21 Ekim 2017 Cumartesi

Karışık İşler Bunlar

1. Varlık Fonu İki Kelimden Oluşur: Varlık ve Fon
Varlık Fonu iki kelimeden oluşur: Varlık ve Fon. Bir varlık fonu kurulabilmesi için ya bir varlık veya bir fon ya da ikisi birden olması gerekir. Bu karışık görünen açıklamayı basitleştireyim: Bir varlık fonu oluşturabilmek için ekonomi, ya cari fazla ya da bütçe fazlası veriyor olmalıdır. Mesela Norveç gibi ya da körfez ülkeleri gibi petrol üreticisi olan ülkeler petrolü ucuza mal edip karlı sattıkları için cari fazla ve bütçe fazlası elde ederler. Bu gibi fazlası olan ülkeler o fazlaların hepsini elde ettikleri dönemde harcamayıp çocuklarına, torunların miras bırakmayı tercih ederse o fazlaları bir fonda toplayıp biriktirirler. O fonu, iyi faiz veren veya getiri sağlayan tahvillere, bonolara, projelere ödünç olarak verir ve fonun varlığını ayrıca bu yolla da artırmaya çalışırlar. Böylece varlık fonunun varlığı artar ve ülke, gelecek kuşaklara bir miras bırakma şansına kavuşur.

Her ülkenin petrol veya benzeri doğal zenginliği olmadığı için bazı ülkeler bırakın fazla vermeyi açık verirler ve o açıkları çocuklarının, torunlarının ileride elde edecekleri gelirlerden, servetlerden borçlanarak kapatırlar. Bu ülkelerin gelecek kuşaklar için yapabileceği en doğru iş bu borçlanmayı gelecekte açık vermeyecek yatırımlara yönlendirmektir. Eğer bu borçlanmayla teknolojiyi geliştirecek, cari açığı düşürecek yatırımlar yapılırsa borçlanmak zorunda olan ülkeler ileride bu zorunluluktan kurtulabilirler ya da en azından bu zorunluluğu daha düşük düzeylere indirebilirler. 

19 Ekim 2017 Perşembe

Son 15 Yılda İki Kez Kaçırdığımız Tren

Son 15 yılda tren bizim beklediğimiz istasyona iki kez geldi. İlkinde 2001 krizinin yaralarını sarmış, bütçe açığı, kamu borç yükü ve bankacılık gibi üç alanda önemli reformlar yaparak 2005 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlamıştık. Bu olumlu ivme ile enflasyon düşmeye, faizler gerilemeye, büyüme hızı artmaya, risk primi gerilemeye başlamıştı. O zamana kadar gelen yabancı sermaye miktarından fazlası bir yıl içinde gelmeye başlamış, AB üyeliğine 2010 yılında mı 2011 yılında mı gireceğimiz konusunda iddialara girilir olmuştu. Yapmamız gereken tek şey eğitim, hukuk, vergi, dış açığı dengeleyecek yatırımların teşviki gibi alanlarda tıpkı bütçe, kamu borç yükü ve bankacılık alanında yaptığımız reformların benzerlerini yaparak yapısal reformları tamamlamaktı. Bunları gerçekleştirecek adımları atabilsek istasyona gelen trene binebilecektik. Ne var ki tren bizim beklediğimiz istasyona geldiğinde biz iç salonda uyuyorduk. Tren gitti.

16 Ekim 2017 Pazartesi

İşsizliği Artıran Büyüme?

TÜİK’in açıkladığı Temmuz ayı işgücü istatistikleri işsizlikte artış olduğunu ortaya koydu. 2017 Haziran ayında yüzde 10,2 olan işsizlik oranı Temmuz ayında ciddi bir artışla yüzde 10,7’ye yükseldi.

İstihdam anketinin uygulandığı gün ve önceki hafta içinde kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte çalışmamış kişilerden son 4 hafta içinde iş arama kanallarını kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda bulunan 15 ve daha yukarı yaştaki kişiler işsiz sayılıyor. İşsiz sayısının toplam işgücüne bölünmesiyle işsizlik oranı bulunuyor. Buna literatürde resmi işsizlik oranı deniyor.

15 Ekim 2017 Pazar

TL Değer Kazanıp Kaybettiğinde İhracatçının Kazancı Nasıl Değişir?

Sanayi ürünleri ihracatının içinde belirli miktarda ithal girdi bulunuyor. Hiçbir sanayici bütün girdileri yerli malı olan sanayi ürünü üretmez. Çünkü bir takım girdiler başka ülkelerde daha ucuza üretilir. Bununla birlikte bir ülkenin ihracata konu olarak ürettiği sanayi ürünü içinde yerli girdi payı ne kadar yüksekse kurdan etkilenmesi o kadar az olur.

İhracata konu olan bir sanayi ürünü kabaca şöyle bir bileşimle üretiliyor:

Sanayi ürünü imalatı = Yerli girdiler + İthal girdiler + İşgücü + Sermaye[1]  

Bu denklemde genellikle yabancı parayla ifade edilebilecek iki faktör bulunuyor: (1) İthal girdiler, (2) Sermaye (dış kredi kullanımı.) Her ne kadar yerli girdilerin içinde de bir miktar ithal girdi olabilirse veya işgücünün bir bölümü de dışarıdan alınmış olabilirse de bu tür durumları istisnai kabul ederek dışarıda bırakıyoruz. Bu denklemde yerli girdiler ve işgücü de enflasyondan etkilenir.

12 Ekim 2017 Perşembe

Borç Yükü Tavan Yaptı

Küresel kriz küresel bir borç artışı yarattı. Bütün dünyada borçlarda artış oldu. Aşağıda gelişmiş ülkelerden seçilmiş olanlar ve gelişmekte olan ülkelerden seçilmiş olanlarda 2006 ile 2016 arasında ortaya çıkan borç yükü (borç stoku / GSYH, %) artışını gösteren iki tablo sunuyorum (her iki tablo için de kaynak: IMF, Fiscal Monitor, October, 2017.)

