31 Ekim 2017 Salı

Kapitalizme Yeni Bir Ekonomi Teorisi Gerekiyor

Günümüzün ekonomi teorisi yani önce parasalcı (monetarist) ekonomi teorisiyle sonra da rasyonel beklentiler teorisiyle modifiye edilmiş neoklasik ekonomi teorisi, aslında kapitalist sistemin ekonomi teorisidir. Bundan 30 yıl önce dünyada, kapitalist sistem ve onun taklidi olan ahbap – çavuş kapitalizmi, yanında sosyalist sistem ve sosyalist sisteme ağırlık veren karma ekonomik sisteme sahip ülkeler vardı. O zamanlar neoklasik teori tek başına egemen değildi. O nedenle evrenselliği tartışmalıydı. Çünkü sosyalizmde karar alıcı konumundaki piyasa modeli son derecede sınırlı bir yer tutuyor, onun yerine planlı ekonomi modeli denilen bir çeşit merkezi piyasa yönetimi sistemi karar alıcı konumunda bulunuyordu. Bugün bütün dünyaya yayılan küreselleşme modasıyla birlikte piyasa ekonomisi her yerde egemen hale geldi. Böylece ilk bakışta kapitalizmin ekonomi teorisi olan neoklasik ekonomi teorisi, küresel sistemin evrensel ekonomi teorisi haline geldi. Ne var ki kapitalizmin egemenliği kimi ülkelerde kapitalizme en yakın biçime bürünmüş olsa da kimi ülkelerde ahbap – çavuş kapitalizmi formatında yer aldı. Dolayısıyla neoklasik ekonomi teorisinin evrenselliği hala tartışılabilir konumda duruyor.

29 Ekim 2017 Pazar

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e

Kapitülasyonlar ve Lozan Antlaşması
Osmanlı İmparatorluğu’nun yedi düvele verdiği çeşitli siyasal, ekonomik, ticari ve mali imtiyazları kapsayan kapitülasyonlar, 1365 yılında I. Murat’ın Raguse Cumhuriyetine verdiği kapitülasyonla başlar (bugün Hırvatistan’a ait bulunan Dubrovnik kenti o dönemde ayrı bir devletti.) Bu ilk kapitülasyondan sonra Osmanlı Padişahları 33 devlete daha kapitülasyon vermişlerdir. Bunlar arasında Venedik Dükalığı, Fransa, Almanya, İngiltere, Hamburg kent devleti, Rusya, Balkan devletleri, ABD gibi devletler vardır. Son olarak Vahdettin 1920’de süresi biten İngiltere, Fransa ve Almanya’nın kapitülasyonlarını yenilemiştir. Başlangıçta belirli bedeller alınarak verilen kapitülasyonlar, Fatih Sultan Mehmet ile birlikte karşılıksız verilmeye başlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nu gümrük korumasından, gümrük gelirlerinden büyük ölçüde mahrum bırakmanın yanı sıra kapitülasyonların en önemli etkisi Osmanlı sanayi ve ticaretinin büyük ölçüde yabancıların eline geçmesinin yolunu açmıştır[1].

Lozan Antlaşması’nın en zorlu müzakereleri kapitülasyonlar konusunda geçmiş, antlaşmanın onaylanmasıyla birlikte kapitülasyonlar tarih sahnesinden kalkmıştır.

27 Ekim 2017 Cuma

Plasebo Etkisi ve Ekonomiye Uygulanması

Bütün hastalıkları yalnızca ilaçla tedavi etmek mümkün değil. Özellikle çağımızın en büyük derdi olan stres ve gerginliklerin yarattığı ruhsal dengesizlik hallerinde ilaç tedavisinin yanında psikolojik destek gerekiyor. Depresyona giren, anksiyete denilen ve başına kötü şeyler geleceği inancıyla endişe veya korku içine düşen ya da fobiler içinde kıvranan insanların tedavisinde ilaç tedavisinin yanında psikolojik tedaviye de başvuruluyor. Hatta bazen ilaç kullanılması yerine tümüyle psikolojik tedavi tercih ediliyor. Ne var ki insanların çoğu ilaç almadan iyileşemeyeceğini düşündüğünden ilaç, kendi kimyasal etkisinden çok psikolojik bir etki yaratarak tedaviye olumlu katkı yapabiliyor. İşte bu düşünceden hareketle ilaç yerine ilaca benzeyen ama aslında yararlı ya da zararlı hiçbir etkisi olmayan maddelerin hastalara verilmesi ve bu yolla onun kendisini iyi hissetmesi de bir yöntem olarak kullanılabiliyor. Bu tür ilaç benzeri maddelere ‘plasebo’ (halk arasında şeker hapı da deniyor), bunların yarattığı psikolojik olumlu etkiye ise ‘plasebo etkisi’ adı veriliyor. Placebo adını taşıyan bir de alternatif rock grubu var ama konumuz onlar değil. 

