29 Mayıs 2020 Cuma

İlk Çeyrek Büyümesi ve Kamuoyunun Bakışı

GSYH Büyümesinin Kökenleri
Aşağıdaki tablo hangi sektörün büyümeye ne kadar katkı yaptığını gösteriyor (Kaynak: TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, I. Çeyrek: Ocak - Mart, 2020)

İlk Çeyrek Sonuçları (%)
2018
2019
2020
GSYH'de Payı
Tarım, ormancılık ve balıkçılık
8,1
2,6
3,0
2,8
Sanayi
7,7
-3,9
6,2
23,4
İnşaat
6,8
-9,3
-1,5
5,5
GHI Hizmetler
10,5
-3,4
3,4
23,5
Bilgi ve İletişim
6,2
0,2
10,7
2,5
Finans ve Sigorta Faaliyetleri
2,9
2,9
1,6
3,7
Gayrimenkul Faaliyetleri
3,8
1,6
2,4
7,2
Mesleki, idari ve destek hizmet Faal.
12,4
-11,8
1,9
4,9
Kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sos.
5,4
8,8
4,6
14,2
Diğer Hizmet Faaliyetleri
10,5
-2,4
12,1
2,5
Sektörler Toplamı
7,6
-1,8
4,0
90,1
Vergi - Sübvansiyon
5,9
-6,9
9,7
9,9
GSYH Büyümesi (Alıcı Fiyatlarla)
7,4
-2,3
4,5
100,0

Sektörlerin GSYH içindeki ağırlığı göz önüne alınınca yüzde 4,5’luk ilk çeyrek büyümesinde asıl etkinin sanayi, hizmetler ve kamu yönetiminden geldiği görülüyor. Sanayi üretiminin ilk çeyrekteki büyümesinin yüksek olduğu sanayi üretim endeksi verilerinden biliniyordu. Öte yandan geçen yılın ilk çeyrek büyümesinin eksi 2,3 olmasının baz etkisi yaratacağı da bekleniyordu.

Konuya bir de harcamalar açısından bakalım (Kaynak: TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, I. Çeyrek: Ocak - Mart, 2020)

İlk Çeyrek Sonuçları (%)
2018
2019
2020
GSYH'de Payı
Yerleşik hane halkının tüketimi
6,0
-5,1
5,1
56,9
Devletin nihai tüketim harcamaları
4,9
6,6
6,2
16,6
Gayrı safi sabit sermaye oluşumu
10,4
-12,4
-1,4
25,9
Stoktaki değişiklikler
0,0
0,0
0,0
4,8
Mal ve hizmet ihracatı
0,9
8,7
-1,0
29,5
Mal ve hizmet ithalatı
-15,3
29,3
-22,1
-33,6
GSYH Büyümesi
7,4
-2,3
4,5
100,1

Harcamalar açısından baktığımızda GSYH içinde en büyük paya sahip iki kalem olan yerleşik hane halkının tüketimi ve devletin nihai tüketim harcamaları kalemlerindeki yüksek büyüme oranları dikkati çekiyor. Buna karşılık iki önemli kalem; gayrı safi sabit sermaye oluşumu (yatırım harcamaları) ve ihracat geçen yılın ilk çeyreğine göre küçülmüş bulunuyor. Demek ki Türkiye, ilk çeyrekte yatırım ve ihracat açısından küçülürken tüketim harcamalarını artırmak yoluyla büyümüştür. Bir başka ifadeyle ilk çeyrek büyümesi tümüyle tüketim bazlı olmuş yatırım yapılmamış, ihracat geriye düşmüştür.

