29 Aralık 2017 Cuma

Brüt ve Net Dış Borç Stoku, Dış Borçların Döviz Kompozisyonu ve Bir Yılda Ödenecek Dış Borç Miktarı

Türkiye’nin Toplam Brüt Dış Borç Stoku
2017 yılının ilk 9 ayının sonunda Türkiye’nin toplam brüt dış borç stoku 438 milyar Dolar. Bu borç stokunun 129,4 milyar Doları kamu kesimine, 704 milyon Doları TCMB’ye ve 307,9 milyar Doları da özel kesime ait bulunuyor. Aşağıdaki özet tablo bu durumu gösteriyor.

Yıllar
Kamu
TCMB
Özel
Türkiye
GSYH Payı (%)
1990
33.268
8.342
10.770
52.381
26,1
2002
64.533
22.003
43.066
129.601
54,8
90 - 02 Değişim (%)
94,0
163,7
299,9
147,4

2017
129.438
704
307.855
437.996
51,9
2002 - 17 Değişim (%)
100,6
-96,8
614,9
238,0


28 Aralık 2017 Perşembe

Merkez Bankasının Altınları Nerede?

Merkez Bankası’nın Altın Rezervi  
Tam olarak açıklanmayan, gizli kalan her şeyde olduğu gibi altınların nerede olduğu meselesi de arada bir şehir efsanesi olarak karşımıza çıkıyor. Hatta iş orada kalmıyor paranoyaya dönüşmeye kadar gidiyor. Basında yer alan ifadelere göre Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı bir soruyu yanıtlarken TCMB’nin 490 ton altını olduğunu, bunun aşağı yukarı 40 tonluk bölümünün TCMB kasa dairesinde saklandığını, kalan altınların İngiltere Merkez Bankası’nın ve ABD Merkez Bankası Fed’in altın deposunda koruma altında olduğunu açıklamış. Bu açıklamadan sonra pek çok soru ortaya atıldı. Sonunda iş geldi şu şehir efsanesine dönüştü: “Türkiye’nin altınları İngiltere Merkez Bankası’nda Türkiye’nin aldığı dış borçların teminatı olarak tutuluyormuş.”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında bazı ülkeler altın rezervlerini kendi ülkeleri dışında özellikle bu konuda geniş imkânı olan ve dünyanın en güvenli kasa dairelerinden birisi olarak kabul edilen İngiltere Merkez Bankası’nın altın deposunda saklama kararı aldı. Bu ülkelerden bazıları   (aralarında Hollanda ve Almanya da var) küresel kriz sonrasında ihtiyaç duyulabileceği gerekçesiyle bu altınlarının bir bölümünü İngiltere’den kendi ülkelerine taşıma kararı aldılar. Bu kararı almalarında saklama meselesi dışında swap işlemlerinin yapılabilmesi kolaylığı da vardı.

26 Aralık 2017 Salı

2017'den 2018'e Geçerken

2017 Yılının Değerlendirilmesi
2017 yılı inişli çıkışlı bir yıl olarak arkamızda aklıyor. Küresel sistemde olduğu kadar Türkiye’de de siyasetten sosyal yapıya, ekonomiden finans piyasalarına kadar ciddi savrulmalar yaşandı. Küresel çerçevede bu dalgalanmalara yol açan olayların en önemlileri arasında Trump’ın yaklaşımlarının yarattığı rahatsızlıklar, Brexit olayı, Fed’in faiz artırımları, ortadoğuda yaşanan olumsuz gelişmeler, Kuzey Kore liderinin füze denemeleri, Avrupa’da ortaya çıkan hükümet bunalımları ve Kudüs sorunu sayılabilir. Türkiye açısından bu dalgalanmalara ek olarak düşürülen Rus Uçağının yarattığı olumsuz etkilerin devamı, darbe girişiminin yarattığı olumsuzlukların devamı, referandumun bütçe üzerinde yarattığı olumsuzluklar, enflasyonun denetlenememesi, işsizliğin düşürülememesi, turizmde yaşanan sorunlar, ABD ile çıkan vize sorununun etkileri, Zarrab davasının yarattığı çeşitli olumsuzluklar sıralanabilir. 

23 Aralık 2017 Cumartesi

Problem Yaratıp Çözme Takıntısı

Takıntı (obsesyon, saplantı); kişinin elinde olmadan, istemeden aklına takılan ve kişiyi rahatsız eden düşüncelerdir. Mesela her yerden mikrop bulaşabileceği düşüncesi bir takıntıdır. Yolda yürürken çizgilere basmama düşüncesi de bir takıntıdır. İlkinde kişi sürekli elini yıkamak isteği duyar, ikincisinde ise başa dönüp yeniden çizgilere basmadan yürümeye çalışabilir. Bunların hepsi aslında kendi kendine sorun yaratıp çözmeye çalışma takıntılarıdır.

