Osmanlı Maliyesinin Çöküş Tarihçesi
Bir ülkenin mali bağımsızlığını yitirmesi siyasal bağımsızlığını ve kendi ekonomik politikalarını belirleme özgürlüğünü de ortadan kaldırabilir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal,
askerî ve ekonomik gerilemesi tek bir tarihe veya olaya bağlanamaz. Bu süreç,
yüzyıllar boyunca devam eden siyasal, askerî, ekonomik ve mali gelişmelerin
sonucunda ortaya çıktı.
17'nci yüzyılın sonlarına doğru
Avrupa devletleriyle yaşanan savaşlarda güç dengesi giderek Osmanlı aleyhine
değişmeye başladı. 1683 II. Viyana Kuşatması'nın başarısızlığı ve ardından
gelen savaşlar bunun önemli göstergeleriydi. 1699 Karlofça Antlaşması ile
Osmanlı Devleti önemli miktarda toprak kaybetti. Karlofça, Osmanlı'nın
Avrupa'daki siyasal ve askerî ağırlığının gerilemesinde önemli bir dönüm
noktası oldu.
Kapitülasyonlar
Osmanlı maliyesi
değerlendirilirken kapitülasyonlara değinmemek olmaz.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı
tüccarlara verdiği ticari ve hukuki imtiyazların erken örnekleri kuruluş
yıllarının hemen ertesine kadar götürülebilir. Bu imtiyazlar özellikle Kanuni
Sultan Süleyman döneminden itibaren neredeyse bütün Avrupa devletlerine
tanındı.
Başlangıçta ticareti ve
diplomatik ilişkileri geliştirmeye yönelik olan bu imtiyazların kapsamı zamanla
genişledi.
Özellikle 18 ve 19'uncu
yüzyıllarda yabancı tüccarlara tanınan ayrıcalıklar ve gümrük tarifeleri
üzerindeki sınırlamalar, Osmanlı'nın ekonomik politikalarını ve gelirlerini
etkileyen unsurlardan biri hâline geldi.
Önceleri Osmanlı ekonomisine
olumlu katkıları olan kapitülasyonlar zaman geçtikçe devletin gelir tahsilatını
ve yerli sanayi ve ticaretinin gelişmesini olumsuz etkilemeye başladı. Ancak
kapitülasyonlar Osmanlı ekonomisinin gerilemesini tek başına açıklamaz.
Savaşlar, üretim yapısındaki değişimler, Avrupa'daki sanayileşme, teknolojik
gelişmeler, dış borçlanma ve uluslararası ekonomik koşullar da bu süreçte
etkili oldu.
Osmanlı Maliyesinde Bozulma
Osmanlı maliyesindeki sorunlar
uzun bir süreç içerisinde ortaya çıktı.
16'ncı yüzyılın sonlarından
itibaren uzun savaşların maliyeti, fiyat artışları, para sistemindeki sorunlar,
tımar sistemindeki değişimler ve devletin artan nakit ihtiyacı mali dengeleri
zorlamaya başladı.
17 ve 18'inci yüzyıllarda
savaşların ve devlet harcamalarının artması bu baskıyı daha da büyüttü. Devlet
çeşitli iç finansman yöntemlerine başvurdu; ancak mali sorunlar kalıcı olarak
çözülemedi.
Modern anlamda dış borçlanma ise
1854 yılında başladı.
1854 – İlk Dış Borç
Kırım Savaşı'nın (1853–1856) giderlerini
karşılamak amacıyla Osmanlı Devleti 1854'te ilk kez dış borç aldı.
Başlangıçta geçici bir çözüm
olarak görülen dış borçlanma kısa sürede kalıcı hâle geldi. Abdülmecid ve
Abdülaziz dönemlerinde savaş giderleri ve bütçe açıkları nedeniyle art arda
yeni borçlar alındı.
Borçların önemli bir bölümü
yatırım yerine bütçe açıklarının kapatılması, savaş giderlerinin karşılanması
ve önceki borçların ödenmesi için kullanıldı.
Böylece devlet giderek büyüyen
bir borç döngüsüne girdi:
Bütçe açığı → yeni borçlanma →
faiz ve borç ödemeleri → yeni finansman ihtiyacı → yeniden borçlanma
1863 – Bank-ı Osmanî-i Şahane
1856'da kurulan Ottoman Bank,
1863'te yeniden düzenlenerek Bank-ı Osmanî-i Şahane adını aldı.
