Sermaye - Emek Kavgasında Son Durum

Bugün birçok insanın aklında aynı soru var: Daha çok çalışmamıza rağmen refahımız niçin aynı hızda artmıyor? Ücretler artıyor gibi görünse de hayat pahalılığı daha hızlı yükseliyor. Bu yalnızca bir ekonomik kriz meselesi mi, yoksa daha derin bir yapısal sorun mu var?

Bu sorunun yanıtı üretim ve üretimin nasıl paylaşıldığı meselesinde yatıyor.

Ekonomide üretim; üretim faktörleri olarak adlandırılan sermaye, emek, doğal kaynaklar ve girişimciliğin bir araya gelmesiyle gerçekleşir. Bu süreçte bir üretim değeri ortaya çıkar ve bu değer farklı kesimler arasında paylaşılır. Emek ücret alır, doğal kaynaklar rant getirir, girişimci kâr elde eder. Sermaye ise bu sürecin sonunda faiz ya da benzeri getirilerle kazanç sağlar. Ancak kamuoyunda tartışma çoğu zaman yanlış bir yere odaklanır: “Şirketler mi kazanıyor, çalışanlar mı?” sorusu sıkça sorulur. Oysa asıl kritik gerilim, emeğin kazancı ile sermayenin kazancı arasındadır.

Çünkü sermaye, doğası gereği büyüme eğilimindedir. Para, doğru koşullarda kendi kendini artırabilir. Emek ise zamanla sınırlıdır. Bir insan günde ancak belli saat çalışabilir. Bu basit fark, uzun vadede neden sermayenin emeği sürekli geride bıraktığını açıklamaya yeter. Sanayi Devrimi bu dengenin kırıldığı en önemli dönüm noktası oldu. Üretim makinelerle hızlandı, ancak bu hızın bedelini büyük ölçüde emek ödedi. Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve sağlıksız koşullar dönemin özelliği haline geldi. Çocuk işçiler fabrikalarda çalıştırıldı, işçilerin dinlenme hakkı neredeyse yok sayıldı. Emeğin ne kadar kazanacağı, nasıl yaşayacağı büyük ölçüde sermaye sahiplerinin kararına bağlıydı.

Bu tablo kalıcı olmadı. Zamanla işçiler örgütlenmeye başladı. Emek, kendi gücünün farkına vardı: Sendikalar kuruldu, grevler yapıldı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyalizm tehdidinden korkan batı dünyasında sosyal devlet anlayışı öne çıktı. Devletler, emeği koruyan yasalar çıkardı. Çalışma saatleri sınırlandı, asgari ücret uygulamaları başladı, sosyal güvenlik sistemleri kuruldu. 20’nci yüzyılın ikinci yarısı, emek ile sermaye arasında görece daha dengeli bir dönemi temsil etti.

Ne var ki bu denge de uzun sürmedi. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte dünya yeni bir ekonomik yönelim benimsedi. Sermayenin önündeki engeller kaldırıldı, küreselleşme hızlandı ve esneklik adı altında işgücü piyasaları yeniden biçimlendirildi. İşe alım ve işten çıkarma süreçleri kolaylaştırıldı, güvenceli çalışma biçimleri yerini daha belirsiz modellere bıraktı. Bu süreçte sermaye hareket alanını genişletirken, emek giderek daha kırılgan bir konuma sürüklendi.

Bugün geldiğimiz noktada, bu dönüşümün sonuçlarını açıkça görüyoruz. Sendikaların etkisi birçok ülkede azalmış bulunuyor. Güvencesiz çalışma, kısa süreli sözleşmeler ve düşük ücretler daha yaygın hale geliyor. Üstelik bu tabloyu daha da derinleştiren yeni bir faktör var: Teknoloji. Yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme, birçok işi insanlardan daha hızlı ve daha ucuz şekilde yapabilir hale geliyor. Bu durum, emeğe olan talebi azaltma potansiyeli taşıyor. Mesele artık yalnızca ücretlerin düşüklüğü olmaktan çıkarak emeğe ihtiyacın azalıp azalmadığı noktasına doğru ilerliyor.