Kamuoyunun Büyüme Oranına Tepkisi
Yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme oranı açıklanmadan hemen önce twitter üzerinden basit bir anket yayınladım. Anket sorusu ilk çeyrek büyümesi artı mı, eksi mi (küçülme) yoksa sıfır mı gelecek şeklindeydi. Ankete oy veren 15.017 kişinin yüzde 45,9’u ilk çeyrek büyüme oranının eksi, yüzde 44,2’si artı ve yüzde 9,9’u da sıfır geleceği tahminde bulundu. Anket bittikten yaklaşık 10 dakika sonra TÜİK yılın ilk çeyrek büyüme oranını yüzde 4,5 olarak açıkladı. Bu veriye ilişkin değerlendirmemi yukarıda sundum. Sanayi üretim endeksi başta olmak üzere çeşitli makroekonomik göstergelere ve anketlere bakarak ilk çeyrek için yaptığım tahmin yüzde 5 dolayında bir büyüme tahminiydi. TÜİK açıklamadan önce anket sonuçlarıyla birlikte ben de bu tahminimi açıkladım.

Buradaki iki kritik mesele var: (1) Beni izleyenlerin çoğunluk olarak ekonomiyle bir şekilde ilgilenen kişiler olduğunu düşünürsek oy verenlerin yarıdan fazlasının sıfır ya da eksi büyüme beklemesini nasıl açıklarız? (2) Anketi görenlerin bir bölümü (hepsi oy vermiş olmasa da) konuyla ilgili yorumlarını twitter üzerinden attıkları mesajlarla kamuoyuyla paylaştılar. Anket öncesi yapılan yorumların çok büyük bir bölümü açıklanacak veriye güvenilmeyeceği şeklindeydi. Veri açıklandıktan sonra atılan twitlerden açıklanan orana güvensizliğin daha da armış olduğu görüldü.  

İlk meselenin yanıtının Covid – 19 pandemisinin ekonomide yarattığı olumsuz etkinin ne zaman başladığı konusuna ilişkin bir bağlantı kopukluğunda yattığını düşünüyorum. Ekonomideki çöküş mart ayının ikinci yarısından sonra başladığı halde bu etki insanların zihninde yılbaşına kadar geri gitmiş görünüyor. Ayrıca geçen yılın ilk çeyreğindeki yüzde 2,3’lük küçülme de göz ardı edildi sanırım. Oysa oradan ciddi bir pozitif baz etkisi geldi.  

İkinci meselenin yanıtı çok daha derin bir konu. Kamuoyu, kamu kesiminin açıkladığı verilere inancını yitirmiş görünüyor. Bunu uzun zamandır gözlemliyoruz. Enflasyon ve işsizlik oranları başta olmak üzere açıklanan bütün verilere karşı güvensizlik var. Bu o kadar ileri gitmiş durumdaki o verileri ele alıp analiz yaptığınızda size karşı da güven kaybı oluşuyor. Türkiye’nin bu sıkıntıyı aşması lazım. Kendi kamuoyumuzun, haklı ya da haksız, inanmadığı verilere yabancıların inanıp da burada yatırım yapmasını beklememiz saflık olur. TÜİK’in hükümetten tümüyle bağımsız bir yapıya kavuşturulması yapısal reformların önemli parçalarından birisi olacak gibi duruyor.

İkinci Çeyrekte Ne olur?
TÜİK’in her ay yayınladığı sanayi üretim endeksi, perakende satış hacmi gibi fiziksel veriler ve TÜİK ve Merkez Bankası’nın yine her ay yayınladığı beklenti anketlerine göre ilk çeyrekten sonra işler tersine dönmeye başlamış görünüyor. Bunlar arasında en çarpıcı veriler turizm verileri.
Aşağıdaki tablo ülkeye gelen yabancı turist sayılarını aylar itibarıyla karşılaştırmalı olarak gösteriyor (Kaynak: TC. Turizm ve Kültür Bakanlığı, Nisan 2020 Sınır Bülteni.)


Tablo, ülkeye gelen yabancı turist sayısında Mart ve Nisan ayında yaşanan büyük düşüşü gösteriyor. İlk iki ayda geçen yılın ilk iki ayından daha fazla yabancı turist gelmişken mart ayında sayı birden üçte iki oranında gerilemiş, nisan ayında ise düşüş yüzde 95’i bulmuş.

