Devlet Piyasaya Müdahale Etmeli mi?
Kapitalizmin uzun süre en güçlü fikirlerinden biri oldukça basitti: bırakınız piyasa işlesin.
Klasik ve neoklasik iktisadi
düşüncede, piyasanın kendi mekanizmaları içinde dengeye ulaşabileceği kabulü önemli
bir yere sahipti. Arz ve talep birbirini dengeleyecek, fiyatlar kaynakların
nasıl dağıtılacağını gösterecek ve bireylerin kendi çıkarlarını takip etmesi,
uygun koşullarda toplumun genel refahına da katkıda bulunacaktı. Bu anlayışta
devletin ekonomideki rolünün sınırlı olması gerektiği düşüncesi güçlüydü.
Ancak tarih, piyasaların her
zaman kendiliğinden dengeye gelmediğini gösterdi. 1929 Büyük Buhranı, piyasanın
kendi haline bırakılmasının ağır ekonomik ve toplumsal sonuçlar
yaratabileceğini ortaya koydu. İşsizlik milyonlarca insanı etkilerken üretim
çöktü ve ekonomik kriz kısa sürede toplumsal bir krize dönüştü.
Bu ortamda John Maynard Keynes'in
düşünceleri önem kazandı. Keynes'e göre ekonomi her zaman tam istihdama ulaşamayabilirdi.
Toplam talep yetersiz kaldığında ekonomi uzun süre durgunluk içinde kalabilir,
işsizlik kalıcı hale gelebilirdi. Böyle dönemlerde devlet, kamu harcamalarını
artırarak talebi destekleyebilir ve ekonominin yeniden harekete geçmesine
yardımcı olabilirdi.
Böylece devletin ekonomiye
müdahalesi yalnızca istisnai bir uygulama olmaktan çıktı; ekonomik istikrarın,
istihdamın ve sosyal politikaların önemli araçlarından biri haline geldi.
Fakat devletin ekonomideki rolü
büyüdükçe başka bir soru ortaya çıktı: devlet piyasaya kimin için müdahale
ediyordu? Bu soru önemliydi. Çünkü devletin ekonomik gücü arttıkça, bu gücü
kendi çıkarları için kullanmak isteyen şirketlerin, sektörlerin ve çıkar
gruplarının etkisi de artabilirdi. Toplumun genelini korumak amacıyla
kullanılan kamu gücü, zamanla belirli grupları koruyan bir mekanizmaya
dönüşebilirdi.
Normal bir piyasa ekonomisinde
şirketler başarılı olduklarında kâr eder, yanlış kararlar aldıklarında ise
bunun maliyetine katlanırlar. Rekabetin temel mantığı da budur. Başarılı olan
ödüllendirilir, başarısız olan piyasadan çekilir.
Ancak devlet belirli şirketleri
sürekli kurtarıyor, zararlarını üstleniyor, rekabetten koruyor veya piyasaya
girişleri zorlaştırarak mevcut şirketlerin konumunu güvence altına alıyorsa bu
mekanizma bozulur: kâr özelleşirken zarar toplumsallaşır.
Böyle bir sistemde şirketler
yalnızca daha iyi ürün üretmeye, daha verimli çalışmaya veya daha fazla yenilik
yapmaya değil, siyasi bağlantılarını güçlendirmeye de yatırım yapmaya
başlayabilir. Çünkü piyasada kazanmanın yolu yalnızca rekabet etmek değil,
devletin desteğini elde etmek haline gelirse ekonomik başarı ile siyasi nüfuz
arasındaki sınır giderek ortadan kalkar.
Devlet müdahalesi böylece
piyasanın başarısızlıklarını düzeltmek yerine ayrıcalıklar yaratmaya
başlayabilir. Ekonomik güç ile siyasi güç birbirini beslediğinde ise
ahbap-çavuş kapitalizmi ortaya çıkar.
Bu nedenle asıl mesele devletin
piyasaya müdahale edip etmemesi değildir. Asıl mesele, devletin nasıl, ne
zaman ve kimin için müdahale ettiğidir.
Devlet gerektiğinde piyasayı
düzenleyebilir, rekabeti koruyabilir, tüketicileri ve çalışanları koruyabilir,
krizlerin toplumsal maliyetini azaltabilir. Ancak bunu belirli şirketlere veya
çıkar gruplarına ayrıcalık sağlayarak değil, herkes için geçerli, şeffaf ve
öngörülebilir kurallar üzerinden yapmalıdır.
