25 Eylül 2017 Pazartesi

Türkiye'de Dışlama ve Yer Açma Etkisi

Teorik açıklama
Kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasına sunulan kaynaklara aşırı biçimde talepte bulunmak suretiyle özel kesimin bu kaynaklardan yeterince yararlanmasına engel olmasına ‘dışlama etkisi’ (İngilizcesi crowding out effect) deniyor. Kamu kesimi yarattığı bu aşırı taleple özel kesimin kendisiyle rekabet etmesini önlemiş, özel kesimi piyasadan dışarı itmiş oluyor. Kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasında aşırı talepte bulunması halinde bile borç verenlerce özel kesime tercih etmelerinin başlıca 2 nedeni var: (1) Kamu kesiminin riski daha düşük olduğu için, ya da bu yolda bir genel kabul olduğu için, borç verenler kamu kesimine borç vermeyi daha fazla tercih ediyor. (2) Kamu kesimi faizin düzeyini yani borçlanmanın maliyetini özel kesim kadar önemsemiyor. Dolayısıyla alacağı borç için daha yüksek faiz önerebiliyor. 

Kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasına sunulan kaynaklara olan talebini azaltması sonucu özel kesimin bu kaynaklardan daha fazla yararlanabilir hale gelmesine ‘yer açma’ (İngilizcesi crowding in effect) deniyor.[1] Kamu kesiminin bütçe açıklarını denetim altına alması sonucu olarak borçlanmaya daha az ihtiyaç duyması söz konusu oluyor. Böylece kamu kesimi borçlanma talebini düşürdükçe faizler de düşüyor ve özel kesim yatırım amaçlı olarak daha düşük maliyetle daha fazla borçlanma olanağı bulabiliyor.

22 Eylül 2017 Cuma

Niceliksel Genişlemeden Niceliksel Sıkılaştırmaya

Küresel kriz çıktıktan sonra uygulamaya sokulan ekonomik önlemler, geçmişte yaşanan benzer olaylarda geliştirilen ekonomik önlemlere ilk bakışta benzese de bazı farklar taşıyordu. Mesela 1929 Büyük Depresyonu’nda uygulamaya sokulan ekonomi politikası, tıpkı küresel krizde uygulamaya sokulan ekonomi politikası gibi genişlemeci bir politikaydı. İkisi de sonuçta piyasadaki para miktarını (likiditeyi) artırarak ekonomiyi canlandırmayı hedef alıyordu. Ne var ki ikisi arasında ciddi bir fark var: 1929’da uygulanan genişlemeci ekonomi politikası maliye politikasına dayanıyor, kamu harcamalarının artırılıp, vergilerin düşürülmesini esas alıyordu. Oysa küresel krizde uygulanan ekonomi politikası parasal politikayı esas alıyor ve piyasadan tahvil alıp karşılığında borçlu kurumlar (Hazine ve mortgage kuruluşları) adına erken ödeme yapılmasına dayanıyor.

Küresel krizde ilk kez ABD Merkez Bankası Fed’in uygulamaya başladığı piyasadan vadesi gelmemiş tahvilleri alıp karşılığında para verme ve dolayısıyla likiditeyi bollaştırma uygulaması, İngiltere Merkez Bankası başta olmak üzere, Avrupa Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası tarafından da yaşama geçirildi. Böylece dünyanın en büyük ekonomileri, adına ‘niceliksel genişleme’ (quantitative easing) denilen para politikası uygulamasına giriştiler. Bu uygulamanın para basma olarak adlandırılan uygulamadan büyük bir farkı yok.

