Osmanlı Maliyesinin Çöküş Tarihçesi

Bir ülkenin mali bağımsızlığını yitirmesi siyasal bağımsızlığını ve kendi ekonomik politikalarını belirleme özgürlüğünü de ortadan kaldırabilir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal, askerî ve ekonomik gerilemesi tek bir tarihe veya olaya bağlanamaz. Bu süreç, yüzyıllar boyunca devam eden siyasal, askerî, ekonomik ve mali gelişmelerin sonucunda ortaya çıktı.

17'nci yüzyılın sonlarına doğru Avrupa devletleriyle yaşanan savaşlarda güç dengesi giderek Osmanlı aleyhine değişmeye başladı. 1683 II. Viyana Kuşatması'nın başarısızlığı ve ardından gelen savaşlar bunun önemli göstergeleriydi. 1699 Karlofça Antlaşması ile Osmanlı Devleti önemli miktarda toprak kaybetti. Karlofça, Osmanlı'nın Avrupa'daki siyasal ve askerî ağırlığının gerilemesinde önemli bir dönüm noktası oldu.

Kapitülasyonlar

Osmanlı maliyesi değerlendirilirken kapitülasyonlara değinmemek olmaz.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı tüccarlara verdiği ticari ve hukuki imtiyazların erken örnekleri kuruluş yıllarının hemen ertesine kadar götürülebilir. Bu imtiyazlar özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren neredeyse bütün Avrupa devletlerine tanındı.

Başlangıçta ticareti ve diplomatik ilişkileri geliştirmeye yönelik olan bu imtiyazların kapsamı zamanla genişledi.

Özellikle 18 ve 19'uncu yüzyıllarda yabancı tüccarlara tanınan ayrıcalıklar ve gümrük tarifeleri üzerindeki sınırlamalar, Osmanlı'nın ekonomik politikalarını ve gelirlerini etkileyen unsurlardan biri hâline geldi.

Önceleri Osmanlı ekonomisine olumlu katkıları olan kapitülasyonlar zaman geçtikçe devletin gelir tahsilatını ve yerli sanayi ve ticaretinin gelişmesini olumsuz etkilemeye başladı. Ancak kapitülasyonlar Osmanlı ekonomisinin gerilemesini tek başına açıklamaz. Savaşlar, üretim yapısındaki değişimler, Avrupa'daki sanayileşme, teknolojik gelişmeler, dış borçlanma ve uluslararası ekonomik koşullar da bu süreçte etkili oldu.

Osmanlı Maliyesinde Bozulma

Osmanlı maliyesindeki sorunlar uzun bir süreç içerisinde ortaya çıktı.

16'ncı yüzyılın sonlarından itibaren uzun savaşların maliyeti, fiyat artışları, para sistemindeki sorunlar, tımar sistemindeki değişimler ve devletin artan nakit ihtiyacı mali dengeleri zorlamaya başladı.

17 ve 18'inci yüzyıllarda savaşların ve devlet harcamalarının artması bu baskıyı daha da büyüttü. Devlet çeşitli iç finansman yöntemlerine başvurdu; ancak mali sorunlar kalıcı olarak çözülemedi.

Modern anlamda dış borçlanma ise 1854 yılında başladı.

1854 – İlk Dış Borç

Kırım Savaşı'nın (1853–1856) giderlerini karşılamak amacıyla Osmanlı Devleti 1854'te ilk kez dış borç aldı.

Başlangıçta geçici bir çözüm olarak görülen dış borçlanma kısa sürede kalıcı hâle geldi. Abdülmecid ve Abdülaziz dönemlerinde savaş giderleri ve bütçe açıkları nedeniyle art arda yeni borçlar alındı.

Borçların önemli bir bölümü yatırım yerine bütçe açıklarının kapatılması, savaş giderlerinin karşılanması ve önceki borçların ödenmesi için kullanıldı.

Böylece devlet giderek büyüyen bir borç döngüsüne girdi:

Bütçe açığı → yeni borçlanma → faiz ve borç ödemeleri → yeni finansman ihtiyacı → yeniden borçlanma

1863 – Bank-ı Osmanî-i Şahane

1856'da kurulan Ottoman Bank, 1863'te yeniden düzenlenerek Bank-ı Osmanî-i Şahane adını aldı.

İngiliz ve Fransız sermayesinin rol oynadığı banka, Osmanlı maliyesinin Avrupa finans piyasalarıyla ilişkilerinde önemli bir konuma geldi. Bu durum dış finansman imkânlarını artırırken Osmanlı'nın Avrupa finans sistemine olan bağımlılığını da güçlendirdi.