Böyle bir dünyada yeni çözümler tartışılıyor. Bunlardan biri de evrensel temel gelir. Bu düşünce, insanların çalışsa da çalışmasa da belirli bir gelir elde etmesini öngörüyor. Amaç, hem toplumsal istikrarı korumak hem de tüketimin devamını sağlamak. Çünkü insanlar gelir elde edemezse, sadece bireysel refah değil, ekonomik sistemin kendisi de sürdürülemez hale gelecek.

Önümüzdeki yıllarda kritik soru şu olacak: Eğer üretimde emeğin rolü azalırsa, ortaya çıkan değerin paylaşımı nasıl yapılacak? Sermaye daha da güçlenirken, emek tamamen sistemin dışında mı kalacak, yoksa yeni bir denge mi kurulacak?

Bu sorunun şimdilik kesin bir yanıtı yok. Ancak görünen şu ki, mesele artık yalnızca ekonomi değil. Bu soru aynı zamanda siyasetin, teknolojinin ve toplumsal tercihlerin ortak sınav sorusu olacak.

Yorumlar

  1. Yapay zeka emeğin yerini aldığında, ülkeler artık her bir yurttaşına vatandaşlık geliri vermek durumunda kalacak ki ülkedeki nüfus devamlılığı sağlansın ve ülke yok olmasın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru çünkü yapay zeka tüketimin yerini alamaz.

      Sil
    2. Bunlar bizim için gelecek yüzyılın meseleleri.

      Sil
    3. Gelecek yüzyılda gerçek zekalar sahibine hesap vermek için sırasını bekliyor olacaklar.

      Sil
    4. Merhaba ben 16 yaşında iktisada meraklı neo keynesyen bir gencim mahfi hocam ve sizler ile zoom üzerinden iktisat konuşmak isterim özellikle DSGE NK modelleri hakkında ve makroekonomi konularında sizin ile tartışmak ve kıymetli görüşlerinizi öğrenmek isterim eğer reva görürseniz memnuniyet duyarım.

      Sil
    5. Ne yazık ki zaman sorunlarım nedeniyle ancak buradan yanıt verebiliyorum. Tek tek görüşmeler için zamanım yok. Kusura bakmayın. Sevgiler.

      Sil
    6. Peki teşekkür ederim ama aklınızda olmak çok isterim müsait bir zaman bulursanız benim gibi bir genci çok memnun edersiniz saygılar hocam.

      Sil
  2. Sermaye, ürettiği ürünün alıcısının, başka bir firmanın emekçisi olduğunu anladığı gün sorun çözülür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunlar romantik açıklamalar. Daha fazla üretmeden daha fazla gelir olmaz.

      Sil
    2. Talep olmazsa kime satılacak o arz?

      Sil
    3. türkiyede tüik'in ulusal hesap verilerinden net işletme artığı/işgücü ödemeleri miktarının avrupa birliğinin yayınladığı verilere göre diğer ülkelerden ciddi şekilde yüksek olduğunu görüyoruz. genellikle 1 in üstünde. ve mesela 2022 de neredeyse 2 yi görmüş. buna karşılık fransa'da bu mesela 0.25-30 seviyesinde.

      Sil
  3. Üretim artarsa işçilerin geliri de artacaktır. Bugün dünyada 1600 dolar asgari ücret veren de var. 100 dolar veren de var. 1600 dolar asgari ücret verenler çok iyi insan
    oldukları için değil o ülkedeki üretim gücünden dolayı veriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama üretimin artması da tüketimin artmasına bağlı ki o da çevreyi harap ediyor.

      Sil
    2. Tarlada patates , soğan üretimi artıyor ama satış fiyatı düşük ve işçilik maliyeti kurtarmadığı için ürün tarlada bırakılıyor . Üretim plansız artıyor, üretici , işçi ve tüketici kaybediyor . Her yıl 500 milyon araç üretilse bundan kim kazanır ? Her şeyden önce Dünyanın kaynakları tükenir .