11 Ekim 2017 Çarşamba

Varlık Fonu Böyle Bir Şey Değil

Varlık Fonu yetkililerinin “fon bünyesindeki varlıklara ilişkin kapsamlı bir çalışma yapıldığı ve atıl arsalar ve uzun vadeli alacakların nakde çevrileceği ve bu yolla sağlanacak kaynakların Türkiye’nin nitelikli yatırımlarına sıfır faizli finansman imkânı olarak sunulacağı” şeklindeki açıklamaları gündemde yer aldı. 

Ulusal Varlık Fonları, çeşitli finansal varlıklara yatırım yaparak gelirini artırmayı hedefleyen, devletin sahipliği ve yönetimi altında çalışan fonlardır. Bu fonun geliri genellikle bütçe fazlalarından oluşur. Bir ülke eğer bütçe fazlası veriyorsa bu fazlayı 4 şekilde kullanabilir: (1) Harcamalarını artırır. (2) Mevcut vergi yükünü düşürür. (3) Borçlarını erken ödemeye tabi tutabilir. (4) Bir varlık fonu kurarak bütçe fazlalarını buraya aktarır ve bu fonla ulusal ya da yabancı bazı finansal varlıkları satın alıp gelirlerini artırmaya çalışarak gelecek kuşaklara refahı aktarma yoluna gidebilir. Bu tür fon yönetimlerinde temel hareket noktası varlıkları risk ve getiri dengesini gözeterek kazanç amaçlı kullanmaktır. Bu işlemleri, bütçe kısıtlamaları ve parlamentonun sıkı denetimi altında yürütmek kolay değildir. Varlık fonu kuruluşunun bir nedeni de bu kısıtlamalardan kurtulmaktır.

10 Ekim 2017 Salı

IMF Tahminleriyle OVP Tahminlerinin Karşılaştırmalı Değerlendirmesi

Genellikle önce IMF, Dünyanın Ekonomik Görünümü Raporunu yayınlar, o raporda (IMF WEO) üye ülkelere ve o arada Türkiye’ye ilişkin tahminlerini açıklar, Orta Vadeli Program (OVP) ondan sonra açıklanırdı. Bu yıl tersi oldu ve önce OVP açıklandı. IMF de tahminlerini açıkladığına göre bu tahminleri karşılaştırmalı olarak değerlendirebiliriz. IMF tahminleriyle OVP tahminlerini bir arada gösteren tabloyu yazının altındaki ekte dikkatinize sunuyorum. Peş peşe şokların yaşandığı, her gün göstergelerin değiştiği ve dolayısıyla tahminlerin revize edilmek zorunda kalındığı bugünkü ortamda 2018’den ötesine ilişkin tahminler pek anlam taşımayacağı için tabloya ve değerlendirmelere yalnızca bu iki yılı alıyorum.

8 Ekim 2017 Pazar

Mali Kural ve Çıpa

Kamu maliyesi açısından izlenecek politika iki türlü olabilir: Esnek politika ya da kurala bağlı politika. Esnek politika, maliye politikasının anayasa ve yasalarda çizili kurallar içinde yürütülmesi koşuluyla esnek biçimde yürütülmesi olarak tanımlanabilir. Kurala bağlı maliye politikası ise kamu kesiminin gelir, gider, borçlanma ve finansal yükümlülük altına girme konularında orta ve uzun dönemde izleyeceği politikaların esneklik limitlerinin belirli kurallara bağlanması olarak tanımlanabilir. Kurallara bağlı maliye politikası söz konusu olduğunda uygulanacak maliye politikasının esneklik limitlerini belirleyen kurallara mali kural adı veriliyor.

Örneğin bütçe açığı başlangıçta bütçe kanunu ile öngörülen açık miktarını aşmışsa ve artan bütçe açığını finanse edebilmek için hükümet borçlanmaya devam ediyorsa bu esnek maliye politikasının örneğidir. Yasalarda bütçe açığında artış ortaya çıksa bile bu açığa karşı yapılacak borçlanmanın artırılamayacağı öngörülmüşse o zaman kurallara bağlı maliye politikası söz konusu demektir. Bu örnekteki mali kural ise borçlanmaya konulmuş olan limittir. Bu tür limitler borçlanma üzerine konulabileceği gibi giderlerin tümü veya belirli giderler üzerine de konulabilir. Gelirler için taban düzeyleri saptanabilir. Örneğin faiz dışı fazlanın belirli bir oranda hedeflenmesi mali kural uygulamasına benzer bir görünüm sergilese de ortada bir mali kural olabilmesi için devamlılık göstermesi, yani yasalara yazılması gerekir. 

6 Ekim 2017 Cuma

Kitaplar ve Dergiler

Ahmet Mumcu, Osmanlı Devletinde Siyaseten Katl, 4. Baskı, Phoenix Yayınları, 2017
Siyaseten katl yani siyasetin öngördüğünü yapabilmek için idam uygulaması eskiden beri var olan bir uygulamadır. Osmanlı Devletinde siyaseten katlin bir gelenek halini alması Fatih Sultan Mehmet’in Başveziri konumundaki Çandarlı Halil Paşa’yı idam ettirmesiyle başlamış ve artarak devam etmiştir. Fatih, ayrıca siyaseten katli kardeşin kardeşi öldürtmesine kadar getirmiştir. Fatih Kanunnamesinde yer alan “Ve her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alem içün katl etmek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz itmiştir. Anında amil olalar.”  hükmü bu işi yasalaştırmıştır. Ahmet Mumcu bu çok önemli eserinde bu konuyu tarihsel perspektifi, geleneksel ve hukuki yönleriyle ele alıp derinlemesine inceliyor. Ben bu eseri sanırım 1980’lerde ilk kez okudum. Sonra kitabı birisine verdim ama kime verdiğimi hatırlayamadığım için kitabı geri de alamadım. Şimdi yeni baskısını görünce tekrar alıp tekrar okudum. İyi ki de kitabı geri almamışım, bu vesileyle tekrar okumak fırsatı buldum. Osmanlı’nın farklı bir yönünü tanımak ve anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap.

