Türkiye'de Fiyat Algısı Neden Bozuldu?
Son yıllarda Türkiye'de alışveriş yapan hemen herkesin aklından benzer bir soru geçiyor: "Bu ürün gerçekten bu kadar eder mi?" Market raflarında, restoran menülerinde, kiralarda ya da otomobil ilanlarında gördüğümüz rakamlar artık çoğu zaman tek başına bir anlam ifade etmiyor. Çünkü yalnızca fiyatlar değil, fiyatları değerlendirme biçimimiz de değişti.
Bunun temel nedenlerinden biri,
fiyat algımızın değişmesidir. Fiyat algısı, bir ürün veya hizmet için ödenmesi
gereken makul fiyatın insanların zihninde oluşan karşılığıdır. Bu algı; geçmiş
deneyimler, gelir düzeyi, benzer ürünlerin fiyatları ve içinde bulunulan
ekonomik koşullar tarafından biçimlendirilir.
Uzun yıllar aynı ürünü benzer
fiyatlardan satın alan bir kişi, o ürünün normal fiyatına ilişkin doğal bir
referans geliştirir. Davranışsal ekonomi literatüründe bu referans fiyat,
tüketicilerin satın alma kararlarında önemli bir rol oynar. İnsanlar çoğu zaman
fiyatları mutlak değerleriyle değil, zihinlerindeki bu referans fiyatıyla
karşılaştırarak değerlendirir.
Ancak referans fiyat her zaman
sabit kalmaz. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde fiyatlar hızla değiştikçe
tüketicilerin zihnindeki bu referans fiyatı sürekli değişime uğrar. Bunun
sonucunda tüketicilerin zihnindeki referans fiyat giderek belirsizleşir.
Türkiye'de son yıllarda yaşanan
yüksek enflasyon bunun en belirgin örneklerinden biri oldu. Özellikle 2021 Eylül
ayında başlayan faiz indirimlerinin yarattığı hızlı enflasyon artışı fiyat
algısının bozulmasında büyük rol oynadı. Bir zamanlar 100 lirayla marketten
dolu bir poşetle çıkılabilirken, bugün aynı parayla yalnızca birkaç temel ürünü
almak mümkün olabiliyor. Süt, peynir, yumurta, domates ve soğan gibi günlük
tüketim ürünlerinin fiyatları kısa aralıklarla değiştiği için tüketiciler artık
"Bu ürünün normal fiyatı ne olmalı?" sorusuna net bir cevap vermekte
zorlanıyor.
Benzer durum restoranlarda, konut
piyasasında ve otomobil piyasasında da görülüyor. Aynı şehirde bir porsiyon
dönerin semtten semte ciddi fiyat farklılıkları göstermesi, tek kişilik bir
kahvaltının başka bir semtte iki kişinin hesabına yaklaşması ya da aynı
özelliklere sahip bir dairenin birkaç ay içinde yüz binlerce lira değer
kazanması, tüketicilerin fiyatlara ilişkin referanslarını sürekli yeniden
oluşturmasına neden oluyor. Böyle bir ortamda insanlar, bir ürünün pahalı mı
yoksa makul fiyatlı mı olduğunu değerlendirmekten çok, bütçelerinin o ürüne
yetip yetmediğine odaklanıyor.
Fiyat algısını zedeleyen tek
unsur enflasyon değil. Aynı ürünün farklı mağazalarda veya farklı satış
kanallarında çok farklı fiyatlardan satılması da tüketicilerin zihnindeki
referans fiyatı zayıflatan faktörlerden biridir. Bir markette belirli bir
fiyata satılan bir litre zeytinyağının başka bir markette çok daha yüksek bir
fiyatla satılması, tüketicinin "Gerçek fiyat hangisi?" sorusunu
sormasına yol açar. Bu noktadan sonra insanlar fiyatı ezberlemek yerine sürekli
karşılaştırma yapmak zorunda kalır.
Bunun yanında ekonomik
beklentiler de fiyat algısını biçimlendirir. İnsanlar "Nasıl olsa gelecek
ay daha pahalı olacak." düşüncesine kapıldığında, bugün yüksek görünen fiyatlar
zamanla normalleşmeye başlar. Benzer şekilde işletmeler de gelecekte
karşılaşabilecekleri maliyet artışlarını hesaba katarak fiyat belirlediğinde,
etiketler yalnızca bugünün maliyetlerini değil, yarının belirsizliğini de
yansıtır. Böylece tüketicilerin zihnindeki ortak referans fiyat giderek
zayıflar.
