Orta Vadeli Program (2027 – 2029) Üzerine Düşünceler
Hükümetin 2027-2029 dönemine ilişkin ekonomi politikalarını ve temel makroekonomik hedeflerini içeren Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Bu yazıda programın politika hedeflerinden çok, bu hedeflerin sonucunda ortaya çıkması beklenen ekonomik göstergelere bakacağız.
Metnin altındaki ilk tablo OVP’de
yer alan temel tahminleri özetliyor. İkinci tablo ise bu tahminlerin bir önceki
yıl açıklanan OVP’ye göre ne kadar değiştiğini gösteriyor.
Şimdi bu iki tabloyu birlikte
değerlendirelim.
Tahminler ve Tutarlılıkları
Önce büyüme tahminlerine bakalım.
OVP’deki tahminler, Türkiye
ekonomisinin 2025 yılını da hesaba kattığımızda dört yıl boyunca potansiyel
büyüme oranı olarak kabul edilen yüzde 4,8’in altında büyüyeceğini, ancak 2029
yılında bu düzeye ulaşabileceğini gösteriyor.
Bu tahminlerin tutarlı olup
olmadığını anlamak için enflasyon oranlarına bakalım. OVP, bu yılın sonunda
enflasyonun yüzde 28,4 olacağını tahmin ediyor. Bu oran, TCMB’nin son tahmini
olan yüzde 28’in 0,4 puan üzerinde. Bu nedenle söz konusu tahmini gerçekçi
buluyoruz. Ayrıca enflasyonun önümüzdeki yıllarda düşerek 2029’da yüzde 9’a
gerileyeceği tahmini de büyüme oranlarıyla belirli bir tutarlılık içinde
görünüyor.
İşsizlik oranı tahminleri de yine
büyüme oranındaki değişimle genel olarak uyumlu görünüyor. Büyümenin hızlandığı
yıllarda işsizlik oranında düşüş, büyümenin daha düşük kaldığı dönemde ise daha
sınırlı bir iyileşme öngörülmesi, ekonomik ilişkiler açısından beklenen bir
tablo.
Bütçe dengesi ise özellikle faiz
giderleri açısından daha ilginç bir görünüm ortaya koyuyor.
Faiz giderlerinin 2027 yılında
2026 yılına göre yüzde 41’e yakın artması bekleniyor. Buna karşılık sonraki
yıllarda artış oranının hızla düşeceği öngörülüyor. Böyle bir gelişme bütçe
dengesinin ve faiz dışı dengenin iyileşmesiyle mümkün olabilir. Nitekim OVP de
bunu öngörüyor.
Ancak bu tahminin hangi
varsayımlara dayandığını anlamak için iki noktaya bakmamız gerekiyor.
İlk olarak, bütçe açığı faiz
giderlerinin artış hızındaki bu değişimi açıklayacak ölçüde bir düşüş
göstermiyor. Faiz dışı dengenin GSYH’ye oranı da aynı şekilde faiz
giderlerindeki hızlı düşüşü tek başına destekliyor gibi görünmüyor.
İkinci olarak, enflasyonda
beklenen gerilemenin gerçekleşmesi halinde faiz oranlarının da zaman içinde
düşmesi mümkün olabilir. Bu durumda faiz ödemelerinin artış hızı da giderek
yavaşlayabilir.
Dolayısıyla burada belirleyici
unsur, enflasyon ve buna bağlı olarak faiz oranlarının OVP’de öngörülen
patikayı izleyip izlemeyeceği olacak.
Dış ticaret dengesi ise önceki
tahminlere kıyasla çok büyük bir değişiklik göstermiyor. Dönemin 100-110 milyar
dolar dolayında bir dış ticaret açığıyla geçmesi bekleniyor.
İhracat ve ithalattaki değişimler
2027 yılı dışında büyüme tahminleriyle genel olarak uyumlu duruyor. Ancak 2027
yılında büyümenin artmasına karşın ithalatın çok az değişmesi ve buna bağlı
olarak dış ticaret açığının da hemen hemen aynı kalması dikkat çekiyor.
Ekonomik büyüme ile ithalat arasındaki ilişki açısından bakıldığında bu durumun
ayrıca açıklanması gerekiyor.
Seçim 2027’de mi?
Bu OVP’de dikkati çeken
noktalardan biri de 2027 yılına ilişkin bütçe tahminleri.
2027 yılında bütçe açığının
büyümesi, faiz dışı fazlanın ise azalması öngörülüyor. Üstelik bütçe açığındaki
büyüme, faiz giderleriyle açıklanabilecek miktardan daha yüksek görünüyor.
Bunun arkasında faiz dışı
giderlerin —personel giderleri, cari giderler ve yatırım giderleri— enflasyonun
üzerinde artmasının öngörülmesi yatıyor.
Burada diğer yıllardaki genel
tutarlılıktan bir miktar uzaklaşılıyor. Çünkü o bütçeyle seçime gitmek mümkün
olabilir ama enflasyonu yüzde 21’e düşürmek pek mümkün olmaz.
