Öfke Toplumu

Öfke; bireyin haksızlığa uğradığını düşündüğünde, engellendiğinde, değersiz hissettiğinde ya da herhangi bir olay karşısında kontrolünü kaybettiğini hissettiğinde ortaya çıkan doğal ve evrensel bir duygudur. Sanılanın aksine sorun öfkenin varlığı değil, nasıl yaşandığı ve nasıl ifade edildiğidir. Çünkü her öfke doğrudan dile getirilemez. Özellikle güç ilişkilerinin belirgin olduğu ortamlarda bireyler, öfkelerinin gerçek kaynağına tepki göstermekte zorlanabilirler.

Psikolojide öfkenin ifade edilme biçimini açıklayan yaklaşımlardan biri, öfkenin içe yönelmesi (anger-in) kavramıdır. Bu yaklaşıma göre birey, yaşadığı öfkeyi güvenli ve kabul edilebilir bir biçimde ifade edemediğinde öfke ortadan kalkmaz; bastırılarak kişinin kendi iç dünyasına yönelir. İçe yönelen öfke zamanla kendini suçlama, değersizlik duyguları, yoğun suçluluk, tükenmişlik, depresif belirtiler veya psikosomatik yakınmalar şeklinde kendini gösterebilir. Kısacası ifade edilemeyen öfke, bazen kişinin çevresine değil, doğrudan kendisine zarar vermeye başlar.

Bununla birlikte öfke her zaman içe yönelmez. Bazı durumlarda birey, gerçek öfke kaynağına tepki göstermenin riskli olduğunu düşündüğünde öfkesini daha güvenli gördüğü kişi ya da ortamlara yansıtabilir. Psikolojide bu durum yer değiştirme (displacement) savunma mekanizması olarak açıklanmaktadır. Örneğin yöneticisine karşı yaşadığı öfkeyi dile getiremeyen bir çalışanın eve geldiğinde eşine veya çocuğuna karşı tahammülsüz davranması ya da okulda öğretmeninden haksızlığa uğradığını düşünen bir öğrencinin öfkesini arkadaşına yöneltmesi bu mekanizmaya örnek olarak gösterilebilir.

Bu süreç yalnızca bireysel psikolojiyle açıklanamaz. Toplumsal ve örgütsel koşullar da öfkenin yaşanma ve ifade edilme biçimini önemli ölçüde etkiler. Türkiye'de ekonomik belirsizlikler, geçim sıkıntısı, yaşam maliyetlerinin artması, gelecek kaygısı, yoğun çalışma temposu ve iş güvencesine ilişkin endişeler birçok insanın stres düzeyini artırabilmektedir. Bunun yanında, otoriteye itiraz etmenin hoş karşılanmaması, "sorun çıkaran kişi" olarak etiketlenme kaygısı veya işini kaybetme korkusu gibi etkenler de bireylerin yaşadıkları öfkeyi doğrudan ifade etmelerini zorlaştırabilmektedir.

Bu nedenle bastırılan öfke bazen kişinin içine yönelirken bazen de farklı ortamlarda ve farklı kişilere karşı ortaya çıkabilmektedir. Günlük yaşamda trafikte küçük bir anlaşmazlığın kısa sürede fiziksel veya sözlü kavgaya dönüşmesi, futbol karşılaşmalarında tribünlerde görülen yoğun küfür ve saldırgan söylemler ya da sosyal medyada basit bir görüş ayrılığının hakaretlere varan tartışmalara dönüşmesi; bazı durumlarda birikmiş öfkenin gerçek kaynağı yerine daha güvenli görülen alanlarda dışa vurulmasına örnek oluşturabilir. Elbette bu davranışların tek nedeni bastırılmış öfke değildir; kültürel normlar, grup dinamikleri, dürtü kontrolü, bireysel özellikler ve içinde bulunulan koşullar da bu süreçte etkili olmaktadır. Ancak psikoloji literatürü, kronik stres ve ifade edilemeyen duyguların bu tür tepkileri artırabileceğine işaret etmektedir.

Sonuç olarak öfke, bastırılması gereken bir duygu değil; anlaşılması, kabul edilmesi ve sağlıklı biçimde ifade edilmesi gereken temel bir insani duygudur. Çünkü ifade edilmeyen öfke yok olmaz; bazen kişinin kendi ruhsal ve fiziksel sağlığını yıpratır, bazen de yön değiştirerek kişinin en yakınındaki insanlara zarar verir.

Sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumlar için önemli olan öfkeyi bastırmak değil, onu güvenli ve yapıcı yollarla ifade edebilmeyi öğrenmektir. Bunun yolu, insanların düşüncelerini ve duygularını korkmadan ifade edebildikleri, eleştiriye tahammülün ve psikolojik güvenliğin desteklendiği bir toplumsal ve kurumsal kültürün geliştirilmesinden geçmektedir.

Yorumlar

  1. Kurumsal sultanizm yalnızca devlet yönetimini etkilemez. Eğer bu anlayış toplumun geneline yayılırsa, aynı psikolojik kalıplar eğitimden sağlığa, özel sektörden aileye kadar birçok kuruma sirayet edebilir. Burada söz edilen, belirli bir ülkeye değil, siyaset bilimi ve örgüt psikolojisinde tartışılan genel bir modeldir.

    1. Eğitim

    Eleştirel düşünme yerine ezber ve itaat öne çıkabilir.

    Öğretmenler risk almaktan kaçınabilir.

    Öğrenciler doğruyu aramak yerine "otoritenin doğru kabul ettiğini" öğrenmeye yönelebilir.

    Bilimsel üretkenlik ve yaratıcılık zamanla düşebilir.


    Psikolojik sonuç: Merakın yerini hata yapma korkusu alır.

    2. Sağlık

    Doktorlar tıbbi karardan çok idari beklentileri dikkate almaya başlayabilir.

    Hataların rapor edilmesi azalabilir.

    Sorunlar gizlenebilir.

    Yenilikçi tedavi yaklaşımlarına mesafe oluşabilir.


    Psikolojik sonuç: Savunmacı tıp ve sürekli kaygı.

    3. Özel işletmeler

    Liyakat yerine sadakat ödüllendirilebilir.

    Çalışanlar yöneticiyi memnun etmeye odaklanabilir.

    Yönetime gerçek bilgiler ulaşmayabilir.

    Yenilikçilik ve girişimcilik zayıflayabilir.


    Psikolojik sonuç: Sessizlik kültürü gelişir.

    4. Bürokrasi

    Kimse inisiyatif almak istemez.

    Evrak ve prosedürler sorumluluktan kaçınmanın aracı hâline gelebilir.

    Kararlar sürekli üst makama bırakılır.


    Psikolojik sonuç: Sorumluluk korkusu.

    5. Üniversiteler

    Akademik özgürlük daralabilir.

    Aynı fikirlerin tekrarlandığı bir ortam oluşabilir.

    Bilimsel rekabet yerini statü rekabetine bırakabilir.


    Psikolojik sonuç: Entelektüel cesaret azalır.

    6. Medya

    Otosansür yaygınlaşabilir.

    Araştırmacı gazetecilik gerileyebilir.

    Toplum farklı görüşlere daha az erişebilir.


    Psikolojik sonuç: İnsanlar kendi düşüncelerini ifade etmekten çekinebilir.

    7. Yargı

    Kararların öngörülebilir olduğuna dair güven azalırsa toplumsal güven de zedelenebilir.

    Hukuk yerine kişisel ilişkilerin etkili olduğu algısı oluşabilir.


    Psikolojik sonuç: Adalet duygusunda aşınma.

    8. Aile

    Çocukların fikirleri yerine mutlak itaat beklenebilir.

    Tartışma kültürü gelişmeyebilir.

    Çocuklar ya aşırı çekingen ya da otoriter davranışlar geliştirebilir.


    Psikolojik sonuç: Bağımsız kişilik gelişimi zorlaşabilir.

    9. Dinî kurumlar

    Dinî yorumlar sorgulanamaz hâle gelebilir.

    Dinî liderlere yönelik eleştiri tabu hâline gelebilir.

    Maneviyat yerine hiyerarşi öne çıkabilir.


    Psikolojik sonuç: Vicdanî muhasebe yerine otoriteye uyum.

    10. Sivil toplum

    Dernekler ve vakıflar bağımsız hareket etmekte zorlanabilir.

    Gönüllülük azalabilir.

    Toplum kendi sorunlarını çözme kapasitesini kaybedebilir.


    Psikolojik sonuç: Pasif vatandaşlık.

    Toplumun genel psikolojisi

    Bu eğilimler birçok kurumda aynı anda görülmeye başlarsa ortak bir psikolojik iklim oluşabilir:

    Belirsizlikten kaçınma.