Fiyat algısının bozulması
yalnızca alışveriş davranışlarını değil, ekonomiye duyulan güveni de etkiler.
İnsanlar neyin gerçekten pahalı, neyin makul fiyatlı olduğunu ayırt etmekte
zorlandığında harcamalarını planlamak güçleşir. İşletmeler açısından ise fiyat
belirleme süreci daha belirsiz hale gelir ve ekonomide öngörülebilirlik azalır.
Sağlıklı işleyen ekonomilerde önemli olan yalnızca fiyatların düşük olması
değildir; fiyatların istikrarlı, anlaşılabilir ve güvenilir olması da en az
bunun kadar önem taşır.
Bugün Türkiye'de birçok kişi bir
ürünün fiyatını gördüğünde ilk olarak "Pahalı mı?" diye sormuyor.
Bunun yerine "Başka yerde daha ucuzu var mı?" ya da "Gelecek ay
daha da artar mı?" diye düşünüyor. Aslında bu değişim, fiyat algısının
nasıl zayıfladığını gösteren en güçlü işaretlerden biri.
Fiyat algısının yeniden oluşması
kısa sürede gerçekleşmez. Bunun için yalnızca enflasyonun düşmesi yeterli
değildir. Fiyat istikrarının kalıcı hâle gelmesi, ekonomik güvenin yeniden
oluşturulması ve öngörülebilir politikaların uzun süre korunması gerekir. Ancak
bu koşullar sağlandığında tüketiciler, bir ürünün gerçekten ne kadar etmesi
gerektiğine ilişkin yeniden sağlıklı bir referans fiyatı oluşturabilir.
Türkiye'de Fiyat Algısı Neden Bozuldu? sorusunun net cevabını ben bu makale de bulamadım, bana göre bu bozulmanın ana nedeni eylül 2021 de başlayan faiz sebep enflasyon sonuç tezinin uygulamaya koyup faizlerin düşürülmesidir.
YanıtlaSilAslında haklısınız o, biraz üstü kapalı kalmış. Sizin yorumunuzdan sonra onu da ekledim. Teşekkürler katkınız için.
SilDüzeltiyorum yazar makalede faiz enflasyon sebep sonuç olayına değinmiş, ben atlamışım.
SilÇok haklı , sizin anlattıklarınız sadece sonuç. Bir şeyin ayarını bozarsanız onu düzeltmek çok , çok zordur. Eski haline getiremeye bilirsiniz!
SilBizim halkımız ayakta uyuduğu için bunu pek beceremiyor ama, aynı ürün, araç veya konutun başka bir ülkede ki fiyatına bakınca da aslında ne kadar pahalı olduğumuz apaçık görünüyor. Sanki başka bir gezegende yaşıyoruz. Dünyadan kopuş ve ayrışmamız devam ettikçe artık rakamlarla da görünür hale geldi bence..Dünyada ki fiyatı bu, türkiye de ki fiyatı bu şeklinde gerçekten apayrı bir koltuğa oturduk sonunda
SilEn az makale kadar etkileyici bir diyalog. Constructive feedback nedir, nasil verilir ve hangi unsurlari icerir + nasil degerlendirilir, dogruysa nasil uygulanir ve nasil cevaplanir. Hem yorumu ileten kullaniciya hem de hocamiza tebrikler.
Sil🙏
Silkara paranın sistem içerisine alınması için yapılan faaliyetlerinde etkisi olduğunu düşünüyorum. özellikle konut, kira ve yemek hizmetlerinde yüksek ciro gösterilerek vergisini ödeyerek sisteme para girişi sağlandığını düşünüyorum. örnek olarak spor karşılaşmasında kağıt üstünde tam dolu kapasite seyirci ile oynarken, gerçekte seyreden sayısı 3 kişi olduğu görüntüleri mevcut ve bilet fiyatları yüksek bedeller ile satılmış görünüyor.
SilSİZE TEK SORUM VAR:
YanıtlaSilTÜRKİYE'YE "ŞERİAT" GELİR Mİ?
Gelmez.
SilTürk kadını laiklikle elde ettiği eşitlik hakkından kesinlikle vazgeçmez.
