15 Aralık 2018 Cumartesi

İkarus Sendromu

Atinalı mimar Daedalus[i], işlediği bir suç nedeniyle sürgün edildiği Girit’te Kral Minos tarafından, insan yiyerek beslenen yarı boğa yarı insan biçimindeki, Minotaurus adlı oğlunu hapsetmek için bir labirent inşasıyla görevlendirilir.   

Daedalus içinden çıkılması mümkün olmayan bir labirent inşa eder ve Minotaurus yakalanarak oraya hapsedilir. Canavar için sürekli 7 kadın 7 erkek kurban olarak labirente atılmaktadır. İnsanlar buna başkaldırsa da krala bir şey yapamazlar. Günün birinde Thesseus, kurban adayı olarak canavarla savaşıp onu öldürmek amacıyla Girit’e gider. İşi bitince içeriden çıkabilmek için Daedalus’a bunu nasıl yapacağını sorar. Daedalus, ona bir ip yumağının ucunu labirentin girişinde bir yere bağlayarak ilerlemesini ve dönüşte de ipi izlemesini söyler. Thesseus labirente girer, canavarı bulur, onu öldürür, sonra da ipi izleyerek labirentten çıkar. Thesseus, kral Minos’un kızı Ariadne’ye aşıktır. Babası izin vermediği için onu Girit’ten kaçırır. Buna çok kızan Minos, labirentin sırrını Thesseus’a veren Daedalus’u cezalandırmak için onu yapımda kendisine yardım eden oğlu İkarus ile birlikte labirente hapseder. Daedalus’un yaptığı labirent öyle karmaşıktır ki kendisi bile çıkış yolunu bulamaz. Üstü açık olan labirentin üzerinden uçan kuşların dökülen tüylerini toplar, sonra bu tüyleri balmumuyla yapıştırarak kanatlar yapar. İkarus’la birlikte bu kanatları kollarına bağlarlar ve uçmak için hazırlanırlar.

9 Aralık 2018 Pazar

Kassandra Laneti ve İktisatçılar

Yunan mitolojisinin en ilginç öykülerinden birisidir Kassandra’nın öyküsü.

Kassandra, Troya kralı Priamos ve kraliçe Hekabe’nin kızı, Hektor ve Paris’in kız kardeşidir. Tek isteği geleceği görebilen bakire bir rahibe olmaktır.

Zeus ile Leto’nun çocukları olan Apollon, mitoloji kaynaklarında tüm sanatların, müziğin, güneşin, şiirin ve ateşin tanrısı olarak geçer. Ayrıca kâhin özelliği taşıyan Apollon, geleceği görme yetisine ve bu yetiyi insanlara geçirebilme gücüne sahiptir. Homeros’un İlyada’sında Apollon, Troya’nın koruyucu tanrısı olarak yer alır ve Troya’da adına inşa edilmiş bir tapınak vardır.

3 Aralık 2018 Pazartesi

Enflasyon Nasıl Düştü?

Enflasyonda Hızlı Düşüş
Kasım ayında hem tüketici düzeyinde hem üretici düzeyinde hem de çekirdek enflasyonu temsil eden C Endeksi düzeyinde enflasyon oranlarında ciddi bir düşüş yaşandı. TÜFE, Ekim ayına göre 3,64, Yİ-ÜFE de 6,47 puanlık düşüşler sergiledi. Bu büyük düşüşler, öteden beri TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranları konusunda kuşku duyan insanlar üzerinde yaygın bir inanma sorunu yarattı. Açıklamanın ardından twitter üzerinden yaptığım 1 saat süreli bir ankete 17.888 kişi oy vererek katıldı ve katılanların yüzde 88’i bu sonuca inanmadığını ifade etti.

26 Kasım 2018 Pazartesi

Döviz Kurunun Ekonomik Kararlar Üzerindeki Etkisi

Türk Lirasında son yıllarda yaşanan hızlı değer kayıpları 2001 krizi sonrasında giderek azalmaya başlamış olan para ikamesi olgusunun yeniden ortaya çıkmasına yol açtı.