    Güçlü olana uyum sağlama eğilimi.

    Risk almama.

    Sorumluluktan kaçınma.

    Otosansür.

    Düşük toplumsal güven.

    Yenilikten çekinme.

    Kutuplaşma.

    Fırsatçılık ve ilişkiler ağına dayanma.

    "Bir şey değişmez." inancının yaygınlaşması.


    Bununla birlikte, bu sonuçlar kaçınılmaz değildir. Aynı koşullarda bile bazı kurumlar güçlü meslek etiği, şeffaf yönetim, hesap verebilirlik ve kurumsal gelenek sayesinde bu etkileri sınırlayabilir. Örgüt psikolojisi araştırmaları, kurumsal kültürün ve hukukun üstünlüğünün güçlendiği ortamlarda bu tür olumsuz dinamiklerin daha zayıf görüldüğünü göstermektedir.

    Dolayısıyla "kurumsal sultanizm" yalnızca bir yönetim biçimi değil, uzun süre devam ettiğinde toplumun düşünme biçimini, karar alma alışkanlıklarını ve kurumlar arası güven ilişkilerini dönüştürebilen bir psikolojik ve sosyolojik ekosistem olarak da incelenebilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler katkınız için.

      Sil
    2. Zahmet olacak ama sadece kopyala yapıştır yapma,yapay zekaya satır aralarınıda düzelttir.

      Sil
    3. Kurumsal Sultanizm sonuçta her alanda "evet efendim" davranışlı insanların toplum içindeki oranını artırır. Böyle bir toplumda sağlıklı düşünme, kararları irdeleme, herhangi bir problemin çözümünde yeni fikirler geliştirmenin önü tıkanır. Düşünce ve fikir üretme ortamı fakirleşir bağlı olarak toplum hızla her alanda geri kalmaya başlar.

      Sil
  2. Değerli Hocam, Sevgili Üstat; analizleriniz, uyarılarınız çok değerli. Keşke daha çok dikkate alınsa, yararlanılsa..
    Ama, emperyalizm ve işbirlikçileri ile sömürü düzenlerinin bilerek kaotik ortamı yaratıp öfkeyi kışkırttığını düşünüyorum.
    Bu yoz, bilinçli, siyasal bir tercih.
    Halkın anlaması için okuması, öğrenmesi gerekiyor. Asgari bir sağlıklılık (bedenen ve ruhen) hali de olsa işimiz daha kolay olurdu.
    Ama, ne yazk ki, milleti bilerek yoksullaştıran ve cahilleştiren küresel ve ulusal bir zihniyet ve kadroları var. Bu bir olgu. (Mealen "Okumuşlara değil, milletin cehaletine güveniyoruz" dediklerini anımsayalım)
    Bütün zorluk da burada. O yüzden kısır döngüden çıkmakta zorlanıyoruz.
    Ama, Türkiye'nin beşeri sermayesi, birikimi ile bu döngü kırılacak.
    İnanıyorum, umutluyum.
    Sizlerin varlığı ve çabası, umudumuzu besleyen damarlardan, ögelelerden...

    YanıtlaSil
  3. "Öfke Toplumu" demişken:

    1970'li yıllarda komünistler, sokak ortasında sıradan vatandaşları durdurup namaz kılıp kılmadıklarını soruyor muydu, eğer bu sıradan vatandaşlar namaz kıldığını söylerse; komünistler belindeki silahı çıkarıp onları vuruyor muydu?

    Böyle şeyler yaşandı mı Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok onlar komünistler değildi. O zaman vampirler ve kurt adamlar vardı onlar soruyordu bu soruları.
      Bir toplum ne zaman masallara inanmaktan vaz geçerse o zaman ileri gitme şansı yakalar.

      Sil
    2. Hocam darbeden sonra halk askere sarılmış mı, Prof Celal öyle diyordu. Aksini iddia edene yaşınız küçük susun diyordu

      Sil
    3. Doğru diyor, Ankara'da ben tanık oldum bu davranışa.

      Sil
    4. Bu darbeyi meşru kılar mı hocam?

      Sil
    5. Kesinlikle kılmaz. Kaldı ki o anda darbe yerine seçim yapılsa Menderes yine Anadolu'nun oylarıyla iktidarı koruyabilirdi diye düşünüyorum.