21 Aralık 2017 Perşembe

Ricardo – Barro Hipotezine Karşı Arz Yönlü Ekonomi Yaklaşımı

ABD’nin Vergi Düzenlemeleri ve Etkisi
ABD Başkanı Trump, uzun süredir peşinde koştuğu vergi indirimlerini Kongreden geçirerek yasalaştırmak üzere bulunuyor. Buna göre ABD’de kurumlar vergisi oranı yüzde 35’den yüzde 21’e düşürülüyor. Gelir vergisi oranlarındaki değişiklik de aşağıdaki tabloda gösterildiği gibi yapılıyor:

Dilim
Eski Tarife (%)
Yeni Tarife (%)
1
10
10
2
15
12
3
25
22
4
28
24
5
33
32
6
35
35
7
39,6
37

ABD yönetimi, kurumlar vergisini düşürerek, vergileri yüksek bulduğu için ABD dışındaki ülkelere gitmiş olan kuruluşları geri getirmeyi hedefliyor. Gelir vergisi oranlarını düşürerek de kişilerin net gelirlerinin ya da ekonomik ifadesiyle harcanabilir gelirlerinin yükseltilmesini ve böylece onların daha fazla harcama yapmasını hedefliyor. Böylece ortaya çıkacak talep artışının ekonomiyi canlandırmaya yarayacağını biliyoruz. ABD yönetiminin bu hamlesi devletin vergi gelirlerinde düşüşe ve dolayısıyla bütçe açığında artışa yol açacak. Bu düzenlemelerin gelecek on yılda net olarak 1 trilyon dolar tutarında bütçe açığı yaratacağı tahmin ediliyor. Bu 1 trilyon dolarlık açık Hazine’nin yapacağı yeni borçlanmalarla finanse edilecek. 

19 Aralık 2017 Salı

Bir Şehir Efsanesi: Merkez Bankası'nın Sahibi Kim?

Merkez Bankası’nın Sahipliği Meselesi
Son yıllarda şehir efsanelerinin sayısında artış var. Giderek bilimden uzaklaşan insanlar, kulaktan duyma dedikodulara inanarak ve bu duyduklarını sanki araştırmış da bulmuş gibi birbirlerine anlatarak sürekli şehir efsaneleri üretilmesine alet oluyor. Son zamanların yaygın şehir efsanelerinden birisi de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) hisselerinin çoğunun yabancılarda olduğu ve dolayısıyla Merkez Bankası’nın onların etkisinde karar aldığı safsatası. Bu şehir efsanesini çökertmek için incelemeye Osmanlı’dan başlamamız gerekiyor.

1856 yılında İngiltere Kraliçesi Victoria’nın fermanıyla merkezi Londra’da bulunan İngiliz sermayeli Ottoman Bank (Osmanlı Bankası) kuruldu. Bir süre sonra Osmanlı devlet bankası işlevlerini görmeye başlayan Banka 1863 yılında ilk Osmanlı banknotlarını çıkarmaya başladı. Aynı yıl İngiliz-Fransız ortaklığı şeklinde yeniden örgütlendirildi ve Bank-ı Osmani-i Şahane (Osmanlı Bankası) adıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun merkez bankası konumuna geldi. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun parasını adı Osmanlı olan ama aslında İngiliz ve Fransız ortak sermayesine dayanan bir banka basar ve tedavüle sokar oldu.

17 Aralık 2017 Pazar

İşsizlik Niçin Düşmüyor?

Devlet yetkilileri sanayicilere mevcut istihdama ek olarak 2 kişi daha istihdam etmeleri yolunda çağrı yaparak bu şekilde işe alınanların bir aylık ücretinin işveren tarafından ödenmesine karşılık bir aylık ücretinin de devletçe ödeneceğini açıkladılar. Benzer bir uygulama bu yılın ilk aylarında yürürlüğe sokulmuş ve her sanayicinin bir kişiyi yeni eleman olarak işe alması teşvik edilmişti.

İstihdam anketinin uygulandığı dönemde ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte çalışmamış kişilerden son 4 hafta içinde iş aramak için başvurmuş olan 15 ve daha yukarı yaştaki kişiler işsiz sayılıyor. İşsiz sayısının toplam işgücüne bölünmesiyle bulunan işsizlik oranına literatürde resmi işsizlik oranı deniyor. Bu işsizlerin dışında bir de çeşitli nedenlerle iş aramayan, ancak iş bulursa 2 hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirtenler var. Bunlar, son 4 hafta içinde iş aramak amacıyla başvuruda bulunmadığı için işsiz olarak kabul edilmiyor. Bunlara da çalışmaya hazır kişiler diyelim. Resmi işsizlerle çalışmaya hazır kişileri toplarsak bu da bize geniş işsizleri veriyor.

15 Aralık 2017 Cuma

Reel Faiz Kur İlişkisi ve Bir Hipotez

Ekonomik Analiz
Ekonomik gelişmeleri analize tabi tutarken ayrıntılar, gizli kalmış gerçekler bazen de gözümüzün önünde durduğu halde görüp de fark etmediğimiz şeyler son derecede önemlidir. Bazen küçücük bir ayrıntının atlanması bizi tümüyle yanlış sonuçlara götürebilir. Maurice Leblanc’ın ünlü roman karakteri hırsızlar kralı Arsene Lupin şöyle diyor: "En gizlenmiş şey gözümüzün önünde duran şeydir. Genellikle hep gizli yerlere bakarız ama gözümüzün önünde durana bakmayız." Benzer bir söz de Sir Arthur Conan Doyle’un dünyaca ünlü roman kahramanı dedektif Sherlock Holmes’e aittir: “Sadece akılsız bir fare bir kedinin yatağına saklanır ve sadece zeki bir kedi oraya bakmayı akıl eder.” [1]

14 Aralık 2017 Perşembe

Dolar Kuru Yükselince Piyasalar Niçin Karışıyor?

