16 Haziran 2018 Cumartesi

Faiz Deyince

Faiz Nasıl Hesaplanır?
Piyasa açısından bakarsak faizi, tasarruf sahibinin, tasarrufunu, ihtiyacı olana belirli süre için kullandırmasının karşılığı olarak aldığı bedel olarak tanımlayabiliriz. Ekonomi bilimi açısından faiz iki farklı biçimde tanımlanır: (1) Bir borç anlaşmasının satışı sonrasında elde edilen getiri miktarı, (2) Üretim amaçlı olarak kullanılan sermayenin getiri oranı.

Basit Faiz: Belirli bir dönem için yatırılan mevduatın o dönem sonunda kazandığı faiz getirisine basit faiz deniyor.

Nominal Faiz: Bankaların mevduata uygulayacaklarını açıkladıkları faiz nominal faizdir. Örneğin bir banka 1 yıl vadeli mevduata % 17 faiz vereceğini açıklamışsa bu nominal faizdir. 

Net Nominal Faiz: Bankaların açıkladıkları nominal faizden vade sonunda gelir vergisi stopajı yapılıyor. TL mevduatta elde edilen faiz gelirinden, 6 aya kadar vadeliler için % 15, 6 aydan 1 yıla kadar vadeliler için % 12 gelir vergisi stopajı söz konusu. Mevduat sahibinin eline geçen faiz getirisi bu kesintiden sonraki tutardır. Buna net nominal faiz diyoruz (1 yıl vadeli % 17 nominal faizli mevduatta vergi sonrası net nominal faiz oranı yaklaşık % 15 ediyor.)

14 Haziran 2018 Perşembe

Fed'den Sonra ECB de Parasal Sıkılaştırmaya Başlıyor

Küresel krizden hemen sonra krizin yarattığı ekonomik çöküşü toparlayıp ekonomiyi yeniden canlandırabilmek için parasal genişleme politikası yürürlüğe sokuldu. Bu uygulamaya ilk önce ABD Merkez Bankası (Fed) niceliksel gevşeme (quantitative easing – QE) adını verdiği bir programla başladı. Onu kısa bir arayla İngiltere Merkez Bankası (BOE) aynı adlı programla, biraz daha uzun bir arayla Avrupa Merkez Bankası (ECB) varlık alım programları (asset purchase programmes - APP) adlı uygulamayla ve gecikmeli olarak da Japonya Merkez Bankası (BOJ) varlık alım programı adını verdiği programla izledi. Böylece dünyanın en gelişmiş 4 ekonomisi küresel krizi aşmak için daha önce Hazine veya kurumlar tarafından borçlanmak amacıyla piyasaya çıkarılmış olan uzun vadeli tahvilleri bedelini ödeyerek satın alıp karşılığında piyasaya para vererek parasal genişleme yapmaya ve dolayısıyla piyasaya likidite vermeye başladılar.

11 Haziran 2018 Pazartesi

Açık Vermeden Büyüyemeyen Ekonomi

İki önemli veri aynı anda açıklandı. Buna göre; 2018 yılının ilk çeyreğinde büyüme yüzde 7,4 olmuş, ilk 4 ayda cari açık / GSYH oranı da yüzde 6,2’ye yükselmiş bulunuyor.

İlk çeyrek için yüzde 7,4 oranında büyüme son derecede güçlü bir büyüme performansına işaret ediyor. Büyük olasılıkla dünyada en üst sıralarda çıkacak bir peformans göstermiş Türkiye. Büyümenin ayrıntılarına bir tablo eşliğinde bakalım.

10 Haziran 2018 Pazar

Spekülasyon ve Spekülatif Saldırı

Finansal spekülasyon; yüksek risk taşıyan alanlarda risk üstlenerek, fiyat hareketleri ve beklentilerden yararlanmak suretiyle kazanç elde etmeye çalışmak olarak tanımlanabilir. Fiyatı çok düşmüş olan bir hisse senedinin ileride fiyatının artacağını düşünerek satın alınması ya da tam tersine fiyatı çok yükselmiş olan bir hisse senedinin fiyatının ileride düşeceğini düşünerek satılması finansal spekülasyon için örnek oluşturur. Spekülasyon, çoğu kez piyasalara çeşitli yollarla yön vererek haksız kazanç sağlamaya yönelik olan manipülasyonla karıştırılır. Oysa spekülasyon sanıldığı gibi kötü bir şey değildir. Tam tersine aşırılıkları zamanında törpüleyerek krize dönüşmesini önlediği için bir çeşit otomatik stabilizatör görevi görür. 

