Kâbusnâme'den Günümüze Bin Yıllık Dersler

Keykâvus bin İskender, Sultan Mevdûd'un 1048 yılında ölümünün ardından İran'ın Taberistan ve Gürgân bölgelerinde hüküm süren Ziyârî hânedanına tahtına çıktı. Emirliğini, Büyük Selçuklu hükümdarları Tuğrul Bey ve Alparslan'a tâbi olarak sürdürdü.

Keykâvus, oğlu Gîlân Şah'a hayat tecrübelerini aktarmak ve ona yol göstermek amacıyla 1082 yılında Kâbûsnâme'yi kaleme aldı. Pek çok konuda öğütler içeren eser, Fars edebiyatının önemli nasihatnâmelerinden biri hâline geldi.

Buradaki Kâbûs, Türkçede korkunç rüya anlamında kullanılan kâbus değildir. Eserin adı, Keykâvus'un büyük dedesi olan Ziyârî hükümdarı Kâbûs bin Veşmgîr'in adından gelir. Nâme ise Farsçada kitap veya yazı anlamına gelir.

Kâbûsnâme'deki bazı öğütleri günümüz Türkçesiyle şöyle özetleyebiliriz:

Kendi bildiğine gitme: Bir konuda bilgili olsan bile kendine fazla güvenme.

Akıllı kişiye danış: Bir işe başlamadan önce bilen ve tecrübeli kişilerin fikrini al. Kendi görüşünü yeterli görerek tek başına hareket eden kişi sonunda pişman olabilir.

Öğüde kulak ver: Tecrübeli ve şefkatli dostlarının tavsiyelerini dinle.

Ölçülü konuş: Sözü yerinde ve zamanında söyle; gereksiz ve uygunsuz sözlerden kaçın.

İyilikten şaşma: Biri seni incitse bile sen onu incitme. Büyüklüğün işaretlerinden biri budur.

Acele etme: Bir mesele üzerinde iyice düşünüp tartmadan hemen cevap verme.

Alçakgönüllü ol: Kibirlenme, âlimleri sev ve ilim ehline yakın dur.

Adaletten ayrılma: Memleketin düzeni adaletle ayakta durur. Hükümdar adil olduğu sürece ülke mamur kalır.

Kanunları koru: Şeriata ve yasalara uy; koyulan kuralları kendin de kararlılıkla uygula.

Halkı ezdirme: Güçlülerin zayıfları ezmesine izin verme. Zulmü engelle ve halkın güvenini kazan.

Ehliyetli kişileri seç: Devlet işlerini yeteneksiz, cahil veya kötü niyetli kimselere teslim etme.

Orduna sahip çık: Askerlerin hakkını zamanında ver; geçim sıkıntısı çekmelerine izin verme.

Hazineni koru: Giderlerini gelirlerine göre düzenle. İsraftan kaçınırken cimrilik ederek halkı da bezdirme.

Korku değil, sevgi ek: Halkın senden korkmasını değil, sana güvenmesini ve saygı duymasını sağla.

Vergide adil ol: Halkın gücünü aşan vergiler toplama; insanları yoksulluğa sürükleme.

Kâbûsnâme'nin yazılmasının üzerinden yaklaşık bin yıl geçti. Devletlerin biçimi, toplumların yapısı ve insanların hayatı değişti. Ama insanın güç, adalet ve yönetim karşısındaki zaafları hâlâ aynı.

Belki de Kâbûsnâme'yi bugün ilginç kılan da budur: Bin yıl önce bir hükümdarın oğluna verdiği öğütlerin, bugün de geçerliliğini koruması.

 

Yorumlar

  1. Murat DAĞLIOĞLU9 Ağustos 2026 16:37

    Böylesine değerli yazınız için çok teşekkür ederim, sağ olun!

