13 Ağustos 2018 Pazartesi

Spekülatif Atak

Döviz piyasasında spekülatif atak bir ülke parasının bu parayı ellerinde tutan yerli ve yabancı yatırımcılar tarafından hızla ve yüksek miktarlardaki satışını ifade eder. Burada satıştan kastettiğim şey yerel paranın yabancı paralarla değiştirilmesi eylemidir. Özellikle sabit kur rejiminde kurun düşük kalması sonucu yerel paranın yabancı paralar karşısında aşırı değerlenmesinde spekülatif atak sık görülen bir reaksiyondur.

10 Ağustos 2018 Cuma

Türkiye Sabit Kur Rejimine Geçebilir mi?

Kur Rejimi Nedir, Kaç Çeşit Kur Rejimi Vardır?
Kur rejimi; bir ülkenin kendi parasını yabancı paralarla değer açısından ne şekilde ilişkilendireceği konusunda izleyeceği yöntemin adıdır.

Her paranın bir iç değeri, bir de dış değeri vardır. Bir paranın iç değerini o paranın ülke içindeki kullanımı ve satın alma gücü belirler. Paranın iç satın alma gücü yurtiçinde satılan mal ve hizmetler karşısında sürekli olarak düşüyorsa para içeride değer kaybediyor demektir ki buna enflasyon denir. Yılbaşında 100 TL’ye aldığınız bir sepet malı yılsonunda 110 TL’ye alıyorsanız para, satın alma gücünü yani iç değerini kaybetmiş demektir. Bir paranın dış satın alma gücü ise yabancı paralarla olan ilişkisiyle ölçülür. Örneğin 1 USD = 6,0 TL dediğimizde bu eşitlik bize dolar kurunu verir. ABD’de 100 dolara satılan çeşitli mallardan oluşan bir sepeti yılbaşında 377 TL’ye alırken bugün 600 TL’ye alıyorsak o zaman TL, dolara karşı çok ciddi anlamda değer kaybetmiş demektir.

1 USD = 6,0 TL eşitliğini yazdığımızda (bu eşitliğe kur deniyor) bu eşitliğin nasıl oluştuğu sorusunun yanıtı bizi bu eşitliğin oluşmasında kullanılan yöntemlere yani kur rejimlerine götürür. Sabit kur rejimi ve dalgalı kur rejimi adını taşıyan başlıca iki kur rejimi ve onlardan türetilmiş alt rejimler vardır.  

8 Ağustos 2018 Çarşamba

Aristokrasi, Burjuvazi, İşçi Sınıfı ve Küçük Burjuvalar

Kapitalizm, üretim araçlarının mülkiyetinin özel kesimde olduğu ekonomik sistemin adıdır. Ekonominin üç temel sorunu olan kim için, kim tarafından ve ne miktarda üretim yapılacağı sorularını kapitalist sitemde, sistemin özünü oluşturan piyasa mekanizması çözer. Bu sistemde devletin görevleri sınırlıdır. Devlet genellikle mal ya da hizmet üretmez, üretimin kalitesini denetler, kesintisiz olmasını sağlamaya çalışır. Kapitalizmin temel unsuru olan piyasa mekanizmasının iyi işleyebilmesi yargının bağımsız olmasına, devletin liyakat sahibi kişilerce yönetilmesine, iş sahiplerinin ve devletle iş yapanların kayırılmamasına, yolsuzlukları gün yüzüne çıkarabilecek denetim mekanizmalarının iyi kurulup işletilebilmesine bağlıdır.  

Ahbap çavuş kapitalizmi; kapitalizmin, bazı unsurlarının eksik olması sonucu ortaya çıkmış bir çeşididir. Bu sistemde yargı bağımsız değildir, yönetimin güdümündedir. Devlet liyakat sahibi kişilerin yönetiminde değil iktidar sahiplerinin yakınlığına dayalı kimselerce yönetilmektedir. Devletle iş yapanlar karşılıklı çıkar paylaşımları içindedir o nedenle kayırma esası geçerlidir. Yolsuzlukları gün yüzüne çıkaracak mekanizmalar yoktur ya da zayıftır.

Kapitalizm üç temel sınıfa dayanır: Aristokrasi, burjuvazi ve işçi sınıfı.

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Ekonomide Kısır Döngüler ve Çıkış Yolu

Aşağıdaki şema ikiz açığı olan (cari açık ve bütçe açığı), dış finansman ihtiyacı ve riskleri yüksek bir ekonomide yaşanabilecek kısır döngüleri ve çıkış yolunu gösteriyor.



Teşekkür: Yazımın ilk yayınlanışında yer alan şemayı yeniden çizerek çok daha anlamlı ve anlaşılır hale gelmesini sağlayan Sn. Ümit Kemal Eroğlu’na teşekkür ederim. 


25 Temmuz 2018 Çarşamba

Kur, Faiz, Enflasyon Üçlüsü

Prof. Dr. Veysel Ulusoy twitter hesabından bir şema paylaştı. Önce o şemayı gösterelim.                                                    
   
Bu şemanın altına da şöyle bir not eklenmişti: Bu üçünden ancak birini sabit tutabilir, kontrol edebilirsiniz. Diğer ikisi dalgalanmaya bırakılır (yani denetim dışıdır.)

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Merkez Bankası Faiz Arttırır mı?