1875–1876 – Borç Krizi

1870'li yıllara gelindiğinde borç ve faiz yükü ağırlaşmıştı.

1875'te Osmanlı hükümeti borç ödemelerini mevcut koşullarda sürdüremeyeceğini açıklayarak ödeme koşullarını değiştirmeye çalıştı. Ancak sorun çözülemedi.

1876'da dış borç ödemeleri büyük ölçüde durdu ve Osmanlı Devleti ciddi bir mali temerrüt sürecine girdi.

1881 – Düyûn-u Umûmiye

Borç krizinin ardından 1881'de II. Abdülhamid’in fermanıyla yayımlanan Muharrem Kararnamesi ile Osmanlı dış borçları yeniden yapılandırıldı ve Düyûn-u Umûmiye İdaresi kuruldu.

Devletin bazı gelir kaynaklarının tahsilatı bu idarenin denetimine bırakıldı ve bu gelirler dış borçların ödenmesine ayrıldı.

Düyûn-u Umûmiye Osmanlı maliyesinin tamamını yönetmiyordu. Ancak belirli gelirlerin borç ödemelerine tahsis edilmesi, devletin mali hareket alanını önemli ölçüde daralttı.

Böylece mali sorun, yalnızca borç miktarıyla ilgili olmaktan çıkarak mali egemenlik meselesine de dönüştü.

1883 – Reji İdaresi

1883'te II. Abdülhamid’in fermanıyla kurulan Reji Şirketi, 1884'te faaliyetlerine başladı.

Reji İdaresi, Osmanlı topraklarında tütünün alımı, işlenmesi ve satışı üzerinde geniş bir tekel hakkına sahipti. Şirket kaçakçılıkla mücadele amacıyla kolcu adı verilen silahlı görevliler de kullanıyordu.

Reji ile Düyûn-u Umûmiye aynı kurum değildi. Düyûn-u Umûmiye belirli devlet gelirlerini tahsil ederek borç ödemelerine yönlendirirken, Reji özellikle tütün üzerindeki tekel aracılığıyla önemli bir ekonomik alanı yönetiyordu.

1911–1918 – Savaşlar ve Mali Baskı

20'nci yüzyılın başında Trablusgarp ve Balkan Savaşları Osmanlı maliyesi üzerindeki baskıyı artırdı.

1912–1913 Balkan Savaşları sonucunda Osmanlı Devleti Avrupa'daki topraklarının büyük bölümünü kaybetti. Bu kayıplar vergi gelirleri, üretim kapasitesi ve ekonomik kaynaklar üzerinde de etkili oldu.

Osmanlı Hükümeti 1914'te kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını ilan ettiyse de bu karar diğer devletler tarafından kabul edilmedi ve uygulanamadı.

1914–1918 Birinci Dünya Savaşı mali sorunları daha da ağırlaştırdı. Savaş harcamaları artarken üretim ve ticaret zarar gördü, devletin finansman ihtiyacı büyüdü.

1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Osmanlı Devleti ağır bir ekonomik ve mali mirasla karşı karşıyaydı.

1920–1923 – Sevr, Saltanat ve Lozan

1920'de imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin siyasal ve ekonomik hareket alanını ciddi biçimde sınırlayan hükümler içeriyordu. Ancak Sevr uygulanmadı.

1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı ve Osmanlı saltanatı sona erdi.

1923 Lozan Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nden kalan borçların paylaşımı yeniden düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti de kendisine düşen borç bölümünü üstlendi.

Bu nedenle Osmanlı borçları 1923'te tamamen ortadan kalkmadı. Türkiye'nin üstlendiği borçların ödenmesi Cumhuriyet döneminde devam etti ve tasfiye süreci 1954'e kadar uzandı.

Kapitülasyonların kaldırılması Lozan Antlaşması ile uluslararası düzeyde kesinlik kazandı.

Reji İdaresi ise 1925 yılında kaldırıldı.

Sonuç

Osmanlı maliyesinin krizi tek bir olayın sonucu değildi.

Uzun savaşların maliyeti, artan devlet harcamaları, gelirlerin yetersiz kalması, para ve vergi sistemindeki sorunlar ve artan nakit ihtiyacı mali yapıyı uzun süre boyunca zorladı.

19'uncu yüzyılda dış borçlanmanın başlaması ise bu sorunlara yeni bir boyut ekledi.