İngiliz ve Fransız sermayesinin
rol oynadığı banka, Osmanlı maliyesinin Avrupa finans piyasalarıyla
ilişkilerinde önemli bir konuma geldi. Bu durum dış finansman imkânlarını
artırırken Osmanlı'nın Avrupa finans sistemine olan bağımlılığını da
güçlendirdi.
1875–1876 – Borç Krizi
1870'li yıllara gelindiğinde borç
ve faiz yükü ağırlaşmıştı.
1875'te Osmanlı hükümeti borç
ödemelerini mevcut koşullarda sürdüremeyeceğini açıklayarak ödeme koşullarını değiştirmeye
çalıştı. Ancak sorun çözülemedi.
1876'da dış borç ödemeleri büyük
ölçüde durdu ve Osmanlı Devleti ciddi bir mali temerrüt sürecine girdi.
1881 – Düyûn-u Umûmiye
Borç krizinin ardından 1881'de II.
Abdülhamid’in fermanıyla yayımlanan Muharrem Kararnamesi ile Osmanlı dış
borçları yeniden yapılandırıldı ve Düyûn-u Umûmiye İdaresi kuruldu.
Devletin bazı gelir kaynaklarının
tahsilatı bu idarenin denetimine bırakıldı ve bu gelirler dış borçların
ödenmesine ayrıldı.
Düyûn-u Umûmiye Osmanlı
maliyesinin tamamını yönetmiyordu. Ancak belirli gelirlerin borç ödemelerine
tahsis edilmesi, devletin mali hareket alanını önemli ölçüde daralttı.
Böylece mali sorun, yalnızca borç
miktarıyla ilgili olmaktan çıkarak mali egemenlik meselesine de dönüştü.
1883 – Reji İdaresi
1883'te II. Abdülhamid’in
fermanıyla kurulan Reji Şirketi, 1884'te faaliyetlerine başladı.
Reji İdaresi, Osmanlı
topraklarında tütünün alımı, işlenmesi ve satışı üzerinde geniş bir tekel
hakkına sahipti. Şirket kaçakçılıkla mücadele amacıyla kolcu adı verilen
silahlı görevliler de kullanıyordu.
Reji ile Düyûn-u Umûmiye aynı
kurum değildi. Düyûn-u Umûmiye belirli devlet gelirlerini tahsil ederek borç
ödemelerine yönlendirirken, Reji özellikle tütün üzerindeki tekel aracılığıyla
önemli bir ekonomik alanı yönetiyordu.
1911–1918 – Savaşlar ve Mali Baskı
20'nci yüzyılın başında
Trablusgarp ve Balkan Savaşları Osmanlı maliyesi üzerindeki baskıyı artırdı.
1912–1913 Balkan Savaşları
sonucunda Osmanlı Devleti Avrupa'daki topraklarının büyük bölümünü kaybetti. Bu
kayıplar vergi gelirleri, üretim kapasitesi ve ekonomik kaynaklar üzerinde de
etkili oldu.
Osmanlı Hükümeti 1914'te
kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını ilan ettiyse de bu karar diğer
devletler tarafından kabul edilmedi ve uygulanamadı.
1914–1918 Birinci Dünya Savaşı
mali sorunları daha da ağırlaştırdı. Savaş harcamaları artarken üretim ve
ticaret zarar gördü, devletin finansman ihtiyacı büyüdü.
1918'de Mondros Ateşkes
Antlaşması imzalandığında Osmanlı Devleti ağır bir ekonomik ve mali mirasla
karşı karşıyaydı.
1920–1923 – Sevr, Saltanat ve Lozan
1920'de imzalanan Sevr Antlaşması,
Osmanlı Devleti'nin siyasal ve ekonomik hareket alanını ciddi biçimde
sınırlayan hükümler içeriyordu. Ancak Sevr uygulanmadı.
1 Kasım 1922'de saltanat
kaldırıldı ve Osmanlı saltanatı sona erdi.
1923 Lozan Antlaşması ile Osmanlı
Devleti'nden kalan borçların paylaşımı yeniden düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti
de kendisine düşen borç bölümünü üstlendi.
Bu nedenle Osmanlı borçları
1923'te tamamen ortadan kalkmadı. Türkiye'nin üstlendiği borçların ödenmesi
Cumhuriyet döneminde devam etti ve tasfiye süreci 1954'e kadar uzandı.