Aşağıdaki tablonun I numaralı bölümü Türkiye’nin bir yıldan kısa vadeli dış borç stokunu borçluları bazında, II numaralı bölümü aynı borç stokunu bu kez alacaklıları bazında gösteriyor. Tablonun III numaralı bölümü Türkiye’nin kısa vadeli dış borçlarının döviz kompozisyonunu sergiliyor. Tablonun IV numaralı bölümü de Türkiye’nin Ekim 2017’den Ekim 2018’e kadar vadesi gelecek olan dış borç stokunu ortaya koyuyor (Kaynak TCMB, Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri;
http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/08d4d86e-49bf-4739-baf8-3592bf9ce543/kv.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=ROOTWORKSPACE-08d4d86e-49bf-4739-baf8-3592bf9ce543-m1jQGjH) 

11 Aralık 2017 Pazartesi

Hızlı Büyümenin Kökenleri ve Sorunları

Türkiye ekonomisi yüzde 11,1 büyümeyle üçüncü çeyrekte dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. Türkiye’yi yüzde 6,8 ile Çin, 6,2 ile Malezya ve 6,1 ile Hindistan izliyor. TÜİK, üçüncü çeyrek büyümesiyle birlikte ilk iki çeyreğe ilişkin büyüme oranı düzeltmelerini de açıkladı. Buna göre ekonomi, ilk çeyrekte 5,3, ikinci çeyrekte 5,4 büyümüş görünüyor. Bu durumda ilk 9 aylık büyüme yüzde 7,3 dolayında çıkıyor (çeyreklerin ağırlık farklarını ihmal ediyorum.) Bu eğilim sürerse yıllık büyüme yüzde 7 dolayında çıkacak demektir.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Bitcoin Nasıl Alınıp Satılır?

Bitcoin Nasıl Satın Alınır?
Bitcoin veya diğer kripto paraları satın alabilmek için önce bu paraları satan ve fiyatını belirleyen kripto para borsalarından birisine kaydolmak gerekiyor. Bu paraları satan ve üzerinden işlem yapan birçok borsa var. Bunlara internet arama motorlarından herhangi birinin arama çubuğuna ‘bitcoin alım satımı’ ya da ‘bitcoin borsası’ yazarak ulaşmak mümkün. Bu borsalardan herhangi birinde işlem yapabilmek için kaydolurken nüfus bilgilerinin ve açık adresin verilmesi gerekiyor. Ayrıca borsalar, genel olarak kişinin nüfus cüzdanının ya da sitenin kabul edeceği bir kimliğin arkalı önlü kopyasını, elektrik, su ya da doğalgaz faturası gibi adı ve adresi gösteren bir belgenin kopyasını ve bu borsadan işlem yapmak istendiğine ilişkin bir dilekçenin verilmesini istiyor. Bunları tarayıcıdan tarayıp internet aracılığıyla söz konusu bitcoin borsasına yollamak gerekiyor. Bu işlemlerden sonra ilgili borsa sitesi tarafından gönderilen bilgilerin doğruluğu kontrol ediliyor ve kişinin kaydı yapılıyor. Kişiden bu borsadaki hesabına girip çıkabilmesi için bir şifre oluşturması isteniyor. Bütün bu işlemler tamamlanıp bitcoin borsa sitesinde hesap açıldığında kişi, buraya bankasından ya da başka bir kanaldan para aktararak bitcoin satın alabiliyor ve alım satım ya da aktarma gibi işlemleri yapmaya başlayabiliyor.  

7 Aralık 2017 Perşembe

2000'lerde Doğrularımız ve Yanlışlarımız

Siyasal sorunların arttığı ve ekonominin iyi yönetilemediği bir ülke, eğer tasarruf açıkları da varsa, bu hataların bedelini ekonomide, parasının iç ve dış değer kaybıyla öder. Paranın iç ve dış değer kaybı karşımıza yüksek enflasyon ve yüksek kur olarak çıkar. Her ikisini de denetlemenin temel aracı faizin artırılmasıdır. Dolayısıyla yüksek faiz, paranın iç ve dış değer kayıplarının sonucudur. Sorunu sonuçtan yani faizden giderek çözmeye çalışan ekonomilerde sorun daha da büyür. Sorunu faizi artırarak çözmek ancak geçici bir rahatlama sağlar. Orta ve uzun vadede sorunu çözmek için ekonomiyle birlikte ekonomi dışı yapısal meseleleri çözmeye girişmek gerekir.  

5 Aralık 2017 Salı

TL Niçin Değer Kazandı? Merkez Bankası Faiz Artırır mı?