Fed, ABD ekonomisinde beklenen toparlanmanın başladığı kanısına vardığı 2013 yılı Nisan ayındaki toplantısında yılsonuna doğru parasal genişlemeyi tedrici olarak kaldıracağını açıkladı. Bu açıklamaya uygun olarak aynı yılın Ekim ayından itibaren aylık satın alma miktarını kademe kademe düşürerek niceliksel genişleme uygulamasını 2014 yılı Kasım ayında tamamen kaldırdı. Niceliksel genişleme uygulaması başlarken 900 milyar dolayında olan Fed bilançosu bu uygulamanın kaldırıldığı tarihte yaklaşık olarak 4,5 trilyon Dolara ulaşmıştı. İngiltere, Avrupa ve Japonya Merkez Bankaları uygulamaya halen devam ediyorlar.

Fed, 2017 yılı Haziran ayı toplantısında 4,5 trilyon Dolar büyüklüğe ulaşmış bulunan bilançosunu giderek artan kademeler halinde azaltmaya başlayacağını ve uygulamaya sokacağı sayısal planı da açıklamıştı. Eylül ayı toplantısında bu azaltma uygulamasının Ekim 2017’den itibaren başlayacağını duyurdu. Fed’in, niceliksel genişlemenin tam tersini uygulayarak yürüteceği bu politikaya da ‘niceliksel sıkılaştırma’ (quantitative tightening) adı veriliyor. Bu uygulamayı yürütürken Fed, elindeki tahvillerden vadesi gelenleri bu tahvilleri piyasaya çıkaran ilgili kurumlara (Hazine ve mortgage kuruluşları) iade edecek ve tahvilin bedelini (anapara + faiz) bu kurumlardan tahsil edecek. Fed, aldığı bu parayla yeni tahvil almayacak. Böylece piyasaya sürdüğü Dolarları geri çekerek bilançosunu küçültmüş olacak.


Niceliksel genişleme uygulamasının 1929’da uygulanan maliye politikasından veya doğrudan karşılıksız para basıp dağıtmaktan ne farkı var? En önemli fark vadesi gelen tahvilin parasını alıp piyasadaki aşırı likidteyi çekmek olarak karşımıza çıkıyor. Eğer maliye politikası uygulanarak veya tahvil karşılığı olmaksızın para basılarak piyasaya likidite sürülmüş olsaydı ekonomi toparlandığında bu fazla likiditeyi çekmek için vergileri artırmak ya da yeni vergiler koymak gerekecekti. Bu uygulama vergi verenlerin tepkisini çekecek siyasetçiye oy kaybına mal olacaktı. Oysa bugünkü uygulamadan vergi verenlerin alınan ve verilenden haberi bile olmayacak. Aradaki bu fark, küresel krizde para politikasının niçin maliye politikasına tercih edildiği sorusunun yanıtıdır.  

20 Eylül 2017 Çarşamba

Fed Ne Dedi?

ABD Merkez Bankası Fed’in Açık Piyasa İşlemleri Komitesi (FOMC) bütün dünyanın beklediği Eylül ayı toplantısı sonrasında yapılan değerlendirmeleri, alınan kararları ve üyelerin tahminlerini açıkladı. Bu açıklamayı uzun uzun tekrarlamanın anlamı yok. Meraklısı Fed’in web sitesinden bunun ayrıntılarını inceleyebilir. Toplantıda yapılan değerlendirmeler ve alınan kararları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

Fed Açık Piyasa İşlemleri Komitesi toplantısından çıkan görüşler, kararlar
(1)   Faiz (Fed’s Fund Rate) 1,00 – 1,25 arasında kalmaya devam ediyor.
(2)   Yılsonuna kadar bir kez daha faiz artırımı eğilimi ciddi ağırlık kazandı.
(3)   Enflasyon şimdilik düşük seyrediyor, hedefe (yüzde 2) 2019’da varması bekleniyor.
(4)   Büyüme, beklentilere paralel seyrediyor.
(5)   İstihdam ciddi toparlanma sergiliyor.
(6)   Bilanço küçültme operasyonu gelecek ay başlayacak.

