19 Nisan 2019 Cuma

Merkez Bankası Rezervleri ve Swap Etkisi

12.04.2019 (geçen Cuma) itibariyle Merkez Bankası’nın açıkladığı uluslararası net rezervler toplamı yaklaşık 162,5 milyar TL idi (Merkez Bankası net uluslararası rezervleri 18.01.2002 tarihli Niyet Mektubu ile belirlenmiş Merkez Bankası Bilançosunda (Stand by) yer alıyor (https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/serieMarket) Bunun o tarihteki TCMB USD alış kuruyla Dolara çevrilmiş tutarı da yaklaşık 28 milyar Dolar ediyor.

Financial Times gazetesi (FT), Çarşamba günü yayınladığı bir haber – yorumda Türkiye’nin net rezervlerinin Merkez Bankası’nın bu değindiğimiz şekilde açıkladığının aksine 28 milyar dolar olmadığını, net rezervlerin, kur swapı işlemleriyle elde edilen borçlar dahil edilerek, yaklaşık 12 milyar Dolar yüksek gösterilmiş olduğunu, bunun düşülmesi halinde net rezervin gerçekte 16 milyar dolar olduğunu ileri sürdü.

Kur swapı; iki tarafın iki farklı para birimini, üzerinde önceden anlaştıkları kur ve vadeyle takas ettikleri, işlemin vadesinin geldiği tarihte bu kez geri takas ettikleri işlemdir. Buna göre Merkez Bankası vade gelinceye kadar net rezervin artacağını düşündüğü için elindeki TL ile Doları swap ederek net rezervi yüksek tutmuş oluyor. 

16 Nisan 2019 Salı

Bütçe Çıpası da Elden Gidiyor

Bütçe Disiplini Programın Çıpasıydı
2001 krizi sonrası Türkiye, IMF desteği ve stand by düzenlemesinin getirdiği koşullara uyarak bazı alanlarda yapısal reform yaptı. Bunlar; bankacılık sisteminin baştan aşağıya yeniden yapılandırılması, bankacılık denetim ve gözetiminin Hazine’den alınıp bağımsız bir kurum olarak kurulan BDDK’ye verilmesi, KİT’lerin görev zararlarının bir program çerçevesinde tasfiye edilmesi, bütçe açıklarının düşürülmesi ve böylece kamu kesimi borç yükünün azaltılması gibi adımlardı. Bu düzenlemeler enflasyonun kademeli olarak düşmesine ve dolayısıyla faizlerin de gerilemesine yol açtı. Zaman ilerledikçe paradan altı sıfır atılması ve AB ile tam üyelik müzakerelerine başlanmasıyla TL’ye güven artmaya ve dolarizasyon çözülmeye başladı. Türkiye’ye dönem boyunca yüksek miktarlı doğruda yabancı sermaye yatırımları geldi. Yaşanan döviz bolluğu TL’ye istikrar kazandırdı, faizleri daha da düşürdü, büyümeyi de yüksek bir ortalamaya taşıdı. Bu olumlu gidişin temel çıpası bütçe açıklarının denetimli olarak yüzde 3’ün altında tutulması ve faiz dışı fazla verilerek kamu borçlarının artmasının engellenmesiydi.

Türkiye, bu uygulamaları, IMF ile ortak programı bitirdiği 2008 yılı Mayıs ayına kadar yüksek bir disiplinle sürdürdü. Program sonrasında yapması gereken ek reformları yapmamasına ve çeşitli disiplin kayıplarına karşın 2013 yılına kadar çok büyük sapmalara yol açmadan aynı yolda devam etti. Özellikle 2013 yılı ilkbaharında ABD Merkez Bankası Fed’in parasal gevşemeyi sonlandıracağına ilişkin açıklamasından sonra birçok alanda ivme kaybı yaşamaya başlayan Türkiye ekonomisini ayakta tutan dayanak, tek seferlik gelirlerle destekleniyor olsa da, bütçe açıklarının düşüklüğü ve dolayısıyla IMF programıyla sağlanan ve devam ettirilen kamu mali disipliniydi.

11 Nisan 2019 Perşembe

Türkiye Dünyanın Kaçıncı Büyük Ekonomisi?

IMF’nin Nisan aynında açıkladığı Dünyanın Ekonomik Görünümü Raporu ve bunun veri seti ekinde (https://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2019/01/weodata/index.aspx) yer alan verilerden giderek hazırladığımız ekteki listeler bize karşılaştırmalı olarak Türkiye’nin 2000 ve 2019 yıllarında GSYH büyüklüğü olarak dünya sıralamasında kaçıncı sırada olduğunu gösteriyor. Bu listelerden 2019 yılına ait olanı IMF’nin tahminlerine dayanıyor (tablolardaki GSYH büyüklükleri milyar dolar olarak okunmalı.)

9 Nisan 2019 Salı

Dünyanın ve Türkiye'nin Ekonomik Görünümü: 2019 – 2020

IMF, 2019 Yılı Dünya Ekonomik Görünümü Raporunu yayınladı. Raporun adı tam da içinde bulunduğumuz durumu özetliyor: ‘Yavaşlayan Büyüme, İstikrarsız Toparlanma.’