21 Ekim 2017 Cumartesi

Karışık İşler Bunlar

1. Varlık Fonu İki Kelimeden Oluşur: Varlık ve Fon
Varlık Fonu iki kelimeden oluşur: Varlık ve Fon. Bir varlık fonu kurulabilmesi için ya bir varlık veya bir fon ya da ikisi birden olması gerekir. Bu karışık görünen açıklamayı basitleştireyim: Bir varlık fonu oluşturabilmek için ekonomi, ya cari fazla ya da bütçe fazlası veriyor olmalıdır. Mesela Norveç gibi ya da körfez ülkeleri gibi petrol üreticisi olan ülkeler petrolü ucuza mal edip karlı sattıkları için cari fazla ve bütçe fazlası elde ederler. Bu gibi fazlası olan ülkeler o fazlaların hepsini elde ettikleri dönemde harcamayıp çocuklarına, torunların miras bırakmayı tercih ederse o fazlaları bir fonda toplayıp biriktirirler. O fonu, iyi faiz veren veya getiri sağlayan tahvillere, bonolara, projelere ödünç olarak verir ve fonun varlığını ayrıca bu yolla da artırmaya çalışırlar. Böylece varlık fonunun varlığı artar ve ülke, gelecek kuşaklara bir miras bırakma şansına kavuşur.

Her ülkenin petrol veya benzeri doğal zenginliği olmadığı için bazı ülkeler bırakın fazla vermeyi açık verirler ve o açıkları çocuklarının, torunlarının ileride elde edecekleri gelirlerden, servetlerden borçlanarak kapatırlar. Bu ülkelerin gelecek kuşaklar için yapabileceği en doğru iş bu borçlanmayı gelecekte açık vermeyecek yatırımlara yönlendirmektir. Eğer bu borçlanmayla teknolojiyi geliştirecek, cari açığı düşürecek yatırımlar yapılırsa borçlanmak zorunda olan ülkeler ileride bu zorunluluktan kurtulabilirler ya da en azından bu zorunluluğu daha düşük düzeylere indirebilirler. 

19 Ekim 2017 Perşembe

Son 15 Yılda İki Kez Kaçırdığımız Tren

Son 15 yılda tren bizim beklediğimiz istasyona iki kez geldi. İlkinde 2001 krizinin yaralarını sarmış, bütçe açığı, kamu borç yükü ve bankacılık gibi üç alanda önemli reformlar yaparak 2005 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlamıştık. Bu olumlu ivme ile enflasyon düşmeye, faizler gerilemeye, büyüme hızı artmaya, risk primi gerilemeye başlamıştı. O zamana kadar gelen yabancı sermaye miktarından fazlası bir yıl içinde gelmeye başlamış, AB üyeliğine 2010 yılında mı 2011 yılında mı gireceğimiz konusunda iddialara girilir olmuştu. Yapmamız gereken tek şey eğitim, hukuk, vergi, dış açığı dengeleyecek yatırımların teşviki gibi alanlarda tıpkı bütçe, kamu borç yükü ve bankacılık alanında yaptığımız reformların benzerlerini yaparak yapısal reformları tamamlamaktı. Bunları gerçekleştirecek adımları atabilsek istasyona gelen trene binebilecektik. Ne var ki tren bizim beklediğimiz istasyona geldiğinde biz iç salonda uyuyorduk. Tren gitti.

16 Ekim 2017 Pazartesi

İşsizliği Artıran Büyüme?

TÜİK’in açıkladığı Temmuz ayı işgücü istatistikleri işsizlikte artış olduğunu ortaya koydu. 2017 Haziran ayında yüzde 10,2 olan işsizlik oranı Temmuz ayında ciddi bir artışla yüzde 10,7’ye yükseldi.

İstihdam anketinin uygulandığı gün ve önceki hafta içinde kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte çalışmamış kişilerden son 4 hafta içinde iş arama kanallarını kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda bulunan 15 ve daha yukarı yaştaki kişiler işsiz sayılıyor. İşsiz sayısının toplam işgücüne bölünmesiyle işsizlik oranı bulunuyor. Buna literatürde resmi işsizlik oranı deniyor.

15 Ekim 2017 Pazar

TL Değer Kazanıp Kaybettiğinde İhracatçının Kazancı Nasıl Değişir?

Sanayi ürünleri ihracatının içinde belirli miktarda ithal girdi bulunuyor. Hiçbir sanayici bütün girdileri yerli malı olan sanayi ürünü üretmez. Çünkü bir takım girdiler başka ülkelerde daha ucuza üretilir. Bununla birlikte bir ülkenin ihracata konu olarak ürettiği sanayi ürünü içinde yerli girdi payı ne kadar yüksekse kurdan etkilenmesi o kadar az olur.