Eldeki Verilerin Analizi
Şimdiye kadar defalarca karşıma çıksa da hiç yanıtlamadığım bir soru bu. Yanıtlamıyorum çünkü Merkez Bankası yönetiminin ne düşündüğünü, ne planladığını, nasıl bir para politikası izlediğini bilmiyorum. Yüzde 5 hedef koyup bu hedefte ısrar ettiklerinden beri benim açımdan Merkez Bankası para politikası, bütün açıklamalara, raporlara karşın bilinmez ve işin daha kötüsü tahmin edilemez bir politika halini aldı. O nedenle bu soruya yıllardır yanıt vermiyorum. Buna karşılık verileri analiz ederek ve piyasayı gözlemleyerek Merkez Bankası’nın faiz konusunda ne yapması gerektiğini söylüyorum.

Önce mevcut durumda Merkez Bankası faiz kararını etkileyecek göstergelerin durumuna bir bakalım (veriler için kaynaklar: TÜİK, TCMB, Bloomberg HT.)

20 Temmuz 2018 Cuma

Türkiye Ekonomisi ve Aşırı Isınma

Otomobil Motoru Niçin Isınır ve Sonucu ne Olur?
Otomobil motorunun çalışırken ısınması normaldir. Bunun normal kabul edilebilmesi için otomobilin motor sıcaklık göstergesinin, araçtan araca değişiklik gösterse de, genellikle 90 dereceyi geçmemesi gerekir. Eğer gösterge 90 dereceyi geçiyorsa o zaman motorun aşırı ısındığı anlaşılır. Aşırı ısınan motor, bozulabileceği gibi araca da zarar verebilir.

Normal olarak araçtaki soğutma sistemi motor ısındığında devreye girer ve ısıyı düşürür. Müşür denilen parça, arabanın motor ısısı belli bir dereceye ulaştığı zaman araba fanının çalışmasını ve motoru soğutmasını sağlar. Eğer müşür bozulmuşsa fan çalışmaz ve motoru soğutamaz. Isınmanın bir nedeni de kalorifer sisteminin düzgün çalışmaması olabilir. Soğutma sisteminde motor içinde dönen su, aracın kabinini ısıtmak için de kullanılır. Bu su, motor içerisinde devri daim yaparken kalorifer radyatöründen geçer ve kalorifer açıldığında arabanın içini ısıtır. Eğer kalorifer radyatörünün petekleri tıkalıysa burada bekleyen sıcak su çevresine fazla ısı yayarak motorun da ısınmasına yol açabilir. Aşırı ısınmanın bir başka nedeni elektrik sisteminden kaynaklanan bir arıza olabilir. İlk akla gelecek olanlar bunlar olmakla birlikte başka mekanik nedenler de olabilir. Öncelikle bu tür mekanik arızaların olup olmadığının gözden geçirilmesi ve bunlarda bir bozukluk varsa onların tamir edilmesi gerekir.

19 Temmuz 2018 Perşembe

Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Bir ülkeye yönelik uluslararası yatırımları iki başlıkta incelemek mümkündür: (1) Uluslararası doğrudan yatırımlar; bir ülke sınırları dışındaki yatırımcıların ilgili ülkeye fabrika gibi üretim tesisleri kurarak, şube açarak, taşınmaz mal edinerek veya var olan bir şirketi tamamen ya da kısmen satın alarak yaptıkları yatırımlardır. (2) Uluslararası dolaylı yatırımlar; bir ülke sınırları dışındaki yatırımcıların o ülkeden hisse senedi alımı, tahvil alımı gibi yollarla gerçekleştirdikleri portföy yatırımlarıdır (plasman). 

Uluslararası doğrudan ve dolaylı yatırımlar arasındaki üç temel fark vardır: (1) Doğrudan yatırımlar kalıcıdır (uzun vadeli) buna karşılık dolaylı yatırımlar geçicidir (kısa vadeli.) O nedenle dolaylı yatırımlar, borçlar, krediler, mevduat gibi kaynaklarla birlikte sıcak para kategorisinde değerlendirilir. (2) Doğrudan yatırımlar, yatırımcısına yönetim yetkisi vermesine karşılık dolaylı yatırımlar yatırımcısına yönetime karışma yetkisi vermez. (3) Doğrudan yatırım yapanlar, kârlılığı artırmak için verimliliği artırmaya dolayısıyla yeni teknoloji getirmeye veya üretim biçiminde değişikliğe gitmeye dönük değişiklikler yapmaya odaklanırlar. Oysa dolaylı yatırımları yapanların bu yatırımları yaptıkları şirketler üzerinde yönetim yetkisi olmadığı için böyle değişikliklere gitme hakkı yoktur.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Üretmeden Tüketme Tezi

Basit bir şekilde anlatırsak üretim açısından GSYH, ülkede bir yılda üretilen bütün nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarının toplanmasıyla hesaplanır. Harcamalar açısından bakarsak bu hesaplama bir yılda yapılan bütün nihai tüketim, yatırım harcamaları, kamu kesimi harcamaları ve ihracat ithalat farkı toplanarak yapılır.[i] Bir ekonomide bir yıl içinde üretilen nihai mal ve hizmetlerin değeri o ekonomide aynı yıl içinde yapılan harcamaların toplamına eşittir.