‘Para ikamesi’ deyimi, yüksek enflasyonla yaşayan ekonomilerde yerel para yerine yabancı para tutma eğiliminin tanımlanması amacıyla kullanılan bir deyim. Dolarizasyon da deniyor. Yabancı para tutanların yabancı paralarını bozdurup yerli parayı tercih etmelerine yol açan bu tür tersine dönüş eğilimine de ‘ters para ikamesi’ adı veriliyor. 

24 Kasım 2018 Cumartesi

Finansal Piyasalara Bakarak Ekonomideki Gidişi Anlamak Her Zaman Mümkün Değildir

Bugünlerde pek çok kişi “ekonomi kötüye gidiyor deniyor ama kur ve faiz düşüyor ne dersiniz?” diye soruyor. Gerçekten de son haftalarda TL değer kazanıyor ve faizler de düşüyor. Borsa endeksi ise pek değişmiyor.

Son bir ayın finansal piyasalardaki görünümü şöyledir: (Üstte solda USD/TL kur grafiği, sağda EURO/TL kur grafiği, altta solda BIST 100 endeksi grafiği, sağda 2 yıllık tahvil faizi grafiği. Kaynak: Bloomberg HT.)



18 Kasım 2018 Pazar

Faizler Nasıl Düşürülür?

1970’lerde Fiyat belirlemek serbest değildi. Fiyat artırmak isteyenler çeşitli bakanlık temsilcilerinden oluşan Fiyat Tespit Komitesi adlı bir komiteye başvurup oradan onay almak zorundaydı. O dönemde bu izinleri almadan fiyat artıranlarla kolluk kuvvetleri uğraşırdı. Faizler de serbest değildi. Merkez Bankası belirlerdi faizlerin tavanını. Bankalar faizle sağlayamadıkları rekabeti çeşitli ikramiye çekilişleriyle sağlamaya çalışırlardı.

Bunların çoğu dönemin koşullarından kaynaklanan düzenlemelerdi. Döviz kurlarının belirlenmesi sabit kur yöntemiyle yapılırdı. Ayrıca kambiyo denetimi vardı. Kimse istediği dövizi alıp satamaz, bankalarda döviz hesabı açamazdı. Sermaye hareketleri serbest değildi.

14 Kasım 2018 Çarşamba

Finanse Edilmeyen Cari Açık Olmaz Ama Nasıl Finanse Edildiği Önemlidir

Cari Açık Otomatik Olarak Finanse Edilir mi?
Bir zamanlar çok yaygın bir söylem vardı: “Finanse edildiği sürece cari açık sorun olmaz.” Sonrasında bu yaygın söyleme yaygınlık kazanmış bir başka söylemle yanıt verilir oldu: “Finanse edilemezse zaten cari açık verilmez.”

Aslında söylemlerin ikincisi daha doğru. Ortada bir açık varsa bir şekilde finanse edilmiş olmalı. Sorun asıl olarak nasıl finanse edilmiş olduğunda ortaya çıkıyor.

13 Kasım 2018 Salı

Yine Kitaplar

Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Dönüşüm Taner Berksoy’a Armağan, Derleyenler: Nazım Engin, Erhan Aslanoğlu, Oral Erdoğan, Burhan Can Karahasan, Kenan Tata, İmge Kitabevi, 2018
Bu kitabın nasıl bir uğraşı sonucu bu noktaya geldiğini dışarıdan da olsa yaşadığım için kitabı derleyenlerin emeklerinin her türlü teşekkürü hak ettiğini vurgulayarak başlayayım değerlendirmeme. Kitap, Taner Berksoy’un anılarıyla başlıyor ve sonra 30 önemli akademisyenin son derecede önemli konular üzerine yazdığı makaleleriyle devam ediyor. Ekonomi ve sosyal bilimler öğrencileri için olduğu kadar akademisyenler ve konuyla ilgilenenler için de esaslı bir başvuru kitabı. Ayrıca Taner hocanın anlattıklarıyla Asaf Savaş Akat’ın iktisat öğretimi üzerinde yazdığı makale bu konularda eğitim alacaklar için de rehber niteliği taşıyor. Bendeniz kitaba Türkiye’nin dış finansmana bağımlılığı konusundaki uzun makalemle katkıda bulundum. Osmanlı’da kapitülasyonlar ve dış borçlarla başlayan dış finansmana bağımlılığın nasıl geliştiğini, nasıl sonlandırıldığını ve 1950’lerden başlayarak yeniden nasıl ortaya çıktığını ele alarak inceledim.