Şeriat gelmez ama Manifest Çorum’a giremez, Bennu Gerede gözaltına alınır, STK’lar üzerinde baskı artar, tek gündem kim içeri alındı olur, Dubai modeli bir muhafazakar ülke olur.
SilEvet şeriat gelmiyor ama maalesef bunlar oluyor, çok doğru.
SilHocam yazı için teşekkürler. Devlet üzerinde cemaat , tarikat gibi sosyal yapıların etkisi gittikçe artan bir ivmeyle devam ederken , ben kadın üzerindeki sosyal baskının arttığını düşünüyorum. Adı şeriat olmasa bile bu baskının sırı yok maalesef.
SilHocam fiyat algıının bozulmasında algoritmanında etkisi var. https://kisadalga.net/yazar/size-ozel-fiyat-en-pahali-fiyatsa-139642
YanıtlaSil👍
SilAçıklanan her türlü resmi verinin gerçeği yansıtmaması ve baskılanan döviz kurları fiat-eder algısını tamamen gerçekten uzaklaştjırdı. Dışarıdan gelen mallar doları 75-80 tl kabul edilerek fiatlandırıyor. İkinci bir husus pahalılık beraberinde kalitesizliği getirdi, hiçbir üründe geçmiş yılların kalitesi yok artık. Yeme içme sektörü kendi keyfine fiat koyuyor. Özetle "önce ekmekler bozuldu , sonra herşey.. " Yazınız için sağolunuz...
YanıtlaSilTeşekkürler, çok doğru.
SilHocam fiyat algısının bozulmasında enflasyon verisine olan güvenin azalmasının da etkili olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
YanıtlaSilHaklısınız, aynı şeyi düşünüyorum.
SilBana göre...de
YanıtlaSil1.Paranın deger ölçme görevini kaybedecek hale gelmesinden.
2.enflasyonla birlikte Ahlak çöküntüsü..yani basit bir buzdolabı tamircisi cok basit bir arza yüzünden fahiş ücretler isteyebiliyor buda ücreti ödeyeni daha fazla para bulmaya zorladgı için oda satığı ürüne veya hizmete fahiş fiyat isteyebiliyor..halde 15 tl olan domatese pazarcı 35 40 lira isteyebiliyor vs vs.
3.geleceğe dair beklentilerin bozulmasıyla birlikte endişelerinde artışıyla korku yanlış yönlendiriyor..diyelim 5 milyonluk konuttun nominal 7 8 milyona çıkacagını düşünen 4 milyonu varken bir kaç yıl daha birikim yapması lazım ama geç kalacagını düşünerek 1 milyon borç kredi vs buluyor reelde ederi 4 milyon olan konutu borclanma maliyetiyle 7 8 milyona mal ediyor ama konut bir yıl sonra nominal o seviyeye geldiğinde alıcı oh be derken reelde degerin düştüğünden haberi bile olmuyor.
Kısacası cok cetrefeli bir cenderenin içindeyiz algı ve beklentileri düzeltmek imkansız gibi görünüyor.limon markete 150 tl .bu fiyatı ya degeri?
Emegenize saglık.
Evet çoğu enflasyonun yarattığı sonuçlar bunlar.
SilTeşekkür ederim.
Matematiksel aklın, sözlü zeka ile bozulması ve kurnazlığın sosyolojik olarak tabana yayılmasıyla oluşan, psikolojik bir delirium hali.
YanıtlaSilMahfi bey,
YanıtlaSilİlginizi çekeceğini düşündüğüm bir bilgiyi size aktarmak istiyorum:
"Hayata güçlükle tutunan insanlar neden çocuk yapıyor?"
https://www.youtube.com/watch?v=K5jIGnNYrds
(Süre: 17 dakika)
Açıklayan:
Uzm. Dr. İlker Küçükparlak (Psikiyatrist)
Mücadele etmekten bıktık, ev araba servet oldu, her şey çok pahalı, yok enflasyondu, yok vergi %25 dilimdi ama 75 oldu, yok asgari maktu vergiydi, yok türlü türlü trafik cezasıydı, yok butlandı yok belediyelere bilmem ne... Doğum oranı 1.42 ye düşmüş de bu da çok değil mi hocam? Yaşatmayacaklar işte ne diye doğuruyosunuz...