TL Son Günlerde Niçin Değer Kazandı?
Soru şu: “Ne oldu da iki gün içinde TL, yabancı paralara karşı değer kazandı?” Temelde üç şey oldu. İlki dış piyasalarla ilgili bir gelişme. Dışarıda gelişmekte olan ekonomilere ilgi artışında yeni bir dalga oluştu. Bunun sonucunda gelişmekte olan ülke paraları, o arada TL, rezerv paralara karşı değer kazandı. Diğer ikisi içeriyle ilgili gelişmelere dayanıyor. İlk olarak Cumhurbaşkanı’nın bazı işadamlarını kastederek “dışarıya varlık çıkarıyorlar, bunun önlenmesi lazım” yolundaki açıklaması gerek yabancı gerekse yerli yatırımcıların kafasını karıştırdı ve Türkiye’nin kambiyo kısıtlamalarına gidip gitmeyeceği tartışması çıktı. Bu karışıklık mesela USD / TL kurunun 2,5 puan yükselmesine yol açtı. Ertesi gün gerek Cumhurbaşkanı gerekse diğer hükümet yetkilileri bunun kastedilmediğini, kambiyo kontrolünün düşünülmediğini açıklayınca kurda düzeltme yaşandı. İkinci gelişme enflasyonla ilgiliydi. Açıklanan 12 aylık manşet enflasyon yüzde 12,98, çekirdek enflasyon da yüzde 12,08 olunca gerek dış gerekse iç piyasalarda Merkez Bankası’nın faiz artırımına gideceği beklentisi doğdu. Bu beklentiyle yüksek kurdan döviz satarak TL’ye dönüş eğilimi hızlanınca TL değer kazanmaya başladı ve kur hızla geriledi. Eldeki bilgiler bunlar. Şimdi de eldeki verileri bir tabloya dökerek inceleyelim.

3 Aralık 2017 Pazar

Piyasa Aldırmazlığı

Davranışsal ekonomi ve davranışsal finans, günümüzün gözde yaklaşımları arasında yer alıyor. Adından da anlaşılacağı gibi davranışsal ekonomi ve davranışsal finans, ekonomi ile psikolojiyi bir araya getirerek insan davranışlarını ele alıyor. Bu iki yeni girişim, psikolojiyi bu kadar öne çıkarmayan ve insan davranışlarını sanki birer matematik fonksiyonuymuş gibi ele alarak konuya yaklaşan neoklasik ekonomi teorisine meydan okuyan yaklaşımlar. Neoklasik teorinin en başta varsayımlarının gerçek dünyayı tam olarak yansıtmadığından hareketle ortaya çıkan arayışlar serisindeki son aşama.

Borsa başta olmak üzere tahvil, bono piyasası, türev ürünler piyasası vb gibi sermaye ve para piyasasının alt piyasalarının oluşturduğu finansal piyasalara baktığımızda ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Bu ilginçlik bütün ekonomilerde karşımıza çıkıyor olsa da gelişme yolundaki ülkelerde çok daha fazla görülüyor.

30 Kasım 2017 Perşembe

Merkez Bankası İçin İdeal Faiz Oranı

Taylor Kuralı Türkiye’de Uygulanabilir mi?
ABD’li iktisatçı John Taylor’un (Stanford Üniversitesi öğretim üyesi) 1993 yılında yazdığı ünlü makalesinde[1] ortaya koyduğu kural faize ağırlık veren bir para politikası uygulaması için baz oluşturuyor. Taylor’un ortaya attığı ve Taylor Kuralı diye anılan kurala göre; merkez bankasının, kısa dönem borç verme faiz oranını; gerçekleşen büyüme oranı ve potansiyel büyüme oranı arasındaki fark ile gerçekleşen ve hedeflenen enflasyon oranları arasındaki farkı dikkate alarak belirlemesi gerekiyor.[2]

Bu kuralın evrensel bir kural olarak kabul edilmesi kanımca mümkün değil. Çünkü mesela ABD’de para sistemi tekli bir yapı üzerine kurulu, yani bir para ikamesi olgusu[3] söz konusu değil. Oysa mesela Türkiye’de ikili hatta üçlü bir yapı var yani TL’nin yanında başka para birimleri de (USD gibi Euro gibi) geçerli. Dolayısıyla döviz kurları ABD’deki enflasyonu fazla etkilemezken Türkiye’de enflasyon üzerinde en etkili unsur olarak karşımıza çıkıyor.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Türkiye, IMF'ye Borç Verdi mi?

IMF, Parayı Nereden Buluyor?
IMF, bir yandan kendi giderlerini karşılamak bir yandan da üye ülkelere destek vermek için kullandığı kaynakları başlıca iki şekilde sağlıyor: Kota sistemi ve Borçlanma. Borçlanma da iki şekilde yapılıyor: Çok taraflı borçlanma, iki taraflı borçlanma.

Kota Sistemi
IMF’ye üye olan her ülke, ekonomik gücüyle orantılı olarak bir formüle göre hesaplanan ve adına kota denilen bir katılım payını ödemekle yükümlü. Kota, anonim şirketlerdeki sermaye payına benziyor. Kota, üye ülkenin IMF Guvernörler Kurulundaki (anonim şirketlerdeki pay sahipleri genel kuruluna benzer) oy oranını, IMF İcra Direktörleri Kurulundaki (anonim şirketlerdeki yönetim kuruluna benzer) temsil şeklini, SDR (IMF’nin rezerv parası) kullanım limitini ve IMF desteğine ihtiyacı olduğunda alabileceği desteğin miktarını belirlemekte ölçü olarak alınıyor. Üye ülkeler kotalarının dörtte birini USD, Euro, Yuan, Yen, Sterlin gibi rezerv paralardan birisi ya da SDR ile dörtte üçünü ise kendi paralarıyla ödemek durumundalar. Kotalar her 5 yılda bir revize edilerek artırılıyor ve ülkeler artan kısmı aynı kurallar içinde ödüyorlar. IMF kotalarının toplamı bugün itibariyle 671 milyar USD tutarındadır. Türkiye’nin kotası 6.572 milyon USD’dir. 