Şu ana kadar eldeki veriler bize ikinci çeyrekte ekonominin yüzde 10 dolayında bir küçülme yaşayacağını gösteriyor. Küçülmenin daha yüksek olmasını önleyecek tek şey geçen yılın ikinci çeyreğinde yaşanan yüzde 1,6 oranındaki küçülmenin yaratacağı olumlu baz etkisi olacak. 




28 Mayıs 2020 Perşembe

Korkak Yeni Dünya

Aldous Huxley'in ünlü romanı Cesur Yeni Dünya ilk kez 1932 yılında yayınlandı. Gelecekte ortaya çıkacağı varsayılan totaliter bir devlet modeli altındaki baskıcı bir yaşamı karakterize eden roman, George Orwell’in 1984’ü ve Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’iyle birlikte   distopya türünün en önemli örneklerinden birisi kabul ediliyor. Cesur Yeni Dünya'da insanlar test tüplerinde doğuyor ve uykularında hipnoz yöntemiyle eğitiliyorlar. Bilim ve teknolojinin kullanımıyla totaliter bir hükümet tarafından yönetilen toplumda bireysellik diye bir şey yok. Duyguların yerini ihtiyaçların aldığı toplumda insanlar birer makine gibi programlanıyor. Hastalık, endişe, hüzün ortadan kalktığı için ilk bakışta toplumsal huzur kusursuz olarak sağlanmış gibi görünüyor. Ne var ki duyguların, özgürlüklerin, bireyselliğin olmadığı bir dünya gerçekte çok kusurlu bir dünyadır. Bütün bunların var olduğu ama hastalıkların, endişelerin, hüznün olduğu dünya da kusursuz değil.

26 Mayıs 2020 Salı

Merkez Bankası'nın Altınları

Merkez Bankası’nın sahip olduğu ve zorunlu karşılık olarak sakladığı altınlar ve bunların nerede bulunduğu meselesi kamuoyunda son yıllarda çok ilgi çeken ve aynı zamanda birçok yalan yanlış safsatanın yayılmasına yol açan bir konudur.

Aşağıda Merkez Bankası’nın kendi altınları ve zorunlu karşılık olarak banka ve finansman şirketlerinden aldığı altınların miktarı (ton olarak) son üç yılda karşılaştırmalı olarak gösteriliyor. Tablonun son sütunu ise 2019 yılsonu itibarıyla bu altınların dolar cinsinden değerini sergiliyor (Kaynak: TCMB KPMG Bağımsız Denetim Raporları 2017, 2018 ve 2019, https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/tr/tcmb+tr/search+results?search-query=ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1z+denetim+raporlar%C4%B1)

15 Mayıs 2020 Cuma

ABD, Son Bağımsız Kaleyi de Düşürmek Üzere

Kapitalist sistemin temel kabullerinden birisi Adam Smith ve özellikle David Ricardo’dan beri ‘uluslararası ticaretin gelişmesi ve artmasının uluslararası refahı artıracağı’ öngörüsüdür. Bu genel kabule uygun bir uluslararası anlaşmalar ve organizasyonlar çerçevesi oluşturulması düşüncesi ilk kez II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru yaşama geçirildi ve 1944 yılında toplanan Bretton Woods konferansında üç uluslararası kuruluş gündeme geldi: IMF, Dünya Bankası ve Uluslararası Ticaret Örgütü (ITO.) Bunlardan IMF; ödemeler dengesi krizine giren ve o nedenle uluslararası ticaretten çekilen ülkeleri yeniden sisteme sokabilmek ve karşılıklı ithalat kısıntılarını önlemek için, Dünya Bankası; savaşta yıkılan Avrupa’yı onaracak destekleri sağlayarak Avrupa’nın uluslararası ticaretin dışında kalmasını önlemek amacıyla kuruldu. Avrupa toparlanıp da desteğe ihtiyacı kalmayınca Dünya Bankası bu kez gelişmekte olan ekonomilerin altyapı ve sektörel sorunlarına destek sağlayarak onların uluslararası ticarette daha fazla yer almasını sağlama amacına yöneldi. ITO ise özellikle ABD’nin çeşitli konulardaki karşı çıkışları nedeniyle ötekiler gibi organizasyonel bir yapıda kurulamadı, buna karşılık Ticaret ve Tarifeler Genel Antlaşması adı altında (GATT) bir uluslararası ticaret anlaşması imzalandı. Türkiye 1951 yılında GATT’a katıldı. 1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuruldu ve GATT’ın yerini aldı. Bugün Dünya Ticaret Örgütü’nün, küresel ticaretin yüzde 98’ini yürüten, toplam 164 üyesi bulunmaktadır. Türkiye DTÖ’ye 1995 yılında üye oldu.  