GSYH, üretim yönünden hesaplandığında tarım, sanayi, inşaat ve hizmetler kesimlerinde yapılan üretilen nihai mal ve hizmetlerin değerleri üzerinden hesaplanır. Bu hesaplama fiyat hareketlerinden arındırılmamışsa bize fiziksel üretimde artış olup olmadığı hakkında bir fikir vermez. Fiziksel üretimde artış olup olmadığını anlamak için belirli bir yılın fiyat hareketlerinden arındırılmış GSYH’sini 100 olarak kabul edip sonraki yıllarda bunun üzerinde bir artış olup olmadığına bakmamız gerekir. 2009 yılını temel alıp (2009 = 100) kurulmuş bulunan GSYH zincirleme endeksindeki gelişmeye bakarsak 2009 yılında 100 birim üreten Türkiye ekonomisinin 2017 yılında 157,8 birim üretmiş olduğunu görürüz. Türkiye ekonomisinin yalnızca ekmek üreten bir ekonomi olduğunu varsayarsak bunun anlamı şudur: Türkiye 2009 yılında 100 adet ekmek üretirken 2017 yılında 157,8 adet ekmek üretmiş yani ekmek üretimini 8 yılda yüzde 57,8 artırmış demektir.

13 Temmuz 2018 Cuma

Dört Ekonomi Dört Öykü

Bir ekonomide GSYH harcamalar yönünden yani bir yıl içinde yapılmış bütün harcamaların toplamı açısından yazıldığında şöyle bir denklem çıkar karşımıza: Y = C + I + G + (X – M)

Bu denklemdeki harfler şu anlama gelir: Y: GSYH, C: Tüketim harcamaları, G: Kamu harcamaları, (X – M): İhracat – İthalat. Kolaylık olsun diye (X – M)’i NX (net ihracat) olarak göstereceğiz.

Bazı ekonomilerde tüketim harcamalarının payı çok yüksek, bazı ekonomilerde tasarruf eğilimi çok yüksektir. Tasarruf eğilimi yüksek olan ekonomilerde yatırım harcamaları da yüksektir.

Aşağıdaki tablo ABD, Türkiye, Çin ve Kore ekonomilerinin 2016 verilerine göre GSYH içinde çeşitli harcama gruplarının ve iç tasarrufların paylarını ortaya koyuyor.

ABD
Türkiye
Çin
Güney Kore
GSYH (Y)
100
100
100
100
Tüketim (C) / GSYH (%)
68
59
39
49
Yatırımlar (I) / GSYH (%)
20
28
43
29
Kamu Harcamaları (G) / GSYH (%)
14
16
15
15
Dış Denge (NX) / GSYH (%)
-2
-3
3
7
İç Tasarruflar / GSYH (%)
18
25
46
36

10 Temmuz 2018 Salı

Para Arzı Nedir ve Nasıl Ölçülür?

Para Arzı
Para arzı, bir ekonomide bir dönemde piyasada bulunan para stokuna verilen addır. M harfiyle gösterilir. Bu kavram emisyon hacminden büyüktür, içinde emisyon yani dolaşımdaki banknotlar ve madeni paralara ek olarak başka satınalma araçları da vardır.

Para arzının çeşitli şekillerde ölçülmesi mümkündür. Bu ölçümler genellikle iki grupta toplanır; dar para arzı ve geniş para arzı.

Dar Para Arzı
Dar para arzı iki şekilde ölçülür: M0 ve M1.

M0, en dar anlamdaki para arzıdır. TCMB tarafından dolaşıma çıkarılmış banknotlarla (emisyon hacmi), Darphane tarafından dolaşıma çıkarılmış madeni paranın toplamından bankaların kasalarında bulunan nakit paranın düşülmesiyle bulunan toplamı gösterir. M0 = (Dolaşımdaki Banknotlar + Madeni Paralar) – Banka kasalarındaki nakit 

M1, M0’a bankalarda bulunan vadesiz mevduatın da eklenmesiyle ortaya çıkar. M1 = M0 + Vadesiz Mevduat

8 Temmuz 2018 Pazar

Merkez Bankası Para mı Basıyor?

Meselenin ortaya konuluşu ve tanımlar
Seçimlerden bir süre önce fısıltı gazetesinde bir dedikodu yayılmaya başladı. Buna göre Merkez Bankası karşılıksız para basıyordu. ‘Karşılıksız’ ifadesine takılmadan konuyu araştırdım, emisyon verilerine ve ondan da önemlisi mevsim etkilerine baktım. Bizde genellikle ramazanda ve bayramlarda nakit para talebi arttığı için o dönemlerde Merkez Bankası da para basmayı artırır. Benim gördüğüm artış bu nedenlerle ortaya çıkmış göründüğü için bir yazı yazmadım. Ama bu konuda bana yönelen soruların ardı arkası kesilmedi. Konu “babam emekli maaşını almaya bankaya gitti, eve geldiğinde elinde tamamı yeni basılmış gıcır gıcır 100 ve 200 liralık banknotlar vardı. Demek ki Merkez Bankası karşılıksız para basıyor. İşte enflasyon da ondan oluyor” noktasına kadar gelince artık dayanamadım ve bir şeyler yazmaya karar verdim.

Önce bir düzeltme ile başlayayım. “Karşılıksız para basma” ifadesi tümüyle yanlıştır. Çünkü bütün paralar karşılıksızdır. Bu konuyu merak edenler Kağıt Paranın Karşılığı Var mı? başlıklı yazımı okuyabilirler: http://www.mahfiegilmez.com/2012/02/kagt-parann-karslg-var-m.html. 

