Öfke Toplumu
Öfke; bireyin haksızlığa uğradığını düşündüğünde, engellendiğinde, değersiz hissettiğinde ya da herhangi bir olay karşısında kontrolünü kaybettiğini hissettiğinde ortaya çıkan doğal ve evrensel bir duygudur. Sanılanın aksine sorun öfkenin varlığı değil, nasıl yaşandığı ve nasıl ifade edildiğidir. Çünkü her öfke doğrudan dile getirilemez. Özellikle güç ilişkilerinin belirgin olduğu ortamlarda bireyler, öfkelerinin gerçek kaynağına tepki göstermekte zorlanabilirler.
Psikolojide öfkenin ifade edilme
biçimini açıklayan yaklaşımlardan biri, öfkenin içe yönelmesi (anger-in)
kavramıdır. Bu yaklaşıma göre birey, yaşadığı öfkeyi güvenli ve kabul
edilebilir bir biçimde ifade edemediğinde öfke ortadan kalkmaz; bastırılarak
kişinin kendi iç dünyasına yönelir. İçe yönelen öfke zamanla kendini suçlama,
değersizlik duyguları, yoğun suçluluk, tükenmişlik, depresif belirtiler veya
psikosomatik yakınmalar şeklinde kendini gösterebilir. Kısacası ifade
edilemeyen öfke, bazen kişinin çevresine değil, doğrudan kendisine zarar
vermeye başlar.
Bununla birlikte öfke her zaman
içe yönelmez. Bazı durumlarda birey, gerçek öfke kaynağına tepki göstermenin
riskli olduğunu düşündüğünde öfkesini daha güvenli gördüğü kişi ya da ortamlara
yansıtabilir. Psikolojide bu durum yer değiştirme (displacement) savunma
mekanizması olarak açıklanmaktadır. Örneğin yöneticisine karşı yaşadığı öfkeyi
dile getiremeyen bir çalışanın eve geldiğinde eşine veya çocuğuna karşı
tahammülsüz davranması ya da okulda öğretmeninden haksızlığa uğradığını düşünen
bir öğrencinin öfkesini arkadaşına yöneltmesi bu mekanizmaya örnek olarak
gösterilebilir.
Bu süreç yalnızca bireysel
psikolojiyle açıklanamaz. Toplumsal ve örgütsel koşullar da öfkenin yaşanma ve
ifade edilme biçimini önemli ölçüde etkiler. Türkiye'de ekonomik
belirsizlikler, geçim sıkıntısı, yaşam maliyetlerinin artması, gelecek kaygısı,
yoğun çalışma temposu ve iş güvencesine ilişkin endişeler birçok insanın stres
düzeyini artırabilmektedir. Bunun yanında, otoriteye itiraz etmenin hoş
karşılanmaması, "sorun çıkaran kişi" olarak etiketlenme kaygısı veya
işini kaybetme korkusu gibi etkenler de bireylerin yaşadıkları öfkeyi doğrudan
ifade etmelerini zorlaştırabilmektedir.
Bu nedenle bastırılan öfke bazen kişinin
içine yönelirken bazen de farklı ortamlarda ve farklı kişilere karşı ortaya
çıkabilmektedir. Günlük yaşamda trafikte küçük bir anlaşmazlığın kısa sürede
fiziksel veya sözlü kavgaya dönüşmesi, futbol karşılaşmalarında tribünlerde
görülen yoğun küfür ve saldırgan söylemler ya da sosyal medyada basit bir görüş
ayrılığının hakaretlere varan tartışmalara dönüşmesi; bazı durumlarda birikmiş
öfkenin gerçek kaynağı yerine daha güvenli görülen alanlarda dışa vurulmasına
örnek oluşturabilir. Elbette bu davranışların tek nedeni bastırılmış öfke
değildir; kültürel normlar, grup dinamikleri, dürtü kontrolü, bireysel
özellikler ve içinde bulunulan koşullar da bu süreçte etkili olmaktadır. Ancak
psikoloji literatürü, kronik stres ve ifade edilemeyen duyguların bu tür
tepkileri artırabileceğine işaret etmektedir.
Sonuç olarak öfke, bastırılması
gereken bir duygu değil; anlaşılması, kabul edilmesi ve sağlıklı biçimde ifade
edilmesi gereken temel bir insani duygudur. Çünkü ifade edilmeyen öfke yok
olmaz; bazen kişinin kendi ruhsal ve fiziksel sağlığını yıpratır, bazen de yön
değiştirerek kişinin en yakınındaki insanlara zarar verir.