Bu tablo elbette tek başına 2027
yılında seçim yapılacağı anlamına gelmiyor. Ancak bütçe göstergelerinde 2027
yılı için ortaya çıkan bu farklılaşma, seçimlerin 2027’de yapılıp yapılmayacağı
sorusunu akla getiriyor.
Başka bir ifadeyle, OVP’deki
bütçe rakamları 2027 yılı için seçim ekonomisi ihtimalini düşündüren bir
görünüm sergiliyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ise önümüzdeki
dönemde bütçe uygulamalarının nasıl şekilleneceği gösterecek.
GSYH Meselesi
Bir de OVP’deki GSYH tahminlerine
ilişkin önemli bir noktaya bakalım.
Cari fiyatlarla GSYH, ekonomide
bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlerin o yılın fiyatlarıyla toplam değerini
gösteriyor. Fiyatlar hızla yükseldiğinde, üretim miktarı çok fazla değişmese
bile GSYH’nin TL cinsinden değeri ciddi biçimde artabiliyor.
Ekonominin gerçekte ne kadar
büyüdüğünü anlamak için ise fiyat etkisinden arındırılmış reel büyümeye
bakıyoruz. 2026’nın ikinci çeyreğinde reel büyüme yüzde 2,3 olarak gerçekleşti.
Bunu basit bir örnekle düşünelim.
Yalnızca ekmek üreten kapalı bir
ekonomi olsun. Yılda 100 ekmek üretiliyor, ekmeğin fiyatı 1 lira, dolar kuru da
2 lira olsun. Bu durumda GSYH 100 lira, dolar cinsinden GSYH ise 50 dolar olur.
Şimdi üretim 100’den 103 ekmeğe
çıksın. Yani ekonomi reel olarak yüzde 3 büyüsün.
Aynı dönemde ekmeğin fiyatı 1
liradan 1,36 liraya, dolar kuru da 2 liradan 2,20 liraya yükselsin.
Bu durumda GSYH:
103 × 1,36 = 140,1 lira olur.
Dolar cinsinden GSYH ise yaklaşık
63,7 dolara çıkar.
Böylece ekonomi gerçekte yüzde 3
büyümüşken, dolar cinsinden GSYH yaklaşık yüzde 27 artmış görünür. Oysa
üretimdeki gerçek değişiklik yalnızca 3 ekmektir.
Şimdi bu çerçevede 2026 yılı
tahminine bakalım.
OVP’ye göre 2026 yılında GSYH’nin
85.346 milyar TL olması, kur artışının yüzde 18,7 ve yılın ortalama GSYH
deflatörünün yüzde 30,6 olması bekleniyor.
Bunun anlamı şu: İç fiyatların
ortalama yüzde 30,6 artması beklenirken, TL’nin dolar karşısındaki değer
kaybının yüzde 18,7 ile sınırlı kalacağı varsayılıyor.
İki oran arasındaki fark (30,6 -
18,7 =) 11,9 puan oluyor.
Bu fark, TL cinsinden nominal
büyüklüklerin dolar cinsinden hesaplandığında daha yüksek görünmesine katkıda
bulunuyor. Hesabı daha geriye götürdüğümüzde bu tür farkların daha da
büyüdüğünü görüyoruz.
Burada herhangi bir hata veya
yanlış hesap söz konusu değil. Özellikle yüksek enflasyon yaşayan ülkelerde
dolar bazındaki GSYH ve kişi başına gelir rakamları, kurun fiyatlar genel
düzeyine göre nasıl hareket ettiğinden ciddi biçimde etkilenebiliyor.
Bu nedenle Türkiye’nin ekonomik
performansını değerlendirirken yalnızca “GSYH kaç milyar dolar oldu?” sorusuna
bakmak yeterli değil. Bu artışın ne kadarının gerçek üretim artışından, ne
kadarının fiyat ve kur hareketlerinden kaynaklandığına da bakmak gerekiyor.
Sonuçta dolar bazında GSYH önemli
bir gösterge. Ancak tek başına ekonomik refahın veya reel büyümenin ölçüsü
değil.
Özellikle yüksek enflasyon
dönemlerinde nominal büyüklüklerle reel büyümeyi birbirinden ayırmadan yapılan
karşılaştırmalar, ekonominin gerçekte olduğundan daha hızlı büyüdüğü izlenimini
yaratabilir.
Sonuç
Özetle söylemek gerekirse, OVP’de
(2027-2029) yer alan tahminler önceki yıllarda açıklanan OVP’lerdeki tahminlere
göre daha tutarlı ve daha gerçekçi görünüyor.
Büyüme, enflasyon ve işsizlik
arasındaki ilişki genel olarak ekonomik beklentilerle uyumlu. Bütçe ve dış
ticaret tarafında ise özellikle 2027 yılına ilişkin bazı noktalar daha fazla
açıklamayı gerektiriyor.
Kuşkusuz bir programın yalnızca
hedefleri ortaya koyması yeterli değil. Bu hedeflere nasıl ulaşılacağına
ilişkin somut bir yol haritası ve takvim de gerekiyor.
Ne yazık ki bu eksiklik OVP’de de
devam ediyor.
Tablolar:
Yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSilHocam rakamlar komik.
YanıtlaSil