3 Temmuz 2018 Salı

Kur - Enflasyon Kısır Döngüsü

Ekonomi açısından kısır döngü; fiyatların ve ücretlerin birbirlerini etkileyerek sürekli yükseldikleri piyasa durumunu ifade etmek için kullanılıyor. Kanımca bu tanım doğru ama yeterli değil. Daha genel bir tanım olarak; birbirini olumsuz şekilde etkileyerek sürekli daha kötüye giden iki veya daha fazla değişkenin durumu biçiminde bir tanım kısır döngüyü ifade etmekte daha doğru bir yaklaşım olur. Çünkü ekonomide birbirini olumsuz etkileyen şeyler sadece fiyatlar ve ücretler değil. Mesela kurlar ve enflasyon ya da riskler ve kurlar da aynı kısır döngüyü yaratabiliyor.  

Enflasyon tüketim ve yatırım harcamalarının yükselmesinden yani talep artışından kaynaklanıyorsa buna talep enflasyonu deniyor. Enflasyonun kökeninde üretim maliyetlerinin yani üretimde kullanılan üretim faktörleri ve girdilerin fiyatlarında artış varsa buna da maliyet (arz) enflasyonu deniyor. Eğer bir ekonomide üretimde kullanılan girdilerin önemli bir bölümü ithal ediliyorsa o zaman kur artışı da maliyet enflasyonunun en önemli nedenlerinden birisi konumuna yükseliyor.  

Türkiye’de sanayi üretiminde ithal girdilerin payının yüzde 60 dolayında olduğunu tahmin ediyorum.[i] Bunun anlamı Türkiye’de üretilen 100 Dolar değerindeki bir malın ortalama olarak 60 Dolarlık bölümünün ithal girdilerden oluştuğudur. Buna göre USD/TL kurunda ortaya çıkan her 1 TL’lik artış Türkiye’deki üretimin imal giderlerini 0,60 TL artıracak demektir. Bu artışın fiyatlara yansımaması ve dolayısıyla enflasyonu artırmaması düşünülemez. Fiyatlarda oluşan artış enflasyonda yükselmeye yol açtığında bu kez risklerin arttığını düşünen kişi ve kurumlar Dolar taleplerini artırmaya yönelince kur yeniden yükselmeye başlıyor. Kur yükselince yeniden maliyet ve fiyat artışları gündeme geliyor ve süreç en baştan tekrar işlemeye başlıyor.

Bu anlattıklarımı şöyle bir şemada özetleyebilirim:  


Buna göre kur atışıyla başlayan ilk hareketten sonra bu şemadaki gibi işleyen bir kısır döngü içine giriliyor.

Bu kısır döngüden çıkmak için Merkez Bankası, kurdaki artışı (enflasyonda artışa neden olduğu gerekçesiyle) durdurmak amacıyla Türkiye’ye giren döviz miktarını artırmayı ve içeriden dövize yönelik talebi kırmayı hedefleyerek faiz artırımına gidiyor. Buradan umulan yarar döviz talebinin kırılması ve dolayısıyla kurların önce stabilize olması sonra da gerilmesi ve dolayısıyla enflasyon yaratıcı baskıların kaldırılması. Faiz artırılınca ilk ağızda kurlar gerilemeye başlıyor ama bu gerileme devam etmiyor, bir süre sonra yeniden artışa dönüyor.



Üretici, kur artışının getirdiği maliyet artışını her zaman burada olduğu gibi tamamen tüketiciye yansıtamayabilir (satış fiyatlarına koyamayabilir.) Eğer iç talep yeterince yüksek değilse bu artışların bir bölümü üretici üzerinde kalabilir. O zaman da üretici fiyat artışlarıyla (Yİ - ÜFE endeksi artışı) tüketici fiyat artışları (TÜFE endeksi artışı) arasında farklar oluşmaya başlar. Mesela Haziran ayı verilerine göre Türkiye'de Yİ-ÜFE'deki 12 aylık artış yüzde 23,71 iken TÜFE'deki artış yüzde 15,39'dur. 

Bu aşamada sorulması gereken soru şu: Faiz artırımı normal koşullarda kurlarda stabilizasyon ve dolayısıyla maliyet kökenli enflasyonda fren etkisi yaratması gerektiği halde niçin yaratamıyor? 

Bu sorunun yanıtı da ülkenin risk derecesini gösteren CDS primlerindeki[ii] harekette saklı. Yılbaşında 155 olan CDS primi bugün 300 düzeyinde ise riskleri artıran bir takım yanlışlar yapılıyor demektir. Bu durumda o riskleri düşürecek adımları atmadan sürekli olarak faizleri artırmaya yönelmek bir süre sonra maliyet enflasyonuna faizleri de eklemek anlamına geliyor.





[i] Bu tahminin dayanaklarından birisi için şu çalışmaya bakılabilir: Türkiye İmalat Sanayiin İthalat Yapısı, TCMB Çalışma Tebliğleri,  Mart 2010 Şeref SAYGILI, Cengiz CİHAN, Cihan YALÇIN, Türknur HAMSİCİ, s.62
[ii] CDS, Credit Default Swap deyiminin kısaltmasıdır. CDS, bir kişi ya da kuruluşun, kredi sahibinin karşılaşabileceği alacağın ödenmemesi riskini belirli bir bedel karşılığında üstlenmeyi kabul etmesinin bedelidir. Bu çerçevede bir anlamda kredi sigortası gibi çalışır. Yunanistan devletinin borçlanma tahvilini alan bir kurum düşünelim. Bu kurum bu tahvil karşılığında Yunan devletine belirli bir faiz karşılığında belirli bir süre için kredi vermiş olur. Vade sonunda tahvili verecek ve anaparasını, birikmiş faiziyle birlikte geri alacaktır. Diyelim ki bu kurum Yunanistan’ın bu tahvilin bedelini geri ödeyeceğinden endişe duyuyor olsun. Bu durumda bu kurum bu tahvili CDS işlemi yapan kuruluşa götürecek ve ona belirli bir bedel ödemek suretiyle Yunan devletinin vade sonunda ödememesine karşılık CDS şirketinin ödemesi garantisini satın alacaktır. İşte bu kurumun CDS şirketine ödediği prime CDS primi (risk primi) deniyor. Bir ülkenin ya da şirketin CDS primi ne kadar yüksekse borçlanma maliyeti de o kadar yüksek demektir. Çünkü bu prim ister istemez faize yansımaktadır.  