Döviz piyasasında yapılan spekülasyon da finansal spekülasyonun bir çeşididir. Yabancı bir yatırımcı parasını Türkiye’ye getirir, TL’ye çevirir ve örneğin yüzde 16 faizle mevduat hesabı açarsa yüksek risk karşılığında yüksek getiriyi tercih ederek spekülatif bir işlem yapmış olur. Burada yabancı yatırımcının beklentisi TL’de yaşanacak dış değer kaybının elde edeceği faizden düşük kalacağı beklentisidir. Yabancı yatırımcı parasını buraya yatırarak kur riskini üstlenme karşılığında faiz getirisinden yararlanmayı hedeflemiştir.

8 Haziran 2018 Cuma

Yapısal Reformlar El Kitabı

Yapısal Değişim ve Yapısal Reform
Yapısal reformlar dendiğinde iki farklı kavram ortaya çıkıyor: Yapısal değişim (structural change) ve yapısal reform (structural reform.) İkisi de bir yapısallık özelliği taşıdığı için birbirine benzer çağrışımlar yaratsa da aslında birbirinden oldukça farklı durumları tanımlıyorlar.

Yapısal değişim, bir ekonomide tarımdan sanayiye ve oradan da hizmetler sektörüne geçişi ifade eden ve genellikle kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu. Toplumlar geliştikçe, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretim ekonomideki ağırlığını kaybediyor ve onun yerine üretimin ağırlığı sanayiye ve hizmetlere kayıyor. Türkiye’de 1968 – 2016 arasında yaşanan yapısal değişimi (bazıları yapısal dönüşüm diye adlandırıyor) aşağıdaki tablo özetliyor.

7 Haziran 2018 Perşembe

Kısa Vadeler Üst Üste Eklenince Uzun Vade Olur

Ekonomide, finanstan ödünç alınmış olan orta vadeyi saymazsak, iki farklı vade vardır: Kısa vade, uzun vade. Kısa vade sabitliklerin yaygın olduğu, değişkenliğin az olduğu bir süredir. Örneğin ekonomide firma maliyetleri kısa vadede sabit maliyetler ve değişken maliyetlerden oluşur. Sabit maliyetler; fabrika arsasının kirası, kullanılan kredinin faiz gider, işçi ücretleri gibi giderlerdir. Bunlar kısa vadede değişmediği için sabit maliyetleri oluşturur. Değişken maliyetler ise üretimde kullanılan girdilerin maliyetleridir. Mesela hammadde bedelleri değişken maliyetlerin bir örneğidir. Uzun vadede sabit maliyet diye bir kavram kalmaz, bütün maliyetler değişken maliyet halini alır.  

6 Haziran 2018 Çarşamba

Merkez Bankası'nın Faiz Reaksiyonu

TL’nin Dış Değeri ve Merkez Bankası’nın İşlevi
TL’nin değer kaybı dış ve iç nedenlerle ortaya çıkıyor.

Dış nedenler dolar ya da Euro gibi iki önemli rezerv paranın çeşitli nedenlerle değer kazanması sonucu görülüyor. Bu konularda bizim yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Çünkü elimizde sınırlı miktarda döviz var ve o sınırlı dövizle dışımızdaki olayları dengelememiz mümkün değil. Bu durumda dış olayları veri olarak kabul etmemiz gerekiyor.

İç nedenler siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlere dayanıyor. Ve bunların hepsi risk artışı ya da risk düşüşüne yol açarak TL’nin dış değerini etkiliyor. Ülke riskindeki değişimi ölçmenin en kestirme yolu CDS primlerine bakmak. Kredi ölçüm kuruluşlarının kredi notları da bir gösterge olmakla birlikte CDS primi her gün, her an yeniden belirlendiği için çok daha güncel ve hassas bir ölçü.

2 Haziran 2018 Cumartesi

Japonya ve Negatif Faiz

Türk insanının ekonomik konulardaki kafa karışıklığı bugünlerde sık sık sorulan bir soruyla yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Soruyu kabaca şöyle formüle edebilirim sanıyorum: “Japonya’da faizler negatif, Japonya gelişmiş bir ülke olduğuna göre acaba Japonya’nın gelişmesi faizlerin sıfır ya da negatif olmasına mı bağlı?”  

Aşağıdaki tablo Japonya’nın bazı ilgili ekonomik göstergelerini özetliyor (kaynaklar: IMF, Dünya Ekonomik Görünümü veri tabanı ve BOJ, İstatistik veri tabanı.)