İhracata konu olan bir sanayi ürünü kabaca şöyle bir bileşimle üretiliyor:

Sanayi ürünü imalatı = Yerli girdiler + İthal girdiler + İşgücü + Sermaye[1]  

Bu denklemde genellikle yabancı parayla ifade edilebilecek iki faktör bulunuyor: (1) İthal girdiler, (2) Sermaye (dış kredi kullanımı.) Her ne kadar yerli girdilerin içinde de bir miktar ithal girdi olabilirse veya işgücünün bir bölümü de dışarıdan alınmış olabilirse de bu tür durumları istisnai kabul ederek dışarıda bırakıyoruz. Bu denklemde yerli girdiler ve işgücü de enflasyondan etkilenir.

12 Ekim 2017 Perşembe

Borç Yükü Tavan Yaptı

Küresel kriz küresel bir borç artışı yarattı. Bütün dünyada borçlarda artış oldu. Aşağıda gelişmiş ülkelerden seçilmiş olanlar ve gelişmekte olan ülkelerden seçilmiş olanlarda 2006 ile 2016 arasında ortaya çıkan borç yükü (borç stoku / GSYH, %) artışını gösteren iki tablo sunuyorum (her iki tablo için de kaynak: IMF, Fiscal Monitor, October, 2017.)

11 Ekim 2017 Çarşamba

Varlık Fonu Böyle Bir Şey Değil

Varlık Fonu yetkililerinin “fon bünyesindeki varlıklara ilişkin kapsamlı bir çalışma yapıldığı ve atıl arsalar ve uzun vadeli alacakların nakde çevrileceği ve bu yolla sağlanacak kaynakların Türkiye’nin nitelikli yatırımlarına sıfır faizli finansman imkânı olarak sunulacağı” şeklindeki açıklamaları gündemde yer aldı. 

Ulusal Varlık Fonları, çeşitli finansal varlıklara yatırım yaparak gelirini artırmayı hedefleyen, devletin sahipliği ve yönetimi altında çalışan fonlardır. Bu fonun geliri genellikle bütçe fazlalarından oluşur. Bir ülke eğer bütçe fazlası veriyorsa bu fazlayı 4 şekilde kullanabilir: (1) Harcamalarını artırır. (2) Mevcut vergi yükünü düşürür. (3) Borçlarını erken ödemeye tabi tutabilir. (4) Bir varlık fonu kurarak bütçe fazlalarını buraya aktarır ve bu fonla ulusal ya da yabancı bazı finansal varlıkları satın alıp gelirlerini artırmaya çalışarak gelecek kuşaklara refahı aktarma yoluna gidebilir. Bu tür fon yönetimlerinde temel hareket noktası varlıkları risk ve getiri dengesini gözeterek kazanç amaçlı kullanmaktır. Bu işlemleri, bütçe kısıtlamaları ve parlamentonun sıkı denetimi altında yürütmek kolay değildir. Varlık fonu kuruluşunun bir nedeni de bu kısıtlamalardan kurtulmaktır.

10 Ekim 2017 Salı

IMF Tahminleriyle OVP Tahminlerinin Karşılaştırmalı Değerlendirmesi

Genellikle önce IMF, Dünyanın Ekonomik Görünümü Raporunu yayınlar, o raporda (IMF WEO) üye ülkelere ve o arada Türkiye’ye ilişkin tahminlerini açıklar, Orta Vadeli Program (OVP) ondan sonra açıklanırdı. Bu yıl tersi oldu ve önce OVP açıklandı. IMF de tahminlerini açıkladığına göre bu tahminleri karşılaştırmalı olarak değerlendirebiliriz. IMF tahminleriyle OVP tahminlerini bir arada gösteren tabloyu yazının altındaki ekte dikkatinize sunuyorum. Peş peşe şokların yaşandığı, her gün göstergelerin değiştiği ve dolayısıyla tahminlerin revize edilmek zorunda kalındığı bugünkü ortamda 2018’den ötesine ilişkin tahminler pek anlam taşımayacağı için tabloya ve değerlendirmelere yalnızca bu iki yılı alıyorum.

8 Ekim 2017 Pazar

Mali Kural ve Çıpa

Kamu maliyesi açısından izlenecek politika iki türlü olabilir: Esnek politika ya da kurala bağlı politika. Esnek politika, maliye politikasının anayasa ve yasalarda çizili kurallar içinde yürütülmesi koşuluyla esnek biçimde yürütülmesi olarak tanımlanabilir. Kurala bağlı maliye politikası ise kamu kesiminin gelir, gider, borçlanma ve finansal yükümlülük altına girme konularında orta ve uzun dönemde izleyeceği politikaların esneklik limitlerinin belirli kurallara bağlanması olarak tanımlanabilir. Kurallara bağlı maliye politikası söz konusu olduğunda uygulanacak maliye politikasının esneklik limitlerini belirleyen kurallara mali kural adı veriliyor.

