Devlet Neden Bozulur? Osmanlı Devlet Adamlarının Yanıtları

Osmanlı devlet adamları da yüzyıllar boyunca bugün tarihçilerin sorduğu bir sorunun peşinden gittiler: Devlet neden bozuluyor ve nasıl yeniden güçlenebilir?

Lütfi Paşa’nın Âsafnâme’si, Kınalızade Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî’si, Koçi Bey’in risaleleri ve Defterdar Sarı Mehmed Paşa’nın Nesâyihü’l-Vüzerâ ve’l-Ümerâ adlı eseri farklı dönemlerde ve farklı amaçlarla kaleme alınmış olsalar da ortak bir kaygıyı paylaşırlar: Devlet düzeni nasıl korunabilir ve bozulduğu düşünülen düzen nasıl yeniden kurulabilir?

Bu metinleri yan yana koyduğumuzda yalnızca Osmanlı devlet adamlarının sorunlarını değil, devletin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair düşüncenin zaman içinde geçirdiği dönüşümü de görebiliriz.

Bu düşünce geleneğinin önemli erken örneklerinden biri Lütfi Paşa’nın Âsafnâme’sidir. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde sadrazamlık yapan Lütfi Paşa, kendi devlet tecrübesinden hareketle iyi bir devlet adamının nasıl olması gerektiğini anlatır. Ona göre devlet yönetiminin temelinde düzen, adalet, liyakat ve mali disiplin bulunur. Devlet görevlilerinin kişisel çıkarlarını devlet işlerinin önüne geçirmesi ise düzenin bozulmasının başlangıcıdır. Bu açıdan Âsafnâme, yalnızca yöneticilere verilen pratik öğütlerden ibaret değildir; aynı zamanda devlet düzeninin hangi ahlaki ve idari ilkeler üzerine kurulması gerektiğine dair bir düşünceyi yansıtır.

Kınalızade Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî’sinde ise mesele daha geniş bir ahlak ve siyaset anlayışı içinde ele alınır. Eser, insan ahlakından aile düzenine ve devlet yönetimine uzanan bütünlüklü bir yapı kurar. Kınalızade’ye göre iyi bir devlet düzeninin temelinde iyi ahlak vardır. Dolayısıyla devletin niteliği, onu yöneten insanların niteliğinden bağımsız değildir. İyi yönetim yalnızca doğru kurumların kurulmasına değil, o kurumları yöneten insanların ahlaki özelliklerine de bağlıdır. Böylece devlet düzeni ile bireysel ahlak arasında doğrudan bir ilişki kurulur.

On yedinci yüzyıla gelindiğinde ise devlet düzenine ilişkin eleştiriler daha doğrudan bir “bozulma” teşhisine dönüşür. Bunun en tanınmış örneklerinden biri Koçi Bey’dir. IV. Murad ve Sultan İbrahim’e sunduğu risalelerde tımar ve zeamet sistemindeki bozulmaları, liyakatsiz atamaları, Yeniçeri Ocağı’ndaki değişimleri ve mali sorunları ele alır.

Koçi Bey’in düşüncesinde geçmişte işleyen düzen önemli bir ölçüdür. Ona göre Osmanlı’nın güçlü olduğu dönemlerde kurumlar belirli kurallar ve dengeler içinde çalışırken zamanla bu düzen bozulmuştur. Bu nedenle çözüm, bütünüyle yeni bir devlet modeli tasarlamaktan çok, bozulduğu düşünülen kurumların yeniden işler hale getirilmesinde aranır. Geçmiş burada yalnızca nostaljik bir dönem değildir; devletin nasıl yönetilmesi gerektiğini gösteren bir referans noktasıdır.

Yaklaşık bir asır sonra Defterdar Sarı Mehmed Paşa’nın Nesâyihü’l-Vüzerâ ve’l-Ümerâ adlı eserinde benzer bir yaklaşım görülür. Ancak bu kez Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşması sonrasında daha ağır askerî, mali ve siyasi sorunlarla karşı karşıyadır. Sarı Mehmed Paşa bu ortamın içinden konuşur ve devlet adamlarına mali disiplin, rüşvet, liyakat, askerî yapı, taşradaki yöneticiler ve halkın korunması gibi konularda öğütler verir.

Sarı Mehmed Paşa’nın rüşvet konusundaki yaklaşımı özellikle dikkat çekicidir. Rüşveti yalnızca bireysel bir ahlaksızlık olarak görmez. Makamların para karşılığında dağıtılması liyakati bozmakta, makamı elde etmek için ödenen bedel ise daha sonra halktan çıkarılmaktadır. Böylece rüşvet aynı anda devletin maliyesini, yönetim kapasitesini ve devlet-toplum ilişkisini zedeleyen bir sorun haline gelir. Maliye konusunda da hazine gelirlerinin korunmasını, gereksiz harcamaların azaltılmasını ve halkın taşıyamayacağı vergi yükleriyle ezilmemesini savunur.