2000- 2009
2010
2010 - 2017
2017
GSYH (Milyar USD)
5.700
4.872
Kişi Başına Gelir (USD)
41.014
38.440
Büyüme (10 yıllık ortalama, %)
0,6
2,2
Enflasyon (10 yıllık ortalama, %)
-0,7
0,7
Kamu Kesimi Borç Stoku / GSYH (%)
207,9
236,4
Cari Denge / GSYH (%)
3,9
4,0
Japonya MB Faizi (10 yıllık ortalama, %)
0,3
0,3

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Finansal Piyasalar Karışık

İtalya Zorda
İtalya’da 4 Mart 2018’de yapılan seçimde hiçbir parti tek başına hükümet kuracak bir çoğunluk sağlayamayınca aşırı sağcı Lig Partisi ile 5 Yıldız Hareketi koalisyon kurma düşüncesinde birleştiler. Kurmayı planladıkları hükümetin başbakanı olması için üzerinde anlaşmaya vardıkları Giuseppe Conte kabine listesini İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’ya sundu. Mattarella, kabine listesinde Maliye Bakanı olarak öngörülen Paolo Savona’yı Avrupa Birliği karşıtı görüşleri nedeniyle veto edince, Conte, hükümeti kurmaktan vazgeçti ve İtalya’da siyasal kriz derinleşti.  

Küresel krizden bu yana oldukça sıkıntılı bir ekonomik görünüm içinde olan İtalya, Avrupa Birliği’nin Almanya ve Fransa’da sonra en büyük üçüncü ekonomisi konumunda bulunuyor.

Aşağıdaki tablo İtalya’nın son yıllardaki durumunu gösteriyor:

28 Mayıs 2018 Pazartesi

Faiz Politikası Sadeleşti mi?

Yılbaşından Bugüne Kadar Faiz Politikası
Merkez Bankası’nın bankaları fonlamakta kullandığı 3 araç var: Gecelik fonlama, haftalık repo ihalesi yoluyla fonlama ve geç likidite penceresi imkânıyla fonlama. Gecelik fonlama ve haftalık fonlama Merkez Bankası’nın normal fonlama imkânları olarak kabul ediliyor. Geç likidite penceresi ise günün akşamımda hesaplarını kapatamayan bankaların Merkez Bankası’ndan imkân kullanmasını sağlayan bir uygulama. Yani normal olmayan durumlar için fonlama imkânı.

26 Mayıs 2018 Cumartesi

Faiz Artırımları Niçin Yeterince Etkili Olamadı?

Merkez Bankası’nın İlk Faiz Artırımı
USD/TL kuru yıla başlarken 3,78, Merkez Bankası GLP faizi yüzde 12,75 idi. Kur, ilk 4 ayda 4,10’a yaklaştığında MB PPK, faizi yüzde 13,50’ye yükseltti. Bu artış, kur üzerindeki baskıyı kaldırabilecek kadar güçlü bir artış değildi. Kur üzerinde birkaç yönden baskı vardı. Her şeyden önce Fed, parasal sıkılaştırma patikasına girmiş olduğu için Dolar dışarıda güçlenmeye başlamış, ABD tahvil faizleri yükselişe geçmişti. Bu, bizim gibi dış finansman ihtiyacı yüksek olan ekonomilere fon girişinin azalmasına yol açıyor ve dolayısıyla kur üzerinde baskı yaratıyordu. 18 Nisan’da erken seçim kararı açıklandıktan sonra piyasalarda, artan belirsizlik nedeniyle ekonomide yeni dalgalanmalar ortaya çıktı. Bu dalgalanmalar, kurlar üzerinde yukarı yönlü baskıyı artırırken, enflasyonda düşüş olasılığını ortadan kaldırdı.

22 Mayıs 2018 Salı

Kurlar Niçin Yükseliyor?

Son dönemde TL’nin özellikle Dolar ve Euro karşısında değer kaybında yaşanan hızlanmanın birçok nedeni var. Bunlardan bazısı bizim dışımızdaki nedenlerden kaynaklanıyor. Mesela Dolar Endeksi yükseliyor. Ayrıca Euro/Dolar paritesi de Dolar lehine değişiyor. Bu demektir ki Dolar, diğer paralara karşı değer kazanıyor. Bu değişimin etkisi diğer paralarda olduğu gibi TL’de de değer kaybı yaratıyor.
Buna ek olarak Türkiye’nin 2018 yılında (Şubat Aralık dönemi) yapması gereken dış borç geri ödemesi tutarı toplamda 93,5 milyar Dolar. Bu projeksiyona ilişkin tabloyu aşağıda sunuyorum (Kaynak: Hazine Müsteşarlığı, Türkiye Dış Borç Ödeme Projeksiyonları.)

20 Mayıs 2018 Pazar

Orta Gelir Tuzağında 40 Yıl

Orta gelir tuzağı; bir ekonominin belirli bir kişi başına gelir düzeyine ulaştıktan sonra orada sıkışıp kalması halini tanımlamak üzere kullanılan bir deyimdir. Orta gelir tuzağı bir ekonomide kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye gidememesi  halini ya da belirli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra durgunluk içine girilmesi durumunu ifade eder. Bu tanımda açık olmayan konu hangi gelir düzeyinin orta gelir düzeyi olarak kabul edilmesi gerektiği meselesidir.