26 Kasım 2017 Pazar

Türkiye Ekonomisi Niçin Kırılgan Beşli Arasında?

Kırılgan Beşli Sınıflandırmaları
Bir zamanlar BRIC ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) yükselen piyasaların en parlak örnekleri olarak lanse edilen bu ülkelerin arasına bazen Türkiye, Güney Afrika, Meksika, Endonezya da katılıyordu
(http://pro790512df.pic10.websiteonline.cn/upload/building-better-pdf_geEM.pdf)

Kırılgan Beşli sınıflandırması, ilk kez ABD kökenli yatırım bankası Morgan Stanley’in 2013 yılı Ağustos ayında yayınladığı Küresel Görünüm başlıklı raporunda ortaya atıldı
(https://www.morganstanley.com/institutional/research/pdf/FXPulse_20130801.pdf)

ABD Merkez Bankası Fed’in tahvil alımlarını azaltarak kaldıracağı yolundaki açıklamasının ardından paraları en çok değer kaybeden ülkeler Brezilya, Hindistan, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika olunca bu ülkelerin dış finansman sorunları karşısında kırılgan oldukları gerçeğinden hareketle bu gruplandırma yapıldı. O tarihten sonra da bu adlandırma yaygın kullanım alanı buldu.

Morgan Stanley 2016 yılının sonunda kırılgan beşli sınıflandırmasını revize etti. Bu kez Brezilya ve Hindistan gruptan çıkıyor yerlerine Meksika ve Kolombiya giriyordu. Bu durumda yeni kırılgan beşli Endonezya, Türkiye, Güney Afrika, Kolombiya ve Meksika olmuştu
(http://www.barrons.com/articles/morgan-stanley-has-a-new-fragile-five-1481772203)

22 Kasım 2017 Çarşamba

TL'nin Değer Kaybı ve Bir Öneri

TL’nin Değer Kaybı Önemli mi?
TL, son birkaç gün içinde hızlı bir değer kaybıyla karşılaşınca piyasalarda ciddi bir telaş ve karamsarlık dalgası oluştu. Bu telaş ve karamsarlık haksız değildi. Çünkü TL’nin dış değeri ya da döviz kurları denildiğinde Türkiye ekonomisinin iki sıkıntısı gündeme geliyor: (1) Bugünden başlayarak önümüzdeki bir yıl içinde bulmamız gereken döviz tutarı 210 milyar dolar (170’i vadesi gelecek olan borçlar, krediler, döviz mevduatları vb, 40 milyarı da muhtemel cari açık miktarı.) (2) Türkiye’nin uluslararası net yatırım pozisyonu açığı (döviz açığı) 440 milyar dolar. Bu iki göstergenin büyüklüğü “TL dış değer kaybına uğruyor, ihracatımız artacak, ithalatımız düşecek” gibi klasik söylemleri anlamsız kılıyor. TL’nin her kuruş değer kaybı dış borçları, açık pozisyonlarını, finansman imkânlarını bozarak dengeleri alt üst ediyor.

Son birkaç gün içinde yaşanan hızlı değer kaybı, yarattığı bu etkilerin dışında ortaya çıkardığı oynaklık nedeniyle öngörülebilirliği de alıp götürüyor. Bu da yatırımcıların, iş insanlarının karamsarlığını artırarak iş yapmalarını engelliyor. Arabamıza koyduğumuz benzin ya da dizelden, evimizi ısıtmak, ocağımızı yakmak için kullandığımız doğalgaza kadar pek çok malı ithal ettiğimiz bir dünyada “bize ne dolardan biz TL’ye bakalım” demek ne yazık ki konuyu hiç anlamamış olmak demektir. Benzini, dizeli, doğalgazı TL ile ödüyoruz ama memlekete girişi dolarla olduğu için TL değer kaybettikçe sürekli cebimizden daha fazla para çıkıyor.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Son Gelişmeler Üzerine Değerlendirmeler

Durum Tespiti
Bu yazıyı kaleme aldığım an itibariyle; Merkez Bankası’nın ortalama faizi yüzde 11,99, gösterge faiz yüzde 13,85, USD kuru 3,9064, Euro Kuru 4,6033 ve dolayısıyla sepet kur 4,2550 dolayında bulunuyordu. Ve Merkez Bankası, döviz kurlarındaki oynaklığı denetim altına alabilmek amacıyla 2017 yılının kalan kısmı için toplam 3 milyar USD ile sınırladığı ‘Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerine’ başlamış bulunuyordu. Merkez Bankası’nın döviz kurlarına yönelik bu düzenlemesi daha önce Brezilya ve Meksika tarafından uygulanmış bir düzenleme. Bu tür önlemler, dengeli bir ekonomi yapıya sahip olduğu halde geçici bir süre içinde çeşitli nedenlerle spekülatif bir parasal atağa maruz kalan ülkelerde başarıya ulaşabilecek önlemler. Bir başka ifadeyle bu önlemler uzun süreli uygulanabilecek önlemler olmadığı gibi dengesizlik içindeki ekonomilerde başarılı olması da kolay değil. Eğer denge bozukluklarının altında farklı nedenler varsa bu tür önlemlerle sonuç almayı beklemek teşhisin yanlış yapıldığını gösterir. İşin kötüsü, teşhisin yanlış yapıldığı imajı doğarsa spekülatif ataklar artabilir.