      Sil
    6. Tam olarak anlamadım hocam. O an sizin için demokrasi mi önemliydi, Menderes iktidarı gitsin de nasıl oluyorsa olsun mu dediniz. Darbeyi meşru bulanlar zaten D.P iktidarının bitmesini sebep olarak sayıyor. İşte Halk kandırılmıştı, demokrasi tam hazır değildi gibi.

      Sil
    7. Anlamadığınız çok açık. O an ben on yaşındaydım. On yaşında çocuk demokrasiden ne anlar?

      Sil
    8. Hocam biz 5.sınıftayken bunları konuşuyorduk. Özel olarak demokrasi falan değil ama ailemiz açardı haberi okulda arkadaşlarla konuşurduk. Alevi meselesi dahi konuşulurdu, tabii öyle derin değil de yine de konuşurduk. Okuldaki ailelerin çoğu politik olduğu içindi herhalde. Sizi de öyle sandım. Meğerse benim durum istisnaiymiş.

      Sil
    9. Kusura bakmayın ama aileniz size yanlış yapmış.

      Sil
  4. Sadece öfkenin, öfke toplumunun ne olduğuna neden olduğuna değil aynı zamanda yine çözümün nasıl olabileceğine de işaret etmişiniz sayın hocam eksik olmayın.

    YanıtlaSil
  5. Güncel olan bir konu: toplumda kadınlar ikinci sınıf bunu herkes kabul ediyor. Ondan daha onemlisi; gelin encok kaynaşmasından çeker. Gelin akıllanmaz çocuğunu topluma daha yararlı yetiştirmek yerine kızını baskılar oğlunu simartir. Kızını başkasına tabiri caizse köle olarak verir. Başkasının kızınıda kendine köle olarak alır. Endi yaşadıklarını elin kızına yaşatır.

    YanıtlaSil
  6. Mahfi bey,

    Dünya Gazetesi'nin YouTube kanalının genel yayın yönetmeni: "Hande Eğilmez Eniş"; sizin kızınız mı?

    Orta Sınıf Nereye Kayboldu?

    https://www.youtube.com/watch?v=WoFDHpDqsEs

    Akrabalığınız var mı?

    YanıtlaSil
  7. Sıradan insanlar uzun süredir her gün yenilgi hissiyle yaşıyorlar. Normal değil bu durum.

    Elinize sağlık. Çok önemli bir konuya değinmişsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangi yenilgi bu!

      Sil
    2. Ben yanıtlayayım: Toplumsal refah artışı umarken bazı kişilerin refahının artması, çocuğunun iyi okullara gitmesi için paraya ihtiyacının olması, işe girmek için sınva kazanmanın yeterli olmaması gibi yenilgiler mesela.

      Sil
  8. Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi bey yazınızı okurken, istemsizce toplumsal yozlaşmada da benzer bir akış canlanıverdi gözümde.Kastım; faydacılığın bireyi ve toplumu esir alma her davranışına sirayet etme hali.Abartıyormuyum bilemedim

      Sil
    2. Abartmıyorsunuz ama bu toplumdan topluma değişiyor. Mesela tv de maçlardan sonra Japonların oturdukları yerlerdeki çöpleri topladıklarını görmüşsünüzdür. Bu topluma karşı duyulan saygının bir göstergesidir. Böyle bir eğitim verilebildiği sürece bu açgözlülük ile faydacılık arasındaki denge doğru kurulabilir.

      Sil
    3. Hocam o bence biraz eğitimden ziyade oturmuş kültürden oluyordu. Benim okulumda da bunu yaptırıyorlardı, daha çok sınıf veya okul temizliği. Ama bu okula kadardı, okuldan çıkınca kimse böyle değildi. Ayrıca Japonya çok çok ekstrem bir örnek, başta doğu asya ülkesi. Ürünlerine yıllar sonra 10 yen zam yapıldı diye kamera karşısına geçip özür dileme videosu var adamların. Zaten kültür olarak da garipler bize göre, enflasyonu arttırmak için eksi faize geçmek zorunda kaldılar o derece. Piyasaya para soktular tüketim artar diye o kadar da artmadı. Zaten "Simon Kuznets’e atfedilen bir söz vardır: “Dünyada dört tip ülke vardır:
      Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler, Japonya ve Arjantin.”

      Sil
    4. Hocam bu seferde çöpçü işsiz kalır, olmaz hocam öyle.

