12 Ekim 2018 Cuma

İktisatçıların Günü

İşler iyi giderken sahne finansçılarındır. Nereden, nasıl en çok para kazanılır, ekonomideki gidiş nasıl değerlendirilir de kazançlar artırılır onlar bilir ve anlatırlar. En ince hesapları yaparlar, hangi yatırım aracından hangisine ne zaman geçileceğini net bir biçimde söylerler. İşler iyi giderken gözler hep finansçıları arar, kulaklar onlara döner. Tek kelimelerini kaçırmamaya çalışır yöneticiler ve karar alıcılar. Şirketlerde bir de iktisatçılar vardır. Hepsinde yoktur ama televizyon kanallarında, sosyal medyada ya da yazılı basında vardırlar en azından. Finansçılar kadar gözde olmasalar da onlar da bir şeyler söylerler, yazarlar. İyi zamanlarda insanların büyük bölümü onların dediklerini pek dinlemez, dinler görünenler de kendilerini vermediği için ne dediklerini pek anlamaz. Sağ olsunlar iktisatçılar da anlaşılmaz konuşmayı sevdiklerinden midir yoksa konunun karmaşıklığından mıdır anlaşılmaya pek çaba göstermezler. Büyük şirketlerde ve özellikle finans şirketlerinde bir iktisatçı bulunur. Bazı toplantılara çağrılır ve görüşleri sorulur. Çağrıldığında genellikle iyi giden işlerin hep böyle gitmeyebileceğini, makro dengelerin bozulmaya başladığını, böyle bir durumda şirketin zor duruma düşebileceğini ve şimdiden önlem alınması gerektiğini anlatıp gider. Çoğu yönetici iktisatçının anlattıklarından pek hoşlanmaz. Şirket çalışanlarının gerekli gereksiz moralini bozduğunu düşünürler. Hatta işten çıkarıp çıkarmamayı kafalarında evirip çevirirler. Ya unutulduğu için ya da çok maliyetli olmadıkları için iktisatçılar işte kalmaya devam ederler. 

10 Ekim 2018 Çarşamba

Resesyon mu Stagflasyon mu?

Krizlerin tanımları
Türkiye ekonomisine ilişkin tahminler ortaya çıktıkça başta stagflasyon olmak üzere resesyon, slumpflasyon, depresyon gibi kriz çeşidini tanımlayan kavramlar da ortada dolaşmaya başladı. Nerede oluğumuzu ve nereye gittiğimizi belirlemeden önce bu kavramları bir kez daha ele alalım.

Enflasyon 
Enflasyon en basit tanımıyla fiyatlar genel düzeyinde ortaya çıkan sürekli artış demektir. Bu basit tanımı ayrıntılarıyla bir kez daha ortaya koyalım: (1) Tek tek fiyat artışları enflasyon olarak tanımlanamaz. (2) Fiyatlar genel düzeyinin sürekli bir artış içinde olması gereklidir. Bir veya birkaç malın fiyatının sürekli artış göstermesi, ya da bütün malların bir defa artış göstermesi enflasyon değildir.

Deflasyon
Deflasyon en kısa tanımıyla fiyatlar genel düzeyinde sürekli düşüş halidir. Burada dikkat edilmesi gereken konu fiyat düşüşünün genel olması ve süreklilik göstermesidir. Bir başka ifadeyle bir ya da iki malın fiyatının düşmesi ya da bütün malların fiyatının bir defaya özgü olarak düşmesi deflasyon olarak tanımlanamaz. 

Resesyon
Resesyon ekonomide küçülme halidir. Bununla birlikte ekonomide bir çeyreklik dönemde yaşanacak bir küçülme hali resesyon olarak tanımlanmamaktadır. Ekonomide üst üste iki çeyrek GSYH küçülmesi yaşanmışsa resesyon söz konusu demektir.

Depresyon
Bir ekonomide ekonomik küçülmenin sürekliliği ve diğer ekonomik faaliyetlerin uzun süre canlılığını yitirmesi hali depresyon durumunu ifade eder.

Stagflasyon   
Bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi büyümüyorsa yani sıfır dolayında bir reel büyüme sergiliyorsa o ekonomide stagflasyon (enflasyon içinde durgunluk) hali var demektir.

Slumpflasyon
Bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) hali var demektir. 

