25 Eylül 2017 Pazartesi

Türkiye'de Dışlama ve Yer Açma Etkisi

Teorik açıklama
Kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasına sunulan kaynaklara aşırı biçimde talepte bulunmak suretiyle özel kesimin bu kaynaklardan yeterince yararlanmasına engel olmasına ‘dışlama etkisi’ (İngilizcesi crowding out effect) deniyor. Kamu kesimi yarattığı bu aşırı taleple özel kesimin kendisiyle rekabet etmesini önlemiş, özel kesimi piyasadan dışarı itmiş oluyor. Kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasında aşırı talepte bulunması halinde bile borç verenlerce özel kesime tercih etmelerinin başlıca 2 nedeni var: (1) Kamu kesiminin riski daha düşük olduğu için, ya da bu yolda bir genel kabul olduğu için, borç verenler kamu kesimine borç vermeyi daha fazla tercih ediyor. (2) Kamu kesimi faizin düzeyini yani borçlanmanın maliyetini özel kesim kadar önemsemiyor. Dolayısıyla alacağı borç için daha yüksek faiz önerebiliyor. 

Kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasına sunulan kaynaklara olan talebini azaltması sonucu özel kesimin bu kaynaklardan daha fazla yararlanabilir hale gelmesine ‘yer açma’ (İngilizcesi crowding in effect) deniyor.[1] Kamu kesiminin bütçe açıklarını denetim altına alması sonucu olarak borçlanmaya daha az ihtiyaç duyması söz konusu oluyor. Böylece kamu kesimi borçlanma talebini düşürdükçe faizler de düşüyor ve özel kesim yatırım amaçlı olarak daha düşük maliyetle daha fazla borçlanma olanağı bulabiliyor.

22 Eylül 2017 Cuma

Niceliksel Genişlemeden Niceliksel Sıkılaştırmaya

Küresel kriz çıktıktan sonra uygulamaya sokulan ekonomik önlemler, geçmişte yaşanan benzer olaylarda geliştirilen ekonomik önlemlere ilk bakışta benzese de bazı farklar taşıyordu. Mesela 1929 Büyük Depresyonu’nda uygulamaya sokulan ekonomi politikası, tıpkı küresel krizde uygulamaya sokulan ekonomi politikası gibi genişlemeci bir politikaydı. İkisi de sonuçta piyasadaki para miktarını (likiditeyi) artırarak ekonomiyi canlandırmayı hedef alıyordu. Ne var ki ikisi arasında ciddi bir fark var: 1929’da uygulanan genişlemeci ekonomi politikası maliye politikasına dayanıyor, kamu harcamalarının artırılıp, vergilerin düşürülmesini esas alıyordu. Oysa küresel krizde uygulanan ekonomi politikası parasal politikayı esas alıyor ve piyasadan tahvil alıp karşılığında borçlu kurumlar (Hazine ve mortgage kuruluşları) adına erken ödeme yapılmasına dayanıyor.

Küresel krizde ilk kez ABD Merkez Bankası Fed’in uygulamaya başladığı piyasadan vadesi gelmemiş tahvilleri alıp karşılığında para verme ve dolayısıyla likiditeyi bollaştırma uygulaması, İngiltere Merkez Bankası başta olmak üzere, Avrupa Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası tarafından da yaşama geçirildi. Böylece dünyanın en büyük ekonomileri, adına ‘niceliksel genişleme’ (quantitative easing) denilen para politikası uygulamasına giriştiler. Bu uygulamanın para basma olarak adlandırılan uygulamadan büyük bir farkı yok.

Fed, ABD ekonomisinde beklenen toparlanmanın başladığı kanısına vardığı 2013 yılı Nisan ayındaki toplantısında yılsonuna doğru parasal genişlemeyi tedrici olarak kaldıracağını açıkladı. Bu açıklamaya uygun olarak aynı yılın Ekim ayından itibaren aylık satın alma miktarını kademe kademe düşürerek niceliksel genişleme uygulamasını 2014 yılı Kasım ayında tamamen kaldırdı. Niceliksel genişleme uygulaması başlarken 900 milyar dolayında olan Fed bilançosu bu uygulamanın kaldırıldığı tarihte yaklaşık olarak 4,5 trilyon Dolara ulaşmıştı. İngiltere, Avrupa ve Japonya Merkez Bankaları uygulamaya halen devam ediyorlar.