    YanıtlaSil
  2. Ses ağızda var olur kulakta kaybolurmuş. Ama ses kalbe ulaşırsa varlığını sürdürürmüş.
    Umarım bu öğütler günün birinde yankı olur, kalplere ulaşır.

    YanıtlaSil
  3. Tek kelime müthiş.bir yazı;bende çocuklarıma şunu söyler şunu anlatmaya çalışırım hep bir insan birşeyi ya korktuğu yada saygı duydugu için yapar siz her zaman saygıyla yapın isterim derim.

    YanıtlaSil
  4. Hocam Trump kabusnameyi okusaydı dünya bambaşka biryer olurdu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İktidara gelen her yöneticiye Kâbûsnâme'yi okuma zorunluluğu getirilmeli.

      Sil
    2. Kabusnameden ders alan olsaydı önce İran halkı bu halde olmazdı.

      Sil
    3. Ülke çapında yaşanan ekonomik krizin kötüleştirdiği sosyal ortamda, birçok insanın hayatı altüst olacaktır.

      Sil
  5. Kaleminize saglik. Aklima, su yaziyi okusa ne guzel olur ama anlar mi diye dusundugum pek cok kisi geldi bir anda.

    YanıtlaSil
  6. Bu yüzden Cumhuriyete tamam dedik..
    Ortak akıl dedik.

    Kısa sürdü.
    Kabuslardan kabus seçme zamanına geri döndürüldük.


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 100 yaşındamışsın gibi yazma Tanju.

      Sil
  7. Dünya öğüt veren insanlarla doludur. Ancak çok azı hem öğüdü hem yaşantısı ile örnek olmuştur. Kolayı öğüt vermek, zoru; öğüdü yaşamak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın, Adsız. Adam gelmiş diyor ki şu parayı sigaraya, alkole vereceğine THY hissesi alsan zengindin diyor. Ben de diyorum ki sen niye pilavcıdasın, kalıyor öyle.

      Sil
  8. Akıllı düşünene kadar deli dereyi geçermiş, Mahfi bey.

    YanıtlaSil
  9. Öğütler bana pek mantıklı gelmiyor. Edebi ve ideal ahlak anlayışına uygun şeyler ama çoğusu yapılabilir şeyler değil. Örnek; Korku'dan gelen ahlak, ahlak olmadığı gibi güvenilir de değildir gibi. Evet korkudan dolayı iyi davranan insan iyi değildir ama sonuç olarak basitçe o an iyi davranıyordur. Şu anki toplumdaki ahlak kuralları da buna dayanıyor zaten. Dışlanma korkusu olmasa her insan eline güç geçtiğinde bunu yapar. ki örneklerini de gördük. ki ahlakta yine basitçe bir toplumsal sözleşme, uydurma bir şey yani. İşimize yarıyor diye kültürel evrimin bir parçası. Edebileştirmeye veya aşırı içselleştirmeye gerek yok. ki eğer böyle olursanız yine dışlanırsınız, toplum tarafından "sıkıcı" olduğunuz gerekçesiyle. Dışarıdan bakarsanız, her ne kadar doğru şeyler olsa da içiniz bunalır. Kısa anlık görüntülerde bu olmaz "Japonlar trafik ışığında ne güzel bekliyor" dersiniz ama eğer bu görüntüyü döngüye sokarsak bir süre sonra içiniz bayar, sıkılırsınız. Çübkü farklılık olmaz, ki ahlakın güçlü olduğu yerde veya tam tersi hiç olmadığı yerde komedi de, eğitim de, zanaat de, sanat da gelişmez. Galilei'yi idam eden toplum da kendi içinde ahlaklıydı, ahlaksız ilan edenler zaten sonda girenler. Gelecekte insanlar gelişmiş olsa şu anki sizleri ahlaksız ilan edecekler. Öğütler'de zaten insanın geleceği bu olmalıdır der, aşırı idealisttir, realist değildir. İkiyüzlü olmayın der ama arkadaşınızla, babanızla, sokaktaki yabancıya, patronunuza davranışınız bir olamaz. Çünkü diğerleri daha kıymetli. En basiti babanıza ve patronunuza karşı korkunuz da vardır. Bu ya kırılır diyedir ya da bu adam bana bir şeyler sağlıyor bu elimden alınmasın diyedir, devletle de böyle ilişki kurulur. ki bizim toplumda nedense çok ahlaklı imajı yapışan Japonlar bu iki yüzlülük kavramını kelimeye bile dökmüşler. İçlerinden derler Cumartesi içkeye mi çağırılır diye dışlarından o toplumsal baskı yüzünden gülerek geliyorum kanka derler. Eğer kibar olursanız birisi dürüst ol diye öğüt verir diğeri eğilip bükülme diye öğüt verir, yalnızsanız dostun olsa diye öğüt verir, çok dostunuz varsa hepsi sahte yalnızlığa alış diye öğüt verir. ki diyelim gerçekten böyle insansınız bu sonsuza kadar sürmez, olaylar değiştirir tamamen kökten değişim olmasa bile anlık değişimler olur. İşten kovulursunuz, oğlunuz gemiden düşer o an biraz daha kaba olmanız kibar olmanız da olası ki kibar olursanız da bu sefer duygusuz hiç üzülmüyor musun derler neyse. Toplumdan kurtuluş yok kısaca