Fed Açık Piyasa İşlemleri Komitesi üyelerinin ekonomik göstergelere ve gelişmelere ilişkin ortalama tahminleri de şöyle açıklandı (parantez içindeki oranlar üyelerin önceki ortalama tahminlerini gösteriyor.)


2017
2018
2019
Büyüme (%)
2,4 (2,2)
2,1 (2,1)
2,0 (1,9
İşsizlik oranı (%)
4,3 (4,3)
4,1 (4,2)
4,1 (4,2)
Enflasyon (%)
1,6 (1,6)
1,9 (2,0)
2,0 (2,0)
Faiz artırımı sayısı
1 kez
3 kez
Kararsızlar

18 Eylül 2017 Pazartesi

Gelir Dağılımı Bozulmaya Devam Ediyor

Kişisel Gelir Dağılımı
Türkiye’de gelir dağılımı araştırması, gelir ve yaşam koşulları araştırması adı altında TÜİK tarafından ve yıllık bazda yapılıyor. TÜİK bu araştırmayı yaparken örnekleme yöntemini kullanıyor ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütün yerleşim yerlerini ve tüm hane halklarını kapsama alıyor.  Aşağıdaki tablo Türkiye’de gelir dağılımını (Gini katsayısı bazında) 2002 yılından bu yana göstermektedir. 2002 ile 2005 yılları arasında katsayının ölçümü farklı bir anket olan Hanehalkı Bütçe Araştırması anketi sonuçlarına göre yapılıyordu. O nedenle bu tabloya bunları da almakla birlikte yöntem farklılıkları nedeniyle 2002 – 2005 yılları sonuçlarıyla 2006 – 2016 yılları sonuçları arasında bire bir kıyaslama yapılamayacağını vurgulamak isterim. Tabloda son sütunda yer alan P80/P20 oranları; gelirden en fazla pay alan yüzde 20’lik grubun geliriyle en düşük pay alan yüzde 20’lik grubun geliri arasında kaç kat fark olduğunu gösteriyor.

16 Eylül 2017 Cumartesi

Nutuk'u Bir Kez Daha Okurken

Nutuk’u geçmişte birkaç kez okudum. Şimdi bir kez daha okurken üç konu dikkatimi çekti. Bunları paylaşmak isterim.

Atatürk, telgraf sistemini adeta internet gibi kullanmış.[i] 1920’lerde elektriğin Osmanlı’da her yerde olmadığı, olan elektriğin sürekliliğinin pek sağlanamadığı, Mors alfabesinin okunup yazıya dökülmesinin belirli bir süre aldığı gerçekleri göz önünde tutulursa bunun hiç de kolay bir iş olmadığı anlaşılacaktır. Buna karşın Nutuk, neredeyse yarısına yakın bölümü itibariyle telgrafla yapılan yazışmalara dayanıyor. Bu da gösteriyor ki Atatürk, milli mücadelenin önemli bir bölümünü sürekli olarak telgraf başında örgütleme faaliyetleri, ikna çabaları, zaman zaman tehdit girişimleriyle geçirmiş. Telgrafı günümüzün e-postası, whatsapp’ı gibi kullanarak, İstanbul’dan, hükümetin ne yaptığından, düşman kuvvetlerinin nerede olduğundan sürekli bilgi sahibi olmuş.  

15 Eylül 2017 Cuma

Merkez Bankası ve Sıkı Para Politikası

Mevcut görünüm
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu Eylül ayı toplantısında faiz oranlarını değiştirmeme kararı aldı. Buna göre Merkez Bankası faizlerinde son durum şöyle:

Faize Konu İşlem
Faiz Oranı (%)
İşlem İçeriği
Gecelik borç verme (marjinal faiz oranı)
9,25
TCMB’nin kaynak ihtiyacı olan bankalara gecelik vadeyle borç vermesi
Gecelik borç alma
7,25
Bankaların ellerindeki fazla parayı TCMB’ye gecelik vadeyle borç vermesi
Bir hafta vadeli repo ihalesiyle borç verme
8,00
TCMB’nin bankalardan tahvil, senet alarak karşılığında haftalık vadeyle borç vermesi
Geç Likidite penceresi borç alma
0,00
Saat 16.00–17.00 arasında bankaların TCMB’ye ellerindeki fazla  parayı gecelik vadeyle borç vermesi
Geç Likidite penceresi  borç verme
12,25
Saat 16.00–17.00 arasında bankaların TCMB’den gecelik vadeyle borç alması

Merkez Bankası, Ocak ayının ortalarından itibaren istisnai bir borç verme (fonlama) aracı olan geç likidite penceresi uygulaması istisnai olmaktan çıkardı, hatta diğer araçları istisnai hale getirerek bu aracı kural haline getirdi. Ocak ayı ortalarından itibaren Merkez Bankası bir hafta vadeli repo ihalesiyle borç verme işlemini hiç uygulamadı ve böylece geçmişte yoğun biçimde kullandığı için politika faizi olarak adlandırdığı bu yöntemi rafa kaldırdı. O tarihten sonra Merkez Bankası’nın politika faizi tartışmasız olarak geç likidite penceresinden yürüttüğü borç verme faizi oldu.

13 Eylül 2017 Çarşamba

Yoksullaştıran Büyüme

2017 yılının ikinci çeyrek büyüme oranı açıklandı. Onunla kalmadı 1. Çeyrek ve 2016 yılı büyümesi de revize edildi ve oranlar yükseldi. Büyüme üzerine birçok yorum yapıldı, yazı yazıldı, tartışmaya girişildi. Bunlara tekrarlamaya girişmeyeceğim. Ben, büyüme konusunda dikkatlerden kaçmış ya da yeterince dikkat edilmemiş bazı konulara değineceğim.

TL bazında büyüsek de Dolar bazında küçüldük
GSYH büyümesi ikinci çeyrek için yüzde 5,1 olarak açıklandı. TÜİK ilk çeyrek büyüme verisini de revize ederek 5’den 5,2’ye yükseltti. Böylece yılın ilk yarısında büyümemiz kabaca yüzde 5,2 (5,15) oldu. Şimdi meseleye bir de uluslararası karşılaştırmalarda kullanıldığı gibi Dolar hesabıyla bakalım.2016 yılının ilk iki çeyreğinin toplam GSYH’si değer olarak 409,0 milyar Dolar ediyordu. Bu yılın ilk iki çeyrek GSYH’Si toplamı ise 380,7 milyar Dolar ediyor. Demek ki GSYH 2017 yılının ilk yarısında Dolar bazında 2016 yılının ilk yarısına göre 28,3 milyar Dolar (ya da yüzde 6,9) küçülmüş. Bir başka ifadeyle GSYH TL bazında artmış ama Dolar bazında azalmış.  

Suriyelileri işimize nasıl geliyorsa hesaba öyle kattık
Türkiye’de bulunan ve sayıları 3 milyonu bulan Suriyeli göçmenlerin üretime katkıları, devletin onlara yaptığı harcamalar vb GSYH hesaplarına katılıyor. Buna karşılık sığınmacı statüsünde olduklarından Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi çerçevesinde Türkiye’nin nüfusuna dahil edilmiyorlar. Dolayısıyla kişi başına gelir hesabına da girmiyorlar.[i] Bu şekilde Suriyelilerin kişi başına gelir hesabına katılmamaları sonucu olarak kişi başına gelirimiz 397 Dolar yüksek görünüyor.[ii] Buna göre hesaplanan kişi başına gelir, revizyon sonrasında zaten tartışmalı hale gelmiş bulunan GSYH hesaplarını iyice tartışmalı hale getiriyor.   

