Türkiye'de Fiyat Algısı Neden Bozuldu?

Son yıllarda Türkiye'de alışveriş yapan hemen herkesin aklından benzer bir soru geçiyor: "Bu ürün gerçekten bu kadar eder mi?" Market raflarında, restoran menülerinde, kiralarda ya da otomobil ilanlarında gördüğümüz rakamlar artık çoğu zaman tek başına bir anlam ifade etmiyor. Çünkü yalnızca fiyatlar değil, fiyatları değerlendirme biçimimiz de değişti.

Bunun temel nedenlerinden biri, fiyat algımızın değişmesidir. Fiyat algısı, bir ürün veya hizmet için ödenmesi gereken makul fiyatın insanların zihninde oluşan karşılığıdır. Bu algı; geçmiş deneyimler, gelir düzeyi, benzer ürünlerin fiyatları ve içinde bulunulan ekonomik koşullar tarafından biçimlendirilir.

Uzun yıllar aynı ürünü benzer fiyatlardan satın alan bir kişi, o ürünün normal fiyatına ilişkin doğal bir referans geliştirir. Davranışsal ekonomi literatüründe bu referans fiyat, tüketicilerin satın alma kararlarında önemli bir rol oynar. İnsanlar çoğu zaman fiyatları mutlak değerleriyle değil, zihinlerindeki bu referans fiyatıyla karşılaştırarak değerlendirir.

Ancak referans fiyat her zaman sabit kalmaz. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde fiyatlar hızla değiştikçe tüketicilerin zihnindeki bu referans fiyatı sürekli değişime uğrar. Bunun sonucunda tüketicilerin zihnindeki referans fiyat giderek belirsizleşir.

Türkiye'de son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon bunun en belirgin örneklerinden biri oldu. Özellikle 2021 Eylül ayında başlayan faiz indirimlerinin yarattığı hızlı enflasyon artışı fiyat algısının bozulmasında büyük rol oynadı. Bir zamanlar 100 lirayla marketten dolu bir poşetle çıkılabilirken, bugün aynı parayla yalnızca birkaç temel ürünü almak mümkün olabiliyor. Süt, peynir, yumurta, domates ve soğan gibi günlük tüketim ürünlerinin fiyatları kısa aralıklarla değiştiği için tüketiciler artık "Bu ürünün normal fiyatı ne olmalı?" sorusuna net bir cevap vermekte zorlanıyor.

Benzer durum restoranlarda, konut piyasasında ve otomobil piyasasında da görülüyor. Aynı şehirde bir porsiyon dönerin semtten semte ciddi fiyat farklılıkları göstermesi, tek kişilik bir kahvaltının başka bir semtte iki kişinin hesabına yaklaşması ya da aynı özelliklere sahip bir dairenin birkaç ay içinde yüz binlerce lira değer kazanması, tüketicilerin fiyatlara ilişkin referanslarını sürekli yeniden oluşturmasına neden oluyor. Böyle bir ortamda insanlar, bir ürünün pahalı mı yoksa makul fiyatlı mı olduğunu değerlendirmekten çok, bütçelerinin o ürüne yetip yetmediğine odaklanıyor.

Fiyat algısını zedeleyen tek unsur enflasyon değil. Aynı ürünün farklı mağazalarda veya farklı satış kanallarında çok farklı fiyatlardan satılması da tüketicilerin zihnindeki referans fiyatı zayıflatan faktörlerden biridir. Bir markette belirli bir fiyata satılan bir litre zeytinyağının başka bir markette çok daha yüksek bir fiyatla satılması, tüketicinin "Gerçek fiyat hangisi?" sorusunu sormasına yol açar. Bu noktadan sonra insanlar fiyatı ezberlemek yerine sürekli karşılaştırma yapmak zorunda kalır.

Bunun yanında ekonomik beklentiler de fiyat algısını biçimlendirir. İnsanlar "Nasıl olsa gelecek ay daha pahalı olacak." düşüncesine kapıldığında, bugün yüksek görünen fiyatlar zamanla normalleşmeye başlar. Benzer şekilde işletmeler de gelecekte karşılaşabilecekleri maliyet artışlarını hesaba katarak fiyat belirlediğinde, etiketler yalnızca bugünün maliyetlerini değil, yarının belirsizliğini de yansıtır. Böylece tüketicilerin zihnindeki ortak referans fiyat giderek zayıflar.