Çünkü devletin görevi piyasadaki
her başarısız şirketi kurtarmak değil, piyasanın sağlıklı işlemesini sağlayacak
kurumsal çerçeveyi korumaktır.
Burada ilginç bir paradoks ortaya
çıkıyor. Uzun süre gelişmekte olan ekonomilerin, kurumlarını güçlendirerek ve
piyasa mekanizmalarını geliştirerek gelişmiş ekonomilere yaklaşması
bekleniyordu. Ancak 21'inci yüzyılda farklı bir tablo ortaya çıkmaya başladı.
Gelişmekte olan ülkelerde görülen devlet müdahaleciliği ve siyasi bağlantılara
dayalı ayrıcalıklar, bazı gelişmiş ekonomilerde de farklı biçimlerde görülmeye
başladı: kötünün iyiyi örnek alması beklenirken, iyi kötüyü örnek aldı.
Sorun Keynesyen müdahalenin
kendisi değildi. Keynes'in ortaya koyduğu temel fikir, piyasanın her koşulda
kendi başına istikrar sağlayamayacağı ve bazı dönemlerde devletin ekonomiyi
desteklemesi gerektiğiydi. Asıl sorun, krizleri yönetmek için verilen bu
yetkilerin zamanla belirli sektörleri, şirketleri veya çıkar gruplarını korumak
için kullanılabilmesiydi.
Devlet ekonomiye müdahale
ettiğinde iki farklı sonuç ortaya çıkabilir: birincisinde devlet, piyasanın
işlemesini sağlayan hakem olur. Rekabeti korur, kuralları belirler, piyasa
başarısızlıklarını düzeltir ve krizlerin toplumsal maliyetini azaltır. İkincisinde
ise devlet, piyasanın içine doğrudan bir oyuncu olarak girer ve belirli
şirketlerin veya grupların çıkarlarını korumaya başlar. Bu durumda piyasa
ekonomisi görünürde varlığını sürdürse bile kaynakların dağılımını artık yalnızca
fiyatlar ve rekabet belirlemez. Siyasi bağlantılar da ekonomik değerin önemli
bir parçası haline gelir.
İşte ahbap-çavuş kapitalizmi tam
da bu noktada ortaya çıkar. Dolayısıyla kapitalizmin asıl sorunu devletin
varlığı değil, devlet gücünün sınırları ve kullanım
biçimidir. Piyasanın başarısızlıklarını düzeltmek için kullanılan devlet
gücü ekonomiyi istikrara kavuşturabilir. Fakat aynı güç, belirli gruplara
ayrıcalık dağıtmak için kullanıldığında piyasanın kendisini bozar.
Sonuçta mesele devlet mi, piyasa
mı sorusuna indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Sağlıklı bir ekonomik düzen
için piyasanın dinamizmine de devletin düzenleyici gücüne de ihtiyaç vardır.
Ancak devlet piyasayı kurtaran bir hakem olmaktan çıkıp belirli oyuncuları
koruyan bir aktöre dönüştüğünde, kapitalizmin rekabetçi yapısı aşınmaya başlar.
Ve o noktada sorun artık devletin piyasaya müdahale etmesi
değil, piyasanın devlet tarafından kimin için yeniden yazıldığı meselesine
dönüşür.
Mahfi bana bir ülkeyi andırdı ama hangi ülke olduğunu sormayın :(
YanıtlaSilBu durum sadece bir veya birkaç ülke için değil emin olun pek çok ülke için geçerli.
SilBana direkt TÜSİAD'ı hatırlattı. Zenginlikte açık ara öndeler!
Silİstanbul Hukuk Fakültesi’nde değerli hocamız rahmetli profesör Erdoğan Teziç, “Demokrasi, herkes için eşit uygulanan adil yasalar düzenidir” derdi. Ne zaman ki yasalar, güçlünün silahı, güçsüzün cezası haline geliyor, orada umut da yeşermiyor. “Bırakınız yapsınlar, bırakanız geçsinler” de… Nereye kadar?