Örneğin bütçe açığı başlangıçta bütçe kanunu ile öngörülen açık miktarını aşmışsa ve artan bütçe açığını finanse edebilmek için hükümet borçlanmaya devam ediyorsa bu esnek maliye politikasının örneğidir. Yasalarda bütçe açığında artış ortaya çıksa bile bu açığa karşı yapılacak borçlanmanın artırılamayacağı öngörülmüşse o zaman kurallara bağlı maliye politikası söz konusu demektir. Bu örnekteki mali kural ise borçlanmaya konulmuş olan limittir. Bu tür limitler borçlanma üzerine konulabileceği gibi giderlerin tümü veya belirli giderler üzerine de konulabilir. Gelirler için taban düzeyleri saptanabilir. Örneğin faiz dışı fazlanın belirli bir oranda hedeflenmesi mali kural uygulamasına benzer bir görünüm sergilese de ortada bir mali kural olabilmesi için devamlılık göstermesi, yani yasalara yazılması gerekir. 

6 Ekim 2017 Cuma

Kitaplar ve Dergiler

Ahmet Mumcu, Osmanlı Devletinde Siyaseten Katl, 4. Baskı, Phoenix Yayınları, 2017
Siyaseten katl yani siyasetin öngördüğünü yapabilmek için idam uygulaması eskiden beri var olan bir uygulamadır. Osmanlı Devletinde siyaseten katlin bir gelenek halini alması Fatih Sultan Mehmet’in Başveziri konumundaki Çandarlı Halil Paşa’yı idam ettirmesiyle başlamış ve artarak devam etmiştir. Fatih, ayrıca siyaseten katli kardeşin kardeşi öldürtmesine kadar getirmiştir. Fatih Kanunnamesinde yer alan “Ve her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alem içün katl etmek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz itmiştir. Anında amil olalar.”  hükmü bu işi yasalaştırmıştır. Ahmet Mumcu bu çok önemli eserinde bu konuyu tarihsel perspektifi, geleneksel ve hukuki yönleriyle ele alıp derinlemesine inceliyor. Ben bu eseri sanırım 1980’lerde ilk kez okudum. Sonra kitabı birisine verdim ama kime verdiğimi hatırlayamadığım için kitabı geri de alamadım. Şimdi yeni baskısını görünce tekrar alıp tekrar okudum. İyi ki de kitabı geri almamışım, bu vesileyle tekrar okumak fırsatı buldum. Osmanlı’nın farklı bir yönünü tanımak ve anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap.

4 Ekim 2017 Çarşamba

Torba Yasa Faciası

Roma hukukunun önemli yasalarından birisi olan Lex Caecilia Didia M.Ö. 98 yılında Roma’da Caecellius Metellus Nepos ve Titus Didius adlarındaki iki konsül tarafından yürürlüğe sokulmuş. Yasa iki maddeden oluşuyor. İlk madde bir yasanın duyurulması ve oylanması için gerekli en az süreyi belirliyor. İkinci madde ise; “İnsanlar tek bir karmaşık yasada toplanmış farklı konular hakkında bir sonuca varmaya zorlanamazlar” hükmünü taşıyor. Yani yasanın ikinci maddesi, farklı konuların tek bir yasada toplanmasının doğru olmadığını, bunların ayrı yasalarla çıkarılması gerektiğini kurala bağlıyor. Böylelikle insanlar tek bir yasada toplanmış farklı konulardan beğendiğini kaybetmemek için beğenmediğini de kabul etmeye zorlanmamış oluyor.

2 Ekim 2017 Pazartesi

Enflasyon Hızları ve Ülke Kategorileri

Tanımlar
Özellikle küresel krizden sonra enflasyon sınıflandırmalarını özellikle de hızlarına göre enflasyon çeşitlerini yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Şimdiye kadar yapılan sınıflandırmalar 3 ya da 4 kategoriyi kapsıyordu: Sürünen enflasyon, ılımlı enflasyon, yüksek enflasyon ve hiper enflasyon. Bu konuda benim önerim altı gruplu bir sınıflandırma yapılması şeklidedir. Sürünen enflasyon, düşük enflasyon, orta enflasyon, yüksek enflasyon, çok yüksek enflasyon, hiper enflasyon. Burada sunduğum kategorilerdeki oranlar da benim önerilerimdir.

Sürünen enflasyon; yüzde 0,1 – 1,0 arasında bir enflasyon oranını işaret eder. Bu enflasyon türünde ileriye ilişkin olarak enflasyon beklentileri hiçbir biçimde oluşmaz. Böyle bir enflasyon oranının ekonomiyi canlı tutmak açısından yararlı olduğu öne sürülür.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...