Bunlara ek olarak bir de genel olarak kriz diye tanımlanmayan ama krize yakın bir durum vardır: Enflasyon içinde büyüme. Bu, bir ekonomide reel büyümeye normal kabul edilen enflasyon oranının (yüzde 2 – 3) üzerinde bir enflasyonun eşlik etmesi halidir.

Türkiye’nin Bugünkü Durumu
Elimizdeki son verilere göre Türkiye yılın ilk yarısında yüzde 6,3 büyümüş durumda bulunuyor. Üçüncü çeyrekte büyümenin düşeceği tahmin edilse de ilk 9 ayın büyümesinin yüzde 5 dolayında olacağı düşünülüyor. Eylül ayı sonu itibariyle enflasyon oranının da yüzde 24,52 düzeyinde olduğunu dikkate alırsak Türkiye’nin mevcut durumunu enflasyon içinde büyüme olarak tanımlamamız mümkün görünüyor. Son çeyrekte büyümenin biraz daha gerilemesi ve yıllık büyümenin yüzde 3 – 4 arasında bir oranda olması bekleniyor. Yılsonu enflasyon oranının da yüzde 25 dolayında olması halinde Türkiye’nin 2018 yılını enflasyonun yükseldiği ve büyümenin düştüğü bir görünüm içinde tamamlayacağı anlaşılıyor.

2019’da Ne Bekleniyor?
2019’da Türkiye ekonomisinin nasıl bir konumda olacağına ilişkin beklentiyi dayandırabileceğimiz iki güncel tahmin seti var elimizde: Yeni Ekonomi Programı 2019 – 2021 ve IMF Dünya Ekonomik Görünümü Raporu Ekim 2018. Bu iki setteki 2019 büyüme ve enflasyon tahminlerini bir tabloda birlikte gösterelim.

2019
YEP
IMF
Büyüme
2,3
0,4
Enflasyon (yılsonu)
15,9
15,5

YEP tahminleri Türkiye’nin 2019’da düşük büyüme ve yüksek enflasyon içinde olacağını buna karşılık IMF tahminleri 2019 yılında Türkiye’nin stagflasyon (enflasyon içinde durgunluk) yaşayacağını anlatıyor. Ne var ki her iki tahmin seti de 2019 yılı için yıllık büyüme oranlarını verdiği için çeyrek dönemler itibariyle durumun nasıl gelişeceğini anlatmıyor. Örneğin IMF tahminlerinde 2019 yılının ilk iki çeyreği eksi büyümeyi öngörüyorsa o zaman o dönemde ekonomi resesyona girecek demektir.

Hangi açıdan bakarsak bakalım 2019 yılında Türkiye büyük olasılıkla stagflasyon ve/veya resesyon olgusuyla karşılaşacak gibi duruyor. İki çeyrekten öteye giden bir resesyon olgusu yaşanırsa o zaman slumpflasyonu da görme olasılığı söz konusu olabilir.  

Bu tahminler kuşkusuz eldeki mevcut verilere ve uygulanmakta olan ekonomi politikasına bakılarak yapılan tahminler. Türkiye doğru bir ekonomi politikası izlemeye başlarsa görünüm değişebilir.

7 Ekim 2018 Pazar

Son Okuduklarımdan Seçtiğim Üç Kitap

Gavin Menzies, 1421: Çin’in Dünyayı Keşfettiği Yıl, Türkçesi: Kardelen Kala, Kalkedon Yayınları
İngiliz Kraliyet Donanmasında uzun yıllar denizaltı subaylığı ve komutanlığı yapmış olan Gavin Menzies, denizcilik bilgisi, kartografi bilgisi ve tarih merakını bir araya getirerek eline geçen bir haritadaki tuhaflığı incelemeye başlıyor. Bu inceleme adeta bir yün yumağındaki yünün ucunu çekmek gibi ilerliyor. Yumak açıldıkça sürprizler çıkıyor. Menzies’in araştırmaları başka haritalar, dikili taşlar, bir takım bitki ve hayvanlar gibi birçok alana yayılıyor. Ve sonuçta Menzies, Vasco de Gama, Bartolomeu Dias ve Kristof Kolomb’dan yıllar önce Çinlilerin Ümit Burnundan geçtiğini, Güney kutbunu ve Amerika’yı keşfettiğini kanıtlıyor. Menzies ayrıca Piri Reis haritasının Çinli amirallerin çizdiği haritadan yararlanılarak çizildiğini ortaya koyuyor. 15’inci yüzyılın ilk çeyreğindeki bu keşifleri Ming Hanedanının 3’üncü İmparatoru Zhu Di’nin (Yongle) düzenlettirdiğini ve filoya Amiral Zeng He’nin komuta ettiğini yazıyor. Zeng He, Zhu Di’nin, kendisine karşı Mandarinleri kullanarak savaşan yeğenini yenerek tahtı ele geçirmesine yardım eden Hadımağalarının önde gelenlerinden birisi. Müslüman olan Zeng He bu keşiflere yollanan Hazine Yelkenlilerinin de komutanı. 
Coğrafi keşiflerle ilgili bilgilerimizi alt üst eden bu önemli kitabı okumanızı öneriyorum. 