Kapitülasyonların kaldırılması
Lozan Antlaşması ile uluslararası düzeyde kesinlik kazandı.
Reji İdaresi ise 1925 yılında
kaldırıldı.
Sonuç
Osmanlı maliyesinin krizi tek bir
olayın sonucu değildi.
Uzun savaşların maliyeti, artan
devlet harcamaları, gelirlerin yetersiz kalması, para ve vergi sistemindeki
sorunlar ve artan nakit ihtiyacı mali yapıyı uzun süre boyunca zorladı.
19'uncu yüzyılda dış borçlanmanın
başlaması ise bu sorunlara yeni bir boyut ekledi.
Süreç kabaca şöyle özetlenebilir:
Mali baskılar → artan nakit
ihtiyacı → 1854 dış borçlanması → borçların artması → 1875–1876 borç krizi →
1881 Düyûn-u Umûmiye → 1883 Reji → mali hareket alanının daralması → Balkan
Savaşları → I. Dünya Savaşı → Osmanlı borçlarının Cumhuriyet dönemine devri
Ancak mali bağımsızlığın yeniden
tesis edilmesi de tek bir tarihte gerçekleşmedi.
Kapitülasyonların Lozan ile
kaldırılması, Düyûn-u Umûmiye sisteminin sona ermesi, Reji'nin 1925'te tasfiye
edilmesi ve Osmanlı borçlarının Cumhuriyet döneminde yeniden düzenlenerek zaman
içinde ödenmesi, bu dönüşümün farklı aşamalarını oluşturdu.
Cumhuriyet devrimlerinin en
önemlilerinden biri mali bağımsızlığın yeniden kurulmasıdır.
elinize sağlık
YanıtlaSil🙏
Sil...vee şimdi de o mali bağımsızlığı ya kaybettik ya d kaybetmek üzereyiz yine!!!
YanıtlaSilMaalesef.
Sil1854 yılında ilk dış borcu veren hangi ülke veya hangi kurum? Bu aslında IMF borcu gibi bir dizi koşulu olan borç mudur? Yoksa iptidai borç veren sıradan bir kurumdan mı alınmıştır? Bir de Mahfi bey, bu türden yazılarınızda kaynakçayı da paylaşabilir misiniz? Teşekkürler
YanıtlaSil1854 yılında ilk dış borç İngiliz ve Fransız bankerlerinden alındı.
SilKaynakçayı geçmişte koyduğumda okurlardan blog yazısında dipnotlar konulmasının yazıyı okunurluktan uzaklaştırdığı eleştirisi almıştım. Ben de hak verdim. Sonuçta bu bir akademik dergiye yollanan bir yazı değil. Ama bu önerinizi düşüneceğim. Belki farklı bir çözüm bulabilirim.
Emeğinize sağlık hocam. Gerileme döneminde yapılan saraylar, alınan dış borçların gereksiz yerlerde harcanması, rüşvet ve iltimasın yaygınlaşması ve bunun sonucunda liyakatsizlik, tımar sisteminin bozulması vb. nedenlerde bozulmanın başlıca nedenleri arasında değil midir?
YanıtlaSilEvet bunlarn olumsuz etkisi çok oldu.
SilMahfi bey özellikle lale devrinden sonra kendini batılılaşmaya adadı. Bu alanda birçok tavizler verildi ama yine kurtulamadi
YanıtlaSilBatılılaşmayı farklı anladıkları için yanlış yola girdiler. Olay eğitimin bilim temeline oturtulmasıydı. Bunu yapamadılar. Cumhuriyet bunu yaptı ama maalesef sürdürülemedi.
SilBenzer bir değişimi yaşıyor muyuz ? Tarihin tekerrürden ibaret olduğu yeniden mi yaşanıyor ? Yazınız için sağolunuz...
YanıtlaSilAslında tekerrür eden tarih değil, hatalar.
SilHocam Mukaddime yi okudunuz mu?
YanıtlaSilOkudum. Çok değerli.
Sil250 yılı aşan bir mali tarihi, tek tek olayları kronolojik bir sebep- sonuç ilişkisine oturtarak, objektif hassasiyeti de ön plana alarak, sade ve anlaşılır bir üslupla aktarabilmek büyük bir birikim ve emek işi. Mali disiplin ve Ekonomik istikrarın öneminin ne derece vazgeçilmez bir unsur olduğunun bilincini bizlere yansıtan yazınıza teşekkürler üstat.
YanıtlaSilSağolun, var olun.
Sil