18 Kasım 2017 Cumartesi

İçgüdüsel Ekonomi

İçgüdü; psikoloji biliminde, hayvanları, akıl, düşünce ya da bilinç dışında, kendilerine yararlı ya da gerekli birtakım eylemlere yönelten doğal duygu olarak tanımlanıyor. Felsefe açısından bakarsak; içgüdüler, bir hayvan türünün bütün bireylerine kalıtım yoluyla geçen ve yaşamın korunmasına dönük bilinçsiz eylem ve davranışların tümü biçiminde ifade ediliyor.

İçgüdülere örnek olarak beslenmek için yemek yemek, neslini sürdürmek, tehlikeden korunmak gibi özellikler içgüdülerdir. Bütün hayvanlarda içgüdüler vardır. Bir tehlike hissettiğinde ya kaçar ya da savunma durumuna geçer, beslenmek için yiyecek arar, belirli bir ergenliğe ulaşınca neslini sürdürmenin yollarını araştırır. Bir kurt yavrusu doğduğunda annesinin memesini emer, bir örümcek avlanmak için ağ örer, bunları kimsenin öğretmesine gerek yoktur. Yaşama başladığında bu içgüdüler otomatik olarak ortaya çıkar.  

Kültür, sonradan öğrenilen nitelikleri ifade eder. Mesela alet kullanmak doğuştan gelen bir bilgi değildir. Elektrikten anlamak veya hukuk bilmek ya da bir müzik aleti çalmak kültürün katkılarıdır.   

11 Kasım 2017 Cumartesi

Kripto Paralar, Bitcoin ve Blockchain

Kripto Paralar
Crypto ve currency kelimelerinin bir araya getirilmesiyle yaratılmış olan cryptocurrency deyimi kripto (şifreli) para anlamına geliyor. Kripto para;  internet aracılığıyla kullanılan, hiçbir merkezi otoriteye ya da aracı kuruma bağlı olmayan, sanal para birimini ifade ediyor. Kripto paralar ancak belirli şifreler kullanılarak yerleştirildiği sanal cüzdanlardan yine şifreler aracılığıyla çıkarılıp kullanılabildiği için bu adı taşıyorlar. Kripto para birimleriyle kişiler ya da kurumlar tıpkı gerçek parayla yaptıkları gibi harcama yapabiliyor ya da para kabul edebiliyor.

Piyasada bugün itibariyle binden fazla kripto para çeşidi var. Bu paraların bazıları şunlar: Bitcoin. Ethereum, Ripple, Litecoin, Dash, Monero, Neo, Nem. Sanal olmaları yalnızca bilgisayar sisteminde kayıtlı olmasından kaynaklanıyor. Yani bu para birimleri Dolar gibi, Euro gibi TL gibi basılı halde fiziksel olarak bulunmuyor.

9 Kasım 2017 Perşembe

Atatürkçü Olmak O kadar da Kolay Değil

Adını andığımız her an içimizi hüzün kaplar oldu. Eskiden 10 Kasımlarda yaşardık bu duyguyu. Şimdi neredeyse her gün aynı hüznü yaşıyoruz. O, bize elden gitmiş olan vatanımızı geri vermekle kalmadı, kulluktan çıkardı bizi, haklarımızı öğretti. Şimdilerde daha iyi anlasak da biz bunların değerini uzun zaman bilemedik, hakkını veremedik. Adını anınca hüzünlenmemiz ondandır biraz da. Hala aptalca bir tutkuyla kulluğa dönmek isteyenler var aramızda. Atatürk’ün sağlığında da vardı bu insanlar. Hatta bunların önemli bir kısmı onun en yakın arkadaşlarıydı. Nutuk’u okuyunca insan, Atatürk’ün asıl mücadelesinin düşmanlardan çok dostlarıyla olduğunu görüyor.

6 Kasım 2017 Pazartesi

Ekonomi Politikası ve At Arabası

İki at koşulmuş bir at arabası düşünün. Atlar arabanın okunun iki yanında yer alır. İkisinin de aynı yönde koşması halinde araba yolda düz bir biçimde ilerler. Atların birinin düz koştuğunu ötekinin mesela sağa doğru koştuğunu düşünelim. Bu durumda araba başlangıçta yalpalar, sonra hangi at güçlüyse onun çektiği tarafa doğru gitmeye başlar.

Ekonomi politikası başlıca iki temel alt politikadan oluşur: Para politikası ve maliye politikası. Merkez Bankası tarafından yürütülen para politikasının üç tane aracı vardır: Faiz, zorunlu karşılıklar ve açık piyasa işlemleri. Bu üç aracı kullanarak Merkez Bankası piyasadaki para hareketini ve dolayısıyla talebi denetlemeye çalışır. Maliye politikasının da başlıca üç aracı vardır: Kamu harcamaları, vergiler ve kamu borçlanması. Maliye ve Hazine bu üç aracı hükümetin desteğiyle kullanarak bazen piyasadaki talebi denetlemek bazen de arzı artırmak için kullanırlar.

5 Kasım 2017 Pazar

Korikorodan ya da 20 Yıldır Değişmeyen Durum

Çocukken babam bir dizine beni, öbür dizine kardeşimi oturtur masallar anlatırdı. Çoğu kendi uydurduğu masallardı. En sevdiğimiz masal korikorodan masalıydı. Ayrıntısını hatırlamıyorum şimdi ama bir yerinde şöyle bir şeyler geçiyordu “…ormanda yürürlerken ağaçların arasından birden bire koskoca bir korikorodan çıkmış.” İkimiz birden hemen sorardık “korikorodan nedir?” Babamın anlattıklarından hayalimizde canlandırdığımız kadarıyla, korikorodan, ejderhayla dinozor arası, ağzından burnundan ateşler çıkaran apartman boyunda bir yaratıktı. Tam bir masal canavarı. Bize sevimli bir canavarmış gibi gelirdi. Sonra Herkül gibi biri gelip korikorodanı öldürür, kardeşim de ben de Herkül benzeri adamın başarısına sevineceğimize korikorodana acırdık.

Ne zaman enflasyon canavarı deseler gözümün önünde korikorodan canlanıyor. Kim bu canavarı öldüreceğim dese başlıyorum canavara acımaya.

31 Ekim 2017 Salı

Kapitalizme Yeni Bir Ekonomi Teorisi Gerekiyor

Günümüzün ekonomi teorisi yani önce parasalcı (monetarist) ekonomi teorisiyle sonra da rasyonel beklentiler teorisiyle modifiye edilmiş neoklasik ekonomi teorisi, aslında kapitalist sistemin ekonomi teorisidir. Bundan 30 yıl önce dünyada, kapitalist sistem ve onun taklidi olan ahbap – çavuş kapitalizmi, yanında sosyalist sistem ve sosyalist sisteme ağırlık veren karma ekonomik sisteme sahip ülkeler vardı. O zamanlar neoklasik teori tek başına egemen değildi. O nedenle evrenselliği tartışmalıydı. Çünkü sosyalizmde karar alıcı konumundaki piyasa modeli son derecede sınırlı bir yer tutuyor, onun yerine planlı ekonomi modeli denilen bir çeşit merkezi piyasa yönetimi sistemi karar alıcı konumunda bulunuyordu. Bugün bütün dünyaya yayılan küreselleşme modasıyla birlikte piyasa ekonomisi her yerde egemen hale geldi. Böylece ilk bakışta kapitalizmin ekonomi teorisi olan neoklasik ekonomi teorisi, küresel sistemin evrensel ekonomi teorisi haline geldi. Ne var ki kapitalizmin egemenliği kimi ülkelerde kapitalizme en yakın biçime bürünmüş olsa da kimi ülkelerde ahbap – çavuş kapitalizmi formatında yer aldı. Dolayısıyla neoklasik ekonomi teorisinin evrenselliği hala tartışılabilir konumda duruyor.

29 Ekim 2017 Pazar

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e

Kapitülasyonlar ve Lozan Antlaşması
Osmanlı İmparatorluğu’nun yedi düvele verdiği çeşitli siyasal, ekonomik, ticari ve mali imtiyazları kapsayan kapitülasyonlar, 1365 yılında I. Murat’ın Raguse Cumhuriyetine verdiği kapitülasyonla başlar (bugün Hırvatistan’a ait bulunan Dubrovnik kenti o dönemde ayrı bir devletti.) Bu ilk kapitülasyondan sonra Osmanlı Padişahları 33 devlete daha kapitülasyon vermişlerdir. Bunlar arasında Venedik Dükalığı, Fransa, Almanya, İngiltere, Hamburg kent devleti, Rusya, Balkan devletleri, ABD gibi devletler vardır. Son olarak Vahdettin 1920’de süresi biten İngiltere, Fransa ve Almanya’nın kapitülasyonlarını yenilemiştir. Başlangıçta belirli bedeller alınarak verilen kapitülasyonlar, Fatih Sultan Mehmet ile birlikte karşılıksız verilmeye başlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nu gümrük korumasından, gümrük gelirlerinden büyük ölçüde mahrum bırakmanın yanı sıra kapitülasyonların en önemli etkisi Osmanlı sanayi ve ticaretinin büyük ölçüde yabancıların eline geçmesinin yolunu açmıştır[1].

Lozan Antlaşması’nın en zorlu müzakereleri kapitülasyonlar konusunda geçmiş, antlaşmanın onaylanmasıyla birlikte kapitülasyonlar tarih sahnesinden kalkmıştır.