4 Ekim 2018 Perşembe

Türkiye Ekonomisine Duyulan Güven

Türklerin Türkiye Ekonomisine Güveni Azalıyor
Bir ülkenin ekonomik durumuna duyulan güveni ölçmenin çeşitli yolları vardır. Mesela kurlar bu güvenin bir göstergesidir. Bununla birlikte kurlarda güven dışı etkiler de söz konusu olabilir. O nedenle güveni ölçebilmek için çeşitli kurumlar anketler düzenler ve bu anketlerdeki gelişmelere göre ekonomiye duyulan güvenin artış yönünde mi azalış yönünde mi olduğu izlenir.
TÜİK’in sektörel güven endeksleri adıyla düzenlediği anketlerin sonuçları bu bağlamda önemli bir gösterge oluşturuyor. Sektörel Güven Endeksleri 0-200 aralığında değer alıyor, endeksin 100’den büyük olması sektörün mevcut ve gelecek döneme ilişkin iyimserliğini, 100’den küçük olması ise kötümserliğini gösteriyor. 
2018 yılının anket sonuçları aşağıdaki tablo ve grafikte gösteriliyor.
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Hizmet
91,9
95,5
98,3
100,7
98,3
96,1
97,5
91,0
77,7
İnşaat
84,6
86,2
85,0
86,4
83,2
79,2
79,0
68,5
53,2
Perakende
95,8
100,1
104,3
106,9
106,2
101,1
104,4
97,0
85,2


Tablo ve grafik bize sektörel güven endekslerinde özellikle Temmuz ayı sonrasında önemli düşüşler olduğunu gösteriyor.
TÜİK’in tüketici güven endeksi; aylık olarak tüketicilerin kişisel mali durumları, genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ve gelecek dönem beklentileri ile yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimlerinin ölçülmesini amaçlıyor. Türkiye çapında 4.884 haneye uygulanana endeks 0 ile 200 aralığında değer alıyor. Endeksin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durum olduğunu gösteriyor. 
2018 yılının anket sonuçlarına bir tablo ve grafik eşliğinde bakalım.  
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Tüketici Güven End.
72,3
72,3
71,3
71,9
69,9
70,3
73,1
68,3
59,3

Bu anket sonuçları da aşağı yukarı sektörel güven endeksleriyle aynı sonucu gösteriyor. Tüketicinin güveninde Temmuz ayından sonra hızlı bir düşüş görülüyor. 

Merkez Bankası, İktisadi Yönelim Anketi adını taşıyan anketiyle imalat sanayinde faaliyet gösteren işyerlerinin ülke ekonomisine yön veren üst düzey yöneticilerinin beklentilerini izleyerek, imalat sanayinin kısa dönemdeki eğilimlerini yansıtacak göstergeleri üretmeye çalışıyor. Hesaplama, anketin ilgili sorusuna toplam cevap verenler içerisinde, pozitif ve negatif cevap verenlerin yüzdelerinin farkı alınarak yapılıyor. 
2018 yılının anket sonuçlarına bir tablo ve grafik eşliğinde bakarsak şöyle bir görünüm çıkıyor. 
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Reel Kesim Güven E.
108,3
110,8
111,9
111,2
109,9
104,6
102,7
96,4
89,6


Reel kesim güven endeksinde 2018 yılında yaşanan gelişmeler de önceki anketlerle paralel bir görünüm sergiliyor: Temmuz ayından sonra hızlanan bir kaybı gerilemesi söz konusu.
Merkez Bankası’nın güven ölçmekte uyguladığı anketlerden birisi de Finansal Hizmetler Güven Endeksidir. Bu anketin amacı, Türkiye’deki finansal kuruluş yöneticilerinin geleceğe yönelik beklentilerinin izlenerek, finansal hizmetler sektöründeki gelişmeleri yansıtacak göstergelerin üretilmesidir. Hesaplama, anketin ilgili sorusuna toplam cevap verenler içerisinde, pozitif ve negatif cevap verenlerin yüzdelerinin farkı alınarak yapılıyor. 
2018 yılının anket sonuçlarına bir tablo ve grafik eşliğinde bakarsak şöyle bir görünüm çıkıyor. 
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Finans Hizmet Güv. E.
166,1
166,1
165,7
151,6
164,2
159,4
167,2
161,9
154,3


