17 Ocak 2018 Çarşamba

2017'yi Keynesyen Yaklaşım Kurtardı

Adam Smith ile başlayan, yirminci yüzyılın başlarına kadar gelen ve kendilerine klasik iktisatçılar denilen iktisatçı kuşakları, devletin piyasalara karışmaması durumunda dengenin kendiliğinden oluşacağını, zaman içinde bozulsa bile yeniden kendiliğinden kurulacağını savunurlardı. 

Derken 1929 Büyük Depresyonu çıktı ortaya. Ekonomiyi yönetenler, siyasete yön verenler uzunca bir süre görünmez elin gelip ekonomideki dengesizliği düzeltmesini beklediler. Ne gelen oldu ne giden. Bir süre sonra hükümetler boş durmakla bir şey olmayacağını fark edince John Maynard Keynes tarafından önerilen politika araçlarını kullanarak ekonomiye müdahale ettiler. Kamu harcamalarını artırdılar, vergileri düşürdüler ve insanların eline daha çok para geçmesini sağladılar. Böylece harcamalar arttı, talep yükseldi, talep artışı üretimi uyardı ve üretim arttı. Üretim artışı yeni yatırımları uyardı, yatırımlar arttı. Sonuçta ekonomiler canlandı ve yaşanan depresyon ortamından çıkılması sağlandı. Kapitalist sistemi Büyük Depresyonda batmaktan Keynesyen ekonomi yaklaşımı kurtardı.

15 Ocak 2018 Pazartesi

Olaylar Değişir Görüşler de Değişir

John Maynard Keynes ve Winston Churchill ile birlikte anılan iki farklı biçimi olan ünlü bir deyiş var: “Gerçekler değiştiğinde ben de düşüncemi değiştiririm” ya da: “Olaylar değişirse ben de görüşümü değiştiririm.” Hangisi doğrudur ya da bu sözü kim söylemiştir o kadar önemli değil. Asıl önemli olan olaylar ya da gerçekler değiştiğinde insanın eski görüşünde ısrar etmeyip kendi görüşünü olaylara göre revize edebilmesidir.

Sosyal bilimler insan ve toplumla uğraşır. Onların davranışlarını, kararlarını, yönelişlerini inceler ve sonuçlar çıkarır. Bu davranışlar, kararlar, yönelişler zamanla değişir. Bu değişim bazen uzun zaman alır bazen de kısa sürer. Özellikle kriz gibi ortamlarda bu değişikliklerin süreleri oldukça kısalabilir. Bu değişimler olduğunda eski durumu açıklayan teoriler, hipotezler, düşünceler geçerliliğini yitirir, yeni duruma uygun teoriler, hipotezler ve düşünceler geliştirmek gerekir. Sosyal bilimlerin bu özelliğini bilmeyenler eski teorilere bakarak bu bilim dallarının geçersiz teorilere dayandığı düşüncesine kapılırlar.

12 Ocak 2018 Cuma

Hazine Niçin Dışarıdan Borçlanıyor?

Hazinenin 2018 yılında uluslararası sermaye piyasalarına yaptığı ilk tahvil ihracı
Hazine, 2018 yılı finansman programı çerçevesinde uluslararası sermaye piyasalarından tahvil ihracı yoluyla 6,5 milyar dolar tutarına kadar borçlanma yapmayı planlamış bulunuyor. Bu programın ilk ayağında Dolar cinsinden 10 yıl vadeli (2028 vadeli) bir tahvil ihracı için Citigroup, Deutsche Bank ve HSBC’ye yetki verildi.

Söz konusu ihraç 09.01.2018 tarihinde sonuçlandı ve ihraç miktarı 2 milyar Dolar olarak gerçekleşti. Bu tahvillerin kupon oranı yüzde 5,125, yatırımcıya getiriş yüzde 5,2 oldu. Tahvile toplamda 200’den fazla yatırımcı, ihraç tutarının yaklaşık üç katı talep gösterdi. Tahvilin yüzde 35’i İngiltere, yüzde 25’i ABD, yüzde 15’i Türkiye, yüzde 15’i diğer Avrupa ülkeleri ve yüzde 10’u diğer ülkelerdeki yatırımcılara satıldı.

Özetle Hazine 2018 yılının ilk dış tahvil ihracında yüzde 5,2 maliyetle 2 milyar Dolar borç almış oldu.

10 Ocak 2018 Çarşamba

Malthus’a Farklı Bir Bakış

Klasik iktisatçılar arasında yer alan İngiliz iktisatçı Thomas Robert Malthus (1766 – 1834) 1798 yılında ‘Nüfus İlkeleri Üzerine Bir Deneme’ adlı ünlü kitabını yayınladı. Malthus’un kitapta ortaya attığı tez, daha yeni yeni bilim olma yolunda ilerleyen ekonomi alanıyla sınırlı kalmadı ve bütün bilim alanlarında ciddi tartışmalara yol açtı.

Tezi, özetle şöyleydi: Dünya nüfusu…1, 2, 4, 8, 16, 32, 64, 128, 256, 512 gibi, gıda ürünleri ise 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 gibi bir oranla artar. 225 yıl sonra nüfus ile gıda ürünleri arasındaki oran 512/10, 300 yıl sonra 4096/13 olur. 2.000 yıl sonra ise, gıda ürünleri büyük ölçüde artmış olsa bile, bu oran hesaplanamaz hale gelir (T.R.Malthus, An Essay on the Principles of Population, J.Johnson in St. Paul’s Church Yard, 1798, p. 8.)