IMF’ye göre 2017 yılında yaşanan ve 2018 yılının başlarında da devam eden güçlü büyümeden sonra 2018 yılının ikinci yarısından başlayarak yeni bazı etkiler ortaya çıktı ve bu etkiler dünya büyümesini düşürdü. Bu etkiler içinde en önemlilerinden birisi Çin’in yaşadığı istikrarsızlığı toparlamaya yönelik düzenleyici girişimlerinin ekonomide yol açtığı sıkılaşma ve ABD ile girdiği ticaret savaşının yarattığı ihracat düşüşüydü. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi konumundaki Euro Bölgesinde yaşanan endişelerin yarattığı ekonomik düşüş de buna eklenince güven unsuru ciddi biçimde yara aldı. Bu güven kaybı gelişme yolundaki ekonomilerde yabancı kaynağa erişim sıkıntıları ortaya çıkarınca o ekonomilerde de yavaşlama görüldü.

Bu gelişmelerin sonucu olarak 2018’in ikinci yarısından itibaren dünya büyümesinin hızı düştü. Dünya ekonomik büyümesi 2001 – 2010 arasında yüzde 3,9, 2011 – 2018 arasında da yüzde 3,6 idi. IMF’nin dünya için 2019 büyüme beklentisi yüzde 3,3. IMF, 2019 yılında gelişmiş 39 ekonominin ortalama olarak yüzde 1,8, gelişmekte olan 155 ekonominin ortalama olarak yüzde 4,4 oranında büyüyeceğini tahmin ediyor.

7 Nisan 2019 Pazar

Krizden Çıkışın Anahtarı

2001 Krizi
2001 krizi aslında 2000 Kasım ayında başlayan ama geçmiş on yıldaki birikimi içeren bir finansal kriz olarak çıktı. Türkiye, 2001 krizine girerken dünya ekonomisi konjonktür olarak çıkış eğilimindeydi. Yatırım iştahı giderek artıyor, likidite bolluğu yaşanıyor, risk alma iştahı kabarıyordu. Sermaye hareketlerinin serbest kalmasıyla küreselleşen sistem, geçmiş dönemlerle karşılaştırılmayacak kadar hızlı bir çıkış eğilimindeyken petrol ve emtia fiyatları durağan bir görünüm içindeydi.

Türkiye 2001 krizine girdiğinde özetle durum şöyleydi: İktidarda üç partili bir koalisyon hükümeti vardı. Bütçe açığı, enflasyon ve faizler çok yüksekti. İşsizlik yüksek ama Türkiye’nin geçmiş ortalamasına göre alışılmış bir düzeydeydi. Cari açık Türkiye gibi ülkeler için makul sayılabilecek bir düzeydeydi. Kamu kesimi borç yükü yüksek, özel kesim borç yükü düşüktü. Bankacılık kesiminin batık kredi oranı yüksekti. Bunlara ek olarak Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye miktarı düşük, TL’nin değer kaybı hızlıydı. Enflasyonun yüksekliği insanların TL’ye güvenini sarsmış para ikamesi (dolarizasyon) çok yüksek düzeylere çıkmış, yabancı para mevduatın toplam mevduat içindeki payı yüzde 57 oranına ulaşmıştı.  

4 Nisan 2019 Perşembe

Türkiye Borç Dosyası

Türkiye’nin Dış Borç Stoku ve Dış Borç Yükü
Türkiye’nin dış borç stoku denildiği zaman kamu kesimi, Merkez Bankası ve özel kesimin belirli bir tarih itibarıyla birikmiş dış borçlarının toplam miktarı, Türkiye’nin dış borç yükü denildiği zaman da toplam dış borç stokunun o yılın GSYH’sine olan oranı anlaşılır.

Dış Borç Stoku iki şekilde ele alınıyor. Birikmiş dış borçların tamamı ele alınıp, bunlardan bir indirim yapılmıyorsa buna brüt dış borç stoku deniyor. Brüt dış borç stokundan Merkez Bankası ve bankacılık kesiminin dış borç stoku, katılım ve yatırım kalkınma bankalarının net varlıkları düşülüyorsa buna da net dış borç stoku deniyor.

Tablo 1: Türkiye Brüt ve Net Dış Borç Stoku ve Dış Borç Yükü (Kaynak: Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kamu Borç Yönetimi Raporu, Mart 2019)

2017
2018
Fark
Brüt Dış Borç Stoku (Milyar USD)
455,6
444,9
-10,7
   Kamu Kesimi
136,6
140,6
4,0
   TCMB
1,8
5,9
4,1
   Özel Kesim
317,2
298,4
-18,8
Brüt Dış Borç Yükü (%)
53,5
59,7

Net Dış Borç Stoku (Milyar USD)
291,1
280,3
-10,8
Net Dış Borç Yükü (%)
34,2
35,8

GSYH (Milyar USD)
851
784
-67

2 Nisan 2019 Salı

Türkiye’ye Özgü Yapısal Reformlar

Yerel seçimler sonrası en sık telaffuz edilen ifade ‘yapısal reformlar’ oldu. Hükümetten muhalefete, iş insanlarından çalışanlara, akademisyenlerden öğrencilere kadar hemen herkes yapısal reformlardan söz ediyor. Ne var ki her ciddi meselenin slogana dönüştüğünde ortaya çıkan sıkıntı burada da görülüyor ve yapısal reformlardan söz edenlerin çoğu bu ifadenin içini dolduramıyor. Bazısı vergi reformu diyor, bazısı enflasyonla mücadele diyor, bazısı işsizliğin azaltılması diyor ama onların da içi dolu değil.

Herkes kendi konumuna göre ve ağırlıklı olarak ekonomiyle bağlantılı bir yapısal reform tanımı yapıyor. Başkaları neleri kastediyor bilmiyorum ama ben, yapısal reform denildiğinde Türk toplumunun üzerinde oturduğu yapının değiştirilmesini anlıyorum. Mesela köy enstitülerinin kurulması bir yapısal reformdu benim gözümde.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...