Koçi Bey ile Sarı Mehmed Paşa arasındaki benzerlik burada belirginleşir. Her ikisi de liyakatsizliği, mali sorunları ve askerî yapıdaki bozulmayı devlet düzenindeki çözülmenin önemli işaretleri olarak görür. Ancak Sarı Mehmed Paşa’da mali disiplin, rüşvet ve devlet-toplum ilişkisi daha belirgin bir yer tutar. Bunun önemli nedenlerinden biri, iki devlet adamının farklı tarihsel koşullarda yaşamış olmasıdır. Koçi Bey, 17. yüzyılın başlarındaki kurumsal değişimlere ve düzenin bozulduğunu düşündüğü alanlara odaklanırken Sarı Mehmed Paşa, Karlofça sonrasındaki daha ağır mali ve askerî şartların içinden çözüm aramaktadır.

Bu dört ismi yan yana koyduğumuzda farklı vurgu noktaları ortaya çıkar. Lütfi Paşa için iyi yönetimin temeli düzen, adalet, liyakat ve devlet tecrübesidir. Kınalızade için devlet düzeninin temelinde ahlak bulunur. Koçi Bey için temel sorun, geçmişte işleyen klasik kurumların ve düzenin zamanla bozulmasıdır. Sarı Mehmed Paşa ise mali kriz, rüşvet, liyakatsizlik, askerî sorunlar ve taşradaki baskıları aynı yapısal bozulmanın farklı yüzleri olarak görür.

Aralarındaki bu farklılıklara rağmen hepsinde ortak olan önemli bir nokta vardır: Çözüm büyük ölçüde geçmişte aranır. Devletin daha önce güçlü olduğu dönemlerde işleyen ilkeler ve kurumlar yeniden işler hale getirilmelidir. Bu nedenle bu metinleri modern anlamda reform projeleri olarak değerlendirmek doğru olmaz. Yazarların temel amacı yeni bir devlet modeli tasarlamaktan çok, bozulduğunu düşündükleri düzeni yeniden ayağa kaldırmaktır.

Ancak zaman ilerledikçe bu yaklaşım daha fazla sınanmaya başlayacaktır. Özellikle 18. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleriyle askerî, mali ve teknolojik rekabetinin şartları değiştikçe, yalnızca geçmişteki kurumları yeniden işler hale getirmenin yeterli olup olmadığı daha önemli bir soru haline gelir. Devletin karşılaştığı sorunlar artık yalnızca içerideki düzenin bozulmasıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir görünüm kazanır.

Böylece Osmanlı devlet düşüncesinde sorunun kendisi de yavaş yavaş değişmeye başlar. “Eski düzeni nasıl yeniden kurarız?” sorusunun yanına “Değişen dünyada devletimizi nasıl değiştirmeliyiz?” sorusu eklenir.

Lale Devri’nden III. Selim reformlarına ve Tanzimat’a uzanan süreç, bu dönüşümün farklı aşamalarını oluşturacaktır. Geçmişin kurumlarını yeniden işler hale getirme düşüncesinin yerini bütünüyle yeni bir anlayışın alması bir anda gerçekleşmeyecek; eski düzeni koruma arzusu ile yeni şartlara uyum sağlama ihtiyacı uzun süre yan yana var olacaktır.

Bu nedenle Lütfi Paşa’dan Kınalızade’ye, Koçi Bey’den Sarı Mehmed Paşa’ya uzanan metinler yalnızca devlet adamlarına verilmiş öğütler değildir. Aynı zamanda Osmanlı devletinin kendi sorunlarını nasıl gördüğünü, bozulmanın nedenlerini nasıl açıkladığını ve geçmiş ile gelecek arasında nasıl bir yol aradığını gösteren tarihî belgelerdir.

Ve bütün bu metinlerin arkasında, yüzyıllar boyunca farklı biçimlerde sorulan aynı temel soru vardır: Bir devlet, bozulan düzenini geçmişe dönerek mi kurtarabilir, yoksa değişen dünyaya ayak uydurmak zorunda mıdır?

Osmanlı’nın sonraki reform tarihini anlamak açısından belki de asıl önemli olan, bu iki seçenekten yalnızca birini tercih etmek değil, geçmişin tecrübesi ile değişen dünyanın ihtiyaçları arasında yeni bir denge kurma çabasının nasıl ortaya çıktığını görmektir.