YanıtlaSilTeziç hoca ideal demokrasiyi tanımlamış. Yakın zamana kadar batının gelişmiş ülkelerinde demokrasi öyle uygulanırdı. artık onlarda da ahbap çavuş demokrasisi geçerli. Bizdeki kadar değilse bile.
SilMahfi bey,neyleyim bütün iktisadi bilimleri ki,demokrasinin temel kavrami hukuk ve adalet olmazsa hepsi yazili kitaplarda kalır.Demokrasi de öyle degil mi,demokrasi diye yazilir ve okunulur.
Silİktisat (economics) eski adı siyasal iktisat (political economy) idi. İktisat, içinde bulunduğu siyasal sistemin ideolojisine göre biçimlenen bir bilim dalıdır.
SilETMEMELİ
YanıtlaSilHocam şu anki kapitalizmi eski kapitalistler bile savunur muydu ki? Eskiler bu şirketler birbiriyle rekabet etsin, birbirini dengelesin diyordu şu an büyük şirketlerin yanına yaklaşılmıyor bile. Twitter'ı Musk aldı çıkmak istediler, iki platform vardı orada da çok insan yoktu. Bu tabii daha basit bir örnek ama artık rekabet kapitalizmde çok küçük şirketler için geçerli. Meta sözleşme çıkarttı, bir iki gün yok başka platforma geçelim sonra yine imzalamak zorunda kaldılar. Şirketler lobiyle diğer şirketlerin kendilerine rakip gelmesini bile engelleyebiliyor. Çok net bir şey var, dünyaya artık savaş lazım. Objektif olarak dünyada kötü giden şeyleri savaş bir nebze çözüyor. Zaten eninde sonunda savaş çıkacak, çıkmayacak diyen yoktur herhalde. Bari olsun bitsin de işimize devam edelim, sürekli baskı yaşamaktan iyidir.
YanıtlaSilHocam teşekkür ederek bir karamsarlık daha bildirmek isterim müsadenizle..!
YanıtlaSilDünyanın gelişmiş veya baskın ülkeleri yeni icat olan silahı (YZ) nasıl kullanarak egemen ülke olarak pozisyonumu korurum veya öne geçerim telaşı içinde bilinen ve uygulanması gereken tüm doğruları görmezden geliyorlar. Bu devletleri yöneten çıkar guruplarının aslında birazda hayatta kalma iç güdüsü gibi görebiliriz. Korkunç bir yer kapma ve hayatta kalma savaşı içinde artık demokrasi, insan hakları, doğa vb.
geçmiş değerler bu savaşta tek değer olan hayatta kalma güdüsüne terk edilmiş vaziyette. İnsanlığın bilim ve teknolojide ileriye gidişi hızlanmışken, duygu ve düşüncelerinde geriye giderek daha vahşi hale gelmeye başladığını görüyoruz, duyuyoruz, yaşıyoruz. Ve bu azalan kaynaklara rağmen daha da fazla kazanma hırsı ile daha da vahşileşmeye maalesef ki gebedir.
Ve bu gebeliğin çokta uzak olmayan zamanda felaket doğurması kaçınılmazdır.
Saygı ve sevgilerimle.
Cem
Tüm ülkeler için geçerli olan devletin mekanik olarak piyasada sektörel düzenleme, denetleme, kural belirleme ve destekleme görevleri çok önemli çünkü o zaman dişlinin çarkları sorunsuz döner. Ama "hükümetler!" oy getirecek sektör ve şirketlerle yol yürümeyi ön plana katarsa dengesiz bir büyümeye ulaşır. Büyüme rakamları iyi görünür ama yapısal sorunlar büyüdükçe büyür.
YanıtlaSilBitcoin'in kuruluş mentalisi yazılmış
YanıtlaSilHocam fikir sahibi olmanın eğer eyleme geçilmeyecekse tam olarak ne anlamı var? Benim fikrim de zikrim de yok; demokrasi iyidir veya kötüdür demem, hukuk olmalıdır veya olmamalıdır demem. Etki gücüm zaten yok, 1 oy ve sosyoekonomik durum da DD. Hadi sizin fikirleriniz belki etkiliyordur ama etkisi olmayan birinin fikri olması gerçekten deliliğe götürüyor. Fikri benimsemekle düşünmek de ayrı şeyler, benimsemek 2 dakika da düşünmek haftalar bile alabiliyor. O haftanın sonunda eğer sıradan benim gibi insansan ele geçen sıfır oluyor. Zaten etkim olsa bile istediğim şeyin gelmesi için bir kriz lazım oluyor, o da etki dışında. Bu halk ne yapsın Mahfi hocam?