Orta gelir tuzağı yaklaşımı ilk kez ortaya atıldığında ABD’de kişi başına düşen gelirin yüzde 20’sinin ekonomiler açısından orta gelir düzeyi olarak kabul edilmesi esasına dayanıyordu. Sonradan Dünya Bankası’nın ekonomiler sınıflandırmasında esas aldığı orta gelirli ekonomilerde kişi başına gelir tavanı ölçü olarak kullanılır oldu. Benim tanımım daha farklı. Ben, orta gelir ölçüsü olarak dünya GSYH’sinin dünya nüfusuna bölünmesiyle ortaya çıkan kişi başına ortalama gelirin orta gelir olarak alınmasını öneriyorum.

18 Mayıs 2018 Cuma

Bu Kez Geçmişi de Sattık

Türkiye, eskiden kamu kesimi açıklarını kapatmak için geleceği satardı. Yani iç ve dış borçlanma yapar, gelecekte elde edeceği gelirleri belirli bir indirimle peşin tahsil eder, bununla açığını kapatırdı. Son 16 yılda geleceği satmaya devam ederken bir yandan da özelleştirmeler aracılığıyla geçmişi satıp paraya çevirmeye başladı. Kamu parasıyla yapılmış olan kuruluşlar, tesisler, üretim birimleri satıldı ve açıklar kapatıldı.   

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Son 16 Yıl ve 2018 Falı

2001 Krizi ve Sonrası
2001 krizi, Türkiye ekonomisinin yaşadığı önemli krizlerden birisidir. 2000 yılı sonundan krizin olduğu 2001 yılı sonuna ve 2002 yılı sonuna kadar ekonomide şöyle bir gelişme yaşanmıştır (veriler için kaynak: IMF, veri tabanı.)

Makro Göstergeler
2000
2001
2002
GSYH (Cari fiyatlarla, USD)
273,1
200,3
238,3
Büyüme Oranı (%)
6,6
-5,9
6,4
Kişi Başına Gelir (USD)
4.219
3.053
3.589
İşsizlik Oranı (%)
6,0
7,8
9,8
Enflasyon (%)
39,0
68,5
29,7
USD/TL Kuru
675.004
1.453.615
1.311.636
Bütçe Dengesi / GSYH (%)
-8,4
-11,8
-11,4
Kamu Borç Stoku / GSYH (%)
51,6
76,1
72,0
Cari Denge / GSYH (%)
-3,6
1,9
-0,3

13 Mayıs 2018 Pazar

Bu Arada Kitapları da İhmal Etmeyelim

Gündem oldukça yoğun görünüyor bugünlerde. Ekonomide ciddi dalgalanmalar yaşanıyor, siyasette seçim havası etkili oluyor. Bir yandan da yeni kitaplar piyasaya çıkıyor. Yeni okuduklarımdan bazılarını, değerlendirmelerimle birlikte paylaşmak istiyorum.

Emre Kongar, Atatürk Nutuk, Remzi Kitabevi, 2018
Atatürk’ün Nutuk’u, Türk Kurtuluş Savaşının öncesini, savaşı ve sonrasını anlatan eşsiz bir hazinedir. Her okuyuşumda yeni şeyler öğrenirim. Dünyada pek çok devrim olmuştur ama en önemlilerinden birisi kuşkusuz Türk Devrimidir. Bu devrimi, onu planlayan, yaşama geçiren Atatürk’ün kendi kaleminden okumak müthiş eğiticidir. Emre Kongar, Nutuk’un en önemli bölümlerini titizlikle seçerek ve girişlerine kendi yorumlarını ekleyerek çok güzel ve anlamlı bir seçki kitabı yazmış. Böylece görüşler, açıklamalar, yorumlar arasında bağlantıların kurulmasını kolaylaştırmış ve anlamlı hale getirmiş. Benzer bir çalışmayı ben de yapmak istiyor ve ona göre Nutuk’tan notlar alıyordum. Emre Kongar’ın bunu, benim yapacağımdan çok daha güzel yapmış olduğunu görünce çok mutlu oldum ve keyifle okudum. Türk kurtuluşunu ve devrimini bir kez daha gözden geçirmek isteyen herkese bu kitabı okumasını öneriyorum.

