Gelir Artışını Niçin Hissetmiyoruz?
Türkiye ekonomisine ilişkin en dikkat çekici tartışmalardan biri, açıklanan büyüme oranları ile vatandaşın günlük yaşamında hissettiği ekonomik koşullar arasındaki farktır. Millî gelir artıyor, ekonomik faaliyetler genişliyor ve kişi başına düşen GSYH yükseliyor. Buna karşılık birçok kişi, gelirinin temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha yetersiz kaldığını düşünüyor.
Bu durum ilk bakışta bir çelişki
gibi görünebilir. Ancak ekonomik büyüme ile toplumsal refah artışı aynı şey
değildir. Üretimin ne kadar arttığı, fiyatların nasıl değiştiği, döviz kurunun
seyri ve yaratılan gelirin toplum içinde nasıl dağıldığı, büyümenin günlük
yaşama ne ölçüde yansıdığını belirler.
Nominal büyüme ile reel büyüme arasındaki fark
TÜİK'in 2025 yılı yıllık GSYH
verilerine göre Türkiye ekonomisi cari fiyatlarla yüzde 41,6 büyürken reel
büyüme yüzde 3,7 olarak gerçekleşti. Bu fark, ekonominin parasal büyüklüğündeki
artış ile üretilen mal ve hizmet miktarındaki artışın aynı olmadığını
gösteriyor. (Kaynak: TÜİK, Yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, 2025.)
Nominal GSYH, bir ekonomide
üretilen nihai mal ve hizmetlerin cari fiyatlarla toplam değerini ölçer.
Dolayısıyla hem üretim artışından hem de fiyat değişimlerinden etkilenir. Reel
GSYH ise fiyat değişimlerinin etkisini arındırarak üretim hacmindeki değişimi
gösterir.
Örneğin bir işletme aynı miktarda
ürün satmasına rağmen fiyatlarını artırdığında cirosu yükselir. Ancak bu artış,
daha fazla üretim yaptığı anlamına gelmez. Benzer biçimde nominal millî gelir
yükselirken vatandaşın satın alma gücü gerileyebilir.
Bu nedenle ekonomik büyümeyi
değerlendirirken yalnızca parasal büyüklüklerdeki artışa değil, reel üretimin
ne ölçüde genişlediğine de bakmak gerekir.
Hizmet sektörü büyürken ne değişiyor?
Ticaret, ulaştırma, konaklama,
finans ve dijital hizmetler Türkiye ekonomisinde önemli bir yer tutuyor. Yemek
siparişi platformları, kurye ağları ve profesyonel temizlik hizmetleri gibi iş
modelleri, gündelik faaliyetlerin giderek daha fazla piyasa içinde sunulmasına
örnek oluşturuyor.
Bu dönüşüm, daha önce
hanehalkları tarafından ücretsiz gerçekleştirilen bazı faaliyetlerin ücretli
hizmetlere dönüşmesiyle ölçülen ekonomik üretimi artırabilir. Bununla birlikte
ev içi emeğin ekonomik ve toplumsal değeri, GSYH hesaplamalarında doğrudan
ölçülüp ölçülmemesinden bağımsızdır.
Hizmet sektöründeki büyümenin bir
bölümü de fiyat artışlarından kaynaklanabilir. Bir restoranın yemek fiyatını
veya bir otelin oda ücretini artırması, aynı miktarda hizmet sunulsa bile
nominal gelirini yükseltebilir. Ancak maliyetlerdeki artış da dikkate
alınmalıdır; fiyat artışı tek başına aynı oranda katma değer artışı anlamına
gelmez.
Dolayısıyla asıl soru,
hizmetlerin yalnızca daha pahalı hâle gelip gelmediği değil, ne ölçüde daha
fazla ve daha verimli üretildiğidir. Bu ayrımın yapılabilmesi için sektörlerin
reel katma değer verilerinin incelenmesi gerekir.
Enflasyon: Gelir artarken satın alma gücü neden düşebilir?
Vatandaşın ekonomik büyümeyi
hissetmesini zorlaştıran başlıca etkenlerden biri yüksek enflasyondur. Ücretler
ve emekli aylıkları nominal olarak artsa bile temel ihtiyaçların maliyeti daha
hızlı yükseliyorsa reel gelir gerileyebilir.
Örneğin aylık geliri yüzde 30
artan bir kişinin tüketim sepetinin maliyeti yüzde 50 yükselirse, aynı sepeti
satın alma gücü yaklaşık yüzde 13,3 azalır. Kişi daha fazla para kazanmasına
rağmen aynı miktarda mal ve hizmeti satın almakta zorlanır.
Üstelik enflasyon herkesi aynı
ölçüde etkilemez. Gelirinin büyük bölümünü kira, gıda, enerji ve ulaşıma ayıran
bir hanenin yaşadığı hayat pahalılığı, harcama yapısı farklı olan bir haneden
daha ağır olabilir. Bu nedenle ortalama enflasyon oranı, her vatandaşın kişisel
olarak yaşadığı fiyat artışını tam olarak yansıtmayabilir.