Önemli makalelerle dolu bu kitabı herkese öneriyorum.

10 Kasım 2018 Cumartesi

Gerçek Yapısal Reformlar Atatürk Devrimleridir

Yapısal reform mutlak monarşiyi cumhuriyete dönüştürebilmektir (1923.) Hilafetin kaldırılması (1924), şeri hukukun yerine medeni hukukun yürürlüğe konulması (1926), eğitimin dinsel temelden bilimsel yapıya dönüştürülmesidir (1924.) Çiftçiyi ezen aşarın kaldırılmasıdır (1925.) Dünyada pek az ülkede varken kadınlara erkeklerle eşit haklar verebilmektir (1926.) Uçak fabrikasını 1926 yılında kurabilmektir yapısal reform. Okullarda karma eğitime geçilmesi (1927), kendi dilinde konuşup yazabilmeyi sağlayan harf ve dil devrimlerinin yaşama geçirilmesidir (1928.) Yabancılara tanınan ayrıcalıkların kaldırılması (1926), ulusal merkez bankasının kurulmasıdır (1931.) Halkevlerinin açılmasıdır (1932.) Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesidir (1934). Laikliğin kabul edilmesidir yapısal reform (1937.) 

Filanca kanunun falanca maddesinin değiştirilmesiyle yapısal reform yapılmaz. Belki iyi bir şey yapılmış olur ama her iyi şey yapısal reform değildir. Yapısal reform bir toplumun yapısını ileriye doğru değiştirebilmektir.

Bilimsel düşüncede mucizeye yer yoktur. Ama eğer illa mucize aranacaksa Osmanlı’nın yıkıntıları üzerinde bir Cumhuriyet kurup bu yapısal reformları yapmak bir mucize olarak kabul edilebilir mesela.


Saygıyla, minnetle…

6 Kasım 2018 Salı

Enflasyonla Göstermelik Mücadele

Türkiye, hiçbir zaman enflasyonla gerçek anlamda mücadele etmedi. Hep mücadele eder gibi yaptı. 1980’lerde enflasyon başını alıp giderken zamanın hükümetleri enflasyonu birinci sorun olarak aldıklarını söyleseler de aslında birinci sorunları her zaman büyümeydi. Turgut Özal başbakanken kendisine enflasyonu anlatan bürokratlara “siz bana büyümeyi anlatın ben halka enflasyonu anlatırım” derdi. Bunun mantığı çok açıktı. Büyüme demek yatırım, yeni iş sahaları ve dolayısıyla istihdam artışı demekti. Enflasyonla mücadele uğruna büyümenin düşmesini dolayısıyla işsizliğin artmasını göze alamıyordu siyasetçi. Böylece Türkiye büyüme uğruna giderek yükselen bir enflasyonla yoluna devam etti. Sonunda büyümeyi kaybetti, elde enflasyon kaldı.

3 Kasım 2018 Cumartesi

Piyasalarda Son Durum ve Türkiye

Türk Lirası son dönemde en hızlı toparlanan para birimi oldu. Bu hafta içinde TL toparlanırken bir yandan faizler geriledi, borsa da düştüğü yerden kalkmaya başladı.

Dünya ve Türkiye piyasalarına bir bakalım.

1
2
3
3 vs 1
3 vs 2
Piyasa Göstergeleri
2017
2 Ekim 2018
2.11.2018
%
%
ABD 10 Yıllık Tahvil Faizi
2,41
3,06
3,22
33,6
5,2
TR 10 Yıllık Tahvil Faizi
11,43
17,70
17,10
49,6
-3,4
TR 2 Yıllık Tahvil Faizi
13,40
26,06
23,10
72,4
-11,4
BIST 100
115.333
98.161
94.123
-18,4
-4,1
Brent Petrol USD/Varil
66,87
84,35
72,83
8,9
-13,7
Altın USD/Ons
1.303
1.203
1.233
-5,4
2,5
Altın TL/Gram
158,8
231,6
215,1
35,5
-7,1
USD / TL
3,7872
5,9851
5,4327
43,4
-9,2
Türkiye CDS Primi
155
394
374
141,3
-5,1

1 Kasım 2018 Perşembe

Ekonomi Politikasında İlginç Denemeler

Ekonomi politikası, ekonomi bilimi ile uygulamayı bir araya getiren bir daldır. Biraz bilim, biraz sanat, biraz uygulama, sosyoloji, psikoloji, bolca deneyim ve tarih bilgisini harmanlamayı gerektirir.