Kamu harcamaları arttı, kamu açığı arttı ama devletin tüketimi azaldı
Harcamalar yöntemiyle hesaplanan GSYH’da ‘devletin nihai tüketim harcamaları’ başlıklı kalemde yüzde 4,3’lük küçülme (eksi) görünüyor. 2017 yılının ikinci çeyreğinde Hazine nakit açığı 10,8 milyar TL oldu. 2016 yılının ikinci çeyreğinde Hazine 1,8 milyar TL fazla vermişti. Benzer biçimde 2017 yılının ikinci çeyreğinde Hazine’nin net borçlanması 24,5 milyar TL olmuş. 2016 yılının ikinci çeyreğinde Hazine’nin net borçlanması 10,9 milyar TL idi. Bütün bunlar kamu kesiminin harcamalarının ikinci çeyrekte geçen yılın ikinci çeyreğine göre ciddi biçimde arttığının göstergeleri. Buna karşılık GSYH verilerine göre devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 4,3 eksi çıkıyor. Özetle söylemek gerekirse; kamu kesiminin açığı 12,6 milyar TL artıyor, kamu kesiminin net borçlanması 13,6 milyar TL artıyor buna karşılık devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 4,3 oranında eksi çıkıyor. Burada tutarsızlıklar var. 

Bhagwati’nin yoksullaştıran büyüme hipotezi: Teorik altyapı   
Hindistanlı iktisatçı Jagdish Bhagwati bazı hallerde büyümenin net bir biçimde refah düşüşüne yol açabileceğini ortaya koyarak yoksullaştıran büyüme tezini ortaya atmıştır. Önce bu hipotezin ne anlama geldiğini ve nasıl çalıştığını açıklamaya çalışalım.

Aşağıdaki şekil yalnızca iki mal üreten ve bunların bir bölümünü yurt dışına satan bir ekonomiyi temsil ediyor. Mallardan ilki (A Malı) dikey eksende ve diğeri (B Malı) yatay eksende yer alıyor. PP1 eğrisi ekonominin ilk durumdaki üretim imkânları eğrisidir.       
   
Başlangıçta ekonomi, PP1 üretim imkânları eğrisi üzerindeki X noktasında dengededir. Bu noktada ticaret hadleri eğrisi TT1, C1 tüketim farksızlık eğrisine teğet olmakta ve ülke C1 düzeyinde tüketim yapabilmektedir. Şimdi ülkenin daha fazla üretim ve ihracat yapacak şekilde büyüdüğünü ve üretimi artırarak PP2 üretim imkânları eğrisine geçtiğini, dış ticaret hadlerinin ise önceki duruma göre bozulduğunu ve TT2 eğrisi halini aldığını düşünelim. Ülke daha fazla üretim ve ihracat yapar hale gelmiş olsa da TT2 eğrisinin teğet olduğu tüketim farksızlık eğrisi olan C2, bir önceki C1 eğrisine göre daha düşük düzeydedir.
Yani ülke daha fazla üretip daha fazla ihraç eder hale gelmiş ama dış ticaret hadleri bozulduğu için daha az tüketebilir olmuş. Bir başka ifadeyle ülke büyümüş ama refahı azalmış oluyor. İşte Bhagwati buna yoksullaştıran büyüme diyor.   

Türkiye yoksullaştıran büyüme olgusuyla mı karşılaşıyor?
Türkiye, 2017 yılının ilk yarısında ortalama yüzde 5,2 oranında büyüdü. Büyümenin kaynaklarına baktığımızda iki çeyrekte de ihracat artışının büyümeye önemli katkı yaptığını görüyoruz. İhracat ilk çeyrekte yüzde 10,9, ikinci çeyrekte ise yüzde 10,5 büyüyerek, ekonominin büyümesinin adeta lokomotifi olmuş görünüyor. Demek ki ekonomi yeni bir üretim imkânları eğrisi üzerine geçmiş bulunuyor. Acaba dışticaret hadleri nasıl değişmiş ona da bakalım.