Sonuçta işletmelerin ciroları ve
nominal millî gelir yükselirken hanehalklarının reel gelirleri aynı ölçüde
artmayabilir. Büyümenin günlük yaşamdaki karşılığını belirleyen temel unsur,
gelirin satın alma gücüdür.
Döviz kuru ve dolar cinsinden millî gelir
Türkiye ekonomisinin büyümesini
değerlendirirken döviz kurunun etkisini de göz önünde bulundurmak gerekir. Türk
lirası cinsinden nominal GSYH yükselirken dolar/TL kuru daha yavaş artarsa,
dolar cinsinden hesaplanan millî gelir de artabilir.
Örneğin nominal GSYH'nin TL
cinsinden yüzde 40, dolar kurunun yüzde 20 yükseldiği bir durumda dolar
cinsinden GSYH yaklaşık yüzde 16,7 artar.
Ancak bu artış, reel üretimin
veya vatandaşın satın alma gücünün aynı oranda yükseldiği anlamına gelmez.
Dolar cinsinden GSYH, millî gelirin başka bir para birimiyle ifade edilen
değeridir; üretim hacmini ve gelir dağılımını tek başına göstermez.
Türkiye'deki enflasyonun ticaret
ortaklarındaki enflasyondan daha yüksek olduğu ve nominal kur artışının bu
farkı telafi etmediği dönemlerde Türk lirası reel olarak değer kazanabilir. Bu
durum dolar bazlı ekonomik büyüklükleri etkileyebilir; ancak kira, gıda, eğitim
ve diğer temel harcamaların vatandaş açısından ne kadar erişilebilir olduğunu
tek başına açıklamaz.
Büyüme kimin refahına dönüşüyor?
GSYH, ekonomide üretilen toplam
katma değeri ölçer; bu değerin toplum içinde nasıl dağıldığını göstermez.
Ekonomik büyüme yaşanırken ücretler fiyatların gerisinde kalabilir, şirket
kârları daha hızlı artabilir veya gelir artışları belirli kesimlerde
yoğunlaşabilir.
Benzer şekilde kişi başına düşen
GSYH, toplam ekonomik üretimin nüfusa bölünmesiyle elde edilen ortalama bir
göstergedir. Her vatandaşın bu ortalamaya karşılık gelen bir gelir elde ettiği
veya yaşam standardının aynı ölçüde yükseldiği anlamına gelmez.
Bu nedenle büyümenin toplumsal etkisini anlamak için reel ücretlerin, medyan gelirin, gelir dağılımının, hanehalkı tüketim harcamalarının ve verimlilik artışının da incelenmesi gerekir. Özellikle ücretler temel yaşam maliyetlerinin gerisinde kalıyorsa, ekonomi büyürken vatandaşın ekonomik güvenliği zayıflayabilir.
Sonuç: Önemli olan yalnızca ne kadar büyüdüğümüz değil
Türkiye ekonomisinde GSYH'nin
yükselmesi ile vatandaşın refah artışını yeterince hissedememesi birbiriyle
çelişmek zorunda değildir. Nominal büyüme, reel üretim artışı ve satın alma
gücündeki iyileşme birbirinden farklı göstergelerdir.
Enflasyon gelirlerin satın alma
gücünü aşındırabilir, döviz kuru dolar cinsinden millî geliri etkileyebilir ve
gelir dağılımındaki eşitsizlik büyümenin toplumun farklı kesimlerine farklı
ölçülerde yansımasına neden olabilir.
Bir ekonominin başarısı bu
nedenle yalnızca GSYH'nin ne kadar arttığıyla değil, yaratılan değerin ne
ölçüde reel gelir artışına, ekonomik güvenliğe ve daha yüksek bir yaşam
standardına dönüştüğüyle değerlendirilmelidir. Asıl mesele, ekonominin büyüyüp
büyümediğinin yanı sıra bu büyümenin vatandaşın hayatında nasıl bir karşılık
bulduğudur.
Yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
Silhocam usdtry'yi ne zaman salacaklar? yani artis hizini artiracaklar? bisey aciklandi mi? belki siz bisey duymussunuzur pozisyonunuz geregi
YanıtlaSilBenim pozisyonum diye bir şey yok sizden farklı bir konumda değilim. Mehmet Şimşek'in açıkladığı iddia edilen yavaş yavaş kuru bırakacağız ifadesinin doğru olmadığına ilişkin o toplantıda bulunanların yorumları var. Dolayısıyla böyle bir şey olmayabilir. Kurun yükselmesi GSYH'yi ve kişi başına geliri bugünkü illüzyona dayalı yüksek görünümden düşüreceği için seçim öncesinde bu işi yapmayacaklarını tahin ediyorum. Ama tabii her geçen gün bu daha da zorlaşıyor.
Sil