Ekonomi bilimi evrenseldir. Yani arz ve talep, piyasanın işleyişi, piyasa biçimleri, ekonominin aktörleri her ülkede vardır ve birbirine çok benzer. Bir ekonomide kullanılacak analiz aracı öteki ekonomide de geçerlidir. Örneğin fiyatlar genel düzeyinin sürekli bir yükseliş içinde bulunması ABD’de de İngiltere’de de Türkiye’de enflasyon olarak adlandırılan olguya işaret eder. Eksi büyüme ile enflasyonun birleştiği durum İran’da da Japonya’da da İspanya’da da slumpflasyon olarak adlandırılan olgudur.

27 Ekim 2018 Cumartesi

Sepet Dolusu Kitap

Coşkun Can Aktan, Yeni İktisat Okulları ve İktisadi Düşünce, Seçkin Yayınları
Prof. Dr. Coşkun Can Aktan’ın bu kitabı ekonomi biliminin gelişiminde katkısı olan düşünce okullarını ve onların ortaya koydukları düşünceleri değerlendiriyor. Kitap, ekonomiyle uğraşan insanlar için her zaman çekici bir alan olan düşünce tarihi ve ekonomi okulları konusunu kronolojik olarak, olabildiğince anlaşılır bir biçimde ele alıyor. Aktan’ın bu kitabı, ekonomi öğrencileri için kaynak niteliği taşımasının yanı sıra ekonominin zaman içinde gelişimi konusuna ilgi duyan herkesin okuyup yararlanabileceği bir kitap olarak öne çıkıyor.   

20 Ekim 2018 Cumartesi

Korumacılık ve Türkiye

Uluslararası Ticarette İki Farklı Yaklaşım
Uluslararası ticaret konusunda başlıca iki teori vardır: Liberal teori ve milliyetçi teori. Liberal teori yandaşları Adam Smith’den bu yana uluslararası ticaretin serbest olmasını, korumacılığa yer verilmemesini savunurlar. Onlara göre uluslararası ticaretin serbestliği uluslararası refahın artmasını sağlar. David Ricardo ile doruk noktasına varan bu yaklaşım uluslararası ticarete giren her ülkenin kazançlı çıkacağı iddiasındadır. Milliyetçiler tersi düşüncededirler. Onlara göre uluslararası ticaretin serbestliği ülkelerin gelişmelerine sekte vurur. Milliyetçi teorinin temelini oluşturan yerli sanayiyi korumayı amaçlayan ithal ikameci görüşler Amerikan Hazine Bakanı Alexander Hamilton tarafından 1700’lerin sonuna doğru ortaya konulmuştur. Bu iki görüş zaman içinde birbiriyle çekişerek küresel sistemde zaman zaman serbest ticaretin zaman zaman da ithal ikamesine dayalı korumacılığın öne geçtiği bir gelişim tutturmuşlardır.