Sağlıklı bireyler ve sağlıklı
toplumlar için önemli olan öfkeyi bastırmak değil, onu güvenli ve yapıcı
yollarla ifade edebilmeyi öğrenmektir. Bunun yolu, insanların düşüncelerini ve
duygularını korkmadan ifade edebildikleri, eleştiriye tahammülün ve psikolojik
güvenliğin desteklendiği bir toplumsal ve kurumsal kültürün geliştirilmesinden
geçmektedir.
Kurumsal sultanizm yalnızca devlet yönetimini etkilemez. Eğer bu anlayış toplumun geneline yayılırsa, aynı psikolojik kalıplar eğitimden sağlığa, özel sektörden aileye kadar birçok kuruma sirayet edebilir. Burada söz edilen, belirli bir ülkeye değil, siyaset bilimi ve örgüt psikolojisinde tartışılan genel bir modeldir.
YanıtlaSil1. Eğitim
Eleştirel düşünme yerine ezber ve itaat öne çıkabilir.
Öğretmenler risk almaktan kaçınabilir.
Öğrenciler doğruyu aramak yerine "otoritenin doğru kabul ettiğini" öğrenmeye yönelebilir.
Bilimsel üretkenlik ve yaratıcılık zamanla düşebilir.
Psikolojik sonuç: Merakın yerini hata yapma korkusu alır.
2. Sağlık
Doktorlar tıbbi karardan çok idari beklentileri dikkate almaya başlayabilir.
Hataların rapor edilmesi azalabilir.
Sorunlar gizlenebilir.
Yenilikçi tedavi yaklaşımlarına mesafe oluşabilir.
Psikolojik sonuç: Savunmacı tıp ve sürekli kaygı.
3. Özel işletmeler
Liyakat yerine sadakat ödüllendirilebilir.
Çalışanlar yöneticiyi memnun etmeye odaklanabilir.
Yönetime gerçek bilgiler ulaşmayabilir.
Yenilikçilik ve girişimcilik zayıflayabilir.
Psikolojik sonuç: Sessizlik kültürü gelişir.
4. Bürokrasi
Kimse inisiyatif almak istemez.
Evrak ve prosedürler sorumluluktan kaçınmanın aracı hâline gelebilir.
Kararlar sürekli üst makama bırakılır.
Psikolojik sonuç: Sorumluluk korkusu.
5. Üniversiteler
Akademik özgürlük daralabilir.
Aynı fikirlerin tekrarlandığı bir ortam oluşabilir.
Bilimsel rekabet yerini statü rekabetine bırakabilir.
Psikolojik sonuç: Entelektüel cesaret azalır.
6. Medya
Otosansür yaygınlaşabilir.
Araştırmacı gazetecilik gerileyebilir.
Toplum farklı görüşlere daha az erişebilir.
Psikolojik sonuç: İnsanlar kendi düşüncelerini ifade etmekten çekinebilir.
7. Yargı
Kararların öngörülebilir olduğuna dair güven azalırsa toplumsal güven de zedelenebilir.
Hukuk yerine kişisel ilişkilerin etkili olduğu algısı oluşabilir.
Psikolojik sonuç: Adalet duygusunda aşınma.
8. Aile
Çocukların fikirleri yerine mutlak itaat beklenebilir.
Tartışma kültürü gelişmeyebilir.
Çocuklar ya aşırı çekingen ya da otoriter davranışlar geliştirebilir.
Psikolojik sonuç: Bağımsız kişilik gelişimi zorlaşabilir.
9. Dinî kurumlar
Dinî yorumlar sorgulanamaz hâle gelebilir.
Dinî liderlere yönelik eleştiri tabu hâline gelebilir.
Maneviyat yerine hiyerarşi öne çıkabilir.
Psikolojik sonuç: Vicdanî muhasebe yerine otoriteye uyum.
10. Sivil toplum
Dernekler ve vakıflar bağımsız hareket etmekte zorlanabilir.
Gönüllülük azalabilir.
Toplum kendi sorunlarını çözme kapasitesini kaybedebilir.
Psikolojik sonuç: Pasif vatandaşlık.
Toplumun genel psikolojisi
Bu eğilimler birçok kurumda aynı anda görülmeye başlarsa ortak bir psikolojik iklim oluşabilir:
Belirsizlikten kaçınma.
Güçlü olana uyum sağlama eğilimi.
Risk almama.
Sorumluluktan kaçınma.