1 Temmuz 2018 Pazar

Dış Borç, Dış Yükümlülük Farkı

Dış yükümlülük ve dış borç denildiğinde ilk bakışta benzeyen ama aslında aralarında farklar bulunan iki kavram çıkıyor karşımıza. Bunların farklarını tam olarak ortaya koyamazsak kafa karışıklığına yol açabiliyorlar. Bu iki kavram arasındaki farkları açıklayabilmek için öncelikle kamuoyuna açıklanan istatistiksel tablolar arasında yer alan iki tablodaki bazı verilere ilişkin tanımları ortaya koymamız gerekiyor.

Dış borç stoku; ulusal ekonomi dışındakilere olan borçlar, bir başka ifadeyle yurtiçinde yerleşik olan kişi ya da kurumların yurtdışında yerleşik olan kişi ya da kurumlara olan borçları olarak tanımlanıyor. Bu borcun yabancı parayla (dövizle) ya da TL ile olması dış borç olarak değerlendirilmesini değiştirmiyor. Burada önemli olan borcun hangi parayla olduğu değil alacaklının kim olduğu meselesidir. Eğer alacaklı yurt dışında yerleşik kişi veya kurumlar ise o zaman bu borç hangi para cinsinden alınmış olursa olsun dış borç olarak değerlendiriliyor. Burada konu edilen dış borç stoku brüt dış borç stokudur. Bundan bazı varlık ve alacaklar düşüldüğünde net dış borç stokuna ulaşılıyor. 

29 Haziran 2018 Cuma

Dört Kitap, Bir Dergi

Blokzincir, Kripto Paralar, Bitcoin, Dr. Vedat Güven, Erkin Şahinöz
Güven ve Şahinöz’ün kitabı, son dönemlerin en çok konuşulan, tartışılan konularından birisi olan blokzincir (blockchain sistemi) ve genel olarak bitcoin diye bilinen kripto paralar üzerine yazılmış en iyi kitaplardan birisi. Kitabı, henüz basılmamış haldeyken okumuş ve çok beğenmiştim. Şimdi, basılmış halini bir kez daha elden geçirirken niçin beğendiğimi çok daha net biçimde fark ettim. Kitap bu konuda her ayrıntıyı ele alıp inceliyor ve hiç bilmeyen kişilerin anlayabileceği bir basitlikte ve akıcılıkta anlatıyor. Bunu yaparken konuyu bilenler üzerinde de basit bir kitap izlenimi yaratmamayı başarıyor. Daha açık bir ifadeyle bu kitap bu konuları bilen ve bilmeyen herkese ciddi katkı yapıyor. Bu konuları merak eden herkese mutlaka okumalarını öneriyorum.

26 Haziran 2018 Salı

Egemenlik Kayıtsız Şartsız Bilimindir

19’uncu yüzyıl imparatorluklar yüzyılıydı. Dünyada yaygın yönetim biçimi imparatorluklar düzeniydi. İmparatorlar, egemenliğin sahibiydi. Kimilerinin egemenliği kayıtsız şartsız, kimilerininki ise şarta bağlıydı. Mesela ABD’de Başkanlık sistemi geçerliydi. Başkanın yetkileri, imparator yetkilerine yakındı ama iktidarı süreli ve şarta bağlıydı. Fransa’da 19’ucu yüzyılın ortalarında Cumhuriyet ilan edilmişti. İngiltere’de mutlak monarşi 1215’den beri Magna Carta ile şarta bağlanmış, mutlak egemenlik sınırlandırılmıştı. Ama bu istisnalar o yüzyılların imparatorluk yüzyılı olmasına engel değildi.

22 Haziran 2018 Cuma

Soğan Fiyatı Niçin Arttı?

Pazarlar, iktisatçının laboratuvarıdır. Günümüzde önemini yitirmiş gibi olsa da hala fiyat oluşumunu gözlemlemenin en iyi yeridir pazarlar. O nedenle ben pazara her hafta giderim. Yıllardır gelip gittiğim için pazarcıların çoğu ve televizyonda göründüğüm için de alış verişe gelenlerin bir bölümü beni tanır. Her hafta “Dolar veya Euro ne olacak, altın nereye gider, borsaya ne oluyor ya da bitcoin alalım mı?” gibi sorular sorarlar bana.

Bu hafta sorular farklıydı.  “Soğana ne oldu, soğan fiyatı nerede duracak?” gibi normal rutinin dışında sorular soruldu. Pazarda soğanın kilosu 7 liraydı. Merak ettim markete baktım, orada 7,5 liraydı.