 

Yorumlar

  1. Her devlet yöneticisi devletin nasıl bozulduğunu da devleti nasıl ele geçirebileceğini de çok iyi bilir. Devleti ele geçirip saltanat sürmek varken ne diye hukuk devleti oluşturup bir memur gibi yaşasın ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız eğer hesap soran bir sistem yoksa ve halk da ses çıkarmıyorsa niye yapsın? Bazı ülkelerde halktan korkusuna böyle davranamıyor yöneticiler ama oralarda halk eğitimli ve bilinçli. Verdiği verginin nereye harcandığının izini sürüyor, hesabını soruyor.

      Sil
    2. Harika bir yazı ağzınıza sağlık. Aslında bunlardan önce eski günleri geri getirmek içşn değil de bir yönetici nasıl olmalı, devlet nasıl yönetilmeli gibi konularda yazılmış eserler var. Sanırım Mukaddime en eskisi ya da en eskilerden biri. Nizamülmülk'ün Siyasetnamesi. Garip ve anlaşılmaz olanı ise şu: Bu tür eserleri yazan insanlar çok değerli ve onlardan kötü gidişatı durdurmak için risaleleri istenmiş ama kimse onları dinlememiş. Koçi Bey, tek tek yazmış ama sadece evet, haklısın hocam o kadar.
      Maalesef sizin için de öyle hocam. Herkes yazdıklarınıza yüzde yüz hsk veriyor. Am hsk verenlerin yetkisi yok, yetkisi olanlar size teveccüh etmiyor.

      Sil
    3. Teşekkür ederim.
      Haklısınız günümüzde de aynen devam ediyor.

      Sil
  2. Harika.şu iki kelime aslında yazının özeti.ahlak ve liyakat.bunları rafa kaldırınca imparotorluk nasıl tuz buz olur malesef kötü bir örneği tarih sayfalarında:(
    Ve değişime ayak uyduramamanın getirdiği hazin son.emeğinize saglık.

    YanıtlaSil
  3. Mahfi bey merhaba, harika bir yazı olmuş. Aslında şu an sizlerde Lütfi Paşa’nın Âsafnâme’si, Kınalızade Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî’si gibi Mahfinin kendine yazılarını kaleme alıyorsunuz. Ve benzer örnekte eleştiriler öneriler veriyorsunuz. Aslında sürekli Cumhuriyetin ilk yıllarını savunuyorsunuz. Sizce değişen dünyaya ayak mı uydurmalı yoksa başkomutan Mustafa Kemal paşanın yaptıklarını mı takip etmeliyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Aslında Atatürk'ün yaptıklarına geri dönmek ilk bakışta sanki 100 yıl öncesine gitmek gibi görünse de gerçekte bugün için 100 yıl ileriye gitmek olacak.

      Sil
    2. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bilimi kendine rehber edinmistir, onun yaptiklarini takip etmek, bilimin isiginda yürümek demektir, onun yaptiklarini takip etmek gelecege gitmektir...

      Sil
    3. Maalesef edemedik ve o nedenle gelişmiş toplum olamadık.

      Sil
    4. "devlet yönetiminin temelinde düzen, adalet, liyakat ve mali disiplin bulunur" - epeydir kaybettiğimiz ve bulmadıkça düzelmeyeceğimiz temeller. halkın kendisi istemedikçe geri gelmeyecek gibi.

      Sil
  4. Velhasıl kelam, Osmanlı devlet adamlarının yüzyıllar boyunca aradıkları cevap,hem geçmişin izinde aranırken hem de değişen zamanın peşinde kovalanmış; fakat ne geçmişe dönülebilmiş ne de geleceğe varılabilmiş,nihayetinde bu iki yolun arasında kaybolup gitmiştir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çünkü reformlar yapılamamıştır. Reformları yapan Atatürk'le birlikte bir çıkış yakalanmıştır.

      Sil
  5. ATATÜRK'ün düzen anlayışı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atatürk, devrimleriyle toplumu 100 yıl ileri taşımıştır.

      Sil
    2. ATATÜRK, kadınlara tanıdığı medeni hak ve değerlerle tüm ülkelerden önde yer almıştır. Bu açıdan sadece bizi değil dünyayı da ileri taşımıştır.

      Sil
  6. Kök neden soranlar iyi okusun.

    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  7. Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  8. Sayın Eğilmez, bilindiği üzere son padişah Vahdettin, Rauf Orbay'a "Bir millet var, koyun sürüsü. Buna bir çoban lazım. O da benim" sözü durumumuzu açıkça anlatıyor. Yüzyıl sonra Yöneticilerimiz bize hala aynı şekilde davranıyorlar. Bizleri böyle koyun sürüsü gibi yönlendiriyorlar, bizlerde hala "Padişahım çok yaşa demeye devam ediyoruz" değişmemeyi de önemsiyoruz.