Süreç kabaca şöyle özetlenebilir:

Mali baskılar → artan nakit ihtiyacı → 1854 dış borçlanması → borçların artması → 1875–1876 borç krizi → 1881 Düyûn-u Umûmiye → 1883 Reji → mali hareket alanının daralması → Balkan Savaşları → I. Dünya Savaşı → Osmanlı borçlarının Cumhuriyet dönemine devri

Ancak mali bağımsızlığın yeniden tesis edilmesi de tek bir tarihte gerçekleşmedi.

Kapitülasyonların Lozan ile kaldırılması, Düyûn-u Umûmiye sisteminin sona ermesi, Reji'nin 1925'te tasfiye edilmesi ve Osmanlı borçlarının Cumhuriyet döneminde yeniden düzenlenerek zaman içinde ödenmesi, bu dönüşümün farklı aşamalarını oluşturdu.

Cumhuriyet devrimlerinin en önemlilerinden biri mali bağımsızlığın yeniden kurulmasıdır.


Kaynakça:

Halil İnalcık, Osmanlı’nın Avrupa ile Barışıklığı: Kapitülasyonlar ve Ticaret, Doğu Batı Üç Aylık Düşünce Dergisi, Sayı 24, sf. 55-81

Yavuz Cezar: Osmanlı Maliyesinde Bunalım ve Değişim Dönemi (18. Yüzyıldan Tanzimat'a), Alan Yayıncılık, 1986

Şevket Pamuk, Osmanlı – Türkiye İktisadi tarihi 1500 – 1914, İletişim Yayınları, 2015

Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu'nda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Yayınları, 2018

Vedat Eldem – Osmanlı İmparatorluğu'nun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1994

Mahfi Eğilmez, Türkiye’nin Dış Finansmana Bağımlılığı, Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Dönüşüm sf: 153 – 186, İmge Kitabevi yayınları, 2018

Mehmet Fatih Ekinci, Türkiye’nin Mali İntiharı, Platin Yayınları, 2008

 


Yorumlar

  1. elinize sağlık

    YanıtlaSil
  2. Mustafa GÜRSOY26 Eylül 2026 17:35

    ...vee şimdi de o mali bağımsızlığı ya kaybettik ya d kaybetmek üzereyiz yine!!!

    YanıtlaSil
  3. Bugra Demirbas26 Eylül 2026 17:38

    1854 yılında ilk dış borcu veren hangi ülke veya hangi kurum? Bu aslında IMF borcu gibi bir dizi koşulu olan borç mudur? Yoksa iptidai borç veren sıradan bir kurumdan mı alınmıştır? Bir de Mahfi bey, bu türden yazılarınızda kaynakçayı da paylaşabilir misiniz? Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1854 yılında ilk dış borç İngiliz ve Fransız bankerlerinden alındı.
      Kaynakçayı geçmişte koyduğumda okurlardan blog yazısında dipnotlar konulmasının yazıyı okunurluktan uzaklaştırdığı eleştirisi almıştım. Ben de hak verdim. Sonuçta bu bir akademik dergiye yollanan bir yazı değil. Ama bu önerinizi düşüneceğim. Belki farklı bir çözüm bulabilirim.

      Sil
  4. Emeğinize sağlık hocam. Gerileme döneminde yapılan saraylar, alınan dış borçların gereksiz yerlerde harcanması, rüşvet ve iltimasın yaygınlaşması ve bunun sonucunda liyakatsizlik, tımar sisteminin bozulması vb. nedenlerde bozulmanın başlıca nedenleri arasında değil midir?

    YanıtlaSil
  5. Mahfi bey özellikle lale devrinden sonra kendini batılılaşmaya adadı. Bu alanda birçok tavizler verildi ama yine kurtulamadi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Batılılaşmayı farklı anladıkları için yanlış yola girdiler. Olay eğitimin bilim temeline oturtulmasıydı. Bunu yapamadılar. Cumhuriyet bunu yaptı ama maalesef sürdürülemedi.

      Sil
    2. Sorun tamda burda başlıyor. Bir kesim osmanlıyı hatasız görüp sizin övgüler diziyor. Diğer kesim yapılan tüm hatalar dp döneminde başlamış diyor.

      Sil
  6. Benzer bir değişimi yaşıyor muyuz ? Tarihin tekerrürden ibaret olduğu yeniden mi yaşanıyor ? Yazınız için sağolunuz...

    YanıtlaSil
  7. Hocam Mukaddime yi okudunuz mu?