12 Ekim 2018 Cuma

İktisatçıların Günü

İşler iyi giderken sahne finansçılarındır. Nereden, nasıl en çok para kazanılır, ekonomideki gidiş nasıl değerlendirilir de kazançlar artırılır onlar bilir ve anlatırlar. En ince hesapları yaparlar, hangi yatırım aracından hangisine ne zaman geçileceğini net bir biçimde söylerler. İşler iyi giderken gözler hep finansçıları arar, kulaklar onlara döner. Tek kelimelerini kaçırmamaya çalışır yöneticiler ve karar alıcılar. Şirketlerde bir de iktisatçılar vardır. Hepsinde yoktur ama televizyon kanallarında, sosyal medyada ya da yazılı basında vardırlar en azından. Finansçılar kadar gözde olmasalar da onlar da bir şeyler söylerler, yazarlar. İyi zamanlarda insanların büyük bölümü onların dediklerini pek dinlemez, dinler görünenler de kendilerini vermediği için ne dediklerini pek anlamaz. Sağ olsunlar iktisatçılar da anlaşılmaz konuşmayı sevdiklerinden midir yoksa konunun karmaşıklığından mıdır anlaşılmaya pek çaba göstermezler. Büyük şirketlerde ve özellikle finans şirketlerinde bir iktisatçı bulunur. Bazı toplantılara çağrılır ve görüşleri sorulur. Çağrıldığında genellikle iyi giden işlerin hep böyle gitmeyebileceğini, makro dengelerin bozulmaya başladığını, böyle bir durumda şirketin zor duruma düşebileceğini ve şimdiden önlem alınması gerektiğini anlatıp gider. Çoğu yönetici iktisatçının anlattıklarından pek hoşlanmaz. Şirket çalışanlarının gerekli gereksiz moralini bozduğunu düşünürler. Hatta işten çıkarıp çıkarmamayı kafalarında evirip çevirirler. Ya unutulduğu için ya da çok maliyetli olmadıkları için iktisatçılar işte kalmaya devam ederler. 

10 Ekim 2018 Çarşamba

Resesyon mu Stagflasyon mu?

Krizlerin tanımları
Türkiye ekonomisine ilişkin tahminler ortaya çıktıkça başta stagflasyon olmak üzere resesyon, slumpflasyon, depresyon gibi kriz çeşidini tanımlayan kavramlar da ortada dolaşmaya başladı. Nerede oluğumuzu ve nereye gittiğimizi belirlemeden önce bu kavramları bir kez daha ele alalım.

Enflasyon 
Enflasyon en basit tanımıyla fiyatlar genel düzeyinde ortaya çıkan sürekli artış demektir. Bu basit tanımı ayrıntılarıyla bir kez daha ortaya koyalım: (1) Tek tek fiyat artışları enflasyon olarak tanımlanamaz. (2) Fiyatlar genel düzeyinin sürekli bir artış içinde olması gereklidir. Bir veya birkaç malın fiyatının sürekli artış göstermesi, ya da bütün malların bir defa artış göstermesi enflasyon değildir.

Deflasyon
Deflasyon en kısa tanımıyla fiyatlar genel düzeyinde sürekli düşüş halidir. Burada dikkat edilmesi gereken konu fiyat düşüşünün genel olması ve süreklilik göstermesidir. Bir başka ifadeyle bir ya da iki malın fiyatının düşmesi ya da bütün malların fiyatının bir defaya özgü olarak düşmesi deflasyon olarak tanımlanamaz. 

Resesyon
Resesyon ekonomide küçülme halidir. Bununla birlikte ekonomide bir çeyreklik dönemde yaşanacak bir küçülme hali resesyon olarak tanımlanmamaktadır. Ekonomide üst üste iki çeyrek GSYH küçülmesi yaşanmışsa resesyon söz konusu demektir.

Depresyon
Bir ekonomide ekonomik küçülmenin sürekliliği ve diğer ekonomik faaliyetlerin uzun süre canlılığını yitirmesi hali depresyon durumunu ifade eder.

Stagflasyon   
Bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi büyümüyorsa yani sıfır dolayında bir reel büyüme sergiliyorsa o ekonomide stagflasyon (enflasyon içinde durgunluk) hali var demektir.

Slumpflasyon
Bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) hali var demektir. 

Bunlara ek olarak bir de genel olarak kriz diye tanımlanmayan ama krize yakın bir durum vardır: Enflasyon içinde büyüme. Bu, bir ekonomide reel büyümeye normal kabul edilen enflasyon oranının (yüzde 2 – 3) üzerinde bir enflasyonun eşlik etmesi halidir.

Türkiye’nin Bugünkü Durumu
Elimizdeki son verilere göre Türkiye yılın ilk yarısında yüzde 6,3 büyümüş durumda bulunuyor. Üçüncü çeyrekte büyümenin düşeceği tahmin edilse de ilk 9 ayın büyümesinin yüzde 5 dolayında olacağı düşünülüyor. Eylül ayı sonu itibariyle enflasyon oranının da yüzde 24,52 düzeyinde olduğunu dikkate alırsak Türkiye’nin mevcut durumunu enflasyon içinde büyüme olarak tanımlamamız mümkün görünüyor. Son çeyrekte büyümenin biraz daha gerilemesi ve yıllık büyümenin yüzde 3 – 4 arasında bir oranda olması bekleniyor. Yılsonu enflasyon oranının da yüzde 25 dolayında olması halinde Türkiye’nin 2018 yılını enflasyonun yükseldiği ve büyümenin düştüğü bir görünüm içinde tamamlayacağı anlaşılıyor.