      Sil
  4. 1. endüstri devriminin emek sömürüsü üzerinden konuşmak kolaya kaçmaktır. Soylular ve yönetim kademeleri insanın yaşam refahının artmasının üretime olan etkisini anca 19yy. 2. yarısı fark etmiştir. O sebeple bu endüstri devriminin emek sömürüsü edebiyatını bırakalım. zaten bu devrim bizim topraklarımıza da gelmedi.

    2. ⁠Ben insanlık tarihimizin en refah seviyesi yüksek döneminde, en insana değer verilen, en emek karşılığı verilen döneminde yaşadığımızı düşünüyorum. Aksini düşünüyorsanız konuşabiliriz fakat ben bugün kosta rika’da mahalle diskosunda kokteyl içen arkadaşımla sabah opetten kahve alırken konuşabildim. Daha 50 yıl önce 2 saatimi, 100 yıl önce yarım günümü alacak bir mesafeyi 30 dk içinde tamamladım, eve geldim dolabımda aldığım yemeğim vardı, ocağımda gaz. Bunlar 100 yıl önceki şartlarla karşılaştırılamaz ayrıcalıklar. Gelen inovasyon ve dönüşüm de sermaye ile mümkün oldu.

    3. ⁠İşiniz yapay zeka ile yapılabiliyorsa, bunu EMEK kendi düşünmeli. Ben ne yaparsam yaptığım işte öne çıkarım, ne yapılmazsa geride kalırım emeğin düşüncesi olmalı. Üretim’de yapay zeka ile iş güvenliği alanında bir çok gelişme oluyor. Bu gelişimi dönüşümü yapanlar da EMEK'in ta kendisi. Yazıda tek taraflı bakılmış gibi hissettim. İnsanlar işsiz kalacak diye teknolojik değişimin önüne geçemeyiz. Kumaş basım makinasını yasaklayan Kraliçe Viktoria olamayız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde insanlar zaten işsiz.

      Sil
    2. Kraliçe Victoria baskı makinelerini yasaklamadı. Kumaş baskı tekniklerinin ve modanın hızla gelişmesini sağlamıştır. Onun döneminde İngiltere sanayi üretiminde dünya lideri olmuştur.

      Sil
    3. Üç madde halinde yazılan yorumun tek bir kelimesi bile doğru değil. Bu kadar hatayı bir yazıya sığdırabilmiş olmasını takdir ettim.

      Sil
    4. Aynen katılıyorum, hatta pes dedim

      Sil
  5. Yaklaşan AI işsizlik fırtınasının etkisini yavaşlatmak ve azaltmak icin evrensel temel gelir yerine dışsallık ölçüm optimizasyonu sonrası Pigou vergisi opsiyonuna nasıl bakarsınız Hocam? Poşet vergisi formülü kurtarıcı olabilir mi? :)
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Poşet vergisi bütün sorunları çözebilir :)

      Sil
    2. Poşet vergisi için Torba yasaya ihtiyaç yok:)

      Sil
    3. O nedenle zaten Poşet Yasa yapacaklarmış :)

      Sil
    4. Pigou vergisi uluslararası ekonomi camialarında bu konu ekseninde sıklıkla dile getirilirken bu yorumlarda poşet içinde yer bulabilmiş.