    YanıtlaSil
  9. Harika bir yazı kaleminize sağlık hocam .. Bence yöneticilerin değişebilmesi için önce halkın değişmesi gerekiyor halk da ahlak bozulmaya başladıysa, daha en çekirdek toplum biriminde ailede bile bir ahlaki çöküş varsa bu halk kendini yönetecek ahlaklı yöneticiyi nerden bulacak bulsa bile onu seçecek bilince nasıl kavuşacak, mutlaka ahlaklı insanlar var bizi yönetebilecek ama aday bile gösterilmiyolar. bizim insanımız da yalana dolana inanmaya dalavere düzen yapanı zeki sanmaya naiflik kibarlık dürüstlüğü zayıflık görmeye devam ettikçe bu toplumunda düzenin de değişmesi dönüşmesi çok zor biz bu topluma daha yere çöp atmamayı öğretemedik.. İşimiz çok zor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Aslında bizden önceki kuşaklar çık daha disiplini ve ahlaklıydı. Giderek bozuldu.

      Sil
  10. Beraber çalıştığımız stajyerlere ilk iş gününde şunlardan bahsediyorum: Güleryüz, özdisiplin ve kıvrak zeka. Bunlar sizde varsa buradan öğrendiklerinizle hayatınızda birçok şeyi başarırsınız. Memleketi düzlüğe çıkaracak unsurları da şöyle özetliyorum: Liyakat, ortak akıl ve meşakkat. Bunlar bir memlekette varsa o ülke her şeyin üzerinden gelir diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  11. Saygıdeğer hocam, sizin de farklı zaman ve zeminde söylediğiniz gibi, ülkemizde yaşadığımız sorunlar ekonomik olmaktan çıkıp, ahlaki ve toplumsal çöküş boyutuna ulaştı. Hal böyle olunca, önceliğimiz ekonomik değil, ahlaki odaklı çözümlerin olması gerekiyor....Kınalızade Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî’sinde temel aldığı devleti yönetenlerin ahlaki kalibresi her dönem geçerli olacak bir ön koşul. Yüksek ahlak sahibi yöneticiler ve o yöneticiler ile uyumlu çalışacak işin ehli kadro ve kurumlar. Bize düze çıkaracak başlangıç noktamız bu kadroları yetiştirmek. Bu gün beni ayakta tutan şey, "KARANLIĞIN EN YOĞUN OLDUĞU YERDE AYDINLIK EN YAKINDIR"... ilkesi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cenap Bey, genel olarak karanlığın en yoğun olduğu an aydınlığa en yakın olduğu andır söylemi doğru olsa da sosyal yaşamda her zaman öyle olmuyor. Bazen daha da karanlık anlar gelebiliyor art arda.

      Sil
  12. Hocam, birde yıllardır Ocak ayında enflasyon hedefini düşük açıklayıp, emekliye, çalışana düşük zam yapan, sonrada iki üç katı güncelleme yaparak vatandaşı fakirleştiren, hakkını çalan merkez bankası ve maliye bakanlığı sorumlularını yazarmısınız, belki utanırlar!?

    YanıtlaSil
  13. "Sarı Mehmed Paşa’nın rüşvet konusundaki yaklaşımı özellikle dikkat çekicidir. Rüşveti yalnızca bireysel bir ahlaksızlık olarak görmez. Makamların para karşılığında dağıtılması liyakati bozmakta, makamı elde etmek için ödenen bedel ise daha sonra halktan çıkarılmaktadır. "

    Yukarıdaki pasaj, sanki günümüzü anlatıyor

    Yazık, hep aynı şeyler yaşanıyor. Kısacası yapanların yanına kar kalıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda Ahmet Mumcu'nun Osmanlı'da Rüşvet kitabı çok önemlidir. Makamların nasıl rüşvetle satıldığını ayrıntısıyla anlatır.

      Sil
  14. Yazınız bende farklı bir pencere açtı.

    "İyileştirme ve geliştirme için, sadece geriye bakma" olgusundan yola çıkarak; Osmanlı'nın geri kalmasında önemli nedenlerinden biri kurumsal yapının bozulması ise, diğer önemli neden -iyi niyetli lider ve yöneticilerinde bile- düşün düzlemindeki zaafiyet, yani yaratıcılık ve vizyon eksikliği olabilir mi?

    Unutmayalım ki modern medeniyetler çağdaşlığa koşarken, "yenileri deneme" mottosuyla hareket ettiler, "restorasyon" içgüdüsüyle değil...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef bu geriye bakma Osmanlı ile sınırlı kalmadı. Atatürk'le birlikte kurtuluş savaşı veren en yakın arkadaşları arasından bile geriye bakanlar çıktı. Bugün de aynı hastalık var.