11 Mayıs 2018 Cuma

Ekonomi Politikası Zor Durumda

Ekonomi politikası iki temel alt politika ile bazı destekleyici politika araçları ve bazı alternatif politika araçlarından oluşuyor. İki temel alt politikadan birisi vergiler, kamu harcamaları ve kamu borçlanması gibi araçların toplandığı maliye politikası. Öteki de faizler, zorunlu karşılıklar ve açık piyasa politikası gibi araçların toplandığı para politikası. Bu iki temel politikanın yanında teşvik politikası, destekleme politikası, dışticaret politikası gibi maliye politikasını destekleyici bazı politikalar ve planlama, gelirler politikası gibi bazı alternatif politikalar da bulunuyor. Hatta para basma bile bir ekonomi politikası aracı olarak kabul edilebilir. Küresel krizle birlikte para basma şekil değiştirip parasal gevşeme (quantitative easing) adını alsa da işin özü değişmedi.  

6 Mayıs 2018 Pazar

Silahlanma / Savunma Harcamaları


Ülkeler, yarattıkları GSYH’nin önemli bir bölümünü silahlanma, savunma, askeri malzeme imaline ya da satın alınmasına harcıyor.

Dünya GSYH’si 2017 yılı itibariyle 79,9 trilyon Dolar olarak hesaplanıyor. Aynı yıl dünya yıl ortası nüfusu 7,4 milyar kişi olarak tahmin ediliyor. Buna göre kişi başına ortalama yıllık gelir kabaca 10.800 Dolar olarak bulunuyor.

2017 yılında silahlanma/savunmaya 1,7 trilyon Dolar harcandığına göre kişi başına silahlanma/savunma harcaması 230 Dolar ediyor.

Silahlanma/savunmaya harcanan 1,7 trilyon Doların 1,5 trilyon Dolarlık bölümünü 20 ülke harcıyor (Ek Tablo 1.) Bu 20 ülkenin toplam GSYH’si 62,7 trilyon Dolar, bir başka deyişle küresel GSYH’nin yüzde 78,4’ü. Bu ülkelerin silahlanma/savunmaya harcadığı paraların küresel silahlanma/savunma harcamaları içindeki payı yüzde 88.

3 Mayıs 2018 Perşembe

Ne Kadar Açık O kadar Büyüme Modelinin Sonuna Doğru


Türkiye ekonomisinin potansiyel büyüme oranı, en basit yöntem kullanılarak yani uzun yıllar ortalaması alınarak, yüzde 5 olarak hesaplanıyor. Ne var ki bu büyüme oranı ya yüksek bütçe açığı ya da yüksek cari açık vererek sağlanan bir büyüme oranı olduğu için sürdürülebilir bir oran değil. Bu ortalamaya giren yılların çok büyük çoğunluğu bütçe açığı ve cari açığın birlikte olduğu (ikiz açık) bir finansman modeline dayanıyor. Türkiye’nin bu büyüme ortalamasını sürdürebilmek için bugün yapmak zorunda olduğu yatırımların GSYH’ye oranı yüzde 30 dolayında görünüyor. Buna karşılık Türkiye’nin bu yatırımları karşılamakta kullanabileceği tasarrufların GSYH’ye oranı yüzde 25 dolayında bulunuyor. Aradaki fark ise cari açığı oluşturuyor. İkiz açığın diğeri olan bütçe açığının GSYH’ye oranı ise 2017 yılı itibariyle yüzde 1,5 dolayında bulunuyor. Bu görünüm son yıllarda ortaya çıktı. 2000’lere gelinceye kadar cari açık yüzde 1 – 2 dolayında, bütçe açığı ise yüzde 10 dolayındaydı. Yani Türkiye, 2000’lere kadar büyümenin gerektirdiği yatırımları bütçe açığı vererek ve onu finanse ederek, 2000’lerden sonra cari açığı büyüterek ve onu finanse ederek yürüttü. Bunun sonucu olarak da iç ve dış borçları arttı.

1 Mayıs 2018 Salı

Seçim Ekonomisi


Seçim Ekonomisi Nedir?  
Seçim ekonomisi uygulaması son günlerde en çok konuşulan mesele oldu. Önce seçim ekonomisini tanımlamaya ve çerçevesini belirlemeye çalışalım. Seçim ekonomisi; siyasal iktidarın gelecek seçimlerde yeniden iktidara gelebilmek için ekonominin araçlarını bu amaçla kullanması ve yönlendirmesi olarak tanımlanabilir. Memur maaş zamları, emekli maaşlarının artırılması, asgari ücretin yükseltilmesi, tarımsal destekler, vergi oranlarının düşürülmesi, vergi cezalarının affedilmesi, vergi ödemelerinin ertelenmesi maliye politikasının seçim ekonomisine alet edilmesinin temel araçlarını oluşturuyor. Yüksek enflasyona karşın faizlerin artırılmaması, kredi genişlemesini teşvik edici uygulamalar, para arzının artırılması gibi uygulamalar da para politikasının seçim ekonomisinin emrine girdiğinin kanıtını oluşturan gelişmeler olarak sınıflandırılıyor. Seçim ekonomisi dünyanın her yanında az ya da çok uygulanan bir yaklaşım. Bu uygulamalar demokrasinin geliştiği, şeffaflığın, hesap verilebilirliğin arttığı ekonomilerde düşük düzeyde kalırken, demokrasinin fazla gelişmediği, şeffaflığın, hesap verilebilirliğin azaldığı ekonomilerde oldukça fazla yer tutuyor.  