4 Ekim 2017 Çarşamba

Torba Yasa Faciası

Roma hukukunun önemli yasalarından birisi olan Lex Caecilia Didia M.Ö. 98 yılında Roma’da Caecellius Metellus Nepos ve Titus Didius adlarındaki iki konsül tarafından yürürlüğe sokulmuş. Yasa iki maddeden oluşuyor. İlk madde bir yasanın duyurulması ve oylanması için gerekli en az süreyi belirliyor. İkinci madde ise; “İnsanlar tek bir karmaşık yasada toplanmış farklı konular hakkında bir sonuca varmaya zorlanamazlar” hükmünü taşıyor. Yani yasanın ikinci maddesi, farklı konuların tek bir yasada toplanmasının doğru olmadığını, bunların ayrı yasalarla çıkarılması gerektiğini kurala bağlıyor. Böylelikle insanlar tek bir yasada toplanmış farklı konulardan beğendiğini kaybetmemek için beğenmediğini de kabul etmeye zorlanmamış oluyor.

2 Ekim 2017 Pazartesi

Enflasyon Hızları ve Ülke Kategorileri

Tanımlar
Özellikle küresel krizden sonra enflasyon sınıflandırmalarını özellikle de hızlarına göre enflasyon çeşitlerini yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Şimdiye kadar yapılan sınıflandırmalar 3 ya da 4 kategoriyi kapsıyordu: Sürünen enflasyon, ılımlı enflasyon, yüksek enflasyon ve hiper enflasyon. Bu konuda benim önerim altı gruplu bir sınıflandırma yapılması şeklidedir. Sürünen enflasyon, düşük enflasyon, orta enflasyon, yüksek enflasyon, çok yüksek enflasyon, hiper enflasyon. Burada sunduğum kategorilerdeki oranlar da benim önerilerimdir.

Sürünen enflasyon; yüzde 0,1 – 1,0 arasında bir enflasyon oranını işaret eder. Bu enflasyon türünde ileriye ilişkin olarak enflasyon beklentileri hiçbir biçimde oluşmaz. Böyle bir enflasyon oranının ekonomiyi canlı tutmak açısından yararlı olduğu öne sürülür.

30 Eylül 2017 Cumartesi

Bütçe Finansmanında Tuhaflıklar

Bütçe dengesi konu olduğunda karşımıza iki tür denge çıkar: (1) Bütçe dengesi, (2) Nakit dengesi. Bütçe dengesi bütçe gelirlerinden bütçe giderleri düşülerek bulunur. Gelirler giderlerden küçükse bütçe açığı ortaya çıkar. Bütçe dengesinde bütçe gelirleri tahsilat esasına yani kasaya giren para esas alınarak, bütçe giderleri ise tahakkuk esasına yani ödeme yapılmamış olsa bile gider kararına göre yazılır. Bütçe dengesinden henüz ödenemediği için emanete alınan paralar ile avans olarak ödendiği halde henüz bütçeye gider yazılmamış olan paraların düşülmesi (eklenmesi) ile nakit dengesine ulaşılır. Uzun dönemde bu iki denge birbirine eşitlense de anlık ölçümlerde farklı çıkabilir. Hazine’yi ilgilendiren nakit dengesidir. Çünkü finanse etmesi gereken miktar nakit gelir – gider farkıdır.

28 Eylül 2017 Perşembe

Vergilere Neler Oluyor?

Buraya Nasıl Geldik?
Son 2 yıla gelinceye kadar para politikasının bazen gevşek bazen sıkı uygulamalarına karşılık maliye politikası, mali disipline uygun şekilde yürütülüyordu. Bazı yıllarda sorunlar bir seferlik gelirlerle çözülse bile maliye politikasının fazlaca eleştirilecek bir yanı yoktu. Bu görünüm 2015 yılının Kasım ayında Rus uçağının düşürülmesiyle birlikte bozulmaya başladı. 2016 yılının Temmuz ayında yaşanan darbe girişiminin ekonomik faaliyetlerde yarattığı daralma ekonomide sıkıntıları doruğa çıkardı. Ardından referandum gündeme geldi. Bu kez kamu harcamaları önceki seçimlerle kıyaslanmayacak hızla artmaya başladı.  

2016 yılı Ekim ayında hazırlanan ‘Orta Vadeli Program 2017 – 2019’daki tahminlerle yeni açıklanan ‘Orta Vadeli Program 2018 – 2020’deki 2017 gerçekleşme tahminlerini aşağıdaki tabloda karşılaştırmalı olarak sunuyorum.

2017 Tahmin
2017 Gerçekleşme Tahmini
Fark (%)
Giderler
645,1
673,7
4,4
   Faiz Dışı Giderler
587,6
616,2
4,9
   Faiz Giderleri
57,5
57,5
0,0
Gelirler
598,3
612,0
2,3
   Vergi Gelirleri
511,1
520,5
1,8
   Diğer Gelirler
87,2
91,6
5,0
Bütçe Dengesi
-46,9
-61,7
31,6
Faiz Dışı Denge
10,6
-4,2
-139,6

Tablo bize 2017 yılına ilişkin bütçe tahmin sapmalarını gösteriyor. Bütçe açığı yüzde 32’ye yakın sapma göstermiş görünüyor. En ciddi sorun, yıllardır sürekli fazla veren faiz dışı dengenin ilk kez 2017 yılında açık verecek olmasıdır.

27 Eylül 2017 Çarşamba

Orta Vadeli Programın Eleştirisi

2018 – 2020 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. OVP’de yer alan 2016 yılı için kesin, 2017 yılı için gerçekleşme tahmini ve 2018 – 2020 yılları için program tahmini olan bu verileri ekte bir tablo halinde sunuyorum. Açıklanan sayısal verileri içsel tutarsızlıkları ve genel çelişkileri itibariyle ele alıp değerlendirelim.  

Büyüme Oranı: GSYH büyümesi 2017 yılı dâhil olmak üzere 4 yıl için yüzde 5,5 olarak tahmin edilmiş bulunuyor. Bütün yılların yüzde 5,5 olarak tahmin edilmesi bende önce büyüme oranının esas alındığı ve sonra diğer tahminlerin bu büyüme oranlarına göre ayarlandığı izlenimi yarattı. Yani diğer verilere dayalı olarak büyüme oranı hesaplanacak yerde sanki önce büyüme oranı ne olsun sorusu sorulmuş sonra bunun her yıl için yüzde 5,5 olması benimsenmiş ve diğer tahminler buna uydurulmuş gibi duruyor. Aksi takdirde yani büyüme oranının bir kalıntı (residual) olarak hesaplanması söz konusu olsaydı herhalde 4 yılın büyüme oranı milimetrik olarak aynı çıkmazdı diye düşünüyorum.