    YanıtlaSil
  8. 250 yılı aşan bir mali tarihi, tek tek olayları kronolojik bir sebep- sonuç ilişkisine oturtarak, objektif hassasiyeti de ön plana alarak, sade ve anlaşılır bir üslupla aktarabilmek büyük bir birikim ve emek işi. Mali disiplin ve Ekonomik istikrarın öneminin ne derece vazgeçilmez bir unsur olduğunun bilincini bizlere yansıtan yazınıza teşekkürler üstat.

    YanıtlaSil
  9. Hocam, kapitülasyonların karşılıklı düzenlendiği, fakat Osmanlı tebaasının Hristiyanların yabancılara karşı tutumu yüzünden bunu Batı'da kullanamadığı yönünde bir iddia işittim. Bana oldukça yetersiz bir açıklama gibi geldi. Gerçekten karşılıklı bir durum var mıydı? Biz bu imtiyazları neden kullanamadık? Siz ne dersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başlangıçta kapitülasyonlar yıllık bir ödeme karşılığında verilmiş. Sonraları b u kalkmış, karşılıksız verilir olmuş. Osmanlı'nın aldığı karşılık yalnızca ilk başlarda verilen kapitülasyonlardan elde edilen yıllık gelirler. Ondan sonra ve başka hiçbir karşılığı yok. Tek taraflı kalmış.

      Sil
  10. Hocam, kurumlara bütçeden ayrılan pay eğer o kurum o sene bu payın hepsini kullanmamışsa tekrar hazineye dönüyor mu, yoksa her sene üzerine yeni pay mı veriliyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütçe her yıl yeniden yapıldığı için bir yılın sonunda kullanılmadan kalmış olan ödenek o yıl sonunda iptal edilmiş sayılıyor. Bir sonraki yıl bütçesi yeniden yapılıyor.

      Sil
    2. Bu kurumlar kendilerine verilmiş ödenekleri faiz ya da fonlarda değerlendirip üzerinden kazanç elde etmeleri mümkün veya meşru mu?

      Sil
    3. Eskiden kamu kurumlarının parası TCMB'de saklanır ve banka bunlara faiz ödemezdi. Özal zamanında bu kural önce fonlar sonra KİT'ler için bozuldu. Sonra da tümüyle bozuldu. Şimdi parayı alan kurum bunu kamu bankalarına yatırıp faiz alabiliyor. Buna karşılık alacakları faiz Hazine'nin gösterge faiziyle sınırlı bulunuyor.

      Sil
  11. Kaleminize sağlık hocam.. 1854-1954 100 yıl… Hiç ders almamışız.. Geçmişi iyi sorgulayan toplumlar bugün iyi anlar bugünü iyi anlayanlar geleceğini iyi planlar…

    YanıtlaSil
  12. Günümüzde bankaların batması gibi olayla karşılaşabilir miyiz, onlar ne kadar denetleniyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bankalar, BDDK tarafından denetleniyor. Verileri de sürekli hem BDDK hem de Türkiye Bankalar Birliği tarafından yayınlanıyor. 2001 krizinden ciddi ders alınmış gibi duruyor.

      Sil
    2. Hocam bu fon şirketlerine neden, nasıl banka kurma izni verildi?

      Sil
  13. Emeğe büyük saygı ile , çok yol göstereceği ve ders niteliğinde yazı

    YanıtlaSil
  14. Çok net anlatmışınız emeğinize sağlık Hocam 👏

    YanıtlaSil
  15. Hocam saygılar, yazınız için teşekkürler. Osmanlı devletinin 2. Viyana kuşatmasından ve karlofça ile büyük toprak kaybından sonra süregelen isyanlar, mali buhranlar, sosyal yapının çökmesi gibi problemler ile boğuşurken bu darboğazlardan kurtulmak için o günün şartlarında neler yapılabilirdi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun.
      Aslında oraya gelinceye kadar yapılması gereken şeyler vardı. En önemlisi bilime dayalı eğitim sisteminin kurulmasıydı. Batı, keşifler ve icarlarla uğraşırken Osmanlı bilime sırtını dönmüştü. Bunda bu dünyanın yalan olduğu anlayışı etkendir. Bugün bile kısmen bu anlayış yaygın olduğu için Atatürk ile birlikte girilen bilimsel çerçeveden kopmaya devam ediyoruz.