Fiyat algısının bozulması yalnızca alışveriş davranışlarını değil, ekonomiye duyulan güveni de etkiler. İnsanlar neyin gerçekten pahalı, neyin makul fiyatlı olduğunu ayırt etmekte zorlandığında harcamalarını planlamak güçleşir. İşletmeler açısından ise fiyat belirleme süreci daha belirsiz hale gelir ve ekonomide öngörülebilirlik azalır. Sağlıklı işleyen ekonomilerde önemli olan yalnızca fiyatların düşük olması değildir; fiyatların istikrarlı, anlaşılabilir ve güvenilir olması da en az bunun kadar önem taşır.

Bugün Türkiye'de birçok kişi bir ürünün fiyatını gördüğünde ilk olarak "Pahalı mı?" diye sormuyor. Bunun yerine "Başka yerde daha ucuzu var mı?" ya da "Gelecek ay daha da artar mı?" diye düşünüyor. Aslında bu değişim, fiyat algısının nasıl zayıfladığını gösteren en güçlü işaretlerden biri.

Fiyat algısının yeniden oluşması kısa sürede gerçekleşmez. Bunun için yalnızca enflasyonun düşmesi yeterli değildir. Fiyat istikrarının kalıcı hâle gelmesi, ekonomik güvenin yeniden oluşturulması ve öngörülebilir politikaların uzun süre korunması gerekir. Ancak bu koşullar sağlandığında tüketiciler, bir ürünün gerçekten ne kadar etmesi gerektiğine ilişkin yeniden sağlıklı bir referans fiyatı oluşturabilir.

Yorumlar

  1. Türkiye'de Fiyat Algısı Neden Bozuldu? sorusunun net cevabını ben bu makale de bulamadım, bana göre bu bozulmanın ana nedeni eylül 2021 de başlayan faiz sebep enflasyon sonuç tezinin uygulamaya koyup faizlerin düşürülmesidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında haklısınız o, biraz üstü kapalı kalmış. Sizin yorumunuzdan sonra onu da ekledim. Teşekkürler katkınız için.

      Sil
    2. Düzeltiyorum yazar makalede faiz enflasyon sebep sonuç olayına değinmiş, ben atlamışım.

      Sil
    3. Çok haklı , sizin anlattıklarınız sadece sonuç. Bir şeyin ayarını bozarsanız onu düzeltmek çok , çok zordur. Eski haline getiremeye bilirsiniz!

      Sil
    4. Bizim halkımız ayakta uyuduğu için bunu pek beceremiyor ama, aynı ürün, araç veya konutun başka bir ülkede ki fiyatına bakınca da aslında ne kadar pahalı olduğumuz apaçık görünüyor. Sanki başka bir gezegende yaşıyoruz. Dünyadan kopuş ve ayrışmamız devam ettikçe artık rakamlarla da görünür hale geldi bence..Dünyada ki fiyatı bu, türkiye de ki fiyatı bu şeklinde gerçekten apayrı bir koltuğa oturduk sonunda

      Sil
    5. En az makale kadar etkileyici bir diyalog. Constructive feedback nedir, nasil verilir ve hangi unsurlari icerir + nasil degerlendirilir, dogruysa nasil uygulanir ve nasil cevaplanir. Hem yorumu ileten kullaniciya hem de hocamiza tebrikler.

      Sil
    6. kara paranın sistem içerisine alınması için yapılan faaliyetlerinde etkisi olduğunu düşünüyorum. özellikle konut, kira ve yemek hizmetlerinde yüksek ciro gösterilerek vergisini ödeyerek sisteme para girişi sağlandığını düşünüyorum. örnek olarak spor karşılaşmasında kağıt üstünde tam dolu kapasite seyirci ile oynarken, gerçekte seyreden sayısı 3 kişi olduğu görüntüleri mevcut ve bilet fiyatları yüksek bedeller ile satılmış görünüyor.

      Sil
  2. SİZE TEK SORUM VAR:

    TÜRKİYE'YE "ŞERİAT" GELİR Mİ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelmez.
      Türk kadını laiklikle elde ettiği eşitlik hakkından kesinlikle vazgeçmez.

      Sil
    2. Şeriat gelmez ama Manifest Çorum’a giremez, Bennu Gerede gözaltına alınır, STK’lar üzerinde baskı artar, tek gündem kim içeri alındı olur, Dubai modeli bir muhafazakar ülke olur.