      Sil
  15. Herhangi bir alanda düzen bozulmuşsa ve bu yeni halden yararlanan sayısı artıyorsa bozulmuş olan düzen artık onlar için yeni düzen değil midir?
    Bu yeni düzenin değişmesi gerektiğine insanlar neden ve nasıl ikna olacak ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bir tespit.
      Bunu çözmenin yolu eğitim kalitesini artırmaktan geçiyor. Nicelik değil nitelik.

      Sil
  16. Hocam,

    Size yalvarıyorum!!!

    Annemim, babamın yüzüme bakamaz hâldeyim!!!

    Lütfen, yalvarıyorum; "genç işsizliği" ile ilgili sadece istatistiksel yönünü değil, hem psikolojik yıkım yönünü, hem geleceğimizin bir daha asla kurtarılamayacak şekilde yok edilmesi (yani "prekarya & precariat") yönünü içeren teferruatlı bir yazı yazar mısınız???!!!

    Ben "tembel" değilim hocaaaaaaam!!!

    Girdiğim mülakatların haddi-hesabı yok!!!

    Beni yıkan salt işsizliğim değil; AKRABALARIM, KOMŞULARIMIZ SANKİ İŞSİZ KALMAYI BEN TERCİH EDİYORMUŞUM GİBİ DAVRANIYORLAR, APARTMAN KAPISINDA MERHABALAŞMAK İÇİN GÖZ-GÖZE GELDİĞİMİZDE DALGA GEÇER BİR SES TONUYLA "TEMBELMİŞİM MUAMELESİ" YAPIYORLAR!!! BENİ EN ÇOK BU YIKIYOR HOCAM!!! YER YARILSIN DİBİNE GİRMEK İSTİYORUM O AN!!!

    Bu satırları yazarken ağlıyorum, telefonum ıslandı... Lütfen duygu sömürüsü yaptığımı düşünmeyiniz!!!

    Sizin yazılarınızı taaaaa "Erdem Başçı" TCMB başkanı iken okumaya başlamıştım; o zamanlar yine enflasyonla ilgili (kendi kontrollerinde olMAdığı bahanesini uydurmak için) "VIX endeksi" epey gündemdeydi, sizin yazınız sayesinde öğrenmiştim, bugün bile tarihten ders alırmışçasına yazılarınızı okuyorum, kaç yıl geçmiş... (Bana "tembel muamelesi" yapan akrabalarımızın, komşularımızın; "VIX" harflerinin ne ifade ettiğini hiiiiiç bilmeden ortalıkta dolaşıp bana ve benim gibi işsizlere nasihat vermesi trajedi mi, başka bir şey mi, tanım bulamaz hâldeyim!!! Ruh hâlim karman-çorman...)

    Eğer benim durumumda olan gençler için teferruatlı bir yazı yazarsanız; hiç olmazsa üzerimize psikolojik baskı uygulayan insanların yüzüne gösteririz!!!

    Sabah sabah keyfinizi kaçırdıysam özür dilerim, lütfen beni affedin.

    Saygılarımla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar haklı bir feryat ki bu. Her gün hepimiz sizin konumuzda genç insanlara rastlıyoruz, onlarla muhatap olup üzülüyoruz. Ne yazık ki liyakatin aranmadığı hatta tam tersine dışlandığı her yerde bu oluyor. Bu konuda bir yazı yazacağım.

      Sil
    2. Mahfi hocam

      Eğer böyle bir yazı niyetiniz varsa, bir tavsiye de ben ekleyeyim size:

      Bu ülkede; birkaç tane konut, birkaç tane daire sahibi olan, ama eğitim düzeyi pek yüksek olmayan milyonlarca vatandaş var, siz de çevrenizde gözlemlemişsinizdir.

      Bu kişilerin çoğu; hâlihazırda emekli maaşlarının üstüne kira geliri de elde ettiği için parasal manâda epey konforlu hayatlar yaşıyorlar. Zenginlik içinde yüzmeleri gerekmiyor, ama dertlerinin-tasalarının olmadığı da apaçık ortada...

      Bu kişilerin sıradan bir günü; TV başında dizi izlemekle, ve akşam güneş batmaya yakın sokağın ucundaki kıraathaneye gidip iskâmbil kartlarıyla oynamakla, çay yudumlayıp boş boş futbol muhabbeti etmekle geçiyor!

      Benim hayat anlayışıma göre; bu tür kişiler epey pespayeler. Onları "kıskandığım" falân düşünülmesin...