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kardeş sen hangi gezegende yaşıyorsun

      Sil
  10. Ezelden ebede, zengin ve tarihsel kültürümüzün edebi ustaları , nasihatname geleneğinde öğütlerini , { toplum dinamikleriyle bağlantı kurarak onların olması gereken manada şekillenmesi için } hayatın akışına sunmuşlardır.
    İnsanlara ”doğru yolu” hatırlatan & öneren öğütlerin önemine binaen , nin önceliği olması gerektiği kanaatindeyim. Sayın Eğilmez’e teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  11. Dünyanın en aşağılık insanları bile yetkiyi devraldığında kârı özelleştirip zararı kamulaştıramayacakları, milyonların hayatına zarar veremeyecekleri sağlam bir sistem kurulmadığı sürece ne desek boş hocam, bilemiyorum.

    YanıtlaSil
  12. Sayın Hocam,

    Bu öğütler sanki olması gereken dünyayı anlatırken, Machiavelli’nin hükümdara öğütleriyle tam zıt gibi duruyor. Günümüz dünyasında maalesef Machiavelli öğütledikleri geçerli gibi görünüyor. What it should be ve what it is farkı gibi.

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğiniz gibi Keykavus olması gerekenleri anlatmış, Machiavelli ise olacakları. Gerçi Machiavelli'nin ironi yaptığı yorumları da vardır.

      Sil
  13. Bu yazınızı günümüz koşullarında; hem "bireylerin, tek tek içinde olduğu ruh hâlleri" kapsamında, hem "kollektif sosyolojik durumumuz" kapsamında, hem "onyıllar boyunca beyinlerimize kodlanmış şartlanmışlıklar (önyargılar)" kapsamında analiz ettiğimde şu sonuçlara ulaşıyorum:

    • Günümüzde, hayatımızın her anında; çeşitli modernlikler, "yenilikleri takip etmek zorbalığı", "sürekli güncel kalmaya dayalı hayat" anlayışı, "en son trendleri takip etmeye koşullanmışlık" mekanizması; "eski"de olan-biten pek çok şeyin tamamen köhnemiş olduğu, bu sebeple günümüzde hiç dikkate değer olmadığı algısını yarattı. Bu algı kendiliğinden oluşmadı; özellikle 19. ve 20. yüzyıl modernite çizelgesinde yoğun yoğun "kurgulandı" ve beyinlerimize onyıllar boyunca zerk edildi.