Fed’in bilanço küçültme operasyonun artarak devam edeceği ve faiz artışları yapacağı dikkate alınırsa dış finansman kaynağı bulmakta zorlanacak olan Türkiye ekonomisinin 4 yıl üst üste yüzde 5,5 gibi potansiyelinin üzerinde bir oranda büyümeyi sürdürmesi gerçekçi görünmüyor.

26 Eylül 2017 Salı

Dışsal Artı Ekonomiden Dışsal Eksi Ekonomiye

Artısı ve eksisiyle dışsal ekonomiler
Bir ekonomik birimin bazı faaliyetleri sonucunda bir başka ekonomik birime, herhangi bir karşılık söz konusu olmaksızın ekonomik bir fayda sağlaması ya da maliyet yüklemesine dışsal ekonomik etki deniyor. Tanımdan görüleceği gibi dışsal ekonomik etki iki şekilde ortaya çıkabilir. Eğer bu tür bir faaliyet, başka ekonomik birimlere yararlı etkiler yaratmışsa dışsal artı ekonomi, tersine bu faaliyet başka ekonomik birimlere zarar getirmişse dışsal eksi ekonomi olarak adlandırılıyor. Fabrikasının yakınından otoyol geçmesi halinde ürettiği malı pazara çok daha kolay ve düşük maliyetle nakledebilecek duruma gelen şirketin maliyetlerindeki düşüş dışsal artı ekonominin örneğidir. Bir fabrikanın nehre bıraktığı atıklar o nehrin suyunu tarlalarını sulamada kullanan komşu çiftliğin daha pahalı olan şebeke suyunu kullanmak zorunda kalması sonucunu yaratmışsa buradaki maliyet artışı da dışsal eksi ekonominin örneğidir.  

Fabrikanın atıklarıyla nehri kirleterek komşu çiftliğin bedelsiz nehir suyu yerine bedelli şebeke suyu kullanmasına yol açmasının dışsal eksi ekonomi olarak tanımlanmasında tartışma yok. Buna karşılık aynı fabrikanın bir süre sonra arıtma tesisi kurup da atıkları arıtarak nehre vermesi halinde komşu çiftliğin yeniden nehir suyunu bedelsiz kullanmaya başlaması dışsal artı ekonomi olarak kabul edilir mi? Eski durumun yeniden oluşturulması eğer bir kaybın devam etmemesine yol açıyorsa dışsal artı ekonomi olarak kabul edilebilir. Tersi de söz konusu olabilir. Yani arıtma tesisinin bozulması ve tamir ettirilmemesi halinde nehir suyunun yeniden kullanılamaz hale gelmesi de dışsal eksi ekonomiye dönüş olarak kabul edilmelidir. Aşağıda parasal genişleme ve sıkılaştırma sürecini dışsal artı ve dışsal eksi ekonomi çerçevesinde ele alırken bu kabullerle hareket edeceğim.   

25 Eylül 2017 Pazartesi

Türkiye'de Dışlama ve Yer Açma Etkisi

Teorik açıklama
Kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasına sunulan kaynaklara aşırı biçimde talepte bulunmak suretiyle özel kesimin bu kaynaklardan yeterince yararlanmasına engel olmasına ‘dışlama etkisi’ (İngilizcesi crowding out effect) deniyor. Kamu kesimi yarattığı bu aşırı taleple özel kesimin kendisiyle rekabet etmesini önlemiş, özel kesimi piyasadan dışarı itmiş oluyor. Kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasında aşırı talepte bulunması halinde bile borç verenlerce özel kesime tercih etmelerinin başlıca 2 nedeni var: (1) Kamu kesiminin riski daha düşük olduğu için, ya da bu yolda bir genel kabul olduğu için, borç verenler kamu kesimine borç vermeyi daha fazla tercih ediyor. (2) Kamu kesimi faizin düzeyini yani borçlanmanın maliyetini özel kesim kadar önemsemiyor. Dolayısıyla alacağı borç için daha yüksek faiz önerebiliyor. 

Kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasına sunulan kaynaklara olan talebini azaltması sonucu özel kesimin bu kaynaklardan daha fazla yararlanabilir hale gelmesine ‘yer açma’ (İngilizcesi crowding in effect) deniyor.[1] Kamu kesiminin bütçe açıklarını denetim altına alması sonucu olarak borçlanmaya daha az ihtiyaç duyması söz konusu oluyor. Böylece kamu kesimi borçlanma talebini düşürdükçe faizler de düşüyor ve özel kesim yatırım amaçlı olarak daha düşük maliyetle daha fazla borçlanma olanağı bulabiliyor.

22 Eylül 2017 Cuma

Niceliksel Genişlemeden Niceliksel Sıkılaştırmaya

Küresel kriz çıktıktan sonra uygulamaya sokulan ekonomik önlemler, geçmişte yaşanan benzer olaylarda geliştirilen ekonomik önlemlere ilk bakışta benzese de bazı farklar taşıyordu. Mesela 1929 Büyük Depresyonu’nda uygulamaya sokulan ekonomi politikası, tıpkı küresel krizde uygulamaya sokulan ekonomi politikası gibi genişlemeci bir politikaydı. İkisi de sonuçta piyasadaki para miktarını (likiditeyi) artırarak ekonomiyi canlandırmayı hedef alıyordu. Ne var ki ikisi arasında ciddi bir fark var: 1929’da uygulanan genişlemeci ekonomi politikası maliye politikasına dayanıyor, kamu harcamalarının artırılıp, vergilerin düşürülmesini esas alıyordu. Oysa küresel krizde uygulanan ekonomi politikası parasal politikayı esas alıyor ve piyasadan tahvil alıp karşılığında borçlu kurumlar (Hazine ve mortgage kuruluşları) adına erken ödeme yapılmasına dayanıyor.