Otosansür.
Düşük toplumsal güven.
Yenilikten çekinme.
Kutuplaşma.
Fırsatçılık ve ilişkiler ağına dayanma.
"Bir şey değişmez." inancının yaygınlaşması.
Bununla birlikte, bu sonuçlar kaçınılmaz değildir. Aynı koşullarda bile bazı kurumlar güçlü meslek etiği, şeffaf yönetim, hesap verebilirlik ve kurumsal gelenek sayesinde bu etkileri sınırlayabilir. Örgüt psikolojisi araştırmaları, kurumsal kültürün ve hukukun üstünlüğünün güçlendiği ortamlarda bu tür olumsuz dinamiklerin daha zayıf görüldüğünü göstermektedir.
Dolayısıyla "kurumsal sultanizm" yalnızca bir yönetim biçimi değil, uzun süre devam ettiğinde toplumun düşünme biçimini, karar alma alışkanlıklarını ve kurumlar arası güven ilişkilerini dönüştürebilen bir psikolojik ve sosyolojik ekosistem olarak da incelenebilir.
Teşekkürler katkınız için.
SilZahmet olacak ama sadece kopyala yapıştır yapma,yapay zekaya satır aralarınıda düzelttir.
SilKurumsal Sultanizm sonuçta her alanda "evet efendim" davranışlı insanların toplum içindeki oranını artırır. Böyle bir toplumda sağlıklı düşünme, kararları irdeleme, herhangi bir problemin çözümünde yeni fikirler geliştirmenin önü tıkanır. Düşünce ve fikir üretme ortamı fakirleşir bağlı olarak toplum hızla her alanda geri kalmaya başlar.
SilDeğerli Hocam, Sevgili Üstat; analizleriniz, uyarılarınız çok değerli. Keşke daha çok dikkate alınsa, yararlanılsa..
YanıtlaSilAma, emperyalizm ve işbirlikçileri ile sömürü düzenlerinin bilerek kaotik ortamı yaratıp öfkeyi kışkırttığını düşünüyorum.
Bu yoz, bilinçli, siyasal bir tercih.
Halkın anlaması için okuması, öğrenmesi gerekiyor. Asgari bir sağlıklılık (bedenen ve ruhen) hali de olsa işimiz daha kolay olurdu.
Ama, ne yazk ki, milleti bilerek yoksullaştıran ve cahilleştiren küresel ve ulusal bir zihniyet ve kadroları var. Bu bir olgu. (Mealen "Okumuşlara değil, milletin cehaletine güveniyoruz" dediklerini anımsayalım)
Bütün zorluk da burada. O yüzden kısır döngüden çıkmakta zorlanıyoruz.
Ama, Türkiye'nin beşeri sermayesi, birikimi ile bu döngü kırılacak.
İnanıyorum, umutluyum.
Sizlerin varlığı ve çabası, umudumuzu besleyen damarlardan, ögelelerden...
Çok teşekkür ederim.
Sil"Öfke Toplumu" demişken:
YanıtlaSil1970'li yıllarda komünistler, sokak ortasında sıradan vatandaşları durdurup namaz kılıp kılmadıklarını soruyor muydu, eğer bu sıradan vatandaşlar namaz kıldığını söylerse; komünistler belindeki silahı çıkarıp onları vuruyor muydu?
Böyle şeyler yaşandı mı Mahfi bey?
Yok onlar komünistler değildi. O zaman vampirler ve kurt adamlar vardı onlar soruyordu bu soruları.
SilBir toplum ne zaman masallara inanmaktan vaz geçerse o zaman ileri gitme şansı yakalar.
Hocam darbeden sonra halk askere sarılmış mı, Prof Celal öyle diyordu. Aksini iddia edene yaşınız küçük susun diyordu
SilDoğru diyor, Ankara'da ben tanık oldum bu davranışa.
SilSadece öfkenin, öfke toplumunun ne olduğuna neden olduğuna değil aynı zamanda yine çözümün nasıl olabileceğine de işaret etmişiniz sayın hocam eksik olmayın.
YanıtlaSilTeşekkürler Namık Bey.
SilGüncel olan bir konu: toplumda kadınlar ikinci sınıf bunu herkes kabul ediyor. Ondan daha onemlisi; gelin encok kaynaşmasından çeker. Gelin akıllanmaz çocuğunu topluma daha yararlı yetiştirmek yerine kızını baskılar oğlunu simartir. Kızını başkasına tabiri caizse köle olarak verir. Başkasının kızınıda kendine köle olarak alır. Endi yaşadıklarını elin kızına yaşatır.