    • Yukarıdaki maddeyle bağlantılı olarak; metinde geçen "kâbus" gibi kelimeler, "şeriat" gibi kelimeler metindeki kök-anlamlarıyla ilişkili olarak değil, günümüzde beynimize kodlanmış çağrışımlar bağlamında algılandığı için; yazdıklarınızın "dinî" altyapıda olduğu algısı oluşuyor. Siz bunu hedefleMEseniz bile, böyle algılanıyor. En nihayetinde; metnin ifade ettiği anafikir buharlaşıp gidiyor, sadece "kâbus" ve "şeriat" kelimelerinin günümüzde temsil ettiği algılar "İran" tarzı, "Afganistan" tarzı bir hayatı insanların gözü önüne getiriyor, ve insanlar metnin anafikrinden otomatikman uzaklaşıyor. Çünkü günümüzde insanların gözüne ilk önce; "uzun sakallı, vücudunu genellikle kavuniçi veya yeşil renge yakın kumaşlarla sarmış, daima şalvar giyen, sürekli İslam propagandası yapan, ter kokan yobaz erkekler" figürleri geliyor.

    • Günümüzde insanların önyargılarını daha da pekiştirmek için; görselliği en üst düzeyde propaganda amaçlı kullanmak, "TikTok" gibi, "Instagram reels" gibi, "YouTube shorts" gibi birkaç saniyelik video bombardımanları ile insanların beynini sürekli manipüle etmek, önyargıları sürekli canlı tutmak artık mümkün hâle geldi.

    Bunun en son örneklerinden biri, özellikle "Batı" toplumlarında ("Avrupa kıtası geneli"nde ve "ABD"de) yaşayan ortalama, sıradan insanın beynine kodlanmış "anti-İslam" algısını körüklemek için; parasal kapasite & yapım bütçesi konusunda sınır tanımayan, prodüksiyon kalitesi çok yüksek, propaganda amaçlı filmlerin ve TV dizilerinin hazırlanıp onlara sürekli izletilmesidir.

    Bunlardan çok yakın tarihte gösterime girecek olanlarından bir tanesi; "IŞİD benzeri" bir örgütün ABD'deki bir okula yaptığı saldırı senaryosunu içeren bir film. "Eğer IŞİD, ABD topraklarında aktif olsa idi; günlük hayatımızda yaşayacağımız dehşetler silsilesi nasıl olurdu?!" sorusunu ABD'deki ortalama, sıradan insanların beynine kodlamak, onları sürekli korku içinde tutmak amacıyla çekilmiş bir film daha gösterime girmeye hazırlanıyor:

    "Run Hide Fight: Infidels"
    (16 Eylül 2026)

    Fragman:
    https://www.imdb.com/title/tt40231163/

    • Nihaî sonuç:

    Mahfi bey,

    Siz bu yazınızda; yukarıda okumuş olduğunuz maddelerin hiçbirini kastetMEmiş olabilirsiniz. Yazınızın anafikri bu maddelerin hiçbiri değil, elbette farkındayım.

    Fakat günümüzde; kelimelerin etimolojik kökleri bağlamlarından koparılıp "salt propaganda amaçlı istismar (manipüle) edildiği için" yazınızın anafikri buharlaşıp yok oluyor. Bu hazin sonuçta sizin bir kabahatiniz yok; önyargılarla ilmek ilmek örülmüş hayatlarımızın içler acısı hâlini hatırlatmak istedim sadece.

    Ömürlerimizin tamamına yakını "kanaatler"le geçip gidiyor; "gerçekler"in kıyısına-köşesine, ucuna-çeperine yaklaşamıyoruz bile...

    "Gerçek" olduğunu zannettiğimiz şeylerin bile aslında geçmişten birikip birikip birikip gelen "kanaatler" olduğunun farkına varamadan göçüp gidiyoruz bu hayattan...

    Hayatlarımızı "kanaatler"le yaşıyoruz; "gerçekler"le değil...