Fed, 2017 yılı Haziran ayı toplantısında 4,5 trilyon Dolar büyüklüğe ulaşmış bulunan bilançosunu giderek artan kademeler halinde azaltmaya başlayacağını ve uygulamaya sokacağı sayısal planı da açıklamıştı. Eylül ayı toplantısında bu azaltma uygulamasının Ekim 2017’den itibaren başlayacağını duyurdu. Fed’in, niceliksel genişlemenin tam tersini uygulayarak yürüteceği bu politikaya da ‘niceliksel sıkılaştırma’ (quantitative tightening) adı veriliyor. Bu uygulamayı yürütürken Fed, elindeki tahvillerden vadesi gelenleri bu tahvilleri piyasaya çıkaran ilgili kurumlara (Hazine ve mortgage kuruluşları) iade edecek ve tahvilin bedelini (anapara + faiz) bu kurumlardan tahsil edecek. Fed, aldığı bu parayla yeni tahvil almayacak. Böylece piyasaya sürdüğü Dolarları geri çekerek bilançosunu küçültmüş olacak.


Niceliksel genişleme uygulamasının 1929’da uygulanan maliye politikasından veya doğrudan karşılıksız para basıp dağıtmaktan ne farkı var? En önemli fark vadesi gelen tahvilin parasını alıp piyasadaki aşırı likidteyi çekmek olarak karşımıza çıkıyor. Eğer maliye politikası uygulanarak veya tahvil karşılığı olmaksızın para basılarak piyasaya likidite sürülmüş olsaydı ekonomi toparlandığında bu fazla likiditeyi çekmek için vergileri artırmak ya da yeni vergiler koymak gerekecekti. Bu uygulama vergi verenlerin tepkisini çekecek siyasetçiye oy kaybına mal olacaktı. Oysa bugünkü uygulamadan vergi verenlerin alınan ve verilenden haberi bile olmayacak. Aradaki bu fark, küresel krizde para politikasının niçin maliye politikasına tercih edildiği sorusunun yanıtıdır.  

20 Eylül 2017 Çarşamba

Fed Ne Dedi?

ABD Merkez Bankası Fed’in Açık Piyasa İşlemleri Komitesi (FOMC) bütün dünyanın beklediği Eylül ayı toplantısı sonrasında yapılan değerlendirmeleri, alınan kararları ve üyelerin tahminlerini açıkladı. Bu açıklamayı uzun uzun tekrarlamanın anlamı yok. Meraklısı Fed’in web sitesinden bunun ayrıntılarını inceleyebilir. Toplantıda yapılan değerlendirmeler ve alınan kararları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

Fed Açık Piyasa İşlemleri Komitesi toplantısından çıkan görüşler, kararlar
(1)   Faiz (Fed’s Fund Rate) 1,00 – 1,25 arasında kalmaya devam ediyor.
(2)   Yılsonuna kadar bir kez daha faiz artırımı eğilimi ciddi ağırlık kazandı.
(3)   Enflasyon şimdilik düşük seyrediyor, hedefe (yüzde 2) 2019’da varması bekleniyor.
(4)   Büyüme, beklentilere paralel seyrediyor.
(5)   İstihdam ciddi toparlanma sergiliyor.
(6)   Bilanço küçültme operasyonu gelecek ay başlayacak.

Fed Açık Piyasa İşlemleri Komitesi üyelerinin ekonomik göstergelere ve gelişmelere ilişkin ortalama tahminleri de şöyle açıklandı (parantez içindeki oranlar üyelerin önceki ortalama tahminlerini gösteriyor.)


2017
2018
2019
Büyüme (%)
2,4 (2,2)
2,1 (2,1)
2,0 (1,9
İşsizlik oranı (%)
4,3 (4,3)
4,1 (4,2)
4,1 (4,2)
Enflasyon (%)
1,6 (1,6)
1,9 (2,0)
2,0 (2,0)
Faiz artırımı sayısı
1 kez
3 kez
Kararsızlar

18 Eylül 2017 Pazartesi

Gelir Dağılımı Bozulmaya Devam Ediyor

Kişisel Gelir Dağılımı
Türkiye’de gelir dağılımı araştırması, gelir ve yaşam koşulları araştırması adı altında TÜİK tarafından ve yıllık bazda yapılıyor. TÜİK bu araştırmayı yaparken örnekleme yöntemini kullanıyor ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütün yerleşim yerlerini ve tüm hane halklarını kapsama alıyor.  Aşağıdaki tablo Türkiye’de gelir dağılımını (Gini katsayısı bazında) 2002 yılından bu yana göstermektedir. 2002 ile 2005 yılları arasında katsayının ölçümü farklı bir anket olan Hanehalkı Bütçe Araştırması anketi sonuçlarına göre yapılıyordu. O nedenle bu tabloya bunları da almakla birlikte yöntem farklılıkları nedeniyle 2002 – 2005 yılları sonuçlarıyla 2006 – 2016 yılları sonuçları arasında bire bir kıyaslama yapılamayacağını vurgulamak isterim. Tabloda son sütunda yer alan P80/P20 oranları; gelirden en fazla pay alan yüzde 20’lik grubun geliriyle en düşük pay alan yüzde 20’lik grubun geliri arasında kaç kat fark olduğunu gösteriyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...