2019’da Ne Bekleniyor?
2019’da Türkiye ekonomisinin nasıl bir konumda olacağına ilişkin beklentiyi dayandırabileceğimiz iki güncel tahmin seti var elimizde: Yeni Ekonomi Programı 2019 – 2021 ve IMF Dünya Ekonomik Görünümü Raporu Ekim 2018. Bu iki setteki 2019 büyüme ve enflasyon tahminlerini bir tabloda birlikte gösterelim.

2019
YEP
IMF
Büyüme
2,3
0,4
Enflasyon (yılsonu)
15,9
15,5

YEP tahminleri Türkiye’nin 2019’da düşük büyüme ve yüksek enflasyon içinde olacağını buna karşılık IMF tahminleri 2019 yılında Türkiye’nin stagflasyon (enflasyon içinde durgunluk) yaşayacağını anlatıyor. Ne var ki her iki tahmin seti de 2019 yılı için yıllık büyüme oranlarını verdiği için çeyrek dönemler itibariyle durumun nasıl gelişeceğini anlatmıyor. Örneğin IMF tahminlerinde 2019 yılının ilk iki çeyreği eksi büyümeyi öngörüyorsa o zaman o dönemde ekonomi resesyona girecek demektir.

Hangi açıdan bakarsak bakalım 2019 yılında Türkiye büyük olasılıkla stagflasyon ve/veya resesyon olgusuyla karşılaşacak gibi duruyor. İki çeyrekten öteye giden bir resesyon olgusu yaşanırsa o zaman slumpflasyonu da görme olasılığı söz konusu olabilir.  

Bu tahminler kuşkusuz eldeki mevcut verilere ve uygulanmakta olan ekonomi politikasına bakılarak yapılan tahminler. Türkiye doğru bir ekonomi politikası izlemeye başlarsa görünüm değişebilir.

7 Ekim 2018 Pazar

Son Okuduklarımdan Seçtiğim Üç Kitap

Gavin Menzies, 1421: Çin’in Dünyayı Keşfettiği Yıl, Türkçesi: Kardelen Kala, Kalkedon Yayınları
İngiliz Kraliyet Donanmasında uzun yıllar denizaltı subaylığı ve komutanlığı yapmış olan Gavin Menzies, denizcilik bilgisi, kartografi bilgisi ve tarih merakını bir araya getirerek eline geçen bir haritadaki tuhaflığı incelemeye başlıyor. Bu inceleme adeta bir yün yumağındaki yünün ucunu çekmek gibi ilerliyor. Yumak açıldıkça sürprizler çıkıyor. Menzies’in araştırmaları başka haritalar, dikili taşlar, bir takım bitki ve hayvanlar gibi birçok alana yayılıyor. Ve sonuçta Menzies, Vasco de Gama, Bartolomeu Dias ve Kristof Kolomb’dan yıllar önce Çinlilerin Ümit Burnundan geçtiğini, Güney kutbunu ve Amerika’yı keşfettiğini kanıtlıyor. Menzies ayrıca Piri Reis haritasının Çinli amirallerin çizdiği haritadan yararlanılarak çizildiğini ortaya koyuyor. 15’inci yüzyılın ilk çeyreğindeki bu keşifleri Ming Hanedanının 3’üncü İmparatoru Zhu Di’nin (Yongle) düzenlettirdiğini ve filoya Amiral Zeng He’nin komuta ettiğini yazıyor. Zeng He, Zhu Di’nin, kendisine karşı Mandarinleri kullanarak savaşan yeğenini yenerek tahtı ele geçirmesine yardım eden Hadımağalarının önde gelenlerinden birisi. Müslüman olan Zeng He bu keşiflere yollanan Hazine Yelkenlilerinin de komutanı. 
Coğrafi keşiflerle ilgili bilgilerimizi alt üst eden bu önemli kitabı okumanızı öneriyorum. 