Küresel krizde ilk kez ABD Merkez Bankası Fed’in uygulamaya başladığı piyasadan vadesi gelmemiş tahvilleri alıp karşılığında para verme ve dolayısıyla likiditeyi bollaştırma uygulaması, İngiltere Merkez Bankası başta olmak üzere, Avrupa Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası tarafından da yaşama geçirildi. Böylece dünyanın en büyük ekonomileri, adına ‘niceliksel genişleme’ (quantitative easing) denilen para politikası uygulamasına giriştiler. Bu uygulamanın para basma olarak adlandırılan uygulamadan büyük bir farkı yok.

Fed, ABD ekonomisinde beklenen toparlanmanın başladığı kanısına vardığı 2013 yılı Nisan ayındaki toplantısında yılsonuna doğru parasal genişlemeyi tedrici olarak kaldıracağını açıkladı. Bu açıklamaya uygun olarak aynı yılın Ekim ayından itibaren aylık satın alma miktarını kademe kademe düşürerek niceliksel genişleme uygulamasını 2014 yılı Kasım ayında tamamen kaldırdı. Niceliksel genişleme uygulaması başlarken 900 milyar dolayında olan Fed bilançosu bu uygulamanın kaldırıldığı tarihte yaklaşık olarak 4,5 trilyon Dolara ulaşmıştı. İngiltere, Avrupa ve Japonya Merkez Bankaları uygulamaya halen devam ediyorlar.

Fed, 2017 yılı Haziran ayı toplantısında 4,5 trilyon Dolar büyüklüğe ulaşmış bulunan bilançosunu giderek artan kademeler halinde azaltmaya başlayacağını ve uygulamaya sokacağı sayısal planı da açıklamıştı. Eylül ayı toplantısında bu azaltma uygulamasının Ekim 2017’den itibaren başlayacağını duyurdu. Fed’in, niceliksel genişlemenin tam tersini uygulayarak yürüteceği bu politikaya da ‘niceliksel sıkılaştırma’ (quantitative tightening) adı veriliyor. Bu uygulamayı yürütürken Fed, elindeki tahvillerden vadesi gelenleri bu tahvilleri piyasaya çıkaran ilgili kurumlara (Hazine ve mortgage kuruluşları) iade edecek ve tahvilin bedelini (anapara + faiz) bu kurumlardan tahsil edecek. Fed, aldığı bu parayla yeni tahvil almayacak. Böylece piyasaya sürdüğü Dolarları geri çekerek bilançosunu küçültmüş olacak.


Niceliksel genişleme uygulamasının 1929’da uygulanan maliye politikasından veya doğrudan karşılıksız para basıp dağıtmaktan ne farkı var? En önemli fark vadesi gelen tahvilin parasını alıp piyasadaki aşırı likidteyi çekmek olarak karşımıza çıkıyor. Eğer maliye politikası uygulanarak veya tahvil karşılığı olmaksızın para basılarak piyasaya likidite sürülmüş olsaydı ekonomi toparlandığında bu fazla likiditeyi çekmek için vergileri artırmak ya da yeni vergiler koymak gerekecekti. Bu uygulama vergi verenlerin tepkisini çekecek siyasetçiye oy kaybına mal olacaktı. Oysa bugünkü uygulamadan vergi verenlerin alınan ve verilenden haberi bile olmayacak. Aradaki bu fark, küresel krizde para politikasının niçin maliye politikasına tercih edildiği sorusunun yanıtıdır.  

20 Eylül 2017 Çarşamba

Fed Ne Dedi?

ABD Merkez Bankası Fed’in Açık Piyasa İşlemleri Komitesi (FOMC) bütün dünyanın beklediği Eylül ayı toplantısı sonrasında yapılan değerlendirmeleri, alınan kararları ve üyelerin tahminlerini açıkladı. Bu açıklamayı uzun uzun tekrarlamanın anlamı yok. Meraklısı Fed’in web sitesinden bunun ayrıntılarını inceleyebilir. Toplantıda yapılan değerlendirmeler ve alınan kararları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

Fed Açık Piyasa İşlemleri Komitesi toplantısından çıkan görüşler, kararlar
(1)   Faiz (Fed’s Fund Rate) 1,00 – 1,25 arasında kalmaya devam ediyor.
(2)   Yılsonuna kadar bir kez daha faiz artırımı eğilimi ciddi ağırlık kazandı.
(3)   Enflasyon şimdilik düşük seyrediyor, hedefe (yüzde 2) 2019’da varması bekleniyor.
(4)   Büyüme, beklentilere paralel seyrediyor.
(5)   İstihdam ciddi toparlanma sergiliyor.
(6)   Bilanço küçültme operasyonu gelecek ay başlayacak.

Fed Açık Piyasa İşlemleri Komitesi üyelerinin ekonomik göstergelere ve gelişmelere ilişkin ortalama tahminleri de şöyle açıklandı (parantez içindeki oranlar üyelerin önceki ortalama tahminlerini gösteriyor.)


2017
2018
2019
Büyüme (%)
2,4 (2,2)
2,1 (2,1)
2,0 (1,9
İşsizlik oranı (%)
4,3 (4,3)
4,1 (4,2)
4,1 (4,2)
Enflasyon (%)
1,6 (1,6)
1,9 (2,0)
2,0 (2,0)
Faiz artırımı sayısı
1 kez
3 kez
Kararsızlar

18 Eylül 2017 Pazartesi

Gelir Dağılımı Bozulmaya Devam Ediyor

Kişisel Gelir Dağılımı
Türkiye’de gelir dağılımı araştırması, gelir ve yaşam koşulları araştırması adı altında TÜİK tarafından ve yıllık bazda yapılıyor. TÜİK bu araştırmayı yaparken örnekleme yöntemini kullanıyor ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütün yerleşim yerlerini ve tüm hane halklarını kapsama alıyor.  Aşağıdaki tablo Türkiye’de gelir dağılımını (Gini katsayısı bazında) 2002 yılından bu yana göstermektedir. 2002 ile 2005 yılları arasında katsayının ölçümü farklı bir anket olan Hanehalkı Bütçe Araştırması anketi sonuçlarına göre yapılıyordu. O nedenle bu tabloya bunları da almakla birlikte yöntem farklılıkları nedeniyle 2002 – 2005 yılları sonuçlarıyla 2006 – 2016 yılları sonuçları arasında bire bir kıyaslama yapılamayacağını vurgulamak isterim. Tabloda son sütunda yer alan P80/P20 oranları; gelirden en fazla pay alan yüzde 20’lik grubun geliriyle en düşük pay alan yüzde 20’lik grubun geliri arasında kaç kat fark olduğunu gösteriyor.