28 Nisan 2018 Cumartesi

Merkez Bankası Faizi Artırdı da Ne Oldu?


Merkez Bankası, politika faizi adı altında dünyaya farklı bir oran ilan etse de (yüzde 8,0) asıl politika faizi halini almış olan geç likidite penceresi imkânı (GLP) faizini hafta içinde yüzde 12,75’den 13,50’ye yükseltti. Kasım 2017’den bu yana Merkez Bankası’nın politika faizi de, ortalama fonlama maliyeti de GLP faizidir. Dünyada, gün sonunda hesaplarını kapatamamış bankalar için uygulanan GLP imkânı 2017 yılına kadar bizde de aynı amaçla kullanılırdı. 2017 Ocak ayında kurlarda yaşanan hızlı artışların enflasyona etkisine karşı önlem almak isteyen Merkez Bankası bu imkânı olağan haller için fonlama aracı haline getirdi ve Kasım ayından itibaren de yalnızca bu aracı kullanır oldu.

23 Nisan 2018 Pazartesi

Merkez Bankasının Altınları Meselesi

Kamuoyunda bilen bilmeyen herkesin üzerinde konuştuğu konular var. Bunlardan birisi de Merkez Bankası’nın altınları. En çok konuşulan konu da bu altınların nerede olduğu meselesi En çok sorulan soru ise bu altınların niçin Merkez Bankası kasalarında saklanmadığı sorusu. 28 Aralık 2017 tarihli ve “Merkez Bankası’nın Altınları Nerede?” başlıklı yazımda Merkez Bankası’nın 500 ton dolayındaki altın rezervinin yaklaşık onda birinin Merkez Bankası kasalarında kalan kısmının İngiltere Merkez Bankası ve Fed’de saklandığına değinmiştim. Yazımda ayrıca altınları bu bankalarda saklamanın güvenlik önlemi dışında swap işlemlerinde de kullanılmak için oralarda tutulduğunu da açıklamıştım. Merkez Bankası’nın 2017 yılı Faaliyet Raporunda yer alan finansal tablolara baktığımızda 2017 yılı sonu itibariyle durumda değişiklikler olduğu görülüyor. Bu konuyu ve ortaya çıkan değişiklikleri ele alalım.

19 Nisan 2018 Perşembe

Merkez Bankası'na Esnek Faiz Politikası Önerisi

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısı yaklaşırken Banka’nın uyguladığı faiz oranı her zaman olduğu gibi yine tartışma konusu oluyor. Bu kez yabancı fonlar ve yatırımcılar Merkez Bankası’nın 25 ile 150 baz puan faiz artırması gerektiğini savunuyorken yerli fon yöneticileri Merkez Bankası’nın faiz artırmasına gerek olmadığını ileri sürüyorlar. Konuya objektif olarak bakarsak enflasyonun yüzde 10’un üzerinde seyrettiği ve TL’nin sepet kura karşı, erken seçim kararının olumlu etkisine rağmen, yılbaşına göre yüzde 8,5 kayıp yaşadığı bir ortamda Merkez Bankası’ndan faiz artırımı kararı beklenmesi doğrudur. Yerli fon yöneticileri burada yaşadıkları için ister istemez kendilerini sistemle özdeşleştiriyor ve Merkez Bankası’nın yerine kendilerini koyarak düşünüyorlar. Öyle olunca da konu objektif değerlendirmenin dışına çıkıyor ve Merkez Bankası’nın karşı karşıya kaldığı baskılar vb devreye girince faiz artıramayacağı düşüncesi ağırlık kazanıyor. Sonuçta kendilerini Merkez Bankası’nın yerine koyarak meseleye baktıkları için de faiz artırmaması gerektiği sonucuna varıyorlar.