YanıtlaSilBiraz düşünsün, takım tutar gibi davranmaktan vazgeçip biraz düşünsün.
SilDüşünmeye zaman mı kalıyor Mahfi Hocam!
SilHindistan yeni Çin olur mu?
YanıtlaSilÇok zor.
Silama imkansız değil.
SilHindistan 2025'de 7.6 büyümüş.
YanıtlaSilBüyüsün bakalım.
SilYazınız için teşekkür ederim. Ellerinize sağlık!
YanıtlaSilSağ olun.
SilEtmesin hocam, demokrasiye aykırı bu. Nerede sınırı çekeceğiz hocam, bence olmamalı yani.
YanıtlaSilO zaman da emek, sermaye karşısında iyice eziliyor.
SilMahfi Hoca;
YanıtlaSilKeynes’ın Teorisini sade bir dille anlatan Türkçe bir kaynak önerir misiniz?
Türkçe'de böyle bir kitap yok sanırım. Keynes'in kendi kitabı var ama o da oldukça teknik bir kitap.
SilIMF'nin ingilizce olarak böyle bir özeti var:
https://www.imf.org/external/pubs/ft/fandd/2014/09/basics.htm
Bu yazıyı yazmanızın temel sebebi:
YanıtlaSilGeçen hafta içinde "The Economist" dergisi ile "Daron Acemoğlu" arasında yaşanan tartışmaya, kendi bakış açınızla bakmanız mı?
Böyle mi anlamalıyız?
Hayır.
SilBu yazıyı yazmamın nedeni 21'inci yüzyılda bütün dünyada devlet yönetiminde derin bir yozlaşmanın ortaya çıkmış olması. Tarafsızlığını kaybetmiş devlet yöneticilerini doğru yola döndürecek nitelikte bürokratların giderek yok olması. Vu durumun normal bir durum gibi kabul görmeye başlamış olması.
Hadi hocam siyasetçileri anlarım da bürokrakratlar niye bozuldu? Siz delikanlı gibi istifa edebilirken dünyada niye yenileri istifa edemiyor? Eskiden daha mı güvenceliydi hayat
SilO medeni zannedilen ülkelerdeki düzen tamamen maddi güçle ilgili. Maneviyatı dejenere olmuş ülkeler eninde sonunda huzursuzluk yaşarlar ve yaşatırlar.
SilÇünkü bizim zamanımızda o görevlere liyakatle gelinirdi. Liyakat sahibi insan istifa edebilir. Ötekiler edemez.
SilNe varsa eskideydi yani hocam
SilEge Cansen'i pek okuyan yok galiba. Asaf Hoca X'te hep onun yazılarını paylaşıyor destek için olsa gerek.
YanıtlaSilOkuyanı çok var. Bildiğim kadarıyla Asaf Hoca iyi arkadaşı olduğu ve yazılarını beğendiği için paylaşıyor, destek için değil.
SilDani Rodrik'i de kimse paylaşmıyor
SilSayın Mahfi Hocam yazınız için teşekkürler. Çin de hukukun üstünlüğünde iyi değil ama, bizden kötü oldukları bir konu da yok gibi . Son on yıl Çin -Türkiye karşılaştırmasını sizin değerlendirmenizle merak etmiyor değilim.
YanıtlaSilSaygılarımla,
Ö. Aydoğan
Çin, hukukun üstünlüğünde bizden iyi. Ayrıca kurumlara karışmıyorlar. Yani siyaset teknik konularda ayrıntılara karışmıyor. Mesela Merkez Bankasına enflasyonu indirmesi için yetki veriyor gerisine karışmıyorlar. O nedenle de yabancı sermaye bizden ürküyor, Çin'den ürkmüyor.
SilBenim buradan anladığım hukuka gerek yok. Sermayenin güvenliği korunsun yeter, hukuku da halkın cebine 50 lira sıkıştırmış olmak için tabana vermişler. Çin borsası AB borsasından daha iyi gidiyor. Sadece o konuda da değil, AB ironik şekilde hiç dinamik değil. Alamanya'daki şirketler 20 senedir aynı, rezillik resmen. Türkiye borsasında bile arada. bir güzel şirket çıkıyor AB'de sürekli aynı Bayer, SP. Avrupa boomer takılıyor.
