Voleyboldan Çıkarmamız Gereken Dersler
Asıl başarı, kupayı kaldırmak değil; kupa kaldıranların yerine yenilerini yetiştirebilmektir.
Türk kadın voleybolu son bir ayda
iki farklı milli takımla iki kupa kazandı. A Milli Takım Uluslar Ligi'nde (VNL)
şampiyon oldu. Hemen ardından daha genç oyunculardan oluşan milli takım Akdeniz
Oyunları'nda zirveye çıktı.
Elbette bu iki kupanın sportif
ağırlığı aynı değil. VNL ile Akdeniz Oyunları'nı eşitlemek doğru olmaz. Ama
ikinci şampiyonluk, ilkinden farklı ve belki de uzun vadede daha önemli bir şey
söylüyor: Türkiye yalnızca zirveye çıkmayı değil, zirvenin arkasını doldurmayı
da öğreniyor.
Türk kadın voleybolunun gerçek öyküsü belki de burada. Çünkü Türkiye'nin voleyboldaki asıl başarısı artık
yalnızca dünyanın en iyi takımlarından birini kurabilmesi değil; o takımın
arkasına da başka bir takım koyabilmesi.
Sultanlar Ligi'nin düzeyi, güçlü
kulüpler, altyapı organizasyonları ve milli takım yapılanması, genç oyuncuların
daha erken yaşta yüksek rekabetle karşılaşmasını sağlıyor. Bir Türk oyuncu A
Milli Takım'a geldiğinde dünyanın en iyileriyle ilk kez karşılaşmıyor. Onlarla
yıllardır aynı voleybol ekosisteminin içinde. Bu çok büyük bir fark yaratıyor.
Türk voleybolunun asıl gücünü
biraz da arkadan gelenler oluşturuyor. Akdeniz Oyunları şampiyonluğunu bu
nedenle ayrıca önemsemek gerekiyor. Bu kupa VNL'le aynı sportif anlamı
taşımıyor; ama başka bir şeyi gösteriyor: A Milli Takım'ın arkasında bekleyen
oyuncular da artık uluslararası turnuvalarda kazanmayı biliyor.
İşte sürdürülebilir başarı tam
burada başlıyor: İyi sistem, bir yıldız yetiştirmekten ibaret
değildir. İyi sistem, o yıldızın yerine yenisini hazırlamaktır. Bir
ülkenin spor gücü, yalnızca bugün sahaya sürdüğü oyuncularla değil, yarın
onların yerini alabilecek oyuncuların sayısıyla da ölçülür. Bugün güçlü bir
milli takım kurabilirsiniz. Asıl mesele, o takımın birkaç yıl sonra da güçlü
kalmasını sağlayacak mekanizmayı kurabilmektir.
Burada federasyonun rolünü de konuşmak
gerekiyor. Voleybol başarısını yalnızca sahadaki oyunculara ve antrenöre
bağlamak kolay. Oysa sahadaki başarının arkasında yıllarca süren organizasyon,
planlama ve kaynak yönetimi var. Federasyonun görevi yalnızca milli takımın
maçlarını organize etmek değil; altyapıdan antrenör eğitimine, yetenek
taramasından milli takım programlarına kadar bütün zincirin çalışmasını
sağlamak. Ve bu zincirde belki de en önemli halka istikrar. 14 yaşındaki bir
oyuncunun A Milli Takım'a gelmesi yıllar alıyor. Dolayısıyla her yönetim
değişikliğinde sistemin sil baştan kurulması, sporun doğasına aykırı. İyi
yönetim, kendisinden önce yapılanları yok saymak değil; işe yarayanı koruyup
üzerine yenisini koyabilmek.
Aslında kurumsallık tam da burada
başlıyor: Başarıyı kişilere değil, işleyen bir sisteme bağlayabilmek.
Sporun kamu desteğine ihtiyacı
var. Tesis, kaynak, organizasyon ve altyapı yatırımları olmadan büyük bir spor
sistemi kurmak kolay değil. Ancak kamu desteği ne kadar değerliyse, sportif
kararların siyasallaşması da o kadar riskli.
İhtiyaç duyulan şey,
federasyonların sportif kararlarını liyakat, performans ve uzun vadeli hedefler
doğrultusunda alabilecek kadar kurumsal olması. Çünkü başarıyı getiren şey
siyasal yakınlık değil; doğru oyuncuyu bulmak, doğru antrenörü seçmek, doğru
sistemi kurmak ve bunu yıllarca sürdürebilmek.