YanıtlaSilMahfi bey,
YanıtlaSilDünya Gazetesi'nin YouTube kanalının genel yayın yönetmeni: "Hande Eğilmez Eniş"; sizin kızınız mı?
Orta Sınıf Nereye Kayboldu?
https://www.youtube.com/watch?v=WoFDHpDqsEs
Akrabalığınız var mı?
Değil. Kendisiyle akrabalığım yok.
SilSıradan insanlar uzun süredir her gün yenilgi hissiyle yaşıyorlar. Normal değil bu durum.
YanıtlaSilElinize sağlık. Çok önemli bir konuya değinmişsiniz.
Teşekkürler
SilYazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏🏼
SilHocam ,Maçlarada biraz bağırıp çağırıp rahatlamak için gidilmiyormu,o kadar bilet ücreti veriyorlar..
YanıtlaSilBağırılıp çağrılabilir, rakibe küfür etmek ne?
SilEğlencesine ediyoruz hocam ya
SilBöyle eğlence olmaz.
SilBenim böyle bir derdim yok.
YanıtlaSilÇünkü ben İsviçre'de yaşıyorum Mahfi bey.
Size iyi öfkelenmeler...
😃
Silİsviçre'de zamanla öfkelenir, avrupanın öfkesi artmaya başladı
SilBugünlerde benim gördüğüm öfkenin sebebi "sınıfsal".
YanıtlaSilTek neden o değil
SilBence yanılıyorsun hocam. Bir fakir daha kolay sinirlenir, zengin o derdi de parayla siler
SilZenginin kaybı da öfkesi de daha büyük olur. Ama fakirin kaybı çok daha genele yaygın olduğu için daha çok görülür.
SilSayın Eğilmez, bence Öfke veya Hiddet bizim karakterimizde hazır olan huyumuz dur. Çok çabuk öfkeleniriz ve hemen öfkemizi dışa vururuz. Bu konuda hiç sabırlı değiliz. Karakterimizin böyle olması da konuşma ve anlatma kabiliyetimizin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Sakinliğimizi koruyabilirsek ve konuşma yeteneğimizi attırabilirsek, sabırlıda olabilirsek karakterimizi yüceltebiliriz, diye düşünüyorum. Saygılarımla.
YanıtlaSilBence bu tavır karakterden değil yaşam koşullarından kaynaklanıyor.
SilHocam çevremizdeki kişilere ve olaylara vereceğimiz tepkiler ve sinirlenme eşiğimiz de karakterle ilgilidir bence. Saygılar hocam
SilDünyanın en düzgün karakterli insanı bile bu ülkede yolunu şaşırabilir.
SilHocam Erkin Koray şaşkın şarkısını o yüzden yapmıştı.
SilBir kore dizisinde görmüştüm, karekter asosyal bir tipti (bizde robot musun diye eleştirilebilecek tarzda) ama şu vardı sinirlenmek yerine;
YanıtlaSil-bu davranışın beni huzursuz etti.
-kişisel alanıma müdahale etmeni hoş karşılamıyorum...
Sadece şu ikisini bile ifade edebilsek hem öfkeden uzak durabilir hemde öfkenin sebebini çözmüş oluruz. Ama bize sende altta kalma diye öğretiliyor, pısırık, korkak diye etiket vuruluyor. O zamanda duygu ifadesi yerine 'gücünün yettiğine' öfkeyi yansıtma gerçekleşiyor.
dizinin adı ne
SilHocam sizi bile öfkelendiriyorlarsa biz ne yapalım
YanıtlaSilHepimiz insanız. Bu ülkede öfkelenmeden yaşamak mümkün değil.
SilBir toplumda öfke de olmalıdır Mahfi bey. Yoksa hesap sorma hiç olmaz. Öfke vardır, öfke vardır. Siz mesela hakkınız yense öfkelenmezseniz sizi ezerler. Yandaki şeyleri tabağı çanağı kırarsanız veya Godfather'daki Michael gibi sakin konuşurken birden masaya vurup bağırırsanız derler ki tamam bu adamın sınırı bu, buraya oynamayalım. Sizin istifanız da öyleydi mesela, ben o kadar program yazdım siz yapmıyorsunuz ben istifa ediyorum. Alın bu da size ders olsun, başka bürokratlara benim yaptığımı yapmayın onlar size daha sert cevap verir dediniz. He vermediler ama olsun. 2056'da kitaplarda yazacak Mahfi Eğilmez Eğilmedi masaya yumruğunu koydu diye.