      Sil
    5. Haklısınız, çöpçü işsiz kalmasın diye bizim yaptığımız gibi her yeri çöplüğe çevirmek daha doğru!

      Sil
    6. Hiçbirşey kendiliğinden olmuyor. Biz 2 yıl pandemi yaşadık herkes maske takmaya alışmıştı.

      Sil
  9. Hocam ,Maçlarada biraz bağırıp çağırıp rahatlamak için gidilmiyormu,o kadar bilet ücreti veriyorlar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bağırılıp çağrılabilir, rakibe küfür etmek ne?

      Sil
    2. Eğlencesine ediyoruz hocam ya

      Sil
    3. Hocam onlar da ediyor.

      Sil
    4. Her eğlence mübah değildir. Bir insana veya gruba küfür edip hakaret etmek karsı tarafta aşağılanma hissi yaratır.

      Sil
  10. Benim böyle bir derdim yok.

    Çünkü ben İsviçre'de yaşıyorum Mahfi bey.

    Size iyi öfkelenmeler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İsviçre'de zamanla öfkelenir, avrupanın öfkesi artmaya başladı

      Sil
  11. Bugünlerde benim gördüğüm öfkenin sebebi "sınıfsal".

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence yanılıyorsun hocam. Bir fakir daha kolay sinirlenir, zengin o derdi de parayla siler

      Sil
    2. Zenginin kaybı da öfkesi de daha büyük olur. Ama fakirin kaybı çok daha genele yaygın olduğu için daha çok görülür.

      Sil
  12. Sayın Eğilmez, bence Öfke veya Hiddet bizim karakterimizde hazır olan huyumuz dur. Çok çabuk öfkeleniriz ve hemen öfkemizi dışa vururuz. Bu konuda hiç sabırlı değiliz. Karakterimizin böyle olması da konuşma ve anlatma kabiliyetimizin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Sakinliğimizi koruyabilirsek ve konuşma yeteneğimizi attırabilirsek, sabırlıda olabilirsek karakterimizi yüceltebiliriz, diye düşünüyorum. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence bu tavır karakterden değil yaşam koşullarından kaynaklanıyor.

      Sil
    2. Hocam çevremizdeki kişilere ve olaylara vereceğimiz tepkiler ve sinirlenme eşiğimiz de karakterle ilgilidir bence. Saygılar hocam

      Sil
    3. Dünyanın en düzgün karakterli insanı bile bu ülkede yolunu şaşırabilir.

      Sil
    4. Hocam Erkin Koray şaşkın şarkısını o yüzden yapmıştı.

      Sil
  13. Bir kore dizisinde görmüştüm, karekter asosyal bir tipti (bizde robot musun diye eleştirilebilecek tarzda) ama şu vardı sinirlenmek yerine;
    -bu davranışın beni huzursuz etti.
    -kişisel alanıma müdahale etmeni hoş karşılamıyorum...

    Sadece şu ikisini bile ifade edebilsek hem öfkeden uzak durabilir hemde öfkenin sebebini çözmüş oluruz. Ama bize sende altta kalma diye öğretiliyor, pısırık, korkak diye etiket vuruluyor. O zamanda duygu ifadesi yerine 'gücünün yettiğine' öfkeyi yansıtma gerçekleşiyor.

    YanıtlaSil
  14. Hocam sizi bile öfkelendiriyorlarsa biz ne yapalım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimiz insanız. Bu ülkede öfkelenmeden yaşamak mümkün değil.

      Sil
  15. Bir toplumda öfke de olmalıdır Mahfi bey. Yoksa hesap sorma hiç olmaz. Öfke vardır, öfke vardır. Siz mesela hakkınız yense öfkelenmezseniz sizi ezerler. Yandaki şeyleri tabağı çanağı kırarsanız veya Godfather'daki Michael gibi sakin konuşurken birden masaya vurup bağırırsanız derler ki tamam bu adamın sınırı bu, buraya oynamayalım. Sizin istifanız da öyleydi mesela, ben o kadar program yazdım siz yapmıyorsunuz ben istifa ediyorum. Alın bu da size ders olsun, başka bürokratlara benim yaptığımı yapmayın onlar size daha sert cevap verir dediniz. He vermediler ama olsun. 2056'da kitaplarda yazacak Mahfi Eğilmez Eğilmedi masaya yumruğunu koydu diye.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet haksızlığa, ahlaksızlığa, yolsuzluğa karşı öfke tabii olmalıdır. Benim kastettiğim farklı. Mesela bir kulüp taraftarının bir başka kulüp taraftarına öfke duymasını gerektiren bir durum yoktur. Kulübün yaptığı bir hata, bir yanlış ya da kasıtlı bir şey varsa onu yapanlara öfke duyulması normaldir. Ama o takımı tutuyor diye bir kişiye öfke gösterilmesi yanlıştır.