      Sil
  6. Hocam, Sermayenin sürekli kendini büyütme eğiliminde olması ve servet dağılımını bozması sürdürülebilir değil. Teknolojik gelişmelerin iş yükünü azaltması, fakat fayda gören tarafın temelde yine sermaye olması, yani iş gücünün sürekli ucuzlaması sürdürülebilir değil. Katma değer gerektiren işlerde zaman içerisinde işçiden sürekli daha geniş nitelikler beklenmesi, işe alınmak için işçinin yetenekleriyle rakiplerinden sürekli bir adım önde olma mecburiyeti sürdürülebilir değil. İş dünyasında bu kadar sürdürülemez unsur var ve fakat siyasiler çözüm anlamında hiçbir regülasyon üretmiyor. Hatta hala sermayeyi koruyan düzenlemeler açıklıyorlar. Açıkçası bu üzücü durum bana hiç şaşırtıcı gelmiyor. Para güç demektir ve güçlü olan son sözü söyler. Sermayedarlar zaten aynı zamanda siyasetin içerisinde olan ya da en azından siyasi bağlantıları güçlü olan kişiler. Peki öyleyse mesela 100 tane gayrimenkule sahip bir siyasetçinin emlak vergisi düzenlemesine destek vermesi beklenebilir mi? Hayatın olağan akışına aykırı. Mesela en azından sabah ve akşam biraz güneşi görelim desek, insafa gelip günlük çalışma süresini 6 saate düşürürler mi? Ya da mesela dinlenmek ve ailemize vakit ayırmamız için zaman verin, haftada 4 iş günü çalışalım desek yaparlar mı? Yapmazlar. Menfaati uğruna başkalarının üzerine basmayı gerektiren bir düzen var. Sermaye de bu düzende üzerine düşeni layığıyla yapıyor. 23 Nisan ve 1 Mayıs haftaları az çalıştık, dinlenme şansımız oldu. Mutlu ve huzurluyduk. Peki az çalıştık diye hangi sektörde işler aksadı? Hiçbir yerde hiçbir birşey aksamadı. Demekki yapılabiliyormuş. Güneşi görmeden aralıksız bir yerlere tıkılmamıza gerek yokmuş, gördük. Ama istesek yaparlar mı? Yapmazlar. Dün kölelik dediğimiz şeye bugün sermaye-emek kavgası diyoruz, benzer işler... Bu sürdürülemez düzen tıkanana dek böyle devam edecek gibi görünüyor. Bizim ömrümüz tıkandığı zamanı görmeye yeter mi, meçhul...
    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
  7. Son 23 yılımızda bu dengeler nasıl değişti hocam? Çalışanların -emeğin kaybı sözkonusuysa düzelme ihtimali var mı, yoksa daha da mı sıkıntılı günler gelecek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bugünkü koşullar devam ederse düzelme ihtimali, daha da bozulma ihtimaline göre düşük görünüyor.

      Sil
  8. Hocam selamlar. kıymetli değerlendirmeniz için teşekkürler.
    benim düşüncelerim,
    Şehir merkezleri önümüzdeki 5-10 yıllık dönemde cazibesini kayıp edecek.
    insanlara bu gün fırsat gibi sunulan küçük metrekareli dairelere ilgi azalacak. şehir merkezleri gerçekten orada hakkıyla yaşayabilenler için mantıklı hale gelecek.
    Evrensel temel gelir, uzaktan çalışma gibi seçenekler insanları kırsala yönlendirecek. Tasarruflu olan extra üretenler sivrilmeye başlayacak. Arazi sahipliği, robot uyumlu tarlalar daha cazip hale gelecek.

    İnsanlar sosyal devlet kavgaları verecek. Siyaset ise insanların eğitim, sağlık ve adalet taleplerine göre şekil alacak.
    Saygılarımla.


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Paylaşımınız için sağ olun.

      Sil
    2. evrensel gelir sadece en tepe ülkelerde olabilir. türkiye gibi ülkelerde sadece açlık ve ölüm olur.

      Sil
  9. Hocam haber kanalları yazılarınızı çalıp sitelerine koyuyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben peşin olarak alıp yayınlayabilecekleri iznini verdim. Tek şartım başlığını ve içeriğini değiştirmemeleri ve gerçek anlamından kopacak şekilde bazı cümleleri ayıklayıp yayınlamamaları. Bazı medya ve sosyal medya organları bu şarta uyarak dürüstçe alıp yayınlıyor ve yazıma link veriyor ama bazıları da maalesef başlığı veya içeriği değiştirerek yayınlıyorlar.

      Sil
  10. Konjonktüre uyum sağlayamayan esnafları, burjuvaları ve çalışanları zor günler bekliyor. Örneğin; sayıları neredeyse yok olmaya doğru giden mahalle bakkalları, zincir marketleri suçlamaya devam ededursun. kooperatifleşmeden bireysel hareket eden çiftçiler dert yanmaya devam etsin.