Yıllar
Dış Ticaret Hadleri (USD Cinsinden)
2010
100,0
2011
97,0
2012
96,9
2013
98,6
2014
100,1
2015
107,1
2016
112,6
2016 (6 Ay)
113,6
2017 (6 Ay)
106,4

Tabloya göre dışticaret hadleri 2017 yılında bir önceki yıla göre (hatta ondan önceki yıla göre de) önemli oranda gerilemiş. Yani dışticaret hadleri tıpkı şekilde gösterildiği gibi bozulmuş. Bu durumda Türkiye’nin tüketim düzeyi yani refahı gerilemiş.

Demek ki Türkiye, 2017 yılının ilk yarısında yüzde 5,15 büyümüş ama refahı büyümemiş tam tersine küçülmüş. Özetle Türkiye 2017 yılının ilk yarısında yoksullaştıran büyüme olgusunu yaşamış görünüyor. 

Ek 1: Dışticaret Hadleri Nedir?
Dış ticaret hadleri; ihracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünüp çıkan sonucun 100 ile çarpılmasıyla elde edilir. Dış ticaret haddinin 100'ün üzerinde bulunması; dış ticarete konu malları baz yılına göre pahalıya satıp, ucuza satın aldığımız için ülke lehine bir gelişmeye işaret eder. Dış ticaret haddinin 100'ün altında olması ise; dış ticarete konu malları baz yılına göre pahalıya alıp, ucuza sattığımız için ülke aleyhine bir gelişmeyi gösterir. Bu hesaplamada kullanılan birim değer endekslerindeki değişimler toplam ihracat ve toplam ithalat değerlerinde bir önceki yılın aynı ayındaki endeks değerine göre değişimi ölçmektedir. Dışticaret verileri Dolar üzerinden hesaplanıp yayınlandığı için dışticaret haddi hesaplamaları da Dolar değeri üzerinden yapılır.

Dışticaret hadleri bir önceki yıla göre gerilemişse bu, dışticarete konu malları önceki yıla göre daha pahalı alıp daha ucuza sattığımızı, dolayısıyla önceki yıla göre dışticarette kayıp yaşadığımızı gösterir. Bunu basit bir örnekle açıklayalım: Bir ekonomi t yılında 100 birim malı toplam 100 Dolara satarken t+1 yılında 130 birim malı 110 Dolara satmaya başlamışsa bu miktar ve değer artışı GSYH büyümesine olumlu katkı yapar. Yani t+1 yılında bu ekonominin GSYH’si 10 Dolar artmış olur. Ne var ki bu ekonomi 1 birim ihracattan t yılında (100 / 100 =) 1 Dolar kazanırken t+1 yılında (110 / 130 =) 0,85 Dolar kazanır olmuştur. Bunun sonucunda da göreli olarak yoksullaşmıştır.    

Ek 2: Türkiye'nin 2016 ve 2017 yılları ilk 6 aylarındaki dış ticaret hadleri 
Aşağıdaki tabloda ihracat ve ithalatın gerek miktar gerekse birim değer olarak endeksleri, 2016 ve 2017 yıllarının ilk 6 aylık sonuçları itibariyle yer alıyor:


Buradan çok daha net bir biçimde görüleceği gibi Türkiye 2017 yılının 6 ayında 2916 yılına göre daha fazla mal ihraç etmiş ama birim ihracatında gerileme yaşamış. Bu, içeride tüketilebilecek malların bir bölümünün de dışarıya üstelik önceki yıla göre daha ucuza satılması demektir. Refah kaybı da burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu mallar içeride satılmış olsa enflasyonun daha düşük çıkmasına yol açacaktı.











11 Eylül 2017 Pazartesi

Türkiye Sıcak Parayı Nasıl Çekiyor?