Bu yüksek fiyat artışının nedenleri arasında sayılabilecek çeşitli meseleler var: (1) Soğan yetiştirilen alanlarda daralma olması arzı düşürdüğü için talebin karşılanamaması sonucu fiyat artıyor. Soğan tarımı alanlarının daralmasının da iki nedeni var: (a) Önceki yıl fiyatın düşük kalması, (b) çiftçiliğin giderek para kazanamaz hale gelmesi. (2) Soğanın daha çok ihraç edilmesi içeriye verilen ürün miktarının azalmasına yol açtığı için iç talebin tam olarak karşılanamaması sonucu fiyatlar artıyor. (3) Hava koşullarının kötü olması nedeniyle ürünün az olması. (4) Komisyoncunun, fiyat artışı yaratıp daha çok kazanç sağlamak amacıyla stoklama yapması.   

Kuru soğanın üretim miktarları ve örnek olarak alınan İstanbul Halinde geçen yıl ve bu yıl 22 Haziran tarihlerindeki fiyatı aşağıdaki tabloda karşılaştırmalı olarak yer alıyor: (http://halfiyatlari.ibb.gov.tr/, http://www.tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=temelist) 

22 Haziran 2017 (TL/Kg)
22 Haziran 2018 (TL/Kg)
Fark (%)
2,30
5,50
139
2016 Üretimi (Ton)
2017 Üretimi (Ton)
Fark (%)
2.121
2.132
0,5

Soğan fiyatı bir yıldan ötekine yüzde 139 artmış, buna karşılık üretimde bir düşüş görünmüyor. Fiyat halde böyle olursa pazarda ve markette daha yüksek olması da normaldi doğal olarak.

Hangi nedenle olursa olsun fiyatlar yıldan yıla dalgalanma gösterince ekonomide örümcek ağı teoremi diye bilinen mekanizma çalışıyor. Bunu açıklayalım. Bazı piyasalarda yıldan yıla ortaya çıkan fiyat dalgalanmalarının miktar ve fiyat dengesine olan etkisini inceleyen iktisatçılar Coase, Leontief ve Kaldor’un bu çalışmalarından kısa bir süre sonra iktisatçı Mordecai Ezekiel Örümcek Ağı Teoremi başlıklı bir makalede denge fiyatının oluşamamasını ayrıntılarıyla ortaya koydu. Özellikle her yıl yeniden yetiştirilmek zorunda olunan tarım ürünleri için geçerli olan örümcek ağı teoreminin dayanağı, bu yılın arzının yani üretim miktarının, geçen yıl piyasada oluşan fiyata bağlı olduğu yaklaşımıdır. Söz konusu durumu açıklayan tablolar örümcek ağına benzediği için de bu yaklaşım örümcek ağı teoremi olarak anılıyor. Bir yıl soğan üretiminin bol olduğu ve arz fazlası nedeniyle piyasa fiyatının düştüğünü varsayalım. Düşük fiyat nedeniyle zarar eden üreticiler izleyen yılda daha az soğan yetiştirmeye yöneliyor, bu kez arz daralması sonucu piyasa fiyatları yükselmeye başlıyor. Bu yeni yüksek fiyata bakan üreticiler ertesi yıl üretimlerini artırıyor, bu kez de arz bolluğu sonucu fiyatlar düşmeye yöneliyor. Bu şekilde fiyatların artması ve düşmesi sonucunda üretimde ve fiyatlarda yıldan yıla dalgalanmalar ortaya çıkıyor. Yani bu yüksek fiyatlar devam ederse gelecek yıl bu kez soğan bolluğu nedeniyle fiyatların düşmesi söz konusu olabilir.

Tarım ürün ve fiyatlarında hangi nedenle olursa olsun ortaya çıkan dalgalanmaları aşabilmenin yolu tarım kesiminde destekleme alım ve satımlarıyla görevli bir kamu kuruluşunun tanzim alış ve satışı yapmasıdır. Bir ülkede bir yılda fiyatların düşük kalmasının çiftçiye zarar ettirdiği saptandığında ona göre tarım planlaması yapılarak üretimin düşmesinin önüne geçilebilir. Tersine üretim fazla olmuşsa fiyatların düşmesinin ve üreticinin zarar etmesinin de önüne geçilebilir. Aslında üretici yönlendirilerek ne kadar üretim yapılacağı da önceden planlanıp talebe ve ihracata göre biçimlendirilebilir. Komisyoncuların malı ucuza alıp, soğuk hava depolarında bekletip bir süre kıtlık yarattıktan sonra pahalıya piyasaya çıkarması kuşkusuz şikâyet edilmesi gereken bir davranıştır. Ama devletin elinde üreticiyi de tüketiciyi de koruyacak, ikisini de mutlu edecek, tanzim alış ve satış mekanizmasını yürütecek kurumları var. Bunlar basit planlamalara ve yönlendirmelere dayanan işlerdir. Bütün mesele planlamayı doğru yapabilmek ve destekleri ona göre verebilmektir. Türkiye son yıllarda ne yazık ki bu planlamayı doğru yapamadığı için tarım ve hayvancılıkta üretim eksikliğini ya da fiyat yüksekliğini söz konusu ürünü ya da hayvanı ithal ederek gidermeye çabalıyor. Oysa ithalat da faiz artışı gibidir. Yapısal önlemlerle desteklenmediği takdirde sorunu sadece geçici olarak çözer. 

Eğer bir planlama yapmaz ve ona uygun düzenleme politikası uygulamaya koymazsak gelecek yıl bu kez tersine dalgalanmalar yaşanması, onun yol açacağı düşük fiyat ve dolayısıyla üreticinin mağduriyetiyle karşılaşılması kaçınılmaz olur.