    İnovasyona kapalı kalan, yeni dünya düzenine adapte olamayan kişi ve firmalar giderek sistemin dışında kalıyor. Kısacası değişen dünya düzenini görmezden gelenler ya geride kalıp büyüyemiyor ya da tamamen yok olma riskiyle karşı karşıya

    Teknolojiyle/inovasyonla inatlaşmayın, ona uyum sağlayın... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkesin gücü tekellesmeye yetemez..

      Sil
    2. Bir ülke çok fakir olursa orada sayyar satıcılar olur. Biraz iyi olursa bakkallar olur. Daha iyi olursa süpermarketler olur. Daha iyi olursa hipermarketler olur. Küçük esnaf küçük işçi maaşı verir Büyük esnaf büyük işçi maaşı demektir.

      Sil
  11. Güya sümer mitolojisinde Annunakiler insanı iş için ,madencilik için yaratmışlardı 6-7 bin yıl sonra bu defa insan iş için robot yaratıyor demek ki annunaki efsanesi çöp olmuş oluyor😂 uzayda seyahat eden zeka ;yapay zekayı robotu çoktan kullanır insanların kaprisi ile uğraşmazdı ?Ama akla şu soru da gelmiyor değil acaba yapay zeka -robot insan ırkından bile daha mı tehlikeli oluyor?? da o risklerden dolayı annunnakiler işçi insan yaptılar?
    Saygılar sunar esenlikler dilerim

    YanıtlaSil
  12. Mahfi Hocam, Dünya nüfusu 8,3 milyar. Bu nüfus üretim faktörlerinin üçüne (sermaye, doğal kaynaklar ve girişimci) olumlu etki sağlıyor. Nüfus arttıkça 3 üretim faktörü daha kıt bulunmuş oluyor oranlayınca. Ancak nüfus artışı emek için olumsuz bir etki yaratıyor, nüfus artıkça emek ucuzlamış oluyor. Süreç sermayenin lehine hareket ediyor. Gelir düzeyi yüksek ülkelerin nüfusu yaşlanıyor ancak gelir düzeyi düşük ülkelerin nüfusu genç ve sayısal olarak çok yüksek. Bu durumda yukarıda nedenleri ile bahsettiğiniz emeğin belirli bir dönem elde etmiş olduğu hakların elinden alınmasına sebep oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Bu durumda üretimden emeğiyle pay almayı planlayanların çok daha nitelikli, bir anlamda yapay zekanın ikame edemeyeceği bir kariyere yönelmesi gerekiyor.

      Sil
  13. Sayın Eğilmez, bence robotlar ve yapay zeka üretici haline gelecek, insan ise tüketici haline gelecek. İnsanların alım gücü düştükçe, tüketimde düşecek ve fazla üretime gerek kalmayacak, fazla insana da gerek kalmayacak. Bu durum uzun süre devam ederse insanların azalmasına paralel olarak robotlar da azalacak doğal kaynakların, yer altı zenginliklerinin, ağaçların, kuşların doğanın katledilmesi azalacak, doğa kendini temizleyecek / toparlayacak. Az kalan insanlar bu rahatlığa kavuşunca, tekrar çoğalmaya, tekrar doğayı tahrip etmeye yönelecek ve yeniden büyük sorunlar yaratacaklar. Kainatın big bang gibi yeniden / yeniden tekrarı olacak diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz benden de karamsar çıktınız? :)

      Sil
    2. Sizin karamsar olmanız ölümden sonra karanlık bir sona inanmanızdan kaynaklanıyor!

      Sil
    3. inanmasından kaynaklanmıyor çünkü inanç değil bu gerçekler

      Sil
  14. Sermaye ile emek arasındaki tarihsel gerilimi bugüne taşıyarak önemli bir noktaya işaret ediyorsunuz: üretimden doğan değerin nasıl paylaşıldığı meselesi bugün yeniden merkezi bir sorun haline geliyor. Özellikle teknoloji ve küreselleşme sonrası emeğin konumunun zayıfladığı tespiti, güncel tartışmalarla paralel görünüyor.