7 Ocak 2018 Pazar

Proletarya, Prekarya ve Ötesi

Proletarya, Karl Marx tarafından kullanılıncaya kadar miras bırakabilecek bir malı olmayan aşağı sosyal sınıfı ve o sınıfın parçası olan insanları tanımlayan bir kelime olarak kullanılmıştır. Karl Marx ile birlikte proletarya işçi sınıfını, proleter de bu sınıfa üye insanları tanımlamakta kullanılan sosyolojik birer terime dönüşmüştür. Marksist teoride proletarya üretim araçlarına sahip olmayan, emeğini satarak yaşamını devam ettiren emekçi sınıfın genel adıdır. Proletaryanın ortaya çıkışı feodalizmden sonra olmuştur. Feodalizmin bitişiyle birlikte bir mülke bağlı olarak yaşamını sürdürme olanağı kalmayan insanların emek gücünü ücret karşılığı satarak yaşaması proletarya denilen sınıfın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Marksist teoride proletaryanın karşısında sermayenin sahibi olan burjuva sınıfı yer alır. Kapitalizm, sistem olarak burjuvazinin proletaryayı sömürmesine dayanan bir sistemdir. Burjuvazi/kapitalist, proletaryaya mal üretmesi için gerekli donanımı sağlar, proletarya emeğini ve bu donanımı kullanır ve malı üretir. Kapitalist, malın satışından elde edilen paradan proletaryaya yaşamını devam ettirecek kadar ücret verir ve gerisini kendine alır. Aslında malın bütün değerini proletarya üretmiş olsa da onun ücretiyle malın satış değeri arasındaki fark yani artı değer kapitaliste kalır.

4 Ocak 2018 Perşembe

TL ve USD Hesaplarının Reel Faizi ve Satınalma Gücü Değişimi

2017 Yılında TL Mevduat Hesabı Açtıranların Durumu
Yılbaşında bankaların aylık mevduata verdiği ortalama faiz yüzde 10 dolayındaydı. Yılın sonuna doğru bu oran yüzde 14’ün üstüne çıktı.  Genel eğilim aylık mevduat yaparak bunu yenilemek şeklinde olduğu ve bu getiriler bileşik faize dönüştüğü için yıllık ortalamayı yüzde 13,0 olarak alıyorum.  

Eldeki verileri bir tabloya dökelim.

I
Brüt Faiz (%)
13,00
II
GV Stopajı (%15) [(13) - (13 x % 15)]
-1,95
III
Net Faiz  (%) (I - II)
11,05
IV
Enflasyon (%)
11,92
V
Reel Faiz (%) [(1 + %11,05) / (1 + %11,92)] - 1
-0,78

3 Ocak 2018 Çarşamba

Yüksek Büyüme mi Düşük Enflasyon mu?

Manşet Enflasyon Gerçekten Manşet Oldu
2017 yılı manşet enflasyonu ya da tüketici fiyatları enflasyonu (TÜFE) yüzde 11,92, üretici fiyatları enflasyonu (Yİ – ÜFE) yüzde 15,47, çekirdek enflasyon (C endeksi) yüzde 12,30 olarak açıklandı. Aşağıdaki tablo son üç yılda enflasyonla ilgili verileri, TCMB para politikasının enflasyon hedeflerini ve bu hedeflerden sapmaları karşılaştırmalı olarak sergiliyor.

2015
2016
2017
TCMB TÜFE Hedefi
5,00
5,00
5,00
TÜFE
8,81
8,53
11,92
TCMB Hedefinden Sapma
3,81
3,53
6,92
Yİ - ÜFE
5,71
9,94
15,47
C Endeksi
9,51
7,48
12,30

2 Ocak 2018 Salı

Yeni Yılda Kitap Önerileri

Haluk Haksal, Financial Reforms, Stabilizations and Development in 21st Century Turkey, Vernon Press, 2017
Haluk Haksal bu çok emek verilmiş, kafa yorulmuş kitabında Türkiye’nin yaptığı, yapamadığı ve yapması gereken finansal reformları ve istikrar programlarını ortaya koyuyor. Türkiye’nin karşılaştığı krizleri, aldığı önlemleri, alamadığı önlemleri, yanlışlarını, doğrularını tek tek ele alıp analize tabi tutuyor. Kitap bir yandan uygulamayı ortaya koyarken bir yandan da bu uygulamaları teorik çerçeveye oturtarak değerlendiriyor. Uygulamaların değerlendirilmesi, zaman zaman Türkiye ile benzer durumdaki ekonomilerin yaptıklarıyla karşılaştırılmasını da kapsıyor. Kitap, az bilinen bazı konuları irdelemenin yanı sıra bilinen konulara da farklı açılardan bakmayı öneriyor. Akademisyenler için olduğu kadar konuyla ilgili araştırma yapanların, ekonomi, finans, bankacılık öğrencilerinin, meslekten iktisatçı, finansçı ve bankacıların da okumasında yarar olacağını düşünüyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...