      Sil
    3. Evet şeriat gelmiyor ama maalesef bunlar oluyor, çok doğru.

      Sil
    4. Hocam yazı için teşekkürler. Devlet üzerinde cemaat , tarikat gibi sosyal yapıların etkisi gittikçe artan bir ivmeyle devam ederken , ben kadın üzerindeki sosyal baskının arttığını düşünüyorum. Adı şeriat olmasa bile bu baskının sırı yok maalesef.

      Sil
  3. Hocam fiyat algıının bozulmasında algoritmanında etkisi var. https://kisadalga.net/yazar/size-ozel-fiyat-en-pahali-fiyatsa-139642

    YanıtlaSil
  4. Açıklanan her türlü resmi verinin gerçeği yansıtmaması ve baskılanan döviz kurları fiat-eder algısını tamamen gerçekten uzaklaştjırdı. Dışarıdan gelen mallar doları 75-80 tl kabul edilerek fiatlandırıyor. İkinci bir husus pahalılık beraberinde kalitesizliği getirdi, hiçbir üründe geçmiş yılların kalitesi yok artık. Yeme içme sektörü kendi keyfine fiat koyuyor. Özetle "önce ekmekler bozuldu , sonra herşey.. " Yazınız için sağolunuz...

    YanıtlaSil
  5. Hocam fiyat algısının bozulmasında enflasyon verisine olan güvenin azalmasının da etkili olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

    YanıtlaSil
  6. Bana göre...de
    1.Paranın deger ölçme görevini kaybedecek hale gelmesinden.
    2.enflasyonla birlikte Ahlak çöküntüsü..yani basit bir buzdolabı tamircisi cok basit bir arza yüzünden fahiş ücretler isteyebiliyor buda ücreti ödeyeni daha fazla para bulmaya zorladgı için oda satığı ürüne veya hizmete fahiş fiyat isteyebiliyor..halde 15 tl olan domatese pazarcı 35 40 lira isteyebiliyor vs vs.
    3.geleceğe dair beklentilerin bozulmasıyla birlikte endişelerinde artışıyla korku yanlış yönlendiriyor..diyelim 5 milyonluk konuttun nominal 7 8 milyona çıkacagını düşünen 4 milyonu varken bir kaç yıl daha birikim yapması lazım ama geç kalacagını düşünerek 1 milyon borç kredi vs buluyor reelde ederi 4 milyon olan konutu borclanma maliyetiyle 7 8 milyona mal ediyor ama konut bir yıl sonra nominal o seviyeye geldiğinde alıcı oh be derken reelde degerin düştüğünden haberi bile olmuyor.

    Kısacası cok cetrefeli bir cenderenin içindeyiz algı ve beklentileri düzeltmek imkansız gibi görünüyor.limon markete 150 tl .bu fiyatı ya degeri?

    Emegenize saglık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çoğu enflasyonun yarattığı sonuçlar bunlar.
      Teşekkür ederim.

      Sil
  7. Matematiksel aklın, sözlü zeka ile bozulması ve kurnazlığın sosyolojik olarak tabana yayılmasıyla oluşan, psikolojik bir delirium hali.

    YanıtlaSil
  8. Mahfi bey,

    İlginizi çekeceğini düşündüğüm bir bilgiyi size aktarmak istiyorum:

    "Hayata güçlükle tutunan insanlar neden çocuk yapıyor?"

    https://www.youtube.com/watch?v=K5jIGnNYrds

    (Süre: 17 dakika)

    Açıklayan:
    Uzm. Dr. İlker Küçükparlak (Psikiyatrist)

    YanıtlaSil
  9. Mücadele etmekten bıktık, ev araba servet oldu, her şey çok pahalı, yok enflasyondu, yok vergi %25 dilimdi ama 75 oldu, yok asgari maktu vergiydi, yok türlü türlü trafik cezasıydı, yok butlandı yok belediyelere bilmem ne... Doğum oranı 1.42 ye düşmüş de bu da çok değil mi hocam? Yaşatmayacaklar işte ne diye doğuruyosunuz...

    YanıtlaSil
  10. Hocam vatandaş nas a eyvallah dedi,enflasyonu seçti, niye ağlıyor şimdi anlamak mümkün değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru,pahalılık Türkiye'nin kaderi değil milletin tercihi.

