29 Haziran 2018 Cuma

Dört Kitap, Bir Dergi

Blokzincir, Kripto Paralar, Bitcoin, Dr. Vedat Güven, Erkin Şahinöz
Güven ve Şahinöz’ün kitabı, son dönemlerin en çok konuşulan, tartışılan konularından birisi olan blokzincir (blockchain sistemi) ve genel olarak bitcoin diye bilinen kripto paralar üzerine yazılmış en iyi kitaplardan birisi. Kitabı, henüz basılmamış haldeyken okumuş ve çok beğenmiştim. Şimdi, basılmış halini bir kez daha elden geçirirken niçin beğendiğimi çok daha net biçimde fark ettim. Kitap bu konuda her ayrıntıyı ele alıp inceliyor ve hiç bilmeyen kişilerin anlayabileceği bir basitlikte ve akıcılıkta anlatıyor. Bunu yaparken konuyu bilenler üzerinde de basit bir kitap izlenimi yaratmamayı başarıyor. Daha açık bir ifadeyle bu kitap bu konuları bilen ve bilmeyen herkese ciddi katkı yapıyor. Bu konuları merak eden herkese mutlaka okumalarını öneriyorum.

26 Haziran 2018 Salı

Egemenlik Kayıtsız Şartsız Bilimindir

19’uncu yüzyıl imparatorluklar yüzyılıydı. Dünyada yaygın yönetim biçimi imparatorluklar düzeniydi. İmparatorlar, egemenliğin sahibiydi. Kimilerinin egemenliği kayıtsız şartsız, kimilerininki ise şarta bağlıydı. Mesela ABD’de Başkanlık sistemi geçerliydi. Başkanın yetkileri, imparator yetkilerine yakındı ama iktidarı süreli ve şarta bağlıydı. Fransa’da 19’ucu yüzyılın ortalarında Cumhuriyet ilan edilmişti. İngiltere’de mutlak monarşi 1215’den beri Magna Carta ile şarta bağlanmış, mutlak egemenlik sınırlandırılmıştı. Ama bu istisnalar o yüzyılların imparatorluk yüzyılı olmasına engel değildi.

22 Haziran 2018 Cuma

Soğan Fiyatı Niçin Arttı?

Pazarlar, iktisatçının laboratuvarıdır. Günümüzde önemini yitirmiş gibi olsa da hala fiyat oluşumunu gözlemlemenin en iyi yeridir pazarlar. O nedenle ben pazara her hafta giderim. Yıllardır gelip gittiğim için pazarcıların çoğu ve televizyonda göründüğüm için de alış verişe gelenlerin bir bölümü beni tanır. Her hafta “Dolar veya Euro ne olacak, altın nereye gider, borsaya ne oluyor ya da bitcoin alalım mı?” gibi sorular sorarlar bana.

Bu hafta sorular farklıydı.  “Soğana ne oldu, soğan fiyatı nerede duracak?” gibi normal rutinin dışında sorular soruldu. Pazarda soğanın kilosu 7 liraydı. Merak ettim markete baktım, orada 7,5 liraydı.

Bu yüksek fiyat artışının nedenleri arasında sayılabilecek çeşitli meseleler var: (1) Soğan yetiştirilen alanlarda daralma olması arzı düşürdüğü için talebin karşılanamaması sonucu fiyat artıyor. Soğan tarımı alanlarının daralmasının da iki nedeni var: (a) Önceki yıl fiyatın düşük kalması, (b) çiftçiliğin giderek para kazanamaz hale gelmesi. (2) Soğanın daha çok ihraç edilmesi içeriye verilen ürün miktarının azalmasına yol açtığı için iç talebin tam olarak karşılanamaması sonucu fiyatlar artıyor. (3) Hava koşullarının kötü olması nedeniyle ürünün az olması. (4) Komisyoncunun, fiyat artışı yaratıp daha çok kazanç sağlamak amacıyla stoklama yapması.   

Kuru soğanın üretim miktarları ve örnek olarak alınan İstanbul Halinde geçen yıl ve bu yıl 22 Haziran tarihlerindeki fiyatı aşağıdaki tabloda karşılaştırmalı olarak yer alıyor: (http://halfiyatlari.ibb.gov.tr/, http://www.tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=temelist) 

22 Haziran 2017 (TL/Kg)
22 Haziran 2018 (TL/Kg)
Fark (%)
2,30
5,50
139
2016 Üretimi (Ton)
2017 Üretimi (Ton)
Fark (%)
2.121
2.132
0,5

Soğan fiyatı bir yıldan ötekine yüzde 139 artmış, buna karşılık üretimde bir düşüş görünmüyor. Fiyat halde böyle olursa pazarda ve markette daha yüksek olması da normaldi doğal olarak.

Hangi nedenle olursa olsun fiyatlar yıldan yıla dalgalanma gösterince ekonomide örümcek ağı teoremi diye bilinen mekanizma çalışıyor. Bunu açıklayalım. Bazı piyasalarda yıldan yıla ortaya çıkan fiyat dalgalanmalarının miktar ve fiyat dengesine olan etkisini inceleyen iktisatçılar Coase, Leontief ve Kaldor’un bu çalışmalarından kısa bir süre sonra iktisatçı Mordecai Ezekiel Örümcek Ağı Teoremi başlıklı bir makalede denge fiyatının oluşamamasını ayrıntılarıyla ortaya koydu. Özellikle her yıl yeniden yetiştirilmek zorunda olunan tarım ürünleri için geçerli olan örümcek ağı teoreminin dayanağı, bu yılın arzının yani üretim miktarının, geçen yıl piyasada oluşan fiyata bağlı olduğu yaklaşımıdır. Söz konusu durumu açıklayan tablolar örümcek ağına benzediği için de bu yaklaşım örümcek ağı teoremi olarak anılıyor. Bir yıl soğan üretiminin bol olduğu ve arz fazlası nedeniyle piyasa fiyatının düştüğünü varsayalım. Düşük fiyat nedeniyle zarar eden üreticiler izleyen yılda daha az soğan yetiştirmeye yöneliyor, bu kez arz daralması sonucu piyasa fiyatları yükselmeye başlıyor. Bu yeni yüksek fiyata bakan üreticiler ertesi yıl üretimlerini artırıyor, bu kez de arz bolluğu sonucu fiyatlar düşmeye yöneliyor. Bu şekilde fiyatların artması ve düşmesi sonucunda üretimde ve fiyatlarda yıldan yıla dalgalanmalar ortaya çıkıyor. Yani bu yüksek fiyatlar devam ederse gelecek yıl bu kez soğan bolluğu nedeniyle fiyatların düşmesi söz konusu olabilir.

Tarım ürün ve fiyatlarında hangi nedenle olursa olsun ortaya çıkan dalgalanmaları aşabilmenin yolu tarım kesiminde destekleme alım ve satımlarıyla görevli bir kamu kuruluşunun tanzim alış ve satışı yapmasıdır. Bir ülkede bir yılda fiyatların düşük kalmasının çiftçiye zarar ettirdiği saptandığında ona göre tarım planlaması yapılarak üretimin düşmesinin önüne geçilebilir. Tersine üretim fazla olmuşsa fiyatların düşmesinin ve üreticinin zarar etmesinin de önüne geçilebilir. Aslında üretici yönlendirilerek ne kadar üretim yapılacağı da önceden planlanıp talebe ve ihracata göre biçimlendirilebilir. Komisyoncuların malı ucuza alıp, soğuk hava depolarında bekletip bir süre kıtlık yarattıktan sonra pahalıya piyasaya çıkarması kuşkusuz şikâyet edilmesi gereken bir davranıştır. Ama devletin elinde üreticiyi de tüketiciyi de koruyacak, ikisini de mutlu edecek, tanzim alış ve satış mekanizmasını yürütecek kurumları var. Bunlar basit planlamalara ve yönlendirmelere dayanan işlerdir. Bütün mesele planlamayı doğru yapabilmek ve destekleri ona göre verebilmektir. Türkiye son yıllarda ne yazık ki bu planlamayı doğru yapamadığı için tarım ve hayvancılıkta üretim eksikliğini ya da fiyat yüksekliğini söz konusu ürünü ya da hayvanı ithal ederek gidermeye çabalıyor. Oysa ithalat da faiz artışı gibidir. Yapısal önlemlerle desteklenmediği takdirde sorunu sadece geçici olarak çözer. 

Eğer bir planlama yapmaz ve ona uygun düzenleme politikası uygulamaya koymazsak gelecek yıl bu kez tersine dalgalanmalar yaşanması, onun yol açacağı düşük fiyat ve dolayısıyla üreticinin mağduriyetiyle karşılaşılması kaçınılmaz olur.

19 Haziran 2018 Salı

Sefalet Endeksi ve Türkiye

Sefalet Endeksi Nedir?
Amerikalı iktisatçı Arthur Okun tarafından geliştirilmiş bulunan sefalet endeksi; işsizlik oranıyla enflasyon oranının toplanmasından oluşan bir gösterge. İşsizliğin yükselmesi geliri olmayanların sayısının arttığını, enflasyonun yükselmesi yaşamın pahalandığını gösterdiği için endeksin yükselmesi sefaletin arttığını, dolayısıyla ekonomide bozulma ortaya çıktığını gösteriyor. Zaman içinde endeks, Nobel ödüllü Amerikalı iktisatçı Robert Barro tarafından yeniden formüle edildi. Bu haliyle Barro Sefalet Endeksi (Barro Misery Index – BMI) adını alan endeksi şöyle bir denklemle ifade etmek mümkündür:

BMI = (Enflasyon Oranı + İşsizlik Oranı + Faiz Oranı) – Büyüme Oranı

Eğer büyüme oranı pozitifse yani ekonomi büyümüşse bu oranın düşülmesi gerekiyor, çünkü ekonomik büyüme sefaleti azaltıyor. Tersine büyüme oranı negatifse yani ekonomi küçülmüşse o zaman bu oranın da toplama eklenmesi gerekiyor, çünkü eksi büyüme sefalet artışı getiriyor.
Endekste yer alan faiz oranı olarak uzun vadeli tahvil faizini almak gerekiyor. Türkiye açısından bu konuda geçerli faiz 10 yıllık Devlet Tahvilinin faizi.

16 Haziran 2018 Cumartesi

Faiz Deyince

Faiz Nasıl Hesaplanır?
Piyasa açısından bakarsak faizi, tasarruf sahibinin, tasarrufunu, ihtiyacı olana belirli süre için kullandırmasının karşılığı olarak aldığı bedel olarak tanımlayabiliriz. Ekonomi bilimi açısından faiz iki farklı biçimde tanımlanır: (1) Bir borç anlaşmasının satışı sonrasında elde edilen getiri miktarı, (2) Üretim amaçlı olarak kullanılan sermayenin getiri oranı.

Basit Faiz: Belirli bir dönem için yatırılan mevduatın o dönem sonunda kazandığı faiz getirisine basit faiz deniyor.

Nominal Faiz: Bankaların mevduata uygulayacaklarını açıkladıkları faiz nominal faizdir. Örneğin bir banka 1 yıl vadeli mevduata % 17 faiz vereceğini açıklamışsa bu nominal faizdir. 

Net Nominal Faiz: Bankaların açıkladıkları nominal faizden vade sonunda gelir vergisi stopajı yapılıyor. TL mevduatta elde edilen faiz gelirinden, 6 aya kadar vadeliler için % 15, 6 aydan 1 yıla kadar vadeliler için % 12 gelir vergisi stopajı söz konusu. Mevduat sahibinin eline geçen faiz getirisi bu kesintiden sonraki tutardır. Buna net nominal faiz diyoruz (1 yıl vadeli % 17 nominal faizli mevduatta vergi sonrası net nominal faiz oranı yaklaşık % 15 ediyor.)

14 Haziran 2018 Perşembe

Fed'den Sonra ECB de Parasal Sıkılaştırmaya Başlıyor

Küresel krizden hemen sonra krizin yarattığı ekonomik çöküşü toparlayıp ekonomiyi yeniden canlandırabilmek için parasal genişleme politikası yürürlüğe sokuldu. Bu uygulamaya ilk önce ABD Merkez Bankası (Fed) niceliksel gevşeme (quantitative easing – QE) adını verdiği bir programla başladı. Onu kısa bir arayla İngiltere Merkez Bankası (BOE) aynı adlı programla, biraz daha uzun bir arayla Avrupa Merkez Bankası (ECB) varlık alım programları (asset purchase programmes - APP) adlı uygulamayla ve gecikmeli olarak da Japonya Merkez Bankası (BOJ) varlık alım programı adını verdiği programla izledi. Böylece dünyanın en gelişmiş 4 ekonomisi küresel krizi aşmak için daha önce Hazine veya kurumlar tarafından borçlanmak amacıyla piyasaya çıkarılmış olan uzun vadeli tahvilleri bedelini ödeyerek satın alıp karşılığında piyasaya para vererek parasal genişleme yapmaya ve dolayısıyla piyasaya likidite vermeye başladılar.

11 Haziran 2018 Pazartesi

Açık Vermeden Büyüyemeyen Ekonomi

İki önemli veri aynı anda açıklandı. Buna göre; 2018 yılının ilk çeyreğinde büyüme yüzde 7,4 olmuş, ilk 4 ayda cari açık / GSYH oranı da yüzde 6,2’ye yükselmiş bulunuyor.

İlk çeyrek için yüzde 7,4 oranında büyüme son derecede güçlü bir büyüme performansına işaret ediyor. Büyük olasılıkla dünyada en üst sıralarda çıkacak bir peformans göstermiş Türkiye. Büyümenin ayrıntılarına bir tablo eşliğinde bakalım.

10 Haziran 2018 Pazar

Spekülasyon ve Spekülatif Saldırı

Finansal spekülasyon; yüksek risk taşıyan alanlarda risk üstlenerek, fiyat hareketleri ve beklentilerden yararlanmak suretiyle kazanç elde etmeye çalışmak olarak tanımlanabilir. Fiyatı çok düşmüş olan bir hisse senedinin ileride fiyatının artacağını düşünerek satın alınması ya da tam tersine fiyatı çok yükselmiş olan bir hisse senedinin fiyatının ileride düşeceğini düşünerek satılması finansal spekülasyon için örnek oluşturur. Spekülasyon, çoğu kez piyasalara çeşitli yollarla yön vererek haksız kazanç sağlamaya yönelik olan manipülasyonla karıştırılır. Oysa spekülasyon sanıldığı gibi kötü bir şey değildir. Tam tersine aşırılıkları zamanında törpüleyerek krize dönüşmesini önlediği için bir çeşit otomatik stabilizatör görevi görür. 

Döviz piyasasında yapılan spekülasyon da finansal spekülasyonun bir çeşididir. Yabancı bir yatırımcı parasını Türkiye’ye getirir, TL’ye çevirir ve örneğin yüzde 16 faizle mevduat hesabı açarsa yüksek risk karşılığında yüksek getiriyi tercih ederek spekülatif bir işlem yapmış olur. Burada yabancı yatırımcının beklentisi TL’de yaşanacak dış değer kaybının elde edeceği faizden düşük kalacağı beklentisidir. Yabancı yatırımcı parasını buraya yatırarak kur riskini üstlenme karşılığında faiz getirisinden yararlanmayı hedeflemiştir.

8 Haziran 2018 Cuma

Yapısal Reformlar El Kitabı

Yapısal Değişim ve Yapısal Reform
Yapısal reformlar dendiğinde iki farklı kavram ortaya çıkıyor: Yapısal değişim (structural change) ve yapısal reform (structural reform.) İkisi de bir yapısallık özelliği taşıdığı için birbirine benzer çağrışımlar yaratsa da aslında birbirinden oldukça farklı durumları tanımlıyorlar.

Yapısal değişim, bir ekonomide tarımdan sanayiye ve oradan da hizmetler sektörüne geçişi ifade eden ve genellikle kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu. Toplumlar geliştikçe, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretim ekonomideki ağırlığını kaybediyor ve onun yerine üretimin ağırlığı sanayiye ve hizmetlere kayıyor. Türkiye’de 1968 – 2016 arasında yaşanan yapısal değişimi (bazıları yapısal dönüşüm diye adlandırıyor) aşağıdaki tablo özetliyor.

7 Haziran 2018 Perşembe

Kısa Vadeler Üst Üste Eklenince Uzun Vade Olur

Ekonomide, finanstan ödünç alınmış olan orta vadeyi saymazsak, iki farklı vade vardır: Kısa vade, uzun vade. Kısa vade sabitliklerin yaygın olduğu, değişkenliğin az olduğu bir süredir. Örneğin ekonomide firma maliyetleri kısa vadede sabit maliyetler ve değişken maliyetlerden oluşur. Sabit maliyetler; fabrika arsasının kirası, kullanılan kredinin faiz gider, işçi ücretleri gibi giderlerdir. Bunlar kısa vadede değişmediği için sabit maliyetleri oluşturur. Değişken maliyetler ise üretimde kullanılan girdilerin maliyetleridir. Mesela hammadde bedelleri değişken maliyetlerin bir örneğidir. Uzun vadede sabit maliyet diye bir kavram kalmaz, bütün maliyetler değişken maliyet halini alır.  

6 Haziran 2018 Çarşamba

Merkez Bankası'nın Faiz Reaksiyonu

TL’nin Dış Değeri ve Merkez Bankası’nın İşlevi
TL’nin değer kaybı dış ve iç nedenlerle ortaya çıkıyor.

Dış nedenler dolar ya da Euro gibi iki önemli rezerv paranın çeşitli nedenlerle değer kazanması sonucu görülüyor. Bu konularda bizim yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Çünkü elimizde sınırlı miktarda döviz var ve o sınırlı dövizle dışımızdaki olayları dengelememiz mümkün değil. Bu durumda dış olayları veri olarak kabul etmemiz gerekiyor.

İç nedenler siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlere dayanıyor. Ve bunların hepsi risk artışı ya da risk düşüşüne yol açarak TL’nin dış değerini etkiliyor. Ülke riskindeki değişimi ölçmenin en kestirme yolu CDS primlerine bakmak. Kredi ölçüm kuruluşlarının kredi notları da bir gösterge olmakla birlikte CDS primi her gün, her an yeniden belirlendiği için çok daha güncel ve hassas bir ölçü.

2 Haziran 2018 Cumartesi

Japonya ve Negatif Faiz

Türk insanının ekonomik konulardaki kafa karışıklığı bugünlerde sık sık sorulan bir soruyla yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Soruyu kabaca şöyle formüle edebilirim sanıyorum: “Japonya’da faizler negatif, Japonya gelişmiş bir ülke olduğuna göre acaba Japonya’nın gelişmesi faizlerin sıfır ya da negatif olmasına mı bağlı?”  

Aşağıdaki tablo Japonya’nın bazı ilgili ekonomik göstergelerini özetliyor (kaynaklar: IMF, Dünya Ekonomik Görünümü veri tabanı ve BOJ, İstatistik veri tabanı.)

2000- 2009
2010
2010 - 2017
2017
GSYH (Milyar USD)
5.700
4.872
Kişi Başına Gelir (USD)
41.014
38.440
Büyüme (10 yıllık ortalama, %)
0,6
2,2
Enflasyon (10 yıllık ortalama, %)
-0,7
0,7
Kamu Kesimi Borç Stoku / GSYH (%)
207,9
236,4
Cari Denge / GSYH (%)
3,9
4,0
Japonya MB Faizi (10 yıllık ortalama, %)
0,3
0,3

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...