      Sil
  16. Mahfi Bey;
    Termodinamik ve Ekonomi üzerine makaleniz/makaleleriniz var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır yok. Ama Newton Yasalarıyla Enflasyon ilişkisi üzerine makalem var:
      https://www.mahfiegilmez.com/2022/04/newton-yasalarnn-enflasyona-uygulanmas.html

      Sil
  17. Hocam sermaye kontrollerine karşı mısın?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karşıyım. Çünkü böyle bir kontrole giriştiğinizde yabancı sermaye gelmez.

      Sil
    2. Pekii hocam bu yabancı sermayenin yarattığı ekonomik istikrarsızlık nasıl çözülür? Yabancı paranın hareketinin serbest olması çoğu zaman küçük ülkelerde kriz oluyor.

      Sil
    3. Ekonomik istikrarsızlığı yaratan yabanı sermaye değildir. Yanlış ekonomik ve sosyla politikalardır. Yabancı sermayenin yatırım için değil de borç vermek için geleni de büyük ölçüde o yanlışlardan yararlanıp yüksek getiri elde etmek için gelir.

      Sil
    4. Hocam genel olarak haklı olsanız da böyle olmayan durumlar var. Kürüsel krizlerde böyle oluyor mesela. Güven mekanizmasının değişmesi bile olabilir, kısa bir anlığına nakit tutmak her şeyden modaydı o zamanda mevcut olan yabancılar çıktı. Borçta da öyle oluyor, küresel bir kriz çıktığında yabancı da direkt çıkıyor. ki benim gördüğüm yabancı sermayeyle büyüyen Hong Kong ve Singapur dışında bir ülke yok. Türkiye'deki krizde onca sorun vardı, Trump ile Brunson olayı çıkana kadar yüksek bir düşüş yoktu. İktidar'da sıkıntı yaptı, bu ekonomik savaştır diye ama onca yapısal soruna rağmen o anlar görünür bir kriz yoktu, Brunson'dan sonra her şey patladı.

      Sil
    5. Brunson meselesi tıpkı Anayasa kitapçığının fırlatılması olayında olduğu gibi bardağı taşıran damlaydı. Türkiye yapısal reformları yapamadığı sürece hep böyle olacak.

      Sil
  18. Bilimsel olarak kanıtlanan bir durum var. Küfretmek ağrı ve acı eşiğini yükseltiyormuş. Tadında küfür etmek iyi geliyor yani bünyeye :-) Yazınız için teşekkürler....

    YanıtlaSil
  19. Malesef çok büyük öfke birikti hem toplumda hemde bireysel..emeğinize saglık yerinde bir yazı olmuş..sayın hocam konuyka alakasız ama varlık barışı istenen etkiyi oluşturdumu sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Hiç sanmıyorum. Öte yandan varlık barışı adı altında çıkan aflar da bir yandan ahlakı bozucu bir yandan da toplumsal öfkeyi artırıcı etki yapıyor.

      Sil
    2. Kesinlikle.

      Sil
  20. Sayın Eğilmez,

    Eğer ekonomik kriz varsa; kafeler neden dolu?!

    (Prof. Ceyhun Elgin; iktisatçı)

    https://www.youtube.com/watch?v=NFq9tVDUCss

    YanıtlaSil
  21. https://www.nefes.com.tr/aksarayin-doviz-sevdasi-bitmiyor-142420

    Hocam aksaray ilinin özelliği nedir ki bu kadar döviz stokluyor vatandaş?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aksaray tutucu bir nüfusa sahip. Bazı insanlar faiz almamak ama bir yandan parasının değer kaybını önlemek için parasını dolara çevirip faizsiz olarak bankaya koyuyor. Bunun etkisi olabilir.