16 Eylül 2017 Cumartesi

Nutuk'u Bir Kez Daha Okurken

Nutuk’u geçmişte birkaç kez okudum. Şimdi bir kez daha okurken üç konu dikkatimi çekti. Bunları paylaşmak isterim.

Atatürk, telgraf sistemini adeta internet gibi kullanmış.[i] 1920’lerde elektriğin Osmanlı’da her yerde olmadığı, olan elektriğin sürekliliğinin pek sağlanamadığı, Mors alfabesinin okunup yazıya dökülmesinin belirli bir süre aldığı gerçekleri göz önünde tutulursa bunun hiç de kolay bir iş olmadığı anlaşılacaktır. Buna karşın Nutuk, neredeyse yarısına yakın bölümü itibariyle telgrafla yapılan yazışmalara dayanıyor. Bu da gösteriyor ki Atatürk, milli mücadelenin önemli bir bölümünü sürekli olarak telgraf başında örgütleme faaliyetleri, ikna çabaları, zaman zaman tehdit girişimleriyle geçirmiş. Telgrafı günümüzün e-postası, whatsapp’ı gibi kullanarak, İstanbul’dan, hükümetin ne yaptığından, düşman kuvvetlerinin nerede olduğundan sürekli bilgi sahibi olmuş.  

15 Eylül 2017 Cuma

Merkez Bankası ve Sıkı Para Politikası

Mevcut görünüm
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu Eylül ayı toplantısında faiz oranlarını değiştirmeme kararı aldı. Buna göre Merkez Bankası faizlerinde son durum şöyle:

Faize Konu İşlem
Faiz Oranı (%)
İşlem İçeriği
Gecelik borç verme (marjinal faiz oranı)
9,25
TCMB’nin kaynak ihtiyacı olan bankalara gecelik vadeyle borç vermesi
Gecelik borç alma
7,25
Bankaların ellerindeki fazla parayı TCMB’ye gecelik vadeyle borç vermesi
Bir hafta vadeli repo ihalesiyle borç verme
8,00
TCMB’nin bankalardan tahvil, senet alarak karşılığında haftalık vadeyle borç vermesi
Geç Likidite penceresi borç alma
0,00
Saat 16.00–17.00 arasında bankaların TCMB’ye ellerindeki fazla  parayı gecelik vadeyle borç vermesi
Geç Likidite penceresi  borç verme
12,25
Saat 16.00–17.00 arasında bankaların TCMB’den gecelik vadeyle borç alması

Merkez Bankası, Ocak ayının ortalarından itibaren istisnai bir borç verme (fonlama) aracı olan geç likidite penceresi uygulaması istisnai olmaktan çıkardı, hatta diğer araçları istisnai hale getirerek bu aracı kural haline getirdi. Ocak ayı ortalarından itibaren Merkez Bankası bir hafta vadeli repo ihalesiyle borç verme işlemini hiç uygulamadı ve böylece geçmişte yoğun biçimde kullandığı için politika faizi olarak adlandırdığı bu yöntemi rafa kaldırdı. O tarihten sonra Merkez Bankası’nın politika faizi tartışmasız olarak geç likidite penceresinden yürüttüğü borç verme faizi oldu.

13 Eylül 2017 Çarşamba

Yoksullaştıran Büyüme

2017 yılının ikinci çeyrek büyüme oranı açıklandı. Onunla kalmadı 1. Çeyrek ve 2016 yılı büyümesi de revize edildi ve oranlar yükseldi. Büyüme üzerine birçok yorum yapıldı, yazı yazıldı, tartışmaya girişildi. Bunlara tekrarlamaya girişmeyeceğim. Ben, büyüme konusunda dikkatlerden kaçmış ya da yeterince dikkat edilmemiş bazı konulara değineceğim.

TL bazında büyüsek de Dolar bazında küçüldük
GSYH büyümesi ikinci çeyrek için yüzde 5,1 olarak açıklandı. TÜİK ilk çeyrek büyüme verisini de revize ederek 5’den 5,2’ye yükseltti. Böylece yılın ilk yarısında büyümemiz kabaca yüzde 5,2 (5,15) oldu. Şimdi meseleye bir de uluslararası karşılaştırmalarda kullanıldığı gibi Dolar hesabıyla bakalım.2016 yılının ilk iki çeyreğinin toplam GSYH’si değer olarak 409,0 milyar Dolar ediyordu. Bu yılın ilk iki çeyrek GSYH’Si toplamı ise 380,7 milyar Dolar ediyor. Demek ki GSYH 2017 yılının ilk yarısında Dolar bazında 2016 yılının ilk yarısına göre 28,3 milyar Dolar (ya da yüzde 6,9) küçülmüş. Bir başka ifadeyle GSYH TL bazında artmış ama Dolar bazında azalmış.  

Suriyelileri işimize nasıl geliyorsa hesaba öyle kattık
Türkiye’de bulunan ve sayıları 3 milyonu bulan Suriyeli göçmenlerin üretime katkıları, devletin onlara yaptığı harcamalar vb GSYH hesaplarına katılıyor. Buna karşılık sığınmacı statüsünde olduklarından Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi çerçevesinde Türkiye’nin nüfusuna dahil edilmiyorlar. Dolayısıyla kişi başına gelir hesabına da girmiyorlar.[i] Bu şekilde Suriyelilerin kişi başına gelir hesabına katılmamaları sonucu olarak kişi başına gelirimiz 397 Dolar yüksek görünüyor.[ii] Buna göre hesaplanan kişi başına gelir, revizyon sonrasında zaten tartışmalı hale gelmiş bulunan GSYH hesaplarını iyice tartışmalı hale getiriyor.   