YanıtlaSilEvet haksızlığa, ahlaksızlığa, yolsuzluğa karşı öfke tabii olmalıdır. Benim kastettiğim farklı. Mesela bir kulüp taraftarının bir başka kulüp taraftarına öfke duymasını gerektiren bir durum yoktur. Kulübün yaptığı bir hata, bir yanlış ya da kasıtlı bir şey varsa onu yapanlara öfke duyulması normaldir. Ama o takımı tutuyor diye bir kişiye öfke gösterilmesi yanlıştır.
SilMahfi Bey;
YanıtlaSilTermodinamik ve Ekonomi üzerine makaleniz/makaleleriniz var mı?
Hayır yok. Ama Newton Yasalarıyla Enflasyon ilişkisi üzerine makalem var:
Silhttps://www.mahfiegilmez.com/2022/04/newton-yasalarnn-enflasyona-uygulanmas.html
Hocam sermaye kontrollerine karşı mısın?
YanıtlaSilKarşıyım. Çünkü böyle bir kontrole giriştiğinizde yabancı sermaye gelmez.
SilBilimsel olarak kanıtlanan bir durum var. Küfretmek ağrı ve acı eşiğini yükseltiyormuş. Tadında küfür etmek iyi geliyor yani bünyeye :-) Yazınız için teşekkürler....
YanıtlaSil:) Sağ olun.
SilMalesef çok büyük öfke birikti hem toplumda hemde bireysel..emeğinize saglık yerinde bir yazı olmuş..sayın hocam konuyka alakasız ama varlık barışı istenen etkiyi oluşturdumu sizce?
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilHiç sanmıyorum. Öte yandan varlık barışı adı altında çıkan aflar da bir yandan ahlakı bozucu bir yandan da toplumsal öfkeyi artırıcı etki yapıyor.
Kesinlikle.
SilSayın Eğilmez,
YanıtlaSilEğer ekonomik kriz varsa; kafeler neden dolu?!
(Prof. Ceyhun Elgin; iktisatçı)
https://www.youtube.com/watch?v=NFq9tVDUCss
Ceyhun Hoca gayet net açıklamış durumu.
Silhttps://www.nefes.com.tr/aksarayin-doviz-sevdasi-bitmiyor-142420
YanıtlaSilHocam aksaray ilinin özelliği nedir ki bu kadar döviz stokluyor vatandaş?
Aksaray tutucu bir nüfusa sahip. Bazı insanlar faiz almamak ama bir yandan parasının değer kaybını önlemek için parasını dolara çevirip faizsiz olarak bankaya koyuyor. Bunun etkisi olabilir.
SilMahfi hocam,
YanıtlaSilMaaş ve ücretler enflasyonun gerisinde kalıyorsa,
Vergi, ceza ve harçlar enflasyon kadar (veya daha yüksek) artıyorsa,
Kredi faizleri mevduat faizinin çok üzerinde seyrediyorsa,
Sosyal yardımların sayısı artıyor ama miktarı yeterli gelmiyorsa,
Bu durum iktisatta ne olarak tanımlanır?
Bütün bunların olduğu toplumda enflasyon da % 30'un üzerindeyse bu durum kriz tanımına uygun bir durumdur.
Sil"Kriz"demişken:
YanıtlaSilBüyüme oranı eksi gelmedikçe aslında kriz olmayacağı söyleniyor,
Krizi inkar etmekte bir kriz mi Mahfi bey?
Aslında en büyük kriz odur çünkü inkar gerçeği kabul etmemek demektir. ve gerçeği kabul etmeyince sorunun çözümü için doğru adımlar atılamaz.
SilHayat yönetebilmektir. Duygular, evlilik, iş, okul, boş zaman vs herşeyi yonetebildiğiniz sürece mutlusunuzdur.
YanıtlaSilBu dediğiniz dış koşulların soyutlandığı ya sizin durumunuzu bozmayacak kadar olumlu olduğu ortamlarda geçerlidir. Örneğin İsviçre'de ya da Danimarka'da veya Japonya'da yaşıyor olsaydık bu doğru olurdu. Burada durum öyle değil. Siz istediğiniz kadar bunları yönetin sizin dışınızda bir şey oluyor bütün yaşamınız alt üst olabiliyor. Bazen attığınız bir tweet bile özgürlüğünüzü kaybetmenize yol açabiliyor.
Sil