      Sil
  22. Mahfi hocam,
    Maaş ve ücretler enflasyonun gerisinde kalıyorsa,
    Vergi, ceza ve harçlar enflasyon kadar (veya daha yüksek) artıyorsa,
    Kredi faizleri mevduat faizinin çok üzerinde seyrediyorsa,
    Sosyal yardımların sayısı artıyor ama miktarı yeterli gelmiyorsa,
    Bu durum iktisatta ne olarak tanımlanır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün bunların olduğu toplumda enflasyon da % 30'un üzerindeyse bu durum kriz tanımına uygun bir durumdur.

      Sil
    2. Tam olarak iktisadi bir teorisi olmasa da sonuçtan amaca gidenniyet okuyan yaklaşıma göre (mantıklı bulmuyorum ama yadsınamaz gibi de duruyor) kriz yerine planlı fakirleştirme denilemez mi?
      Çünkü yukarıdaki dört kritere ek sizin beşinci eklemeniz hangi politikada sonucun nereye varacağı fark edilip engellenemez ki?

      Sil
    3. Tamamı da planlı değil, bazıları tümüyle yanlış veya hatalı kararlardan doğruyor. Yani plan dışı.

      Sil
  23. "Kriz"demişken:
    Büyüme oranı eksi gelmedikçe aslında kriz olmayacağı söyleniyor,
    Krizi inkar etmekte bir kriz mi Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında en büyük kriz odur çünkü inkar gerçeği kabul etmemek demektir. ve gerçeği kabul etmeyince sorunun çözümü için doğru adımlar atılamaz.

      Sil
  24. Hayat yönetebilmektir. Duygular, evlilik, iş, okul, boş zaman vs herşeyi yonetebildiğiniz sürece mutlusunuzdur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz dış koşulların soyutlandığı ya sizin durumunuzu bozmayacak kadar olumlu olduğu ortamlarda geçerlidir. Örneğin İsviçre'de ya da Danimarka'da veya Japonya'da yaşıyor olsaydık bu doğru olurdu. Burada durum öyle değil. Siz istediğiniz kadar bunları yönetin sizin dışınızda bir şey oluyor bütün yaşamınız alt üst olabiliyor. Bazen attığınız bir tweet bile özgürlüğünüzü kaybetmenize yol açabiliyor.

      Sil
    2. Yada umursamaz olursunuz hocam benim gibi. Benim gibi aciz bir kul mu bu ülkenin rotasını değiştirir dersiniz, benim hareketimle değişecek ülkenin zaten daha büyük sıkıntıları vardır dersiniz. Zaten sonunda %99,999 ne derse o olacak, %0,0001 olan benim bir önemi yok dersiniz. Ayrıca siyaset bilimi okuyunca siyasete daha soğuk bakıyorsunuz hocam. İktidar şunu yaparsa şundan, bunu yaparsa bundan diye. Tabii ülkedeki sorunların bazının büyük olduğu için yıllar sonra çözülecek zorunda olması da var.

      Sil
    3. Ben umursamaz olamam. Kendimi bildim bileli umursamaz olmadım.

      Sil
  25. Hocam çok güzel bir noktaya parmak basmışsınız. Öfkemizi krala yöneltmemiz gerekmez mi. Çünkü kral çırılçıplak ve suçlular da ortada. Öfkenin nedeni ortadan kalkmadan sakinleşmek mümkün mü?

    YanıtlaSil
  26. Hocam,

    Sizi sevmemin sebebi ne biliyor musunuz?

    Çünkü biz okuyucularınızı "kandırMIyorsunuz" !

    Şunu diyebilirsiniz; "maliye müfettişliği tecrübemin olması, hazine müsteşarlığı tecrübemin olması hiç etkili değil mi peki?"

    Hocam; eğer "güvenilir" bir karakteriniz olmasaydı, astronot bile olsanız sizi dikkate almazdık!

    Sizi çok seviyoruz...

    YanıtlaSil
  27. Hocam havanda su dövüyorsunuz. Her millet hakettiği gibi yaşar ve yönetilir. Salın gitsin. Çok büyük bir huzura kavuşacaksınız. Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben olan biteni görmezden gelemiyorum. Aldığım eğitim ve maliye müfettişliği mesleği bana olan biteni görmezden gelme olanağı bırakmadı.

      Sil
  28. Büyük Atatürk becerememiş , AI devrimi becerememiş Mahfi hoca blog yazılarıyla becerecek!!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Yatırım Araçlarının Son 10 Yıldaki Getirileri Üzerine Bir Karşılaştırma