Kamu harcamaları arttı, kamu açığı arttı ama devletin tüketimi azaldı
Harcamalar yöntemiyle hesaplanan GSYH’da ‘devletin nihai tüketim harcamaları’ başlıklı kalemde yüzde 4,3’lük küçülme (eksi) görünüyor. 2017 yılının ikinci çeyreğinde Hazine nakit açığı 10,8 milyar TL oldu. 2016 yılının ikinci çeyreğinde Hazine 1,8 milyar TL fazla vermişti. Benzer biçimde 2017 yılının ikinci çeyreğinde Hazine’nin net borçlanması 24,5 milyar TL olmuş. 2016 yılının ikinci çeyreğinde Hazine’nin net borçlanması 10,9 milyar TL idi. Bütün bunlar kamu kesiminin harcamalarının ikinci çeyrekte geçen yılın ikinci çeyreğine göre ciddi biçimde arttığının göstergeleri. Buna karşılık GSYH verilerine göre devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 4,3 eksi çıkıyor. Özetle söylemek gerekirse; kamu kesiminin açığı 12,6 milyar TL artıyor, kamu kesiminin net borçlanması 13,6 milyar TL artıyor buna karşılık devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 4,3 oranında eksi çıkıyor. Burada tutarsızlıklar var. 

Bhagwati’nin yoksullaştıran büyüme hipotezi: Teorik altyapı   
Hindistanlı iktisatçı Jagdish Bhagwati bazı hallerde büyümenin net bir biçimde refah düşüşüne yol açabileceğini ortaya koyarak yoksullaştıran büyüme tezini ortaya atmıştır. Önce bu hipotezin ne anlama geldiğini ve nasıl çalıştığını açıklamaya çalışalım.

Aşağıdaki şekil yalnızca iki mal üreten ve bunların bir bölümünü yurt dışına satan bir ekonomiyi temsil ediyor. Mallardan ilki (A Malı) dikey eksende ve diğeri (B Malı) yatay eksende yer alıyor. PP1 eğrisi ekonominin ilk durumdaki üretim imkânları eğrisidir.       
   
Başlangıçta ekonomi, PP1 üretim imkânları eğrisi üzerindeki X noktasında dengededir. Bu noktada ticaret hadleri eğrisi TT1, C1 tüketim farksızlık eğrisine teğet olmakta ve ülke C1 düzeyinde tüketim yapabilmektedir. Şimdi ülkenin daha fazla üretim ve ihracat yapacak şekilde büyüdüğünü ve üretimi artırarak PP2 üretim imkânları eğrisine geçtiğini, dış ticaret hadlerinin ise önceki duruma göre bozulduğunu ve TT2 eğrisi halini aldığını düşünelim. Ülke daha fazla üretim ve ihracat yapar hale gelmiş olsa da TT2 eğrisinin teğet olduğu tüketim farksızlık eğrisi olan C2, bir önceki C1 eğrisine göre daha düşük düzeydedir.
Yani ülke daha fazla üretip daha fazla ihraç eder hale gelmiş ama dış ticaret hadleri bozulduğu için daha az tüketebilir olmuş. Bir başka ifadeyle ülke büyümüş ama refahı azalmış oluyor. İşte Bhagwati buna yoksullaştıran büyüme diyor.   

Türkiye yoksullaştıran büyüme olgusuyla mı karşılaşıyor?
Türkiye, 2017 yılının ilk yarısında ortalama yüzde 5,2 oranında büyüdü. Büyümenin kaynaklarına baktığımızda iki çeyrekte de ihracat artışının büyümeye önemli katkı yaptığını görüyoruz. İhracat ilk çeyrekte yüzde 10,9, ikinci çeyrekte ise yüzde 10,5 büyüyerek, ekonominin büyümesinin adeta lokomotifi olmuş görünüyor. Demek ki ekonomi yeni bir üretim imkânları eğrisi üzerine geçmiş bulunuyor. Acaba dışticaret hadleri nasıl değişmiş ona da bakalım.

Yıllar
Dış Ticaret Hadleri (USD Cinsinden)
2010
100,0
2011
97,0
2012
96,9
2013
98,6
2014
100,1
2015
107,1
2016
112,6
2016 (6 Ay)
113,6
2017 (6 Ay)
106,4

Tabloya göre dışticaret hadleri 2017 yılında bir önceki yıla göre (hatta ondan önceki yıla göre de) önemli oranda gerilemiş. Yani dışticaret hadleri tıpkı şekilde gösterildiği gibi bozulmuş. Bu durumda Türkiye’nin tüketim düzeyi yani refahı gerilemiş.

Demek ki Türkiye, 2017 yılının ilk yarısında yüzde 5,15 büyümüş ama refahı büyümemiş tam tersine küçülmüş. Özetle Türkiye 2017 yılının ilk yarısında yoksullaştıran büyüme olgusunu yaşamış görünüyor. 

Ek 1: Dışticaret Hadleri Nedir?
Dış ticaret hadleri; ihracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünüp çıkan sonucun 100 ile çarpılmasıyla elde edilir. Dış ticaret haddinin 100'ün üzerinde bulunması; dış ticarete konu malları baz yılına göre pahalıya satıp, ucuza satın aldığımız için ülke lehine bir gelişmeye işaret eder. Dış ticaret haddinin 100'ün altında olması ise; dış ticarete konu malları baz yılına göre pahalıya alıp, ucuza sattığımız için ülke aleyhine bir gelişmeyi gösterir. Bu hesaplamada kullanılan birim değer endekslerindeki değişimler toplam ihracat ve toplam ithalat değerlerinde bir önceki yılın aynı ayındaki endeks değerine göre değişimi ölçmektedir. Dışticaret verileri Dolar üzerinden hesaplanıp yayınlandığı için dışticaret haddi hesaplamaları da Dolar değeri üzerinden yapılır.