Finansal hizmetler güven endeksi burada değerlendirmeye aldığımız diğer anketlerden farklı olarak inişler ve çıkışlar gösteriyor. Önceki anketlere benzerlik gösteren yanı Temmuz ayı sonrasında hızlanan güven kayıpları olarak görünüyor. 
TÜİK tarafından her ay yayınlanan Ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, tüketici güven endeksi ve mevsim etkilerinden arındırılmış reel kesim (imalat sanayi), hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşuyor. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği göstermektedir.
2018 yılının anket sonuçlarına bir tablo ve grafik eşliğinde bakarsak şöyle bir görünüm çıkıyor. 
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haz.
Tem.
Ağus.
Eyl.
Ekon. Güv. En.
104,9
103
100,2
98,3
93,5
90,4
92,2
83,9
71,0

Tablo ve grafik, ekonomiye duyulan güvende yılbaşından itibaren önceleri daha yavaş, Temmuz’dan itibaren de hızlanarak artan bir güven kaybı yaşandığını ortaya koyuyor.

Yabancıların Türk Ekonomisine Güveni Azalıyor
Buraya kadar Türkiye’de Türk üretici ve tüketicilerle yapılan anket sonuçlarını ele aldık. Bir de yabancıların ekonomiye nasıl baktığını görelim. Bunun en kestirme yolu riskleri ölçen CDS primlerine bakmaktan geçiyor. CDS primleri, yukarıya aldığım güven ölçen endekslerden farklı olarak her gün sürekli yayınlanıyor. O nedenle ötekilerle aynı bazda ele alabilmek için CDS primlerini de aylık ortalamalara dönüştürerek aşağıdaki tabloyu hazırladım (CDS primleri içim kaynak: https://www.bloomberght.com/cds/turkiye-cds)  
2018 yılına ilişkin aylık ortalama CDS primlerini tablo ve grafik olarak gösterelim.
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
CDS
164
171
183
199
253
294
311
409
469



Risk artışı güven azalmasının, risk düşüşü ise güven artışının yansımasıdır. Bu durumda Türk varlıklarına yatırım için risklerin derecesini gösteren CDS primindeki gelişme bize yabancıların Türkiye’ye duydukları güveni gösterecek demektir. Yani bu tablo ve grafikte diğerlerinden farklı olarak artışlar güven azalışını veriyor.
Burada da yılbaşından itibaren başlayan bir güven kaybı söz konusu olmakla birlikte Temmuz ayından sonra güven kaybındaki hızlanma görülebiliyor. 
Temmuz Ayından Sonra Hızlanan Güven Kaybının Altında Ne yatıyor?
Merkez Bankası faiz artırımları konusunda çok sorulan bir soru vardır: Merkez Bankası faizi artırdı da ne oldu? Bizde genellikle Merkez Bankası faiz artırımlarına eşlik eden bir takım risk artırıcı açıklamalar ve olaylar söz konusu olduğu için bu sorunun yanıtını doğru biçimde vermek pek de mümkün olmaz. Buna karşılık Merkez Bankası faiz artırmazsa ne olur sorusunun yanıtı yukarıdaki tablo ve grafiklerden çok net bir biçimde görülebiliyor. Hatırlanacağı üzere Merkez Bankası 24 Temmuz 2018 günkü Para Politikası Kurulu toplantısında faizlerin artırılmaması kararını almıştı. İşte o karar sonrasında ekonomide güven kaybı en üst noktalara ulaşmış görünüyor.
Bir ekonominin doğru ekonomi politikası uygulamaması başka bir şeydir doğru politika uygulamayacağı mesajı vermesi başka bir şeydir. İlki bir hatayı gösterir, hata düzeltilebilir. O nedenle sonuçları sıkıntı yaratsa da hata düzelince tamir edilebilir.  İkincisi çok daha sıkıntılı bir durumu gösterir, çünkü orada hatada ısrar var demektir. Türkiye, bir süredir ikinci durumda bulunuyor.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...