Merkez Bankası’nın bankaları fonlamakta kullandığı üç aracı var: (1) Gecelik borç verme imkânı (mevcut faiz oranı yüzde 9,25), (2) Haftalık repo ihalesiyle borç verme imkânı (mevcut faiz oranı yüzde 8) ve (3) Geç likidite penceresi fonlama imkânı (mevcut faiz oranı yüzde 12,75). Merkez Bankası uzunca bir süredir haftalık repo ihalesi açmıyor ve bankaları haftalık olarak fonlamıyor. Bu durumda da politika faizi olarak ilan ettiği yüzde 8 oranındaki haftalık borç verme faizi hiçbir anlam taşımıyor. Buna karşılık dünyadaki Merkez Bankası faizleri listesinde bu yüzde 8’lik oran bizim Merkez Bankası’nın politika faizi olarak yer almaya devam ediyor. 2017 öncesinde geç likidite penceresi fonlaması sadece zor durumda olan bankalara kullandırılan bir imkân iken 2017 yılında önce gecelik borç verme imkânıyla birlikte sürekli kullanılmaya başlandı, sonra gecelik borç verme uygulaması da askıya alındı ve geç likidite penceresi fonlaması tek başına kullanılmaya başlandı. Bugünkü görünümde Merkez Bankası’nın dünyaya açıkladığı politika faizi yüzde 8 olsa da gerçekte bankaları gecelik olarak fonlamakta uyguladığı faiz yüzde 12,75.

18 Nisan 2018 Çarşamba

Erken Seçime Giderken Türkiye Ekonomisinin Görünümü


23 Ocak 2018 tarihli Erken Seçime Doğru başlıklı yazımı: “Bütün bu gelişmeler bize bir erken seçimin altyapısının hazırlandığını gösteriyor. Bu durumda öteden beri konuşulan 15 Temmuz dolayındaki bir tarihte erken seçim olması olasılığı, seçimin normal zamanında olmasından çok daha yüksek görünüyor” diye bitirmiştim (https://www.mahfiegilmez.com/2018/01/erken-secime-dogru.html.) O tarih itibariyle bu tahmine dayanak oluşturan veriler olarak şunları sıralamışım: “(1) 2017 yılında enflasyonla mücadele neredeyse tümüyle terk edildi ve genişletici maliye politikası devreye sokuldu (kredi garanti fonu çerçevesinde kredilerin artırılması, vergi indirimleri, sosyal güvenlik primi ertelemeleri.) (2) Bütçe açığının iki katına yakın borçlanmaya gidildi ve elde edilen paranın bir bölümüyle emanetlerde bekleyen ödemeler yapıldı. Böylece piyasa canlandırıldı. Kalan para da muhtemelen 2018 yılının ilk aylarında aynı amaçla kullanılacak. (3) Taşeron kuruluş kadrolarında yer alan yüzbinlerce insan devletin asli kadrolarına alındı. (4) Muhtemelen baz etkisiyle yılın ilk yarısında enflasyonda bir gerileme görülecek. (5) Oy oranları üzerinde en fazla etkisi olan büyüme oranında 2017 yılında yüzde 7’nin üzerinde bir artış sağlanması bekleniyor. (6) Afrin harekâtı, iktidara önemli bir duygusal destek sağlıyor.

17 Nisan 2018 Salı

Küresel Ekonomi ve Türkiye Ekonomisi


Küresel Görünüm 
IMF, her yıl Nisan ayında yaklaşık 200 ekonominin durumunu ele alan ve tahminlerini gösteren Dünya ekonomik Görünümü Raporunu yayınlar. Ben de bu raporun ekinde yer alan istatistiklerden giderek küresel bir değerlendirme yapacağım.

2018 yılında küresel GSYH’nin cari fiyatlarla 87,5 trilyon USD’ye, satınalma gücü paritesiyle (SAGP) 135 trilyon USD’ye ulaşacağı tahmin ediliyor.

15 Nisan 2018 Pazar

Türkiye Ekonomisinin Dünyadaki Yeri


Türkiye Ekonomisin Dünya Ekonomisindeki Payı
Ülkelerin birçok gösterge açısından dünyadaki yeri ölçülüyor ve açıklanıyor. Bu göstergelerin bir bölümü GSYH, borçluluk, yatırımlar, dışticaret gibi maddi değerlere bir bölümü yargı bağımsızlığı, eğitim kalitesi, basın özgürlüğü gibi kısmen madden ölçülebilen kısmen de algılara dayalı anketlerle varılan sonuçlara dayanıyor. Burada Türkiye’nin dünya ekonomisindeki payı, GSYH büyüklüğü, kişi başına gelir açısından dünyadaki yerini ve 2000 yılından 2017 yılına bu değerlerdeki değişimi ortaya koymaya çalışacağım. Bu 3 konuyla ilgili 3 ayrı tablo hazırladım (Tablolardaki veriler için kaynaklar: IMF WEO Database, Knoema, Haver Analytics ve Trading Economics.)

İlk tablo dünya GSYH’sinden en yüksek payı alan 20 ülkenin satınalma gücü paritesine göre hesaplanmış GSYH’lerinin 2000 ve 2017 yılları itibariyle karşılaştırılmasını gösteriyor.

13 Nisan 2018 Cuma

TL’deki Değer Kaybının Ne Kadarı Dışarıdan Ne Kadarı İçeriden?