Dışticaret hadleri bir önceki yıla göre gerilemişse bu, dışticarete konu malları önceki yıla göre daha pahalı alıp daha ucuza sattığımızı, dolayısıyla önceki yıla göre dışticarette kayıp yaşadığımızı gösterir. Bunu basit bir örnekle açıklayalım: Bir ekonomi t yılında 100 birim malı toplam 100 Dolara satarken t+1 yılında 130 birim malı 110 Dolara satmaya başlamışsa bu miktar ve değer artışı GSYH büyümesine olumlu katkı yapar. Yani t+1 yılında bu ekonominin GSYH’si 10 Dolar artmış olur. Ne var ki bu ekonomi 1 birim ihracattan t yılında (100 / 100 =) 1 Dolar kazanırken t+1 yılında (110 / 130 =) 0,85 Dolar kazanır olmuştur. Bunun sonucunda da göreli olarak yoksullaşmıştır.    

Ek 2: Türkiye'nin 2016 ve 2017 yılları ilk 6 aylarındaki dış ticaret hadleri 
Aşağıdaki tabloda ihracat ve ithalatın gerek miktar gerekse birim değer olarak endeksleri, 2016 ve 2017 yıllarının ilk 6 aylık sonuçları itibariyle yer alıyor:


Buradan çok daha net bir biçimde görüleceği gibi Türkiye 2017 yılının 6 ayında 2916 yılına göre daha fazla mal ihraç etmiş ama birim ihracatında gerileme yaşamış. Bu, içeride tüketilebilecek malların bir bölümünün de dışarıya üstelik önceki yıla göre daha ucuza satılması demektir. Refah kaybı da burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu mallar içeride satılmış olsa enflasyonun daha düşük çıkmasına yol açacaktı.











11 Eylül 2017 Pazartesi

Türkiye Sıcak Parayı Nasıl Çekiyor?

Türkiye’ye ihracat gelirleri, turizm gelirleri gibi kanallarla giren dövizler dışındaki döviz girişleri nereden kaynaklanıyor? Bu sorunun yanıtı doğrudan yabancı sermaye girişleri ve portföy yatırımı girişleri olarak verilebilir. Yılın ilk 6 ayı itibariyle doğrudan yabancı sermaye girişleri toplamı 4,9 milyar, portföy yatırımı girişleri toplamı da 17,6 milyar Dolar. Demek ki 2017 yılının ilk 6 ayında Türkiye’ye yatırım amacıyla gelen toplam 22,5 milyar Doların % 78’i sıcak para, yüzde 22’si ise doğrudan yatırım amacıyla gelmiş. Sıcak para niçin Türkiye’ye bu kadar hevesle geliyor? Bu soruyu yanıtlamaya çalışalım.

10 Eylül 2017 Pazar

Ekonomi Öğrencisi İçin Ek Okuma Listesi

Öğrenciliğimde Mülkiye’de bize ilgili derste okutulan kitabı 3 kere okumak yerine bir kez okuyup başka okullarda okutulan aynı konudaki kitapları da birer kez okuyordum. Mesela mikroekonomiyi hocanın ders notlarından çalışmanın yanında Sencer Divitçioğlu’nun Mikroiktisat ve Yüksel Ülken’in Fiyat Teorisi kitabından çalışmıştım. Makroekonomiyi dersteki notlarımın yanında Sabri Ülgener’in Milli Gelir, İstihdam ve Büyüme ve Sadun Aren’in İstihdam, Para ve İktisadi Politika kitaplarından çalışmıştım. Böylece ders notlarını ya da okutulan kitabı ezberlemek yerine farklı yazarların farklı değerlendirmelerini okumak şansım olmuştu. Benim gibi farklı kaynaklardan çalışmak yerine ders notlarını ezberleyenler zaman zaman benden yüksek not almışlardı. Ben ona hiç aldırmadım. Çünkü amacım çok yüksek not almak değildi, gerçekten öğrenmek ve öğrendiğimi kullanmak istiyordum. Yaşama atıldığımızda baktım yaşam bana ezberleyenlerden daha yüksek notlar veriyor. Bunun nedeninin farklı kaynaklardan okuyarak farklı bakış açılarından bir sentez çıkarmayı becerebilmemde yattığını düşünüyorum.   

Aşağıdaki listeyi böyle bir ek liste olarak alın. Yani derslerde size okutulanların yanında bu listede saydığım kitapları okumanın size ileride çok önemli katkı yapacağını düşünüyorum. Bu liste ana dalı ekonomi olanlar için hazırlandı. Buna karşılık işletme, finans, maliye, çalışma ekonomisi, kamu yönetimi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler gibi iktisadi ve idari bilimler fakültelerindeki diğer bölümlerde okuyanlar için de her bir yılın listesinin ilk iki kitabı bu tür bir çalışma için yararlı olacaktır.     

8 Eylül 2017 Cuma

Öğrenciyken Verilen Okuma Listesi

Şerif Mardin’in ölümü üzerine “bizi Mülkiye birinci sınıfta siyaset bilimine giriş dersinde 50 kitaptan sorumlu tutmuştu” yolunda bir tweet atmıştım. Listeyi soran çok oldu. İkinci sınıfta Mete Tunçay da siyasal düşünceler tarihi dersinde 50 kitaplık bir liste vererek ikisini seçip ödev hazırlamamızı istemişti. Bu iki listeden hatırlayabildiklerimi yazayım (siyah puntolu olanlar benim önceden okumuş olduğum kitapları, işaretsiz olanlar ilgili yılda okuduklarımı, altı çizili olanlar ise ilgili yılda değil de sonradan okuduklarımı gösteriyor.)

6 Eylül 2017 Çarşamba

Enflasyona İlişkin Üç Soru Üç Yanıt

Ağustos ayı enflasyon verileri açıklanıp da enflasyonun yeniden çifte hanelere çıktığı görülünce birçok soru atıldı ortaya. Bunlardan üçü en fazla sorulan sorular arasındaydı.

Birinci Soru:
Üretici Fiyatları Endeksi (YİÜFE), Tüketici Fiyatları Endeksinden (TÜFE) oldukça yukarıda bulunuyor. Bunun anlamı nedir ve bu ileride böyle devam eder mi?

Birinci Soruya Yanıt:
2015 Ocak ayından bu yana enflasyonun çizdiği görünümü aşağıdaki grafikte sunuyorum. TÜFE tüketici fiyatları endeksindeki, YİÜFE yurtiçi üretici fiyatları endeksindeki aylık değişimleri gösteriyor.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...