Bugün kupalar geliyor, tribünler
doluyor, genç kızlar voleybola yöneliyor, sponsorlar ilgileniyor. Bunların
hepsi başarıyı büyüten bir döngü yaratıyor. Fakat asıl sınav, bugünün
yıldızları sahneden çekildiğinde başlayacak. Genç oyuncular yalnızca kadroda
bulunmakla kalmayıp gerçekten süre alabiliyor mu? Altyapı yatırımları devam
ediyor mu? Kulüpler ve federasyon aynı uzun vadeli hedef etrafında
çalışabiliyor mu? Sportif kararlar teknik ölçütlerle alınabiliyor mu? Bu
soruların yanıtı “evet” olduğu sürece, bugün yaşadığımız başarıları yalnızca
bir “altın jenerasyon” öyküsü olarak okumak zorunda değiliz. O zaman karşımızda
bir jenerasyondan daha fazlası olur: yeni bir standart.
Bugüne kadar bu konuda önemli bir
mesafe alındı. Bunun sonucu olarak artık Türk kadın voleybolu yalnızca
oyuncularıyla değil, oluşturduğu modelle de konuşuluyor. Buna bir “Türk ekolü”
denilip denilemeyeceğini ise zaman gösterecek.
Belki de bu yüzden arka arkaya
gelen iki şampiyonluğa yalnızca iki kupa olarak bakmamak gerekiyor. 2023'te
gelen Avrupa ve VNL şampiyonluklarının ardından bu yıl gelen VNL şampiyonluğu,
Türk kadın voleybolunun dünyanın zirvesindeki yerini koruyabildiğini gösterdi.
Akdeniz Oyunları şampiyonluğu ise başka bir şey söyledi: Zirvenin arkasında da
bir dağ yükseliyor.
Türk kadın voleybolunun bize
verdiği ders yalnızca sporla sınırlı değil. Kalıcı başarı, yıldızlara değil,
yıldızlar değişse bile çalışmaya devam eden sistemlere dayanıyor.
Liyakatın esas olduğu, kuralların
kişilere göre değişmediği, kurumların siyasal müdahalelerden uzak ve hesap
verebilir çalıştığı, doğru politikaların iktidarlar değişse bile
sürdürülebildiği yapılar tam da bu yüzden önemli.
Yıllardır “yapısal reform”
dediğimiz şey, aslında bundan başka bir şey değil.
Elleriniz ve sağlığınız dert görmesin, o kadar güzel bir yazı ki ...
YanıtlaSilSağ olun.
SilMahfi Hocam elinize emeğinize sağlık, yazılarınızı her gün okuyorum, çok daha güzel şeyler öğreniyorum. Her zaman ki gibi bu yazınızda süper, keşke bu yazıyı yetkili, etkili birileri de okusa da azıcık ders alsa, ne güzel olur. Güzelim memleketimiz her alanda maalesef kötüye gidiyor. Yazık çok üzülüyoruz. Saygılar, selamlar. Yeni yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum.
SilTeşekkür ederim.
Silhenüz bozulmamış sistemlerin gözönüne gelmesini örnek olsun diye mi düşünmemiz gerekir yoksa eyvah unutmuşlar burası da bozulacak diye tedirgin olmakta haksız mıyız bilemedim hocam emeğinize yüreğinize sağlık
YanıtlaSilValla yazarken aynı tedirginliği hissetmedim değil.
SilBu yazıyı her konuda yazma yeteneği olan birinden değil de voleybol geçmişi olan bir kadın yazardan beklerdim.
YanıtlaSilOnlar da yazar belki.
SilSistem başarıyı getiriyor evet; sistemide ya liyakatlı birey veya liyakatlı kollektif bir grup getiriyor. Herşeyin ucu liyakat ve adalete dayanıyor. Yapısal sistem adalet ve liyakatı öncelikleyerek sistemi kurduğu zaman, sonrasında bireylerin şahsi kalitesinden ziyade sistem zaten çarkları olması gerektiği gibi tıkır tıkır çeviriyor bazen hızlı bazen yavaş ama doğru şekilde. Örnek Alman sanayi, Japon sanayi vb.
YanıtlaSil👍
SilHocam,
YanıtlaSilEğer ölürseniz; biz ne yapacağız?!
Nasılsa bir gün öleceğiz. Arkamdan iyi şeyler söylenmesi yeter. Benim haberim olmayacak ama tanıyanlar mutlu olur.
SilHayatın anlamı geride iz bırakmak
SilAllah uzun ömür versin artık iyiler çok yaşasın.. Bu ülkenin buna ihtiyacı var.