      Sil
  16. Güzel bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  17. . ..Türkiye Cumhuriyeti de kendisine düşen borç bölümünü üstlendi...Bu cümleyi biraz açabilir miyiz.Başka borç üstlenenler mi vardı.Tşk.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Osmanlı dış borçları Lozan Antlaşmasıyla Osmanlı devletini oluşturan ülkeler arasında pay edildi. Paylar şöyleydi:
      Türkiye %65,32 pay ve 84.597.495 TL
      Suriye - Lübnan: %8,5 pay ve 11.108.858 TL
      Yunanistan: %8,5 pay ve 11.054.534 TL
      Irak: %5,2 pay ve 6.772.142 TL
      Yugoslavya: %4,1 pay ve 5.435.597 TL
      Filistin: %2,5 pay ve 3.284.429 TL
      Bulgaristan: %1,4 pay ve 1.776.354 TL
      Arnavutluk: %1,3 pay ve 1.633.233 TL
      Diğerleri (Hicaz, Yemen, Ürdün vb.): Çeşitli küçük oranlar ve tutarlar

      Sil
  18. Mahfi bey,

    Siz ömrünüzde niçin kişisel hırslarınıza, kişisel ihtiraslarınıza yenik düşmediniz?

    Aileniz sizi böyle yetiştirdi galiba?

    Herhangi bir kuruma/kuruluşa "yönetim kurulu üyesi" olarak seçildiyseniz bile, bunun reklamını yaparak şöhret peşinde koştuğunuzu hiç duymadım,

    Hiç sahtekârlık yaptığınızı duymadım,

    Hiç düzenbazlık yaptığınızı duymadım,

    Hiç "çok para sahibi olmak" arzusu ile yanıp-tutuştuğunuzu duymadım;

    Siz "eski kuşak"tan olduğunuz için mi böyle? Yoksa bu durumun kuşaklarla (jenerasyonlarla) ilgisi yok mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun kuşakla ilgisi olduğunu sanmıyorum. Aile terbiyesiyle ilgili.

      Sil
  19. Hocam PPF hatta hisse içeren fon alanlar iktidar partisi Genel Başkan Yardımcısı varsa diğer yetkililerin içerden bilgi sızdırma, kamu nüfuzunu kötüye kullanma riskini de satın almak durumunda mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır. Bu fonun işletilme şekliyle ilgili. Hiçbir şekilde bu tür yöntemlerle işletilmeyen fonlar çoğunlukta. Bu hanımefendi, iktidar partisinin bir üyesi olarak bu işi gördüğünde bırakın içine girip işlem yapmaya çalışmasını durumu yetkililere anlatıp bu dolandırıcılığa engel olması gerekirdi.

      Sil
  20. Hocam FBSK istifası kadın olması sebebiyle mi gerçekleşti,aynı pozisyonda erkek olsa istifa mümkün olurmuydu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilemiyorum. Ama bu hanımefendi nereden istifa etti? Bildiğim kadarıyla partideki görevinden istifa etti. Asıl olarak milletvekilliğinden istifa etmesi ve hakkında açılacak soruşturmanın önünün açılması lazım.

      Sil
    2. İstifa eden bir tek adam çıkmaz.

      Sil
  21. Osmanlı’nın mali çöküşüne zemin oluşturan bir kaç önemli başlık da ben eklemek isterim Hocam.

    • Özellikle coğrafi keşifler ve sömürgecilik üzerinden zenginleşen ülkelerde,16. ve 18. yüzyıl arasında tercih edilen ekonomik anlayış merkantilizmdi.Değerli madenlerin mümkün olduğunca ülkede kalması ve ülke zenginliğinin bu varlık üzerinden ölçülmesine dayanan bir sistemdi.İhracat devlet tarafından teşvik edilir,ithalat da mümkün olduğunca kısıtlanmaya çalışırdı.Devletler bunu başarabildikleri ölçüde altın ve gümüş rezervlerini yüksek tutarak,daha güçlü bir mali yapıya sahip olmayı hedeflerlerdi.
    Oysa aynı dönemde Osmanlı’nın pazarı,kapitülasyonlar nedeniyle,çağın önemli ekonomilerinin ürettiği hemen her ürüne kapılarını ardına kadar açmıştı.Osmanlı yönetimi açısından önemli olan,halkın talep ettiği her malın pazarda bulunması;yokluk yaşanmamasıydı.Malın nereden geldiğinin bir önemi yoktu.Yani,değerli maden cinsinden bir dış ticaret açığı vermek gibi bir endişe veya anlayış bürokraside yoktu.
    Çağının emperyalist ekonomileriyle rekabet halinde(askeri,ekonomik) ve ticari
    ilişkileri olmasına rağmen,döneme hakim ekonomi politikasına yabancı veya bi haber kalmanın da Osmanlı maliyesinde zaaf oluşturduğunu düşünüyorum.