      Sadece şunu hatırlatıyorum size:

      Bu insanlar kira geliri de elde ederek epey yüklü miktarda kazanç sağladıkları için; çaba sarfetmenin anlamını, ter akıtmanın anlamını çok çabuk unutabiliyorlar, herhangi bir "iş"le ilişkileri olmadığı gibi "işsizlik"i salt bir bireyin kendi tercihi olarak görüp o bireyi küçümseyici, yer yer suçlayıcı tavır takınabiliyorlar.

      Hâlbuki biz "genç işsizler"in; belki de ömrümüz boyunca kendimize ait bir dairemiz, bir evimiz bile olmayacak!

      "Kira geliri elde etmek" tabirinin bile ne demek olduğunu unutan bir nesil olacağız!

      Lütfen yazınıza bu "gerçeği" de eklemeyi ihmâl etmeyiniz.

      İyi haftasonları...

      Sil
    3. Tok, açın hâlinden anlamaz...

      Bu düzen böyle gelmiş, böyle devam eder...

      Sil
    4. Kanimca sorun sadece liyakat degil, egitimde de esitsizlik var, özel okullarin devlet okullarindan daha iyi egitim verdigi var sayilarak her yil on binlerce kisi cocuklarini özel okullara kaydettiriyor. Benim önerim devlet, özel okula kayit yaptiran her veliden cocuk basina 1 milyon TL devlet okullarina katki payi alsin.

      Sil
    5. Zaten onlardan vergi alıyor ya.

      Sil
    6. Bazı toklar açın halinden açtan daha iyi anlıyor ve onları savunuyor.

      Sil
    7. Öyle bir tok varsa bize de görünsün. Erdem sinyalleme için yapıyordur. Tok açın halinden anlamaz, aç değildir çünkü

      Sil
    8. Ben varım işte. Ben tokum ama açları savunuyorum hem de onlardan daha fazla.

      Sil
  17. Sayın Mahfi hocam,

    Bu makalenin peşi sıra "YANLIŞTA ISRAR" konulu bir yazı gelmeli.

    Değişimin/dönüşümün/gelişimin, önündeki en büyük engel yanlışta ısrar değil midir? Yanlışın "yeni realiteye" dönüştüğü eski de kalmış doğrunun "romantizm", ilerici yaklaşımların ise "hayalperestlik" olması yanlışta ısrarcılığın örmeye devam ettiği duvarın etkisi değil midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yanlışta ısrar konulu birkaç yazı yazdım geçmişte. Ama her gün yazsak yine o ısrar sürüyor.

      Sil
  18. özel sektörün selası okunuyor diyebilir miyiz hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir bölümü için diyebiliriz ama onların yerini başkaları alıyor.

      Sil
  19. Hocam,
    The Big Bang Theory (2007–2019) dizisini izlediniz mi hiç?
    https://www.imdb.com/title/tt0898266/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu gün yaşadığımız sorunların kaynağı sadece "kötüler değil, pasif iyilerdir," tespiti için ne söylersiniz saygıdeğer hocam...

      Sil
    2. Katılırım, doğru tespit.

      Sil
    3. Hocam girdi maliyetleri enflasyon kaleminin yüzde kaçını oluşturuyor

      Sil
    4. Ben tamamını izledim hocam. Olurda TBBT yi tekrar izler bitirirseniz iki devam dizisini de öneririm:
      1. Sheldon Cooper'ın çocukluğu:
      Young Sheldon, (2017-2024),https://www.imdb.com/title/tt6226232/

      2.Bigbang theory'deki çizgi roman dükkanı sahibi Stuart'ın macerası, yeni dizi (2026- ):
      Stuart Fails to Save the Universe, https://www.imdb.com/title/tt27497393/

      Sil
  20. Okuması olup anlayana iyi dersler...ancak bugün artık iktidarları tek yetkili kılmanın zararlı olduğu tecrübelerle sabit olduğundan medeni ve ileri ülkelerde kuvvetler ayrılığı (yasama, yürütme, yargı hatta 4ncü kuvvet olarak basın) esasına dayalı bir sistem ile devletin ve kurumlarının bozulmaması temin edilmektedir. Ancak birçok kalkınmakta olan ülkede bu sistem iktidarların işine gelmediğinden uygulanmamakta ve dolayısı ile bir türlü o sınıftan atlayıp "kalkınmış ülke" olamamaktadır. AÇ

    YanıtlaSil
  21. Türkiye'de yılın ilk yarısında net doğrudan yatırımlar 26 yıl sonra ilk kez eksiye düştü. Türklerin yurt dışı yatırımları, yabancıların Türkiye'deki yatırımlarını aştı.(Emre Deveci, 15.08.2026, nefes.com.tr)
    Bu durum ne gibi sıkıntılar yaratır hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ülkenin içinde bulunduğu riskli ortam nedeniyle doğrudan yabancı sermaye yatırımının yerini dış borçlanma alıyor. Bu da bizim bedava kaynak yerine yüksek faiz ödeyerek kaynak sağlamamız demek.