    YanıtlaSil
  14. Hocam anlayana sivrisinek saz. Anlamayana davul zurna az.
    Bunlar iyilik, güzellik ve gerçeklik temelli öğütler. Şu anda sadece ülkeleri yöneten insanlar değil, yönetilenler bile dinlemiyor böyle sözleri. Çünkü şu anda sadece ve sadece nefsin hükmündekiler, "benim benim" diyenlerin sözü dinleniyor. Ne kadar zalimsen o kadar sözün geçiyor. Eğer düzene hizmet etmiyorsan ağzınla kuş tutsan hapse atıyorlar. Öldürüyorlar. Düşünün ülkemiz Suudi Arabistan ile ittifak kurdu. Suudi Arabistan hangi iki ülke ile ortak. ABD ve İsrail. İsrail şu anda bütün dünyanın hâli hazırda soykırım yaptığını kabul ettiği ancak yaptırım uygulayamadığı ülke. Filistinli müslümanlara soykırım uyguluyor. İşin ilginç kısmı ne. Bunu hiç bir platformda yayınlayamıyorsunuz. Yayınlarken yazdığınız yazılara sansür uygulamak zorundasınız.
    İspanya başkanı bunu yüksek sesle dile getirdi. Başına gelenleri hep birlikte izliyoruz.

    Hocam ne yapmalıyız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elimizden gelen öğüt vermektir. Onu yapıyoruz.

      Sil
  15. Tavsiyelerin hepsi güzel. Ama biri var ki hep aklımda. Geçmişte yöneticilik zamanlarımda da uygulamaya çalıştım. " İyi bir idareci kendinden daha akıllı ve zeki kişilerle çalışandır."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Mesela ben Hazine'de çalıştığım amirlerimin destekleri olmasa en üst noktaya ulaşamazdım. Onlar beni kıskanmak ve engellemeye çalışmak yerine yükselmemi desteklediler ben de benden sonrakilere aynısını yaptım.

      Sil
    2. torpilden farkı neydi hocam

      Sil
    3. Torpil sadakate ve biata dayanır, bu ise liyakate dayanır.

      Sil
  16. Sanırım dünyada alacağım en iyi öğütü babam biz çocuklarına vermişti: "yükseldikçe alçalın". Aradan bu kadar zaman geçti. İki çocuk okuduk mühendis olduk. Bu söz hiç aklımızdan çıkmadı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bir öğüt vermiş babanız.

      Sil
    2. Yükseldikçe alçalmayan pek yok zaten.

      Sil
    3. Buradaki alçalma sizin anladığınız alçaklık anlamında değil.

      Sil
    4. Yükselen herkes alçaklaşmaz mı

      Sil
    5. Yükseldikçe alçaklaşanlar vardır elbette ama yükseldikçe insan olarak yükselenler de vardır.

      Sil
  17. Meslektaşınız "Robert James Gordon"ın üzerinde epey kafa yorduğu:

    "Built-in inflation"

    veya

    "Inertial inflation"

    tanımları ile ilgili yazılarınız var mı Mahfi bey?

    Yani; "kendi kendini arttıran enflasyon" olarak Türkçe'de tanımlanabilecek bir şey mi bu?

    Türkiye'nin yıllardır muzdarip olduğu enflasyon türü bu mudur aslen?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bunların da içinde yer aldığı birçok yazım var.
      Inertial inflation bizde de geçerli. Bizde bir süredir geçerli olan enflasyon kendi kendini artıran değil yanlış politikalarla beslenen yani siyasetin neden olduğu enflasyon. Tabii böyle başlayan bir enflasyonist gidişin kendi kendini besleyip artırması da kaçınılmaz bir sonuç.

      Sil
  18. Inertial inflation tanımı atalet enflasyonu, bizde bilinen adıyla fıtıkeden enflasyondur.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fon Krizinin Faturasını Kim Ödeyecek?

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Yatırım Araçlarının Son 10 Yıldaki Getirileri Üzerine Bir Karşılaştırma