      Sil
    2. Aynen. Aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek....

      Sil
    3. Evet birkaç iktisatçı, birkaç sağduyu sahibi insan birkaç deneyimli insan dışında herkes alkış tutmuştu faiz indirimlerine. Kısa vadeli kazançlar uzun vadeli çıkarlara tercih edilmişti. Sonuç bu oldu. Şimdi kimsenin ağlamaya hakkı yok.

      Sil
  11. semt pazarına gidin bir tezgahta fiyatı beğenmeyin pahalı diyin alacağınız cevap "kuru soğanın 50 tl olduğu yerde sen buna pahallı mı diyorsun" diyecektir.
    işte sahadan fiyat algısı.

    YanıtlaSil
  12. Hocam sürekli olarak talep kırılmaya çalışılıyor evet. Ama özellikle pandemiden sonra talep biraz yapısal kırılma yaşamadı mı ? Misal ihtiyaç mala ihtiyaç yerine malın alınması ihtiyacına döndü. Enflasyon faiz vs kimsenin umrunda değil gibi. Sadece tüketmek için talep var ve bu psikolojik durumun önüne geçecek bir PPK olamaz gibi geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hükümet yanlış teşhis yapıyor dolayısıyla atılan adımlar da yanlış oluyor.

      Sil
  13. Yazınız için teşekkürler Hocam. Ama Türkiye'de bozulmadan durabilen bir şey kaldı mı ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen, iki kazma iki kürek iki de ırgat gerek; hadi gel yapalım geri şunu desen bir Sinan bir de Süleyman gerek."

      Sil
  14. Hocam; ahalinin enflasyonist ortamda düşük faizli krediyle gayrimenkul edinip her enflasyon artışından nemalanmasına, mevcut statükonun krizle birlikte fırsat yaratıp bütün yükü sabit gelirliye yıkmasına ne diyorsunuz? Ama pardon, Homo Economicus tam olarak buydu değil mi? Ah bu sabit gelirliler... Kendi çıkarlarını bir türlü optimize edemeyecek kadar ne tembel, ne saf insanlar!

    YanıtlaSil
  15. Ekonomi yönetiminin planları artık kabul görmüyor, çözüm olmuyor.Piyasalar kilitlendi, talep kısıldı evet ama ekonominin çarklarının dönmesi lazım. Belirsizlik ve güvensizlik ortamı umudumuzu kırıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kabul edildiğinde de çözüm olamadı. Çünkü çözüm farklı yerde.

      Sil
  16. Yetki etki meselesi

    YanıtlaSil
  17. Kaleminize sağlık hocam. Hocam fiyat algımızın bozulmasının yanında fiyatların neye göre belirlendiği de oldukça belirsizleşti. Enflasyona göre belirleniyor diyemiyoruz, bazı ürünlerde fiyat, fırsatçılık vs. nin etkisiyle enflasyon oranının çok üzerinde belirlenirken, bazılarında ise (gayrimenkul gibi) enflasyon oranının altında belirleniyor. Üretim sırasında harcanan emeğe ya da üründen elde edilen faydaya göre de belirlenmediği açık. Bu durumda sanırım iktisat literatürüne girecek yeni bir kavramla bu soru cevaplanabilir.. ya da bir cevabı var mı hocam.
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kira vb gibi devletin belirledikleri dışında enflasyonun üzerinde fiyatlar. Greedflasyon deniyor buna.

      Sil
  18. Bu yazıyı okuyan hiç kimseye sürpriz olmayacak bir örnek vermek istiyorum. Ufak bir duvar dekorasyonu yaptırmak istiyordum. Mühendis olduğum için minik bir şartname hazırladım. Yani ölçüler ve malzeme her teklifte aynı. Bir marangoz 3.000 tl, diğeri 10.000 tl, diğeri 15.000 tl, diğeri 22.000 tl fiyat verdi. Bu tekliflerin farklılığı bir yana, marangozların bana ilk sorduğu "Abi ev nerde?" Çok naif bir insansanız malzemeleri ulaştırma maliyetini düşünüyor diyebilirsiniz; ama tüm malzemeler normal sedan bir otomobile sığacak kadar. Aslında çoğumuzun hemen aklından geçirdiği gibi, sorunun sebebi şu: "Bu adam ne kadar zengin ve bu iş için ne kadar ödemeye razı olur?"