    Bununla birlikte, meseleyi biraz daha geniş bir çerçevede ele almanın faydalı olabileceğini düşünüyorum.

    Öncelikle, bugünkü tabloyu yalnızca sermaye–emek dengesi üzerinden okumak bazı önemli dinamikleri gölgede bırakabiliyor. Özellikle son yıllarda öne çıkan finansallaşma —yani üretimden kopuk biçimde büyüyen finansal kazançlar— gelir dağılımını en az bu klasik gerilim kadar etkiliyor. Bu açıdan bakıldığında sorun sadece “sermaye mi kazanıyor, emek mi?” değil; hangi tür sermayenin, nasıl kazandığı sorusu da giderek daha belirleyici hale geliyor.

    İkinci olarak, teknoloji meselesi daha ikili bir yapı içeriyor. Evet, otomasyon ve yapay zekâ bazı iş alanlarını daraltıyor; ancak aynı süreçler yeni meslekler, yeni beceri alanları ve verimlilik artışı da yaratıyor. Tarihsel olarak teknoloji çoğu zaman emeği ortadan kaldırmaktan çok dönüştürdü. Bu nedenle mesele, “emeğe ihtiyaç azalıyor mu?” sorusunun yanı sıra “emeğin niteliği nasıl değişiyor?” sorusu etrafında da ele alınabilir.

    Bir diğer nokta, sermaye ve emek ilişkisinin yalnızca çatışma üzerinden tanımlanmasının sınırları. Sermaye birikimi çoğu zaman risk alma, yatırım ve organizasyon becerisi gerektirirken; emek bu sürecin üretici gücünü oluşturuyor. Bu iki unsurun birbirini dışlayan değil, birbirine bağımlı yapılar olduğu gerçeği, politika tartışmalarında daha dengeli bir zemin sağlayabilir.

    Son olarak, çözüm tartışmalarında da alanın genişletilebileceğini düşünüyorum. Evrensel temel gelir önemli bir fikir; ancak bunun yanında üretken yatırımı teşvik eden vergi politikaları, eğitim ve beceri dönüşümü ile rekabeti ve şeffaflığı artıran yapısal düzenlemeler birlikte ele alınmadan kalıcı bir denge kurmak zor görünüyor.

    Özetle, yazınızın işaret ettiği sorun gerçek ve önemli: değerin paylaşımı meselesi yeniden gündemin merkezinde. Ancak kanımca bu sorunu tek bir eksene indirgemek yerine çok boyutlu bir yapı içinde ele almak; hem problemi daha doğru tanımlamayı hem de daha uygulanabilir çözümler geliştirmeyi mümkün kılabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok önemli noktalar. Katkınız için teşekkür ederim.

      Sil
  15. Hocam yıllardır sosyal demokratları solcu komünist diye fişlediler. Halbuki biz halkçı sosyal demokratız. Bu kötü ünün arkasında Amerikan propagandası mı vardı bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amerika, ikinci dünya savaşı sonrasından itibaren sola kayan her akımı, düşünceyi ve eylemi komünizmle damgaladı ve yok etmek için çalıştı. Haklısınız.

      Sil
  16. Hocam, sanki belirli ön kabuller, egemen sınıfların tahakkümünü pekiştirmek adına sözde bilimsel bir dille meşrulaştırılmış. Kavramsal ve matematiksel kılıflar kullanılarak; medya ve akademi aracılığıyla sistematik bir rıza imalatı yapılmış. Nihayetinde güncel disiplinler özellikle kapitalizm(kızıl değilim:); tıpkı kendi içine kapalı bir fantezi evreni gibi, dış gerçeklikten tamamen kopuk, kurgusal ve absürt bir yapıya bürünmüş gibi gelmeye başladı.Bakalım sonumuz ne olacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, benzer düşünceler yıllardır benim de zihnimi kurcalıyor.

      Sil
  17. Daha farklı iş dallarında daha çok küçüklü büyüklü girişimcilerin artmasına olanak veren sistemlere ihtiyaç yok mu? İnsanın tatminkar bir hayat için bir şey üretmeye ihtiyacı illaki var. Emek seri üretimdeki yerini kaybetti. Bu nedenle herkesin kendi işinin emektarı olma durumu artmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tarım alanında ve tamir, bakım gibi işlerde bu dediğiniz olabilir.