SilHocam bence ondan değil. Çin'in 1 milyarlık kendi pazarına erişimi var, ürün çeşitliliği yüksek, karlı sektörler yoğunlukta, ucuz maliyetli hikayesi var, üniversiteleri güçlü, şirketleri kar ediyor. Onların borsasında robotik şirketi halka arz oldu, hatta buna özel China Robotics ETF'leri çıktı. Bizde bu ay içerisinde çekirdekçi halka arz oldu, banyocu halka arz oldu, GYO halka arz oldu. Konum açısından da Türkiye Ortadoğu, Çin Asyada. Çin ithal girdiye o kadar bağımlı değil, Türkiye bağlı. Çin'in komşuları gelişiyor; Kore atılım yapıyor, Endonezya atılım yapıyor, Vietnam atılım yapıyor, Hindistan atılım yapıyor. Türkiye'nin altında savaş var, üstünde savaş var, sağında savaş var, ayrıca Türkiye'ye konum olarak yakın olup son 5 yılda atılım yapan bir tek Polonya var. Savaşları yok sayalım ve diyelim Türkiye hukuk konusunda dünyada parmakla gösterilen ülke oldu, yine de ne pörtföy yatırımı ne yabancı yatırım gelir. Üretimi geçtim, diyelim ürettik bunu kime satacağız? ABD'ye satamayız networklerde yokuz, diyelim olduk niye bizden alsınlar. Avrupa diyelim, orası da büyümüyor küçülüyor ve AB'nin başkanı Türkiye, Rusya, Çin'e olan bağlılığı azaltmalyız dedi. Hadi bunu da es geçelim Hindistan AB anlaşması oldu, bu durumda türkiye'nin payı da azalıyor. Daha teknolojik üretim için Türkiye'deki sermayenin isteksizliğinden, know-how eksikliğinden, rekabet ettiği şirketlerin avantajlarından, hammade bağımlılığından, enerji bağımlılığından bahsetmedik bile. Türkiye için hiçbir şey umutlu görünmüyor, sayın hocam.
SilSayın hocam Endonezya hakkında ne düşünüyorsunuz, G7'ye girebilir mi? Saygılar
YanıtlaSilİyi gidiyor ama daha kırk fırın ekmek yemeleri lazım.
SilBizim kaç fırın ekmek yememiz lazım hocam?
SilAşağı yukarı aynı sayıda.
SilHocam Ekim ayında borsada yükseliş olur mu?
YanıtlaSilBorsa konusunda ben yorum yapmam çünkü borsa uzmanı değilim.
SilHocam öyle demeyin, kendine borsa uzmanı diyip de borsa uzmanı olan kimse görmedim.
Silhocam enflasyonun düşmesi için gemini diyor ki 2023'te yeni mehmet şimşek ve yeni mb başkanı geldiğinde faizi 3 aylık periyotla 65-70 seviyesine getirip enfasyonu yok etmelilerdi ama faizi yavş yavaş 50'ye çıkararak yanlış karar verdiler diyorlar sizce doğru mu?
YanıtlaSilDeğil. Yapısal reformları yapıp da geleceğe olumlu bakış yaratmadan faizle durum kalıcı olarak düzeltilemez.
SilŞair daha ne desin ? Şizoid laboratuar üretimi farelere taze süt takviyesi, zekayı açmaz ama kalsiyum zehirlenmesi yapar.
YanıtlaSilSonuç; Eklem rahatsızlığı çeken fareler kıpırdayamadan obez olur ve mukadderat hasıl olur.
Kader işte.
Devletin görevi her başarısız şirketi kurtarmak veya taraf olmak değil; rekabeti, tüketiciyi ve çalışanı koruyan, herkese eşit uygulanan şeffaf ve öngörülebilir kurallarla piyasada adil bir "hakem" olmaktır.
YanıtlaSilFutbolda bile adil hakem yok.
SilUmarım kâlp sağlığınıza dikkat ediyorsunuzdur; Cem Yılmaz'dan sonra bir de sizin durumunuzla hoplamayalım!
YanıtlaSil🙏
Sil