    • Yıllar içinde yozlaşan ve kontrolden çıkan iltizam sistemi ve mültezimlik de Osmanlı Hazinesi’nin gelir kaybını arttıran bir uygulama olmuştur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Görüşünüzü paylaştığınız için teşekkür ederim.

      Sil
    2. Rica ederim Hocam.
      Ufuk açan yazılarınız,bize kattıklarınız ve emeğiniz için asıl ben teşekkür ederim.
      Sağlıcakla kalın.

      Sil
  22. Pazar pazar bunları yazdığım için lütfen bana kızmayınız Mahfi bey:

    Ülkenin her tarafından pislik akıyor!

    Nasıl temizleyeceğiz; hiçbir fikrim yok!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun bir tek yolu var: Bilime dönmek. Atatürk'ün bu toplumu bir süreliğine de olsa ayağa kaldırması bilime geçişle oldu. Ama ne yazık ki bunu bugün de başaracağımıza ilişkin bir ipucu görünmüyor.

      Sil
    2. Size sataşıyormuşum gibi algılamayınız ama;

      • Devasa para transferleri de,

      • Yolsuzluklar da,

      • "Ahbap-çavuş düzeneği" de;

      Bilim yolu ile çözülür mü?

      Emin misiniz Mahfi bey?

      Bu yazdıklarımın çoğunu tahsilli olduğuna kanaat getirdiğimiz kişiler yapıyor ("bakanlar" dahil); haber bültenlerinde sürekli tanık oluyoruz!

      (Umarım sorumu yanlış anlamazsınız.)

      Sil
    3. Hiç kuşkunuz olmasın. Bilim yoluna döndüğünüzde atamaları liyakate göre yaparsınız, teknik konulara karışmazsınız, kimseyi kollayıp korumazsınız, herkes hukuk önünde eşit olur, liyakatle gelenler ve işine karışılmayanlar denetimlerini zamanında yapar yolsuzluk ve usulsüzlükleri zamanında görür ve önlem alır.
      Bütün bu bozuk düzen bilime saygı göstermeye başladığınızda düzelmeye başlar.

      Sil
  23. Sayın hocam ibni haldunun ünlü asabiyet teorisinde ülkeler, bu 4 aşamalı döngüyü yaklaşık 120 yılda tamamlar. Türkiye cumhuriyetinin sonumu geliyor hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İbni Haldun'un tespiti önemlidir ama bugüne pek uygun değil. Ayrıca bizdeki uygulama tanıdıkları iktidara taşıma düzenine uygun gidiyor halen.

      Sil
  24. hocam emlak fiyatlarina ne olacak gelecek 1 yilda? cikacak mi dusecek mi? eur/usd bazinda

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonominin durumuna göre değişir. Şu anki gidiş artacağını göstermiyor.

      Sil
  25. Değerli Hocam, o kadar önemli bir dönemi bu kadar mükemmel özetlemek size özgü.
    İstiklal Caddesinde yıllar önce (tam seneyi anımsayamadım) Osmanlı Bankası müzesi sergisinde bu borçlanma senetlerinin orijinalleri sergilenmişti. Tarihi bir sergi idi ve rakamlar dudak uçuklatıcı idi. Birazdan fazla tarih okuyan birisi olarak inanamıştım. 1875’te temerrüte düştükten sonra toparlama imkanı da hiç olmamış. IMF benzeri bir yapı da yokmuş esprisini yapmadan geçemedim. Tarih, zayıflayan ekonomilerin siyasi ve askeri olarak da çöktüğü çok örnekle dolu maalesef. Ekonomiyi, güveni tesis o kadar önemli ki, kar topu misali olduğunu bilerek düzelme temennisiyle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Haklısınız, dış borçlanma günü kurtarmak için yapılmamalı. Aksi takdirde çok ciddi sorunlara yol açabiliyor.

      Sil
  26. Murat DAĞLIOĞLU27 Eylül 2026 20:06

    Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  27. Oldukça iyi derli toplu bir anlatım.teşekkürler.

    YanıtlaSil
  28. Denklem basit . Gelirler = Giderler + tasarruflar . Çözüm yapısal reformların nasıl uygulanacağı .

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fon Krizinin Faturasını Kim Ödeyecek?

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Yatırım Araçlarının Son 10 Yıldaki Getirileri Üzerine Bir Karşılaştırma