SilZihin açıcı ve kurum yöneticilerine örnek teşkil edici bir yazı olmuş.Teşekkür ederim. Imkân olsa da siyasîler (özellikle iktidar siyasîleri) okusa bu yazıyı ve feyz alsalar. Hürmetlerimi sunarım.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim.
SilÇok güzel yaziniz için teşekkürler, umarim sürdürülebilir bir ekol yaratilir, başarinin değeri geniş halk kitlelerince anlaşılır, dığer branjlara da örnek olur, biz de TV de spor diye saatlerce anlamsiz futbol yayını izlemeyiz
YanıtlaSilSağ olun.
SilMahfi hocam, bu soruyu sormadan önce epey düşündüm. Sizin tarafsız bakışınız ve mümkün olduğunca sakin üslubunuza istinaden sormaya karar verdim.
YanıtlaSil"Manifest" adlı, 6 kızdan oluşan müzik grubunu siz bile duymuşsunuzdur.
• Bütün komplo teorilerini hariç tutarak,
• Bütün siyasî maksatlı ajitasyonları hariç tutarak,
• Grubun prodüktörü olan kişi gözaltına alındı ve tutuklandı; mahkemeye çıkarılacağı tarihi bekliyor. Onun hakkındaki bütün adli / hukukî süreci hariç tutarak soruyorum:
Şu an itibariyle, bu 6 kıza herhangi bir dava açılmadı; ama toplumda pek çok kesim tarafından linç üzerine linç yiyorlar!
Siz "Mahfi Eğilmez" olarak; "manifest"in müzik türünden hiç hoşlanmasanız bile, şarkılarını duyduğunuz anda oradan kaçıp uzaklaşmak isteseniz bile:
Bu grubun "var olması gerektiği"ni savunur musunuz?
Bu kızların müzik yapma "özgürlüğü"nü savunur musunuz? (Sanatsal değerinin seviyesini gözetMEden soruyorum bu soruyu size.)
Özetle:
"Yasakçı & kötümser & kindar zihniyetle" mi yaklaşmalıyız?
"Özgürlükçü & iyimser & onarıcı zihniyetle" mi yaklaşmalıyız?
Cevabınızı yazarsanız çok memnun olurum.
Manifest'i biliyorum ve arada dinliyorum. Müziklerini ve tarzlarını beğeniyorum.
SilBeğenmiyor olsam da müzik yapma özgürlüklerini sonuna dek savunurdum. Müzikten, edebiyattan, şiirden korkulmaz. Yasakçılıkla hiç bir sorunun çözüldüğü görülmemiştir.
Hocam harikasınız :)
SilDikkatinizi çekeceğini düşünüyorum:
YanıtlaSilÇin'deki okullarda; "yazı tahtası" olarak nitelediğimiz tahtalar, dijital birer dokunmatik ekrana dönüştürüldü. Bunu zaten biliyoruz.
Getirilen en büyük yenilik ise şu:
Bu dijital tahtalara "en güncel yapay zekâ platformları" entegre edildi!
Yani; öğretmenler bu tahta ile ders anlatırken, "yapay zekâ"nın veri tabanında olan bütün materyalleri hiç vakit kaybetmeden sınıftaki öğrencilerin gözü önünde açıklayacak, böylelikle "öğrenmek" denen eylem daha efektif, daha az maliyetli, daha güncel olacak:
https://www.youtube.com/watch?v=001qewDbBzA
"Diferansiyel denklemler" ve "geometri" derslerinin bu tahta ile nasıl anlatıldığını, ve hâttâ bizzat Albert Einstein'ın yapay zekâ ile desteklenmiş "insansı versiyonu" ile fizik derslerinin nasıl anlatıldığını yukarıdaki videoda izleyebilirsiniz.
Yorumunuz nedir Mahfi bey?
Buraya gelene kadar kara tahta kullandılar. Önemli olan tahtanın niteliği değil bilimi her şeyi önüne koyabilmek. Yani önemli olan tahtanın değil insanın akıllı olması.
SilHocam; bilginiz olsun, ihmâl etmeyiniz lütfen:
SilSizin:
• "CNBC-e"deki yayınlarınızı,
• "Eko Diyalog" yıllarından kalma yayınlarınızı,
• "Eski NTV"de yaptığınız yayınları,
• Çeşitli yıllarda, çeşitli TV kanallarında verdiğiniz kısa demeçleri ve konuk olarak davet edildiğiniz uzun yayınları,
• Yıllar boyunca çeşitli konferanslarda yaptığınız konuşmaların ses ve görüntü kayıtlarını,
• "YouTube tarihi"nde kayıtlı olan videolarınızı,
Bütün bunları derleyip; bir yapay zekâ platformunu "train" edip (yani; sizin videolarınızla o platformu besleyip) o yapay zekâ platformundan size (şahsınıza özel) bir modül yaratabiliriz.