19 Haziran 2018 Salı

Sefalet Endeksi ve Türkiye

Sefalet Endeksi Nedir?
Amerikalı iktisatçı Arthur Okun tarafından geliştirilmiş bulunan sefalet endeksi; işsizlik oranıyla enflasyon oranının toplanmasından oluşan bir gösterge. İşsizliğin yükselmesi geliri olmayanların sayısının arttığını, enflasyonun yükselmesi yaşamın pahalandığını gösterdiği için endeksin yükselmesi sefaletin arttığını, dolayısıyla ekonomide bozulma ortaya çıktığını gösteriyor. Zaman içinde endeks, Nobel ödüllü Amerikalı iktisatçı Robert Barro tarafından yeniden formüle edildi. Bu haliyle Barro Sefalet Endeksi (Barro Misery Index – BMI) adını alan endeksi şöyle bir denklemle ifade etmek mümkündür:

BMI = (Enflasyon Oranı + İşsizlik Oranı + Faiz Oranı) – Büyüme Oranı

Eğer büyüme oranı pozitifse yani ekonomi büyümüşse bu oranın düşülmesi gerekiyor, çünkü ekonomik büyüme sefaleti azaltıyor. Tersine büyüme oranı negatifse yani ekonomi küçülmüşse o zaman bu oranın da toplama eklenmesi gerekiyor, çünkü eksi büyüme sefalet artışı getiriyor.
Endekste yer alan faiz oranı olarak uzun vadeli tahvil faizini almak gerekiyor. Türkiye açısından bu konuda geçerli faiz 10 yıllık Devlet Tahvilinin faizi.

16 Haziran 2018 Cumartesi

Faiz Deyince

Faiz Nasıl Hesaplanır?
Piyasa açısından bakarsak faizi, tasarruf sahibinin, tasarrufunu, ihtiyacı olana belirli süre için kullandırmasının karşılığı olarak aldığı bedel olarak tanımlayabiliriz. Ekonomi bilimi açısından faiz iki farklı biçimde tanımlanır: (1) Bir borç anlaşmasının satışı sonrasında elde edilen getiri miktarı, (2) Üretim amaçlı olarak kullanılan sermayenin getiri oranı.

Basit Faiz: Belirli bir dönem için yatırılan mevduatın o dönem sonunda kazandığı faiz getirisine basit faiz deniyor.

Nominal Faiz: Bankaların mevduata uygulayacaklarını açıkladıkları faiz nominal faizdir. Örneğin bir banka 1 yıl vadeli mevduata % 17 faiz vereceğini açıklamışsa bu nominal faizdir. 

Net Nominal Faiz: Bankaların açıkladıkları nominal faizden vade sonunda gelir vergisi stopajı yapılıyor. TL mevduatta elde edilen faiz gelirinden, 6 aya kadar vadeliler için % 15, 6 aydan 1 yıla kadar vadeliler için % 12 gelir vergisi stopajı söz konusu. Mevduat sahibinin eline geçen faiz getirisi bu kesintiden sonraki tutardır. Buna net nominal faiz diyoruz (1 yıl vadeli % 17 nominal faizli mevduatta vergi sonrası net nominal faiz oranı yaklaşık % 15 ediyor.)

14 Haziran 2018 Perşembe

Fed'den Sonra ECB de Parasal Sıkılaştırmaya Başlıyor

Küresel krizden hemen sonra krizin yarattığı ekonomik çöküşü toparlayıp ekonomiyi yeniden canlandırabilmek için parasal genişleme politikası yürürlüğe sokuldu. Bu uygulamaya ilk önce ABD Merkez Bankası (Fed) niceliksel gevşeme (quantitative easing – QE) adını verdiği bir programla başladı. Onu kısa bir arayla İngiltere Merkez Bankası (BOE) aynı adlı programla, biraz daha uzun bir arayla Avrupa Merkez Bankası (ECB) varlık alım programları (asset purchase programmes - APP) adlı uygulamayla ve gecikmeli olarak da Japonya Merkez Bankası (BOJ) varlık alım programı adını verdiği programla izledi. Böylece dünyanın en gelişmiş 4 ekonomisi küresel krizi aşmak için daha önce Hazine veya kurumlar tarafından borçlanmak amacıyla piyasaya çıkarılmış olan uzun vadeli tahvilleri bedelini ödeyerek satın alıp karşılığında piyasaya para vererek parasal genişleme yapmaya ve dolayısıyla piyasaya likidite vermeye başladılar.

11 Haziran 2018 Pazartesi

Açık Vermeden Büyüyemeyen Ekonomi

İki önemli veri aynı anda açıklandı. Buna göre; 2018 yılının ilk çeyreğinde büyüme yüzde 7,4 olmuş, ilk 4 ayda cari açık / GSYH oranı da yüzde 6,2’ye yükselmiş bulunuyor.

İlk çeyrek için yüzde 7,4 oranında büyüme son derecede güçlü bir büyüme performansına işaret ediyor. Büyük olasılıkla dünyada en üst sıralarda çıkacak bir peformans göstermiş Türkiye. Büyümenin ayrıntılarına bir tablo eşliğinde bakalım.

10 Haziran 2018 Pazar

Spekülasyon ve Spekülatif Saldırı

Finansal spekülasyon; yüksek risk taşıyan alanlarda risk üstlenerek, fiyat hareketleri ve beklentilerden yararlanmak suretiyle kazanç elde etmeye çalışmak olarak tanımlanabilir. Fiyatı çok düşmüş olan bir hisse senedinin ileride fiyatının artacağını düşünerek satın alınması ya da tam tersine fiyatı çok yükselmiş olan bir hisse senedinin fiyatının ileride düşeceğini düşünerek satılması finansal spekülasyon için örnek oluşturur. Spekülasyon, çoğu kez piyasalara çeşitli yollarla yön vererek haksız kazanç sağlamaya yönelik olan manipülasyonla karıştırılır. Oysa spekülasyon sanıldığı gibi kötü bir şey değildir. Tam tersine aşırılıkları zamanında törpüleyerek krize dönüşmesini önlediği için bir çeşit otomatik stabilizatör görevi görür. 