    YanıtlaSil
  19. kur faiz enflasyon ( bermuda ) şeytan üçgenine düştük , çıkış var mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Var tabii. Yıllardır anlatıyorum: Yapısal reformlar. Yani son on yılda ekonomide ve ekonomi dışı konularda (hukuk, demokrasi, eğitim vb.) ne yapmışsak tersini yapmak.

      Sil
    2. Hocam yapısal reformlar AB olmadan yapılamaz.

      Sil
    3. AB olsa bile kolay değil.

      Sil
  20. Bireycilik pompalandıkça aile bireyleri satın aldıkları ürün fiyatını kaç kişinin tükettiğine bağlı olarak hesaplardı. Örneğin 4 kişilik bir aile 2 ekmek alır 4 eşit pay ederdi fiyatı da kişi başı paylaşılırdı. Şimdi ise bir kişi bir ekmek ile eşitlenir hale geldi. Başka bir örnek araba alınacaklar aile arabası alırdı. Şimdi her birey için bir araba algısı oluşturuldu.

    YanıtlaSil
  21. 2020 yılında 300 bin TL olan ikinci el konut ( Dolar 6 TL ) , 2026 yılında dolar yaklaşık 50 TL iken 2,5 Milyon TL mi 4 milyon TL mi olur ? Bence 4,7 milyon TL olur . Fiyat algısı budur .

    YanıtlaSil
  22. Herkesin gördüğü ve yaşadığı çok can yakan ekonomik sıkıntılara,yargının araçsallaştırılıp siyasi rekabete kurban edilmesine,halkın adalete(dolayısıyla devlet saydığı erke) güvenmemesine,medyada ortaya dökülen rezilliklere,illegal paranın her şeyi satın almasına,şiddete boğulan topluma,bireysel cinnet vakalarının günden güne artmasına rağmen;kamuoyu araştırmalarına göre,yapılacak olası bir seçimde iktidarın oyu %30 sınırında(siyasi ortağı hariç) ise,bunun cevabını aramak gerekmez mi diye düşünüyor insan.
    Neden ve nasıl oluyor diye.
    Bu sorunun yanıtını hangi disiplin altında aramak lazım sizce Hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilemiyorum Hocam.
      %30’luk seçmeni aileleri ile birlikte düşündüğümüzde çok milyonlu rakamlar çıkar ortaya.Sadaka verilerek ve biat ettirilerek bu kitleden halâ rıza alınabiliyor olması,benim aklıma yatmıyor.Büyük rakamlar ister bu iş.İktidarın böyle bir ekonomik gücü olduğunu hiç sanmıyorum.
      Eğer “biat” kavramını lider için kullanıyorsanız, bence o konuda haklısınız.
      Kült bir lider profiliyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum.Ülkenin son çeyrek yüzyılda yaşadığı sert kırılma noktalarındaki duruş(karizma),bu bağlılığı ve oy oranlarını açıklıyor olabilir. Yoksa,dün ak dediğine bugün kara diyen bir siyaseti her koşulda alkışlayan bir kitleyi nasıl açıklayabiliriz ki?Pek düşünmeyen veya düşünmeye ihtiyaç duymayan bir tavırdır bu.Klâsik güdülenmiş kitle tavrıdır.Şaşırtıcı değildir.Tarihte örnekleri çoktur.
      Machiavelli okumadan makyavelist lider olabilmenin sırrı da sanırım arkadaki kadroların okumuşluğundan geliyor.Ama bence konu bundan biraz daha ileride.Yani sadece İç dengelerimizle veya halkın tercihleriyle açıklanabilecek bir demokrasi çıkmazı değil.Uluslararası bir tercihin yurt içine yansımalarını yaşıyoruz.
      Türkiye öyle ya da böyle halâ 2.Dünya Savaşı’ndan sonra dahil olduğu uluslararası bloğun içerisindedir ve bu aidiyet devam etmektedir.Bu anlamda Türkiye’de İktidarlar ve liderler oyun kurucu değildir,hiç bir zaman da olmamıştır.Bu durum sadece Türkiye’ye özgü de değildir.Bu kulüpteki hiç bir ülkede, iktidarlara sınırsız yetki verilmez.
      Türkiye’de neyin;nasıl,neden,hangi şartlarda gerçekleştiğini ya da gerçekleşmediğini açıklamak için,önce dünyaya sonra da bu bloğun plânlarına bakmak gerekir diye düşünüyorum.
      Sonucu ne olur bilmiyorum ama kolluk operasyonlarına,kitlesel medyanın mesajlarına,sosyal medya yayınlarına,algoritmaların yönlendirmelerine bakınca,ağır bir toplum mühendisliğinin içinden geçtiğimizi düşünüyorum.
      Yaşadığımız kontrollü kaos da bunun bir aracı.Bu kaosun şiddeti dalgalanacaktır ama bir şekilde seçimlere kadar sürdürülecektir.Bu mühendisliğin ne inşa ettiğini/edebildiğini de sanırım seçimler sonuçlanıncaya kadar bilemeyeceğiz.