      Sil
  18. Seri üretimde emeğin yeri kalmadığına göre, daha fazla girişimci gerekmez mi? Kendi emeği ile ürettiği şeye kendi sermayesini koyanlara fırsatlar yaratan kalıcı ve sağlam bir sistem gelişmez mi? İnsanın tüketici olarak değil ama üreterek tatminkar bir hayata ulaştığı artık bilinirken , tüketim toplumundan bireysel üreten çok girişimcili bir topluma evrilinmez mi? Ahlak sistemi buna dönüşmez mi? Seri üretimin gelişmesi ile hızla tüketim toplumuna dönüşen yaşam, seri üretimde emeğin önemsizleşmesiyle yeniden dönüşecek bu açık. Sizce bu evrim sosyolojik, ekonomik ve ahlaki olarak daha iyi bir yere dönüşemez mi? İnsanı kendinden utandıracak vahşi düzeni iyileştirme kapasitesi yok mu?

    YanıtlaSil
  19. Yazınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  20. “Eğer üretimde emeğin rolü azalırsa, ortaya çıkan değerin paylaşımı nasıl yapılacak?”
    sorusunun cevabı Elon Musk’ın AI etkileri öngörüsünde “çalışmak opsiyonel olacak” demesinde yatıyor galiba.
    Biraz ütopik belki ama ekonomi çarkının dönmesi için çalışmasa bile tüketmesi için belli bir nüfusa da ihtiyaç var. Çalışmayana da belli bir tüketim yapacak gelir devletler tarafından sağlanmak zorunda kalınacak. Bunun kaynağıda AI ve otomasyonun getirdiği verimlilik ile artan karların daha fazla vergilendirilmesiyle olacak. Çalışmak isteyenler ve yetenekleri uygun olanlar ilave bir gelir elde edecekler.

    YanıtlaSil
  21. Robotlar sigorta primlerini ve kurumlar vergilerini ödeyemez , kamu kesimi vergiler olmadan küçülmek zorunda kalır.

    YanıtlaSil
  22. Sonunda geldiğimiz yer makyevelist felsefe dayanıyor. Herkes Makyeveli kazanmak için herşey mübahtır. Gibi bir aforizma ile özdeştirir. Oysa insanlar ürettiklerini değişebilmek ve koruyabilmek için bir kısım özgürlük yada egemenliklerini bir sınıfa devretmek ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu da burjuva ve küçük burjuva sınıfının doğmasına sebeb olmuştur. Aynı zamanda bir tüketim sınıfi yaratılmıştır. Eğer böyle bir sınıf yaratılmamış olsaydı. Kapital yaratmak mümkün olmaz dı. Şimdi kapital bir ikilem içine girmiştir. Ekonomi yaratan tüketim sınıfı ile beraberinde türev finans araçlarınıda yaratmıştır, Faiz ve Sermayeye katılım . Dünya ve Kapital insan varlığına mahkumdur. Tüketim yoksa kapitalde olamaz.

    YanıtlaSil
  23. Bill Gates:

    “Ya inekleri değiştireceğiz ya da inek olmadan et üreteceğiz.

    Dünyadaki emisyonların yüzde 6’sı, aşırı miktarda metan gazı çıkaran ineklerden kaynaklanıyor.”
    Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da et ürünleri ile fosil yakıt kaynaklı mal ve hizmetlerin kamuya açık alanlarda reklamı yasaklandı.

    Reklam panoları, tramvay durakları ve metro istasyonlarından burger, benzinli araç ve uçak seferlerine ait görseller kaldırıldı.
    Israil canı istediği için füze savaşı çıkartırken 1 milyarlık Hindistan tek başına ekosisteme çöp yağdırırken 15 milyonluk Hollanda’nın dünyayı kurtarmak için et yememe motivasyonunu merak ediyoruz...
    3 farklı x paylaşımı amacımız üzüm Yemek mi bağcı dovmek mi?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri