz etmeye devam edecek. Ancak kararlarını büyük ölçüde güç dengeleri ve ulusal çıkarlar belirlemeyi sürdürecek.

Beş yüz yıl önce Machiavelli'nin sorduğu soru bugün de geçerliliğini koruyor: Devlet nasıl ayakta kalır? Kissinger'ın cevabı güç dengesi oldu. Trump ulusal çıkarı öne çıkardı. Erdoğan ise stratejik özerklik arayışını benimsedi. Cevaplar farklı olabilir. Ancak görünen o ki uluslararası siyasetin değişmeyen gerçeği aynı: Güç, çıkar ve strateji hâlâ belirleyici olmayı sürdürüyor.

Yorumlar

  1. Hocam reel faiz artıya geçtimi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TL olarak değil ama kurdan dolayı dolara dönüşte zaten üç yıldır artıda, hem de çok ciddi artıda.

      Sil
  2. Başkan Erdoğan, dostu Trump'la çok iyi anlaşıyor ve ikili ilişkileri çok iyi yönetiyor. İkisi beraber Türkiye'yi müreffeh ülkeler seviyesine çıkaracaktır bundan kuşkumuz olmasın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz hiç Amerika'nın bir ülkeyi karşılığını almadan müreffeh ülkeler seviyesine çıkardığını duydunuz mu?

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri