Sanayimiz Yol Ayrımında
Türkiye, son 40 yılda otomotivden beyaz eşyaya, makineden savunma sanayine kadar birçok alanda önemli bir üretim üssü hâline geldi. Ancak bugün sanayiciler geçmişte karşılaşmadıkları kadar karmaşık sorunlarla mücadele ediyor. Bir tarafta artan maliyetler, diğer tarafta finansmana erişim güçlüğü, kur tartışmaları ve küresel rekabet. Buna bir de teknoloji yarışının hızlanması ve küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi eklenince, sanayimizin önünde geçmiş dönemlerden farklı bir rekabet ortamı oluşmuş durumda.
Bugün sanayinin en büyük
ihtiyacı, yalnızca daha fazla üretmek değil; daha verimli, daha rekabetçi ve
daha yüksek katma değerli üretim yapabilmektir.
Üretim Devam Ediyor, Ancak Kârlılık Aynı Hızda Artmıyor
TÜİK verilerine göre 2026 yılı Mayıs
ayında sanayi üretim endeksi aylık olarak yüzde 2,9 azalırken yıllıkta değişim
göstermedi. İmalat sanayi üretim endeksi aylık olarak yüzde 3,3 azalırken
yıllıkta yalnızca yüzde 0,3 artış sergiledi. Bu veriler, sanayi üretiminde ivme
kaybına işaret ederken, üretimin sürdürülebilirliği konusunda dikkatle
izlenmesi gereken bir döneme girildiğini gösteriyor.
Bu genel duruma ek olarak artan
maliyetler ve daralan kâr marjları nedeniyle birçok firma daha fazla üretmesine
rağmen daha düşük kârlılıkla faaliyet gösterebiliyor. Bu gelişme, özellikle
ihracat odaklı sektörlerde yatırım iştahını azaltıyor.
Maliyet Baskısı Sanayinin Rekabet Gücünü Azaltıyor
Enerji fiyatları, hammadde
maliyetleri, işçilik giderleri ve lojistik harcamaları son yıllarda üretim
maliyetlerini önemli ölçüde artırdı.
TÜİK'in Yurt İçi Üretici Fiyat
Endeksi verilerine göre üretici fiyatlarındaki artış, sanayicinin maliyet
baskısının yüksek düzeylerde olduğunu gösteriyor.
Özellikle KOBİ'ler için artan
maliyetler, fiyat rekabetini zorlaştırırken yatırım planlarının ertelenmesine
neden olabiliyor.
Çözüm Önerileri
Bu alanda öne çıkan politika
önerileri arasında enerji verimliliği yatırımlarının teşvik edilmesi,
yenilenebilir enerji kullanımının desteklenmesi, yerli ara malı üretiminin
geliştirilmesi ve lojistik altyapısının güçlendirilmesi yer alıyor.
Kur Politikası ve İhracat Rekabeti
Sanayicilerin en fazla gündeme
getirdiği konulardan biri döviz kuru ile enflasyon arasındaki ilişkidir.
İhracat yapan firmalar
gelirlerini büyük ölçüde döviz üzerinden elde ederken, ücret, enerji ve birçok
üretim girdisi Türk lirası cinsinden artıyor. Enflasyonun döviz kurundan daha
hızlı yükseldiği dönemlerde ihracatçıların fiyat rekabeti zayıflayabiliyor.
Diğer taraftan üretimde ithal
girdilerin payı yüksek olduğu için kurdaki ani yükselişler de maliyetleri
artırıyor.
Sanayici açısından sorun döviz
kurunun belirli bir düzeyde olması değil, kur ile enflasyon arasındaki
ilişkinin öngörülebilirliğini kaybetmesidir. Çünkü yatırım kararları bugünün
kuruna göre değil, önümüzdeki dönemlere ilişkin beklentilere göre alınır.
Çözüm Önerileri
Bu konudaki en kalıcı çözüm enflasyonun
düşük tek haneli düzeylere indirilmesidir. Bunun için mevcut para politikası
özellikle harcamaların kısılacağı maliye politikası önlemleriyle
desteklenmelidir. Enflasyon düşürüldükten sonra faizler de kademeli olarak
indirilmeli, döviz kurunun belirli bir seviyede tutulmasına dayalı yaklaşım
yerine fiyat istikrarını esas alan bir çerçeve benimsenmeli; ihracatçıların kur
riskini yönetebileceği finansal araçlara erişimini kolaylaştıracak adımlar
atılmalıdır.
Bu alandaki önemli bir adım da yerli
ara malı üretiminin artırılarak ithal girdi bağımlılığının azaltılması
olacaktır.
Finansmana Erişim
Yüksek faiz ortamı ve krediye
erişimde yaşanan güçlükler, özellikle yatırım yapmak isteyen sanayiciler
açısından önemli bir sorun oluşturuyor.
Yeni üretim tesisleri, makine
yatırımları ve dijital dönüşüm projeleri yüksek sermaye gerektirirken,
finansman maliyetlerinin artması yatırım kararlarını geciktirebiliyor.
Çözüm Önerileri
Üretim yatırımlarına yönelik uzun
vadeli ve uygun maliyetli kredi programlarının geliştirilmesi, KOBİ'lerin
yatırım finansmanına erişimini kolaylaştıracak yeni garanti mekanizmalarının
oluşturulması, ihracat odaklı yatırımlara yönelik finansman desteklerinin
artırılması bu alanda atılması gereken adımlardır.
Tekstil Sektörü Tarihinin En Kritik Dönemlerinden Birini Yaşıyor
Yaklaşık bir milyon kişiye istihdam
sağlayan ve ihracatımızın yüzde 7 – 8’ini oluşturan tekstil ve hazır giyim
sektörü, hem yurt içinde artan maliyetler hem de uluslararası pazarlarda
yoğunlaşan rekabet nedeniyle tarihinin en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor.
Artan işçilik maliyetleri, enerji
fiyatları, finansman giderleri ve küresel talepte yaşanan yavaşlama sektör
üzerinde önemli baskı oluşturuyor.
Mısır, Bangladeş, Vietnam ve
Pakistan gibi ülkelerin daha düşük üretim maliyetleriyle uluslararası
pazarlarda avantaj sağlaması, Türk üreticilerinin fiyat rekabetini
zorlaştırıyor.
Birçok firma kapasite küçültmeye
giderken, bazı işletmeler üretimlerinin bir bölümünü yurt dışına taşımayı
tercih ediyor.
Çözüm Önerileri
Tekstil sektöründe markalaşma ve
tasarım odaklı üretimin desteklenmesi, teknik tekstiller ve yüksek katma
değerli ürün gruplarına geçişin teşvik edilmesi, yeşil dönüşüm yatırımları için
özel finansman paketleri oluşturulması bu alanda atılması gereken adımların önde
gelenleridir.
Avrupa Birliği'nin sürdürülebilirlik kriterlerine uyum sağlayacak dönüşüm projelerinin desteklenmesi de çok önemlidir.
Katma Değerli Üretime Geçiş Zorunlu Hale Geldi
TÜİK verilerine göre yüksek
teknoloji ürünlerinin imalat sanayi üretimindeki payı yüzde 3,6 düzeyinde
bulunuyor.
Bu oran, Türkiye'nin orta ve
yüksek teknoloji üretiminde daha fazla yatırım yapması gerektiğini gösteriyor.
Küresel rekabet artık düşük
maliyetle değil; inovasyon, teknoloji ve marka değeriyle kazanılıyor.
Çözüm Önerileri
Bu alandaki çözüm önerileri Ar-Ge
harcamalarının artırılması, üniversite-sanayi iş birliklerinin güçlendirilmesi,
teknoloji odaklı girişimlerin desteklenmesi, yapay zekâ, otomasyon ve dijital
üretim teknolojilerine yatırım yapan işletmelere ilave teşvikler verilmesi gibi
adımları kapsıyor.
Nitelikli İş Gücü En Az Makine Kadar Önemli
Sanayi tesislerinde en çok dile
getirilen sorunlardan biri nitelikli teknik personel eksikliğidir.
Bugün birçok işletme CNC
operatörü, kaynak uzmanı, otomasyon teknisyeni ve mekatronik alanında yetişmiş
çalışan bulmakta zorlanıyor.
Çözüm Önerileri
Nitelikli işgücü yetiştirebilmek
için; mesleki eğitim müfredatının sanayinin ihtiyaçlarına göre güncellenmesi, organize
sanayi bölgelerinde uygulamalı eğitim merkezlerinin yaygınlaştırılması
gerekiyor.
Ayrıca üniversite ve sanayi
arasında staj ve ortak proje programlarının artırılması, çalışanların yaşam
boyu eğitimle yeni teknolojilere uyumunun desteklenmesi de zorunlu görünüyor.
Dijital ve Yeşil Dönüşüm Rekabetin Yeni Anahtarı
Küresel pazarlarda artık yalnızca
kaliteli ürün üretmek yeterli değil. Dijitalleşme, karbon ayak izi, enerji
verimliliği ve sürdürülebilir üretim de rekabetin önemli unsurları haline
geldi.
Avrupa Birliği'nin çevre ve
sürdürülebilirlik odaklı düzenlemeleri, Türk sanayisinin bu dönüşümü
hızlandırmasını zorunlu kılıyor.
Bu süreç başlangıçta maliyet
oluştursa da uzun vadede verimlilik artışı, enerji tasarrufu ve yeni pazarlara
erişim açısından önemli fırsatlar sunuyor.
Genel Çözüm Önerisi Olarak Teşvik Sisteminin Değiştirilmesi
Türkiye’nin her alanda dünya
çapında marka yaratması ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payını
artırması gerekiyor. Bunu sağlamanın yollarından birisi doğru odaklanmış bir
teşvik sistemi kurmaktan geçiyor. Güney Kore, elektronikten otomotive kadar
birçok sektörde dünya markaları oluştururken teşviklerini belirli ürün ve
firmalar üzerinde yoğunlaştırdı. Türkiye'nin de benzer şekilde kaynaklarını çok
sayıda sektöre dağıtmak yerine küresel rekabet potansiyeli yüksek ürün
gruplarına odaklaması daha etkili sonuçlar verebilir.
Türkiye, mevcut yatay teşvik
sistemini terk ederek stratejik ve seçici teşvik sistemine geçmeye yönelmelidir.
Bununla birlikte, seçici teşviklerin performans ölçütlerine bağlanması ve
düzenli olarak değerlendirilmesi de kaynakların etkin kullanımı açısından önem
taşıyor.
Ya bunları yaparak markalaşacağız
ya da Bangladeş, Pakistan ve Mısır’la ucuz mal üretimi konusunda yarışmaya
devam edeceğiz.
Sonuç
Türk sanayisi güçlü üretim
kültürü, deneyimli iş gücü ve ihracat potansiyeliyle önemli avantajlara sahip
görünüyor. Ancak mevcut koşullar, sanayinin yalnızca üretim kapasitesini değil,
rekabet gücünü de yeniden değerlendirmesini gerektiriyor.
Türk sanayisinin sorunu üretim
yapamamak değil, giderek zorlaşan koşullar altında rekabet gücünü
koruyabilmektir. Önümüzdeki dönemde başarı; düşük maliyetle üretmekten çok,
yüksek teknoloji geliştirebilen, marka yaratabilen ve verimli çalışabilen
işletmelerin olacaktır.
Sanayi politikaları kısa vadeli
dalgalanmalara göre değil, on yılları kapsayan bir perspektifle
şekillendirilmelidir. Çünkü bugün yapılacak yatırımların karşılığı birkaç ay
içinde değil, gelecek nesillerin rekabet gücünde ortaya çıkacaktır.
Türkiye'nin önünde iki yol
bulunuyor: Ya düşük maliyetle üretim yapan ülkelerle fiyat rekabetine sıkışacak
ya da teknolojiye, markaya ve yüksek katma değere dayalı yeni bir sanayi modeli
inşa edecek. Sanayimizin geleceğini belirleyecek olan tercih de tam olarak
budur.
Sanayicinin oksijeni finansmandır.
YanıtlaSilErdal Bahçıvan, (İSO başkanı)
Hocam tam da bugün Fitch'in Türkiye'nin uzun vadeli döviz cinsi kredi notu var. Borsa bugün satıcılı başladı, rapor beklentisi ile alakası var mı acaba?
YanıtlaSilBilmiyorum.
SilFitch kalkıp bizim gibi ülkelere not verirken insanlar acaba ne not verecek diye kulak kabartıyor ama iş batık ABD ekonomisine gelince bonkör davranıyor. Devlet har vurup harman dağıtmış 40 trilyon dolar borç yapmış ayağını yorganına göre uzatmamış. Serseri mirasyedi gibi borç yapıp durmuş. Ama iş kredi notuna gelince sözde rating kurulusları 40 trilyon dolar borcu olan ülkeyi yatırım yapılabilir borç verilebilir buluyor! Diğerleri de bu sarlatan rating kuruluşlara itibar ediyor!
SilKısmen haklısınız ama unutmayın ki o batık dediğiniz ABD'nin dolarını kazanmanız gerekiyor, oysa ABD'nin bizim TL'mize ihtiyacı yok.
SilABD borcunu ödemek için para bassa yeterli Oysa bizim borcumuzu ödememiz için ABD'nin bastığı o parayı elde etmemiz gerekiyor.
Adsız 17:10 Trump için para bulmanın ne kadar kolay olduğunu göremedin mi?
SilBak:
Trump, Körfez ülkelerinden 3 trilyon doları aşan yatırım ve silah anlaşmalarıyla dönüyor. (16.05.2025 16:32, sondakika.com)
https://www.sondakika.com/dunya/haber-trump-korfez-ulkelerinden-3-trilyon-dolari-asan-18638754/
Yarında İrandan sizi koruyacağım bunun için tazminat ödemelisinizz der yine para bulur.
Borcun boyutu değil döndürme gücü önemli.
Hocam süreçler böyle gerektiriyor.
YanıtlaSilTürkiye’de uzun süredir konuşulan ama etkisi giderek daha fazla hissedilen sorunlardan biri ara teknik eleman eksikliği. Ülkemizde fabrikalarda teknisyen, kaynakçı, CNC operatörü veya kalıp ustası bulmak artık sorun haline geldi. İlginç olan ise bir yanda genç işsizliği konuşulurken diğer yanda fabrikaların “çalıştıracak insan bulamıyoruz” demesi. İmalat, inşaat ve hizmet sektörlerinde kesin rakamlar olmamakla birlikte yüz binlerce ara eleman açığı var. Yalnızca imalat sanayisinde ihtiyaç duyulan ara teknik eleman sayısı 300 binin üzerinde.Bu tablonun oluşmasında toplumsal bakış açısının payı büyük. Ailelerin büyük bölümü çocuklarının üniversite okumasını başarı ölçütü olarak görüyor. Gençler yeteneklerine ya da sektör ihtiyacına göre değil, sadece diploma sahibi olmak için bölümlere yönlendiriliyor. Sonuçta piyasada karşılığı sınırlı bölümlerden mezun binlerce genç iş bulamazken; sanayi ve teknik alanlarda ciddi bir insan kaynağı açığı oluşuyor. Oysa bugün birçok teknisyen veya nitelikli usta, beyaz yakalı çalışanlardan daha fazla kazanıyor.
YanıtlaSilBirçok işletme yeterli teknik personel olmadığı için tam kapasite çalışamıyor. Bazı sektörlerde vardiyalar iptal edilirken, makineler operatör eksikliği nedeniyle boş kalıyor. Uzmanlara göre bu durum imalat sanayisinde en az yüzde 10 ila 15 arasında verimlilik ve ciro kaybına yol açıyor. Bu da ekonomi açısından milyarlarca dolarlık üretim kaybı anlamına geliyor. Zamanında yetişmeyen siparişler nedeniyle ihracat bağlantıları aksıyor, firmalar uluslararası pazarda rekabetçi olamıyor. İşverenin katlandığı bu maliyet doğrudan ürün fiyatlarına yansıyor; yani aslında ara eleman açığı enflasyonu da besleyen unsurlardan biri haline geliyor.
TÜRKİYE'DE NE ÜRETİLİYOR Kİ MAHFİ BEY! HER ŞEY DIŞARIDAN GELİYOR!
YanıtlaSilBu doğru değil. Türkiye'de ciddi bir üretim var. Bizim sorunumuz üretememek değil, yüksek teknolojili mal üretememek, marka yaratamamak ve verimliliği artıramamak.
SilHocam ben halkım.İsterse üretim %100 artsın, benim refahım artmıyor. Hukuk yok oluyor, demokrasi hak getire... bu durumda gerçekten üretim mi vardır, rant mı?
SilTürkiye'de ne üretiliyor ki diye soranlara Türkiye'de ne üretilmiyor ki diye sormak lazım. Belki o zaman daha sağlıklı düşünürler ve böyle genelleme yapmayı bırakırlar!
SilSayın hocam ikincisi biraz uzun ve çetrefelli bir yol ama uzun vadede kesinlikle markalar oluşturmamız lazım lakin ivedilikle ucuz iş gücü ve genc nufus jeopolitik konumudan yararlanmamız lazım hindistan avrupayla serbest ticaret anlaşması türk ihracatcısının felaketi olabilir..acilen tedbir alınmalı umudumuzu sadece savunma sanayine bağlamak bence büyük hata.
YanıtlaSilBen lise mezunu bir çiftciyim.türkiyede gıda enflasyonu genel enflasyonuda büyük yer tutuyor..tarım sektörü adeta can cekişiyor cukurovadan 20 yıl önce avrupaya transit karpuz tarladan yüklenip giderdi...bu kur seviyesi inanılmaz zarar verdi..maliyet tarafı daha facia..gübre mahsül veya mazot mahsül paritesi 1e 3 seviyelerinde..burda dogru destek ve teşviklerle çiftci desteklense arz artsa gıda bolaştıkca enflasyona dolayısıyla faize direk etki etmez mi?
Üreten memnun tüketen memnun olmazmı ?kuru tutma pahasına ödediğimiz faizin yarısı dogru sektörlere dogru şekilde aktarılsa çarklar hızlanmaz mı?
Yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilBilgi solu yazınız için teşekkür ederim Hocam.
YanıtlaSilBenim gördüğüm durum;
Eskiden yüksek teknoloji olarak adlandırılan teknolojiler bugün itibarı ile güncel teknoloji haline geldiler. Yüksekliği kalmadı. Öncelikle bunu kabul etmemiz gerek.
Biz teknolojik ürünü bile çok kısıtlı üretebiliyoruz. Onlarında tamamına yakını yabancı lisanslı.
Biz bu treni kaçırdık. Eskiden yani 20 yıl önce belki yakalama ihtimalimiz vardı ama artık yok.
Devlet gittikçe obezleşen varlığını korumak için bırakın sektörlere destek vermeyi daha neler icat ederimde vergi adı altında emebildiğim kadar emip varlığımı sürdürürüm derdinde. Bu obeziteden çıkmak maalesef artık mümkün gözükmüyor. Üzgünüm ama gerçek bu. Gerçeklik sağlaması için şuna bakmak yeterli. Bu ülkede defalarca kriz dönemleri, defalarca yüksek enflasyon, devalüasyon yaşandı ama tarihimizde ilk kez sermaye çeşitli bahanelerle yurtdışına kaçmaya başladı. Bence en büyük kriz bu.
Saygı ve sevgilerimle
Cem
Teşekkürler.
Sil