4 Ekim 2018 Perşembe

Türkiye Ekonomisine Duyulan Güven

Türklerin Türkiye Ekonomisine Güveni Azalıyor
Bir ülkenin ekonomik durumuna duyulan güveni ölçmenin çeşitli yolları vardır. Mesela kurlar bu güvenin bir göstergesidir. Bununla birlikte kurlarda güven dışı etkiler de söz konusu olabilir. O nedenle güveni ölçebilmek için çeşitli kurumlar anketler düzenler ve bu anketlerdeki gelişmelere göre ekonomiye duyulan güvenin artış yönünde mi azalış yönünde mi olduğu izlenir.
TÜİK’in sektörel güven endeksleri adıyla düzenlediği anketlerin sonuçları bu bağlamda önemli bir gösterge oluşturuyor. Sektörel Güven Endeksleri 0-200 aralığında değer alıyor, endeksin 100’den büyük olması sektörün mevcut ve gelecek döneme ilişkin iyimserliğini, 100’den küçük olması ise kötümserliğini gösteriyor. 
2018 yılının anket sonuçları aşağıdaki tablo ve grafikte gösteriliyor.
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Hizmet
91,9
95,5
98,3
100,7
98,3
96,1
97,5
91,0
77,7
İnşaat
84,6
86,2
85,0
86,4
83,2
79,2
79,0
68,5
53,2
Perakende
95,8
100,1
104,3
106,9
106,2
101,1
104,4
97,0
85,2


Tablo ve grafik bize sektörel güven endekslerinde özellikle Temmuz ayı sonrasında önemli düşüşler olduğunu gösteriyor.
TÜİK’in tüketici güven endeksi; aylık olarak tüketicilerin kişisel mali durumları, genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ve gelecek dönem beklentileri ile yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimlerinin ölçülmesini amaçlıyor. Türkiye çapında 4.884 haneye uygulanana endeks 0 ile 200 aralığında değer alıyor. Endeksin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durum olduğunu gösteriyor. 
2018 yılının anket sonuçlarına bir tablo ve grafik eşliğinde bakalım.  
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Tüketici Güven End.
72,3
72,3
71,3
71,9
69,9
70,3
73,1
68,3
59,3

Bu anket sonuçları da aşağı yukarı sektörel güven endeksleriyle aynı sonucu gösteriyor. Tüketicinin güveninde Temmuz ayından sonra hızlı bir düşüş görülüyor. 

Merkez Bankası, İktisadi Yönelim Anketi adını taşıyan anketiyle imalat sanayinde faaliyet gösteren işyerlerinin ülke ekonomisine yön veren üst düzey yöneticilerinin beklentilerini izleyerek, imalat sanayinin kısa dönemdeki eğilimlerini yansıtacak göstergeleri üretmeye çalışıyor. Hesaplama, anketin ilgili sorusuna toplam cevap verenler içerisinde, pozitif ve negatif cevap verenlerin yüzdelerinin farkı alınarak yapılıyor. 
2018 yılının anket sonuçlarına bir tablo ve grafik eşliğinde bakarsak şöyle bir görünüm çıkıyor. 
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Reel Kesim Güven E.
108,3
110,8
111,9
111,2
109,9
104,6
102,7
96,4
89,6


Reel kesim güven endeksinde 2018 yılında yaşanan gelişmeler de önceki anketlerle paralel bir görünüm sergiliyor: Temmuz ayından sonra hızlanan bir kaybı gerilemesi söz konusu.
Merkez Bankası’nın güven ölçmekte uyguladığı anketlerden birisi de Finansal Hizmetler Güven Endeksidir. Bu anketin amacı, Türkiye’deki finansal kuruluş yöneticilerinin geleceğe yönelik beklentilerinin izlenerek, finansal hizmetler sektöründeki gelişmeleri yansıtacak göstergelerin üretilmesidir. Hesaplama, anketin ilgili sorusuna toplam cevap verenler içerisinde, pozitif ve negatif cevap verenlerin yüzdelerinin farkı alınarak yapılıyor. 
2018 yılının anket sonuçlarına bir tablo ve grafik eşliğinde bakarsak şöyle bir görünüm çıkıyor. 
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Finans Hizmet Güv. E.
166,1
166,1
165,7
151,6
164,2
159,4
167,2
161,9
154,3