Bu modül; sizin ses tonlamalarınızı, jest ve mimiklerinizi, herhangi bir konuyu anlatım tarzınızı yapabilir hâle gelmiş olacak.
Bahsettiğim bu modül ile; sanki siz üniversite ortamında "mikro-iktisat" & "makro-iktisat" dersleri anlatıyormuşçasına yeni videolar üretmek artık mümkün.
"Bu modülü lütfen hazırlayın." diye ısrar etmiyorum size. Günümüzdeki mevcut teknoloji; size bu yazdıklarımı gerçekleştirecek seviyeye ulaştı, bunu biliniz.
🙏
SilHocam öyle olursa AI Mahfi Eğilmez ile konuşur musunuz?
SilTakım maçlara çıkarken giydiği taytların vücut hatlarını belli etmesinden rahatsız olanlara ne cevap vermemizi önerirsiniz Mahfi bey?
YanıtlaSilHiç muhatap almayın. Bundan rahatsız olanla muhatap olursanız canınız sıkılır.
SilVücud hatlarına bakmasınlar topa baksınlar.
SilSize şu videoyu gönderiyorum:
YanıtlaSilhttps://www.instagram.com/reels/Dcbsr1PKgpV/
Bakalım ne diyeceksiniz?
Gurur duydum. Kızlarımız dünyaya rol model oldular.
SilSayın Eğilmez, İktisat biliminin yanısıra, sporun branşlarına duyduğu yakın ilgi bağlamında, özellikle voleybol hakkında yaşayıp , gördüklerini yalın ve derinlikli bir üslupla kaleme alması , entelektüel birikiminin analitik vizyonu ile harmanlanmış anlamlı yansımasıdır.
YanıtlaSilSürdürülebilir başarı bir sistem tercihinin mahsulüdür, hiçbir zaman tesadüf değildir.Ayrıca,kazanılan bu başarının formülünün her alana uygulanabilirliği yazının özünden algılanmaktadır.Sağolun üstadım.
Çok teşekkür ederim. Evet insan iktisatçı ise başka konulara kapalı olacak diye bir şey yok. Öyle olursa zaten iyi iktisatçı da olamaz.
Sil🙏⭐️
SilÇok güzel bir yazı, kaleminize sağlık hocam.
YanıtlaSilVoleybolun yaygınlaşmaya başladığı ilk zamanlarda Eczacıbaşı'nın voleybola yönelik katkıları ve bunu devamlı olarak sürdürmesi de ülke voleybolunun ilerlemesine büyük etki etti.
Yazıda belirttiğiniz gibi kurumsal ve devamlı katkılar da sporun gelişmesine büyük fayda sağlıyor.
Teşekkürler. Eczacıbaşı'nın kadın voleyboluna katkısı çok yüksek.
SilHocam resesyon başladımı?
YanıtlaSilHayır. Resesyondan söz etmek için üst üste iki çeyrek küçülme yaşanması gerekiyor.
SilHocam merhaba. Doların bu kadar düşük olması ihracatçıları batma noktasına getirdi. Ancak dolar baskılanmayıp fırlarsa da bu sefer enflasyonun düşmesi imkansız hale gelecek. Bu durumdan çıkmanın bir yolu var mıdır?
YanıtlaSilVar tabii. 2001 krizinden sonra benzer durumdan nasıl çıktığımızı hatırlamak yeterli. Neler yapmıştık?
Sil1. Bankacılık reformu (yapısal reform)
2. Kamuda mali disiplinin sağlanması ve bütçe açıklarının düşürülmesi (yapısal reform)
3. Bütçe açıkları düştükçe kamu kesiminin borçlanma ihtiyacının azalması (yapısal reformların olumlu sonucu)
4. Borçlanma azaldıkça faizlerin düşmesi (yapısal reformların olumlu sonucu)
5. AB ile tam üyelik müzakeresine girmesi.
Bütün bunlarla birlikte insanların geleceğe bakışı olumlu hale geldi ve enflasyon düştüğü halde kur pek de yükselmedi (yapısal reformların olumlu sonucu.)
Şimdi de yapısal reformları yaparsak kurun normal düzeyine gelmesi dışında fırlayıp gitmesine engel olarak enflasyonu düşürebiliriz.
U17’nin Şili’deki dünya ikinciliğini de unutmayalım lütfen
YanıtlaSil