Döviz piyasasında yapılan spekülasyon da finansal spekülasyonun bir çeşididir. Yabancı bir yatırımcı parasını Türkiye’ye getirir, TL’ye çevirir ve örneğin yüzde 16 faizle mevduat hesabı açarsa yüksek risk karşılığında yüksek getiriyi tercih ederek spekülatif bir işlem yapmış olur. Burada yabancı yatırımcının beklentisi TL’de yaşanacak dış değer kaybının elde edeceği faizden düşük kalacağı beklentisidir. Yabancı yatırımcı parasını buraya yatırarak kur riskini üstlenme karşılığında faiz getirisinden yararlanmayı hedeflemiştir.

8 Haziran 2018 Cuma

Yapısal Reformlar El Kitabı

Yapısal Değişim ve Yapısal Reform
Yapısal reformlar dendiğinde iki farklı kavram ortaya çıkıyor: Yapısal değişim (structural change) ve yapısal reform (structural reform.) İkisi de bir yapısallık özelliği taşıdığı için birbirine benzer çağrışımlar yaratsa da aslında birbirinden oldukça farklı durumları tanımlıyorlar.

Yapısal değişim, bir ekonomide tarımdan sanayiye ve oradan da hizmetler sektörüne geçişi ifade eden ve genellikle kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu. Toplumlar geliştikçe, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretim ekonomideki ağırlığını kaybediyor ve onun yerine üretimin ağırlığı sanayiye ve hizmetlere kayıyor. Türkiye’de 1968 – 2016 arasında yaşanan yapısal değişimi (bazıları yapısal dönüşüm diye adlandırıyor) aşağıdaki tablo özetliyor.

7 Haziran 2018 Perşembe

Kısa Vadeler Üst Üste Eklenince Uzun Vade Olur

Ekonomide, finanstan ödünç alınmış olan orta vadeyi saymazsak, iki farklı vade vardır: Kısa vade, uzun vade. Kısa vade sabitliklerin yaygın olduğu, değişkenliğin az olduğu bir süredir. Örneğin ekonomide firma maliyetleri kısa vadede sabit maliyetler ve değişken maliyetlerden oluşur. Sabit maliyetler; fabrika arsasının kirası, kullanılan kredinin faiz gider, işçi ücretleri gibi giderlerdir. Bunlar kısa vadede değişmediği için sabit maliyetleri oluşturur. Değişken maliyetler ise üretimde kullanılan girdilerin maliyetleridir. Mesela hammadde bedelleri değişken maliyetlerin bir örneğidir. Uzun vadede sabit maliyet diye bir kavram kalmaz, bütün maliyetler değişken maliyet halini alır.  

6 Haziran 2018 Çarşamba

Merkez Bankası'nın Faiz Reaksiyonu

TL’nin Dış Değeri ve Merkez Bankası’nın İşlevi
TL’nin değer kaybı dış ve iç nedenlerle ortaya çıkıyor.

Dış nedenler dolar ya da Euro gibi iki önemli rezerv paranın çeşitli nedenlerle değer kazanması sonucu görülüyor. Bu konularda bizim yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Çünkü elimizde sınırlı miktarda döviz var ve o sınırlı dövizle dışımızdaki olayları dengelememiz mümkün değil. Bu durumda dış olayları veri olarak kabul etmemiz gerekiyor.

İç nedenler siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlere dayanıyor. Ve bunların hepsi risk artışı ya da risk düşüşüne yol açarak TL’nin dış değerini etkiliyor. Ülke riskindeki değişimi ölçmenin en kestirme yolu CDS primlerine bakmak. Kredi ölçüm kuruluşlarının kredi notları da bir gösterge olmakla birlikte CDS primi her gün, her an yeniden belirlendiği için çok daha güncel ve hassas bir ölçü.

2 Haziran 2018 Cumartesi

Japonya ve Negatif Faiz

Türk insanının ekonomik konulardaki kafa karışıklığı bugünlerde sık sık sorulan bir soruyla yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Soruyu kabaca şöyle formüle edebilirim sanıyorum: “Japonya’da faizler negatif, Japonya gelişmiş bir ülke olduğuna göre acaba Japonya’nın gelişmesi faizlerin sıfır ya da negatif olmasına mı bağlı?”  

Aşağıdaki tablo Japonya’nın bazı ilgili ekonomik göstergelerini özetliyor (kaynaklar: IMF, Dünya Ekonomik Görünümü veri tabanı ve BOJ, İstatistik veri tabanı.)

2000- 2009
2010
2010 - 2017
2017
GSYH (Milyar USD)
5.700
4.872
Kişi Başına Gelir (USD)
41.014
38.440
Büyüme (10 yıllık ortalama, %)
0,6
2,2
Enflasyon (10 yıllık ortalama, %)
-0,7
0,7
Kamu Kesimi Borç Stoku / GSYH (%)
207,9
236,4
Cari Denge / GSYH (%)
3,9
4,0
Japonya MB Faizi (10 yıllık ortalama, %)
0,3
0,3

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...