Finansal hizmetler güven endeksi burada değerlendirmeye aldığımız diğer anketlerden farklı olarak inişler ve çıkışlar gösteriyor. Önceki anketlere benzerlik gösteren yanı Temmuz ayı sonrasında hızlanan güven kayıpları olarak görünüyor. 
TÜİK tarafından her ay yayınlanan Ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, tüketici güven endeksi ve mevsim etkilerinden arındırılmış reel kesim (imalat sanayi), hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşuyor. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği göstermektedir.
2018 yılının anket sonuçlarına bir tablo ve grafik eşliğinde bakarsak şöyle bir görünüm çıkıyor. 
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haz.
Tem.
Ağus.
Eyl.
Ekon. Güv. En.
104,9
103
100,2
98,3
93,5
90,4
92,2
83,9
71,0

Tablo ve grafik, ekonomiye duyulan güvende yılbaşından itibaren önceleri daha yavaş, Temmuz’dan itibaren de hızlanarak artan bir güven kaybı yaşandığını ortaya koyuyor.

Yabancıların Türk Ekonomisine Güveni Azalıyor
Buraya kadar Türkiye’de Türk üretici ve tüketicilerle yapılan anket sonuçlarını ele aldık. Bir de yabancıların ekonomiye nasıl baktığını görelim. Bunun en kestirme yolu riskleri ölçen CDS primlerine bakmaktan geçiyor. CDS primleri, yukarıya aldığım güven ölçen endekslerden farklı olarak her gün sürekli yayınlanıyor. O nedenle ötekilerle aynı bazda ele alabilmek için CDS primlerini de aylık ortalamalara dönüştürerek aşağıdaki tabloyu hazırladım (CDS primleri içim kaynak: https://www.bloomberght.com/cds/turkiye-cds)  
2018 yılına ilişkin aylık ortalama CDS primlerini tablo ve grafik olarak gösterelim.
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
CDS
164
171
183
199
253
294
311
409
469



Risk artışı güven azalmasının, risk düşüşü ise güven artışının yansımasıdır. Bu durumda Türk varlıklarına yatırım için risklerin derecesini gösteren CDS primindeki gelişme bize yabancıların Türkiye’ye duydukları güveni gösterecek demektir. Yani bu tablo ve grafikte diğerlerinden farklı olarak artışlar güven azalışını veriyor.
Burada da yılbaşından itibaren başlayan bir güven kaybı söz konusu olmakla birlikte Temmuz ayından sonra güven kaybındaki hızlanma görülebiliyor. 
Temmuz Ayından Sonra Hızlanan Güven Kaybının Altında Ne yatıyor?
Merkez Bankası faiz artırımları konusunda çok sorulan bir soru vardır: Merkez Bankası faizi artırdı da ne oldu? Bizde genellikle Merkez Bankası faiz artırımlarına eşlik eden bir takım risk artırıcı açıklamalar ve olaylar söz konusu olduğu için bu sorunun yanıtını doğru biçimde vermek pek de mümkün olmaz. Buna karşılık Merkez Bankası faiz artırmazsa ne olur sorusunun yanıtı yukarıdaki tablo ve grafiklerden çok net bir biçimde görülebiliyor. Hatırlanacağı üzere Merkez Bankası 24 Temmuz 2018 günkü Para Politikası Kurulu toplantısında faizlerin artırılmaması kararını almıştı. İşte o karar sonrasında ekonomide güven kaybı en üst noktalara ulaşmış görünüyor.
Bir ekonominin doğru ekonomi politikası uygulamaması başka bir şeydir doğru politika uygulamayacağı mesajı vermesi başka bir şeydir. İlki bir hatayı gösterir, hata düzeltilebilir. O nedenle sonuçları sıkıntı yaratsa da hata düzelince tamir edilebilir.  İkincisi çok daha sıkıntılı bir durumu gösterir, çünkü orada hatada ısrar var demektir. Türkiye, bir süredir ikinci durumda bulunuyor.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...