YanıtlaSil:(
SilHocam vatandaş nas a eyvallah dedi,enflasyonu seçti, niye ağlıyor şimdi anlamak mümkün değil.
YanıtlaSilDoğru,pahalılık Türkiye'nin kaderi değil milletin tercihi.
SilAynen. Aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek....
SilEvet birkaç iktisatçı, birkaç sağduyu sahibi insan birkaç deneyimli insan dışında herkes alkış tutmuştu faiz indirimlerine. Kısa vadeli kazançlar uzun vadeli çıkarlara tercih edilmişti. Sonuç bu oldu. Şimdi kimsenin ağlamaya hakkı yok.
Silsemt pazarına gidin bir tezgahta fiyatı beğenmeyin pahalı diyin alacağınız cevap "kuru soğanın 50 tl olduğu yerde sen buna pahallı mı diyorsun" diyecektir.
YanıtlaSilişte sahadan fiyat algısı.
Hocam sürekli olarak talep kırılmaya çalışılıyor evet. Ama özellikle pandemiden sonra talep biraz yapısal kırılma yaşamadı mı ? Misal ihtiyaç mala ihtiyaç yerine malın alınması ihtiyacına döndü. Enflasyon faiz vs kimsenin umrunda değil gibi. Sadece tüketmek için talep var ve bu psikolojik durumun önüne geçecek bir PPK olamaz gibi geliyor.
YanıtlaSilHükümet yanlış teşhis yapıyor dolayısıyla atılan adımlar da yanlış oluyor.
SilYazınız için teşekkürler Hocam. Ama Türkiye'de bozulmadan durabilen bir şey kaldı mı ki?
YanıtlaSilKalmadı.
Sil"Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen, iki kazma iki kürek iki de ırgat gerek; hadi gel yapalım geri şunu desen bir Sinan bir de Süleyman gerek."
SilHocam; ahalinin enflasyonist ortamda düşük faizli krediyle gayrimenkul edinip her enflasyon artışından nemalanmasına, mevcut statükonun krizle birlikte fırsat yaratıp bütün yükü sabit gelirliye yıkmasına ne diyorsunuz? Ama pardon, Homo Economicus tam olarak buydu değil mi? Ah bu sabit gelirliler... Kendi çıkarlarını bir türlü optimize edemeyecek kadar ne tembel, ne saf insanlar!
YanıtlaSilEkonomi yönetiminin planları artık kabul görmüyor, çözüm olmuyor.Piyasalar kilitlendi, talep kısıldı evet ama ekonominin çarklarının dönmesi lazım. Belirsizlik ve güvensizlik ortamı umudumuzu kırıyor.
YanıtlaSilKabul edildiğinde de çözüm olamadı. Çünkü çözüm farklı yerde.
SilYetki etki meselesi
YanıtlaSilKaleminize sağlık hocam. Hocam fiyat algımızın bozulmasının yanında fiyatların neye göre belirlendiği de oldukça belirsizleşti. Enflasyona göre belirleniyor diyemiyoruz, bazı ürünlerde fiyat, fırsatçılık vs. nin etkisiyle enflasyon oranının çok üzerinde belirlenirken, bazılarında ise (gayrimenkul gibi) enflasyon oranının altında belirleniyor. Üretim sırasında harcanan emeğe ya da üründen elde edilen faydaya göre de belirlenmediği açık. Bu durumda sanırım iktisat literatürüne girecek yeni bir kavramla bu soru cevaplanabilir.. ya da bir cevabı var mı hocam.
YanıtlaSilTeşekkürler.
Kira vb gibi devletin belirledikleri dışında enflasyonun üzerinde fiyatlar. Greedflasyon deniyor buna.
SilBu yazıyı okuyan hiç kimseye sürpriz olmayacak bir örnek vermek istiyorum. Ufak bir duvar dekorasyonu yaptırmak istiyordum. Mühendis olduğum için minik bir şartname hazırladım. Yani ölçüler ve malzeme her teklifte aynı. Bir marangoz 3.000 tl, diğeri 10.000 tl, diğeri 15.000 tl, diğeri 22.000 tl fiyat verdi. Bu tekliflerin farklılığı bir yana, marangozların bana ilk sorduğu "Abi ev nerde?" Çok naif bir insansanız malzemeleri ulaştırma maliyetini düşünüyor diyebilirsiniz; ama tüm malzemeler normal sedan bir otomobile sığacak kadar. Aslında çoğumuzun hemen aklından geçirdiği gibi, sorunun sebebi şu: "Bu adam ne kadar zengin ve bu iş için ne kadar ödemeye razı olur?"