      Sil
  22. Türkiye devletinin çöküş sürecinde olduğunu her fırsatta doğrudan olmasada dile getiriyorsunuz. Süreç geri dönülmez bir boyuta evrilmiş durumda olduğunu da geçmişten örnekler vererek pekiştiriyorsunuz.

    Ekonomik olarak durum aşikar.
    Sosyolojik olarak durum aşikar.
    Politik olarak durum aşikar.
    Tarih bilimi açısından da durum aşikar.

    Ancak yanı başımızda bulunan İran her bakımdan bizden kötü durumda olmasına rağmen dünya tarihine yön veriyor. Büyük bir ihtimalle ABD nin dünya hâkimiyetini yerle bir edecek. Tabi ABD nükleer kullanmaz ise.

    Yıllarca hakir görülen bir kültürün anıtları gıcır gıcır olan en eski demokrasiyi bu hale sokmakta vesile olması konusunda ne düşünüyorsunuz? Ahlaksızlık yıkımın anahtarı diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size çok basit bir sorum var: İran'da yaşamak ister miydiniz?

      Sil
    2. https://www.youtube.com/watch?v=z-0bJLHpLRo cevap burada hocam.. Meslek icabı yıllar boyunca her tür insanla karşılaştım, en dindar en koyu müslümanlar içinde bile, hatta bunlar arasında mesleği imamlık olanlarda var, benim, hem müslümanların hemde diğer dinlerin defalarca okuduğum o kitaplarını okumayı bırakın, kendi savundukları ve inandıkları kitaplarını bile bir kez olsun baştan sona anlayacakları dilde okuduklarını görmedim.. Ama ezberde çok iyiyiz, ben bir papağanı alsam bir odaya kapatıp ona her gün 12 saat arapça kur an dinletsem (öyle bir çalışma olmadığı için henüz doğrulanmadı ama benim hipotezimdir bu) o papağanın 3 ay içinde hafız olacağını iddia ediyorum. İran'ı bırakın, müslüman ülkelerde yaşayan müslümanlar içinde, kendi ülkesi de dahil başka bir müslüman ülkede bile yaşamak isteyen yoktur. Hepsi kapağı sövdükleri o dinsiz imansız kafir ülkelere atma peşindedir. Yok hayır bari kendi kitaplarını okusalar, kendi kitaplarına gerçekten sarılsalar belki azıcık adam olacaklar ama...O da yok.. Bana göre burası bilimsel bir platform ve bilim her şeyi sorgular. Tanrı hipotezini de sorgular. Hipotez çünkü ne varlığı nede yokluğu ispatlanamıyor. Ama inançlar sorgulanamaz. Sadece inanır veya inanmazsınız.. İnançlar tartışılamaz oldukları için ve bana göre burası da camii değil bilimsel bir platform olduğu için, hiç kimsenin dini inançlarını yada inançsılığını dikte ettiği bir yer olmamalıdır. Ben savunmadan önce "IKRA" diyorum. Önce oku sonra gel diyorum. Başka da bir şey demiyorum..

      Sil
    3. ABD'de yaşamaktan iyidir. Şerefimle ölürüm en azından.

      Sil
    4. Ben koyu bir Atatürk hayranıyım ama onuda eleştiriyorum. Önder bilimse o kimin neye inandığıyla hiç ilgilenmezdi. Onun devrinde şartlar çok farklıydı, daha dünyanın hiç bir yerinde kadınların seçme ve seçilme hakkı yokken (yani insan bile sayılmazken) 1934 te kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdi. O'nun zamanında şartlar çok farklıydı, belki de yapamadı!! Ama kimin neye inandığıyla bence ilgilenmeliydi, mesela diyanet işleri başkanlığı diye bir kurum kurmamalıydı. O alanı boş bırakıp tarikatların bir birini yemesini izlemeliydi :-) Tabii burdan 100 yıl sonra konuşmak kolay onuda biliyorum, o yüzden içinde bulunduğu ahval ve şerait içinde değerlendirmek gerekir. Müslüman ülkelerde kapağı batıya atma peşindeki bütün müslümanların tek derdi, bilim önderliğindeki sistematik ve daha düzenli bir ülke ve özgürce yaşayacakları bir ülke hayalidir aslında. Ama içindeki beyin değişmedikçe, kafatasını alıp nereye götürürsen götür...