      Sil
  23. 2027 Kasım seçimlerinden önce yine 2016 sonu-2017 başından itibaren seçim ekonomisi başlarsa, 2021 sonrasındaki gibi enflasyon dalgasını yaşarmıyız?

    YanıtlaSil
  24. Öyle zannediyorum ki;

    Saltanat tarzı olmasa da; 21. yüzyıl koşullarına uyumlu hâle getirilmiş bir "iktidar aktarımı" üzerinde çalışıyorlar. Yani RTE'nin bizzat kendisi olmazsa, onun bıraktığı çizgiden devam ettirecek (RTE'nin onayladığı) bir siyasî figürle yola devam etme kararı aldılar.

    Eğer Özgür Özel ve ekip arkadaşlarını da tutuklarlarsa, ve bu "halk" buna da itiraz etmezse, protesto etmek için sokaklara dökülmezse; iktidarı durduracak hiçbir güç kalmayacak.

    Zaten "çözüm süreci" sloganıyla kendilerine rezerv oy depolamak için; 2 seneye yakın süredir hem "İmralı" ile hem "Kandil" ile temas hâlindeler, meclisten geçirecekleri yasal düzenlemeler ile kendisine oy verilmesini şimdiden teminat altına almak niyetinde RTE.

    Tom Barrack'ın bizzat kendisi olmasa da "onun zihniyeti"ndeki Türkiye kurgusu aşama aşama uygulamaya sokulacak, yavaş yavaş, alıştıra alıştıra...

    1923'ten beri bildiğimiz anlamda "üniter ülke" düzeni; artık "fiilen" sona ermiştir, sadece uzatmalar oynanıyor, "federal yönetim biçimi"ne benzer bir düzenin getirilmesi için hem bürokratik kadrolar hazırlanıyor, hem de "Anayasa metni" hazırlanıyor.

    "Türkiye"; bitmiş bir ülkedir.

    Bu "gerçeğe" ister itiraz edin, ister etmeyin.

    YanıtlaSil
  25. hocam katılıyorum ama bu üretim faktörlerindeki girdi maliyetlerinin artmasından kaynaklanmıyor bizim insanlarımızın ( satış yapan kişilerin ) bilinçsizce plansızca sadece parasını düşünerek fiyatlandırmasından oluyor bizim bakanlıklarımızın bu planlamaları yeniden yapılandırmaları gerekir gerekiyorsa sistemi komple yıkıp yeniden daha doğru ve dürüst bir yol izlenmeli

    YanıtlaSil
  26. Bence genel seçimden önce her seçim öncesi yapılan faiz indirimi yapılmayacak. Zaten bunu yapabilecek imkanları olsa bu kadar belediye başkanı tutuklanmazdı diye düşünüyorum. Bir de çerçeve yasa rezilliği var daha onda da 400 mv sayısı rahatça aşılacak.

    Devletin selası okunuyor hocam.

    YanıtlaSil
  27. Mahfi hocam,Bozulmanın ana nedeni eylül 2021 de başlayan faiz sebep enflasyon sonuç tezinin uygulamaya koyup faizlerin düşürülmesidir konusunda hemfikiriz fakat Niye yaptı Hükümet bunu,yapmadan önce oturup konuşmuşlardır,tablo onlar içinde olumsuz oldu,oy oranları düşüyor o günden beri..bir planları vardı ama tutmadı ..Syg

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Yatırım Araçlarının Son 10 Yıldaki Getirileri Üzerine Bir Karşılaştırma