12 Mayıs 2020 Salı

Rubikon

Rubicon
Rubikon, bezik oyununda kullanılan bir sözcüktür. Bezik, 96 kâğıtla oynanan iki kişilik, kozlu bir oyundur. Oyunculardan birisi 3.000 sayısına ulaştığında oyunu kazanmış olur. Eğer bir oyuncu 3.000’e ulaşıp oyunu bitirdiğinde diğer oyuncu 1.500’ün altında kalmışsa buna Rubikon denir. Rubikon yapan oyuncu 2 kat puan alır.

Bezikte kullanılan Rubikon sözcüğü İtalya’nın kuzeyinde bulunan, 29 kilometre uzunluğunda Rubicon nehrinin adından gelir. Nehrin yatağı ve yapısı zaman içinde birkaç kez değiştiği için Rubicon nehrinin günümüzdeki Pisciatello nehri olduğu tahmin ediliyor. Roma Cumhuriyeti döneminde Rubicon nehri, kuzeyde bulunan Cisalpina Galya eyaleti ve İtalya’nın güneyi arasında sınır çizgisi olarak kabul edilirdi. Bu çizgi, Cumhuriyeti tehdit edebilecek askeri girişimleri engellemek amacıyla generallerin ordularıyla geçemeyeceği sınır olarak belirlenmişti. Savaştan dönen generaller bu sınıra gelmeden askerlerini evlerine yollar ve Roma’ya öyle giderlerdi. Julius Caesar, Galya’yı fethettikten sonra Roma’ya dönerken Roma Konsülü Pompei’nin kendisini yargılatıp sürgüne göndereceğini öğrendi. Roma’da yönetimi ele geçirmek amacıyla M.Ö. 49 yılında ordusuyla Rubicon nehrini geçerek yasağı çiğnedi ve Roma’ya yürüdü.

8 Mayıs 2020 Cuma

Washington Uzlaşısının 30 Yılı

Bugünün dünya ekonomik düzenine biçim veren neoliberal yaklaşımlar 1970’lerde ortaya çıkmaya başladı ve 1980’lerden itibaren yaygınlık kazandı. Sovyet sisteminin dağılmaya başlamasıyla birlikte bu yaklaşım, iktisatçı John Williamson tarafından, 1989 yılında Washington Uzlaşısı (Washington Consensus) adı altında 10 ilke altında toplandı ve bu ilkeler o tarihten sonra neoliberal yaklaşımın 10 Emiri haline geldi. Giderek bağımsızlıklarını yitiren ve ABD Hazine Bakanlığı’nın güdümü altına giren IMF ve Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelerle program kredisi ilişkisi kurduklarında bu çerçeveyi dayattı.  

5 Mayıs 2020 Salı

Swap Hariç Rezervler Ekside

Eldeki son verilere göre (24 Nisan 2020) Merkez Bankasındaki (TCMB) brüt rezerv miktarı 52,7 milyar dolar (TCMB’deki brüt döviz rezervlerinin miktarını bankanın sitesinde yer alan Para ve Banka İstatistikleri tablosundan çıkarıyoruz. Ek 1.)

Net rezerv miktarına ulaşabilmek için TCMB'nin analitik bilançosunda (aşağıda ek 2’de) yer alan kalemlerden giderek bir hesaplama yapmamız gerekiyor. Bu hesaplamayı yapmamız için kullanacağımız denklem şöyle:

Net Rezerv = (Dış Varlıklar – Toplam Döviz Yükümlülükleri) / USD TL kuru
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...