YanıtlaSilÇok önemli ve doğru bir tespit.
Silkur faiz enflasyon ( bermuda ) şeytan üçgenine düştük , çıkış var mı ?
YanıtlaSilVar tabii. Yıllardır anlatıyorum: Yapısal reformlar. Yani son on yılda ekonomide ve ekonomi dışı konularda (hukuk, demokrasi, eğitim vb.) ne yapmışsak tersini yapmak.
SilHocam yapısal reformlar AB olmadan yapılamaz.
SilAB olsa bile kolay değil.
SilBireycilik pompalandıkça aile bireyleri satın aldıkları ürün fiyatını kaç kişinin tükettiğine bağlı olarak hesaplardı. Örneğin 4 kişilik bir aile 2 ekmek alır 4 eşit pay ederdi fiyatı da kişi başı paylaşılırdı. Şimdi ise bir kişi bir ekmek ile eşitlenir hale geldi. Başka bir örnek araba alınacaklar aile arabası alırdı. Şimdi her birey için bir araba algısı oluşturuldu.
YanıtlaSil2020 yılında 300 bin TL olan ikinci el konut ( Dolar 6 TL ) , 2026 yılında dolar yaklaşık 50 TL iken 2,5 Milyon TL mi 4 milyon TL mi olur ? Bence 4,7 milyon TL olur . Fiyat algısı budur .
YanıtlaSilHerkesin gördüğü ve yaşadığı çok can yakan ekonomik sıkıntılara,yargının araçsallaştırılıp siyasi rekabete kurban edilmesine,halkın adalete(dolayısıyla devlet saydığı erke) güvenmemesine,medyada ortaya dökülen rezilliklere,illegal paranın her şeyi satın almasına,şiddete boğulan topluma,bireysel cinnet vakalarının günden güne artmasına rağmen;kamuoyu araştırmalarına göre,yapılacak olası bir seçimde iktidarın oyu %30 sınırında(siyasi ortağı hariç) ise,bunun cevabını aramak gerekmez mi diye düşünüyor insan.
YanıtlaSilNeden ve nasıl oluyor diye.
Bu sorunun yanıtını hangi disiplin altında aramak lazım sizce Hocam?
Sadaka ve biat ekonomisi.
SilBilemiyorum Hocam.
Sil%30’luk seçmeni aileleri ile birlikte düşündüğümüzde çok milyonlu rakamlar çıkar ortaya.Sadaka verilerek ve biat ettirilerek bu kitleden halâ rıza alınabiliyor olması,benim aklıma yatmıyor.Büyük rakamlar ister bu iş.İktidarın böyle bir ekonomik gücü olduğunu hiç sanmıyorum.
Eğer “biat” kavramını lider için kullanıyorsanız, bence o konuda haklısınız.
Kült bir lider profiliyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum.Ülkenin son çeyrek yüzyılda yaşadığı sert kırılma noktalarındaki duruş(karizma),bu bağlılığı ve oy oranlarını açıklıyor olabilir. Yoksa,dün ak dediğine bugün kara diyen bir siyaseti her koşulda alkışlayan bir kitleyi nasıl açıklayabiliriz ki?Pek düşünmeyen veya düşünmeye ihtiyaç duymayan bir tavırdır bu.Klâsik güdülenmiş kitle tavrıdır.Şaşırtıcı değildir.Tarihte örnekleri çoktur.
Machiavelli okumadan makyavelist lider olabilmenin sırrı da sanırım arkadaki kadroların okumuşluğundan geliyor.Ama bence konu bundan biraz daha ileride.Yani sadece İç dengelerimizle veya halkın tercihleriyle açıklanabilecek bir demokrasi çıkmazı değil.Uluslararası bir tercihin yurt içine yansımalarını yaşıyoruz.
Türkiye öyle ya da böyle halâ 2.Dünya Savaşı’ndan sonra dahil olduğu uluslararası bloğun içerisindedir ve bu aidiyet devam etmektedir.Bu anlamda Türkiye’de İktidarlar ve liderler oyun kurucu değildir,hiç bir zaman da olmamıştır.Bu durum sadece Türkiye’ye özgü de değildir.Bu kulüpteki hiç bir ülkede, iktidarlara sınırsız yetki verilmez.