Türkiye’ye ihracat gelirleri, turizm gelirleri gibi kanallarla giren dövizler dışındaki döviz girişleri nereden kaynaklanıyor? Bu sorunun yanıtı doğrudan yabancı sermaye girişleri ve portföy yatırımı girişleri olarak verilebilir. Yılın ilk 6 ayı itibariyle doğrudan yabancı sermaye girişleri toplamı 4,9 milyar, portföy yatırımı girişleri toplamı da 17,6 milyar Dolar. Demek ki 2017 yılının ilk 6 ayında Türkiye’ye yatırım amacıyla gelen toplam 22,5 milyar Doların % 78’i sıcak para, yüzde 22’si ise doğrudan yatırım amacıyla gelmiş. Sıcak para niçin Türkiye’ye bu kadar hevesle geliyor? Bu soruyu yanıtlamaya çalışalım.

10 Eylül 2017 Pazar

Ekonomi Öğrencisi İçin Ek Okuma Listesi

Öğrenciliğimde Mülkiye’de bize ilgili derste okutulan kitabı 3 kere okumak yerine bir kez okuyup başka okullarda okutulan aynı konudaki kitapları da birer kez okuyordum. Mesela mikroekonomiyi hocanın ders notlarından çalışmanın yanında Sencer Divitçioğlu’nun Mikroiktisat ve Yüksel Ülken’in Fiyat Teorisi kitabından çalışmıştım. Makroekonomiyi dersteki notlarımın yanında Sabri Ülgener’in Milli Gelir, İstihdam ve Büyüme ve Sadun Aren’in İstihdam, Para ve İktisadi Politika kitaplarından çalışmıştım. Böylece ders notlarını ya da okutulan kitabı ezberlemek yerine farklı yazarların farklı değerlendirmelerini okumak şansım olmuştu. Benim gibi farklı kaynaklardan çalışmak yerine ders notlarını ezberleyenler zaman zaman benden yüksek not almışlardı. Ben ona hiç aldırmadım. Çünkü amacım çok yüksek not almak değildi, gerçekten öğrenmek ve öğrendiğimi kullanmak istiyordum. Yaşama atıldığımızda baktım yaşam bana ezberleyenlerden daha yüksek notlar veriyor. Bunun nedeninin farklı kaynaklardan okuyarak farklı bakış açılarından bir sentez çıkarmayı becerebilmemde yattığını düşünüyorum.   

Aşağıdaki listeyi böyle bir ek liste olarak alın. Yani derslerde size okutulanların yanında bu listede saydığım kitapları okumanın size ileride çok önemli katkı yapacağını düşünüyorum. Bu liste ana dalı ekonomi olanlar için hazırlandı. Buna karşılık işletme, finans, maliye, çalışma ekonomisi, kamu yönetimi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler gibi iktisadi ve idari bilimler fakültelerindeki diğer bölümlerde okuyanlar için de her bir yılın listesinin ilk iki kitabı bu tür bir çalışma için yararlı olacaktır.     

8 Eylül 2017 Cuma

Öğrenciyken Verilen Okuma Listesi

Şerif Mardin’in ölümü üzerine “bizi Mülkiye birinci sınıfta siyaset bilimine giriş dersinde 50 kitaptan sorumlu tutmuştu” yolunda bir tweet atmıştım. Listeyi soran çok oldu. İkinci sınıfta Mete Tunçay da siyasal düşünceler tarihi dersinde 50 kitaplık bir liste vererek ikisini seçip ödev hazırlamamızı istemişti. Bu iki listeden hatırlayabildiklerimi yazayım (siyah puntolu olanlar benim önceden okumuş olduğum kitapları, işaretsiz olanlar ilgili yılda okuduklarımı, altı çizili olanlar ise ilgili yılda değil de sonradan okuduklarımı gösteriyor.)

6 Eylül 2017 Çarşamba

Enflasyona İlişkin Üç Soru Üç Yanıt

Ağustos ayı enflasyon verileri açıklanıp da enflasyonun yeniden çifte hanelere çıktığı görülünce birçok soru atıldı ortaya. Bunlardan üçü en fazla sorulan sorular arasındaydı.