Sorunun Ortaya Konulması
Ülke parasının yabancı paralara karşı uğradığı değer kaybının ne kadarlık kısmı dış gelişmelerden ne kadarlık kısmı iç gelişmelerden olur? Son zamanların çokca tartışılan konuları arasında bu da yer alıyor. Bazılarına göre TL’nin değer kaybı tamamen dış gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkıyor, bazılarına göre bu kayıplarda iç gelişmelerin yani Türkiye’ye özgü gelişmelerin de etkisi var. Bir paranın yabancı paralara karşı uğradığı değer kaybının ne kadarının dışarıdan ne kadarının içeriden kaynaklandığını ölçebilmenin en kestirme yolu söz konusu parayı belirli bir zaman diliminde, aynı kategoride yer alan ülke paralarında ortaya çıkan değer kayıplarıyla karşılaştırmak. Karşılaştırmayı yaparken benzer ekonomileri seçmek hata yapmamak için çok önemli.

Gelişme yolundaki ekonomiler arasında üst lig olarak kabul edilen yükselen pazar ekonomileri kategorisinde sınıflandırılan Türkiye, 2013 yılından beri kırılgan beşli diye anılan bir grup içinde (Brezilya, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan ve Türkiye) ele alınıyor. Her ne kadar yakın zamanda kırılgan beşli (Arjantin Mısır, Pakistan, Katar ve Türkiye olarak) yeniden tanımlanmış olsa da bu yeni kategorilendirme fazlaca itibar görmemiş olduğu için eski grubu ele alarak bir değerlendirme yapmak daha uygun olacak gibi görünüyor.      

10 Nisan 2018 Salı

TL'deki Hızlı Değer Kaybının Nedeni


Türk Lirasının değer kaybının siyasal istikrarsızlıktan, jeopolitik nedenlere, ekonomi politikasını oluşturan alt politika çelişkilerinden dış dünyada oluşan gelişmelere kadar birçok nedeni var. Zaman içinde bu nedenlerden bazısı öne çıkıyor bazısı geride kalıyor. Bugünlerde yaşanan hızlı değer kaybının temel nedeni dış politika tutarsızlığı.

Türkiye, son dönemde Suriye’de izlediği dış politika yaklaşımında önceki durumuyla ciddi çelişkiler içine düşmüş bulunuyor ve o nedenle bocalayıp duruyor. Suriye meselesinde iki cephe oluşmuş durumda. Bir tarafta ABD, İngiltere, Fransa, İsrail ve Suudi Arabistan ve onlara destek veren Avrupa Birliği var. Diğer tarafta Rusya, İran ve Suriye var. Çin, bu konuda taraf değil. Türkiye, Nato üyesi olmasına karşılık Rusya ve İran ile bir arada görünüyor, üçlü toplantılar düzenliyor. Buna karşılık tıpkı ABD gibi Esad’ın karşısında yer alıyor. Oysa Rusya ve İran Esad’ı destekliyor. Rus Dışişleri Bakanı Türkiye’nin Afrin’i Esad güçlerine devretmesi gerektiğini söylüyor. Türkiye, tam anlamıyla iki arada bir derede bulunuyor.

8 Nisan 2018 Pazar

Son 10 Yılın Döviz Gelir ve Gideri


Aşağıdaki tablo Türkiye’nin küresel kriz sonrasındaki on yılda (2008 – 2017 dönemi) ödemeler dengesi gelişmelerinin birikimli sonuçlarını gösteriyor.

2008 - 2017 Dönemi / Milyar USD
GSYH
8.117,0
Cari Denge
-437,4
   İhracat
1.474,6
   İthalat
-2.054,5
   Mal Dengesi
-579,9
   Hizmet Gelirleri
419,9
   Hizmet Giderleri
-212,6
Hizmet Dengesi
207,3
   Birincil Yatırım Kaynaklı Gelir
54,0
   Birincil Yatırım Kaynaklı Gider
-136,2
Birincil Kaynaklı Gelir Gider Dengesi
-82,2
   İkincil Yatırım Kaynaklı Gelir
17,4
17,4
Sermaye Hesabı
-0,4
Cari Denge + Sermaye Hesabı
-437,8
Finans Hesabı
437,8
   Doğrudan Yatırım Varlık
-33,7
   Doğrudan Yatırım Yükümlülük
134,8
Doğrudan Yatırım Dengesi
101,1
   Portföy Yatırımları Varlık
-7,7
   Portföy Yatırımları Yükümlülük
141,2
Portföy Yatırımları Dengesi
133,5
   Diğer Yatırımlar Varlık
-12,0
   Diğer Yatırımlar Yükümlülük
207,1
Diğer Yatırımlar Dengesi
195,1
Net Hata ve Noksan
36,0
Rezervler
-27,9

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...