Türkiye’de neyin;nasıl,neden,hangi şartlarda gerçekleştiğini ya da gerçekleşmediğini açıklamak için,önce dünyaya sonra da bu bloğun plânlarına bakmak gerekir diye düşünüyorum.
Sonucu ne olur bilmiyorum ama kolluk operasyonlarına,kitlesel medyanın mesajlarına,sosyal medya yayınlarına,algoritmaların yönlendirmelerine bakınca,ağır bir toplum mühendisliğinin içinden geçtiğimizi düşünüyorum.
Yaşadığımız kontrollü kaos da bunun bir aracı.Bu kaosun şiddeti dalgalanacaktır ama bir şekilde seçimlere kadar sürdürülecektir.Bu mühendisliğin ne inşa ettiğini/edebildiğini de sanırım seçimler sonuçlanıncaya kadar bilemeyeceğiz.
2027 Kasım seçimlerinden önce yine 2016 sonu-2017 başından itibaren seçim ekonomisi başlarsa, 2021 sonrasındaki gibi enflasyon dalgasını yaşarmıyız?
YanıtlaSilZaten içinde olduğumuz bir dalga.
SilÖyle zannediyorum ki;
YanıtlaSilSaltanat tarzı olmasa da; 21. yüzyıl koşullarına uyumlu hâle getirilmiş bir "iktidar aktarımı" üzerinde çalışıyorlar. Yani RTE'nin bizzat kendisi olmazsa, onun bıraktığı çizgiden devam ettirecek (RTE'nin onayladığı) bir siyasî figürle yola devam etme kararı aldılar.
Eğer Özgür Özel ve ekip arkadaşlarını da tutuklarlarsa, ve bu "halk" buna da itiraz etmezse, protesto etmek için sokaklara dökülmezse; iktidarı durduracak hiçbir güç kalmayacak.
Zaten "çözüm süreci" sloganıyla kendilerine rezerv oy depolamak için; 2 seneye yakın süredir hem "İmralı" ile hem "Kandil" ile temas hâlindeler, meclisten geçirecekleri yasal düzenlemeler ile kendisine oy verilmesini şimdiden teminat altına almak niyetinde RTE.
Tom Barrack'ın bizzat kendisi olmasa da "onun zihniyeti"ndeki Türkiye kurgusu aşama aşama uygulamaya sokulacak, yavaş yavaş, alıştıra alıştıra...
1923'ten beri bildiğimiz anlamda "üniter ülke" düzeni; artık "fiilen" sona ermiştir, sadece uzatmalar oynanıyor, "federal yönetim biçimi"ne benzer bir düzenin getirilmesi için hem bürokratik kadrolar hazırlanıyor, hem de "Anayasa metni" hazırlanıyor.
"Türkiye"; bitmiş bir ülkedir.
Bu "gerçeğe" ister itiraz edin, ister etmeyin.
hocam katılıyorum ama bu üretim faktörlerindeki girdi maliyetlerinin artmasından kaynaklanmıyor bizim insanlarımızın ( satış yapan kişilerin ) bilinçsizce plansızca sadece parasını düşünerek fiyatlandırmasından oluyor bizim bakanlıklarımızın bu planlamaları yeniden yapılandırmaları gerekir gerekiyorsa sistemi komple yıkıp yeniden daha doğru ve dürüst bir yol izlenmeli
YanıtlaSilBence genel seçimden önce her seçim öncesi yapılan faiz indirimi yapılmayacak. Zaten bunu yapabilecek imkanları olsa bu kadar belediye başkanı tutuklanmazdı diye düşünüyorum. Bir de çerçeve yasa rezilliği var daha onda da 400 mv sayısı rahatça aşılacak.
YanıtlaSilDevletin selası okunuyor hocam.
Mahfi hocam,Bozulmanın ana nedeni eylül 2021 de başlayan faiz sebep enflasyon sonuç tezinin uygulamaya koyup faizlerin düşürülmesidir konusunda hemfikiriz fakat Niye yaptı Hükümet bunu,yapmadan önce oturup konuşmuşlardır,tablo onlar içinde olumsuz oldu,oy oranları düşüyor o günden beri..bir planları vardı ama tutmadı ..Syg
YanıtlaSil