Birinci Soru:
Üretici Fiyatları Endeksi (YİÜFE), Tüketici Fiyatları Endeksinden (TÜFE) oldukça yukarıda bulunuyor. Bunun anlamı nedir ve bu ileride böyle devam eder mi?

Birinci Soruya Yanıt:
2015 Ocak ayından bu yana enflasyonun çizdiği görünümü aşağıdaki grafikte sunuyorum. TÜFE tüketici fiyatları endeksindeki, YİÜFE yurtiçi üretici fiyatları endeksindeki aylık değişimleri gösteriyor.

5 Eylül 2017 Salı

Fed Zor Durumda

Ağustos ayına kadar Fed’in bu yıl bir kez daha faiz artıracağı ve yıl bitmeden de bilanço küçültme operasyonuna başlayacağı olasılığı oldukça yüksekti. Bugün her iki karar için de olasılık azalmış görünüyor. Bunun dört nedeni olduğunu düşünüyorum: (1) Büyümede kısmi, işsizlikte ise ciddi bir toparlanma olsa da enflasyonda beklenen artış olmuyor. Yani talep henüz ekonomik canlılığın süreklilik kazandığını gösterecek kadar yüksek değil. (2) Hazine’nin borçlanma limitini belirleyen borç tavanına gelmesi Ekim ayı başlarında gerçekleşecek. Kongre eğer o tarihe kadar borç tavanını artırmazsa devletin kapanması söz konusu olacak. Bu, yakın geçmişte de yaşanmış bir mesele ama bu kez başkanlık koltuğunda oturan Trump’a destek çok düşük düzeyde. Dolaysıyla böyle bir kapanma olasılığı var. (3) Harvey Kasırgası ABD’ye ciddi zarar verdi. 16 milyon Amerikalıyı etkileyen kasırganın maliyetinin 180 milyar dolara ulaşabileceği ve ABD üçüncü çeyrek büyümesini olumsuz biçimde etkileyeceği tahmin ediliyor. Bu durumda yıllık büyüme oranı Fed’in tahminlerinin altında kalabilir. (4) Trump yönetiminin ekonomiyle ilgili verdiği sözleri tutamayacağı artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bu durumda ekonomide istenen genişlemenin olmayacağı görülebiliyor.

3 Eylül 2017 Pazar

Kitaplar ve Yorumlar

Para Üzerine Bir İnceleme, John Maynard Keynes, 2. Basım, T. İş Bankası Yayınları, 2015
Keynes, 20’nci yüzyılın en önemli iktisatçısı olarak kabul ediliyor. Kapitalizmin en büyük krizlerinden birisi olan 1929 Büyük Krizi onun önerilerinden hareketle uygulanan maliye politikası önlemleriyle aşıldı. Aslına bakarsanız 21’inci yüzyılın ilk büyük ekonomik krizi de yine onun önerilerinin bu kez farklı bir alanda, para politikasında uygulanmasıyla aşılmaya yaklaştı. Keynes’in Para Üzerine Bir İnceleme’si para konusundaki görüşlerini ortaya koyduğu en önemli çalışmasıdır. O zamana kadar genellikle ihmal edilmiş olan paranın ekonomi üzerinde ne kadar etkili olduğunu ortaya koyuyor. Klasik ve neoklasik iktisatçıların parayı dışlayarak yaptıkları reel analizlerin gerçek yaşamada olmadığını ve böyle bir soyutlamanın anlam taşımadığını biliyoruz. Keynes, bu meseleyi ekonomi teorisinin merkezine taşıyarak adeta meselenin üç boyutlu olmasını sağlıyor. İktisatçının okuması gereken bir kitap olduğunu söylemekle birlikte kolay anlaşılır bir kitap olmadığını peşinen vurgulamak isterim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...