      Sil
  23. Hocam İsmail Kartal'ın Fenerbahçe'sini nasıl buldunuz? Kağnı arabası gibi değil miydi? Dünya artık hızlı trende vs. çığır açmışken, sezon boyunca kağnı arabasıyla gidilir mi? Daha ilk maçtan Fenerbahçe'nin nasıl durdurulacağı çözüldü. Uğur Uçar da Gs'yi çözmüştü. Bu sene bence sürpriz bir şampiyon çıkabilir. Sizin fikriniz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 10 yılda on farklı teknik direktör ama hep aynı hata: Savunma güvenliğini bırakıp kapanan takıma hücum etmek. Ondan sonra iki atakta iki gol yiyorsun. Uzaktan şut atacaksın hepsi bu.

      Sil
  24. Daha bugün berberden çıkıp sigara yaktığımda, adam kendi dükkanının önüne gösterip 'Küllük yok, at gitsin' dedi. Ardından bir üyelik işlemi yaptırdım; esnaf 'IBAN'dan gönder, vergi vermeyeyim' dedi. Aynı gün sırf basit meseleler yüzünden üç farklı trafik kavgasına şahit oldum. Bireysel yozlaşma arttıkça, bu durum kurumlara ve bürokrasiye de yansıyor. Bozulmuş kurumsal yapılar da dönüp toplumdaki kural tanımazlığı daha fazla besliyor. Kısacası, birbirini sürekli tetikleyen olumsuz bir sarmal.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir toplumu kural tanımaz hale getiren şey kural koyucuların koydukları kurala uymamasıdır. Toplum da ona göre şekillenir.

      Sil
  25. Umarım bu soruyu sorduğum için bana kızmazsınız:

    1918'de imparatorluk yıkıldıktan sonra sadece ama sadece 10 yıl (daha fazla değil, sadece 10 yıl) eğer "sömürge düzeni" içinde yaşamaya mahkûm edilmiş bir toplum olsaydık, sömürge olmanın acılarını tecrübe etseydik; Atatürk'ün kıymetini daha net anlar mıydık? Özgürlüğün kıymetini daha net anlar mıydık? "Laiklik"in kıymetini daha net anlar mıydık? Demokrasinin kıymetini daha net anlar mıydık? Kadınlara seçme-seçilme hakkının tanınmasının kıymetini daha net anlar mıydık?

    Eğer "Kurtuluş Savaşı"mızı:

    • "1918-19" - "1922-23" yılları arasında değil,

    • "1928-29" - "1932-33" yılları arasında verseydik;

    Yani "10 yıllık" acı dolu sömürgeleşmenin ne demek olduğunu beynimize kazıdıktan sonra kurtuluş mücadelemizi verseydik; bugün (2026) hukukun üstünlüğü sağlanabilir miydi? Tom Barrack gibi kişilerin plânları bugün (2026) uygulamaya konabilir miydi?

    Çok merak ediyorum Mahfi hocam?

    (Not: Atatürk'ün ve ekip arkadaşlarının "1919" yılında değil; tam 10 yıllık sömürge zulmünden sonra "1929" yılında mücadeleye başladığını varsayınız.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Spekülatif bir soru, yanıtı da kişiye göre değişir. Eğer tarikatlar, cemaatler ortaya çıkacaksa aynı durum yine ortaya çıkardı.

      Sil
  26. Şükrü Kamil Mergen17 Ağustos 2026 10:34

    Bu değerli yazı için çok teşekkür ederim. Naçizane düşüncem işin temeli ahlaki disiplin. Bu taraf sağlam olunca geriye kalanı toparlamak, düzeltmek daha kolay diye düşünüyorum. Eğer ahlaki, etik değerlerden uzaklaşılmışsa, sahip olunan düzeltme bilgisi de kullanılmayacağı için faydasız oluyor. Ahlaki etik değer bilgisi de daha çocukluk döneminden işlenmesi gereken bir konu.

    YanıtlaSil
  27. Aynayı bu güne tuttuğumuzda bozulan adalet, liyakat, düzen, mali disiplin , eğitim, ahlak ve kurumsal değerler in yozlaşması hepsi bilinçli olarak aşındırılmıştır. 25 sene iktidarda olan yapı bu kadar hata yapması mümkün değil ülke bilerek bu günlere getirilmiştir. Hesap sormayan ( soramayan ) dünya gerçeklerinden koparılmış edilgen toplum ve oluşan otokrasi yok edilmiş demokrasi ayna bu gerçekleri net ve amasız göstermekte.

    YanıtlaSil
  28. Hocam yazınızda geçiyor " Devlet düzeni ile bireysel ahlak arasında doğrudan bir ilişki vardır ." Bu her devirde her ülkede geçerlidir diye düşünüyorum .

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Yatırım Araçlarının Son 10 Yıldaki Getirileri Üzerine Bir Karşılaştırma

Dolar Kuru Gerçeği Ne Kadar Yansıtıyor?