27 Ekim 2017 Cuma

Plasebo Etkisi ve Ekonomiye Uygulanması

Bütün hastalıkları yalnızca ilaçla tedavi etmek mümkün değil. Özellikle çağımızın en büyük derdi olan stres ve gerginliklerin yarattığı ruhsal dengesizlik hallerinde ilaç tedavisinin yanında psikolojik destek gerekiyor. Depresyona giren, anksiyete denilen ve başına kötü şeyler geleceği inancıyla endişe veya korku içine düşen ya da fobiler içinde kıvranan insanların tedavisinde ilaç tedavisinin yanında psikolojik tedaviye de başvuruluyor. Hatta bazen ilaç kullanılması yerine tümüyle psikolojik tedavi tercih ediliyor. Ne var ki insanların çoğu ilaç almadan iyileşemeyeceğini düşündüğünden ilaç, kendi kimyasal etkisinden çok psikolojik bir etki yaratarak tedaviye olumlu katkı yapabiliyor. İşte bu düşünceden hareketle ilaç yerine ilaca benzeyen ama aslında yararlı ya da zararlı hiçbir etkisi olmayan maddelerin hastalara verilmesi ve bu yolla onun kendisini iyi hissetmesi de bir yöntem olarak kullanılabiliyor. Bu tür ilaç benzeri maddelere ‘plasebo’ (halk arasında şeker hapı da deniyor), bunların yarattığı psikolojik olumlu etkiye ise ‘plasebo etkisi’ adı veriliyor. Placebo adını taşıyan bir de alternatif rock grubu var ama konumuz onlar değil. 

21 Ekim 2017 Cumartesi

Karışık İşler Bunlar

1. Varlık Fonu İki Kelimeden Oluşur: Varlık ve Fon
Varlık Fonu iki kelimeden oluşur: Varlık ve Fon. Bir varlık fonu kurulabilmesi için ya bir varlık veya bir fon ya da ikisi birden olması gerekir. Bu karışık görünen açıklamayı basitleştireyim: Bir varlık fonu oluşturabilmek için ekonomi, ya cari fazla ya da bütçe fazlası veriyor olmalıdır. Mesela Norveç gibi ya da körfez ülkeleri gibi petrol üreticisi olan ülkeler petrolü ucuza mal edip karlı sattıkları için cari fazla ve bütçe fazlası elde ederler. Bu gibi fazlası olan ülkeler o fazlaların hepsini elde ettikleri dönemde harcamayıp çocuklarına, torunların miras bırakmayı tercih ederse o fazlaları bir fonda toplayıp biriktirirler. O fonu, iyi faiz veren veya getiri sağlayan tahvillere, bonolara, projelere ödünç olarak verir ve fonun varlığını ayrıca bu yolla da artırmaya çalışırlar. Böylece varlık fonunun varlığı artar ve ülke, gelecek kuşaklara bir miras bırakma şansına kavuşur.

Her ülkenin petrol veya benzeri doğal zenginliği olmadığı için bazı ülkeler bırakın fazla vermeyi açık verirler ve o açıkları çocuklarının, torunlarının ileride elde edecekleri gelirlerden, servetlerden borçlanarak kapatırlar. Bu ülkelerin gelecek kuşaklar için yapabileceği en doğru iş bu borçlanmayı gelecekte açık vermeyecek yatırımlara yönlendirmektir. Eğer bu borçlanmayla teknolojiyi geliştirecek, cari açığı düşürecek yatırımlar yapılırsa borçlanmak zorunda olan ülkeler ileride bu zorunluluktan kurtulabilirler ya da en azından bu zorunluluğu daha düşük düzeylere indirebilirler. 

19 Ekim 2017 Perşembe

Son 15 Yılda İki Kez Kaçırdığımız Tren

Son 15 yılda tren bizim beklediğimiz istasyona iki kez geldi. İlkinde 2001 krizinin yaralarını sarmış, bütçe açığı, kamu borç yükü ve bankacılık gibi üç alanda önemli reformlar yaparak 2005 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlamıştık. Bu olumlu ivme ile enflasyon düşmeye, faizler gerilemeye, büyüme hızı artmaya, risk primi gerilemeye başlamıştı. O zamana kadar gelen yabancı sermaye miktarından fazlası bir yıl içinde gelmeye başlamış, AB üyeliğine 2010 yılında mı 2011 yılında mı gireceğimiz konusunda iddialara girilir olmuştu. Yapmamız gereken tek şey eğitim, hukuk, vergi, dış açığı dengeleyecek yatırımların teşviki gibi alanlarda tıpkı bütçe, kamu borç yükü ve bankacılık alanında yaptığımız reformların benzerlerini yaparak yapısal reformları tamamlamaktı. Bunları gerçekleştirecek adımları atabilsek istasyona gelen trene binebilecektik. Ne var ki tren bizim beklediğimiz istasyona geldiğinde biz iç salonda uyuyorduk. Tren gitti.

16 Ekim 2017 Pazartesi

İşsizliği Artıran Büyüme?

TÜİK’in açıkladığı Temmuz ayı işgücü istatistikleri işsizlikte artış olduğunu ortaya koydu. 2017 Haziran ayında yüzde 10,2 olan işsizlik oranı Temmuz ayında ciddi bir artışla yüzde 10,7’ye yükseldi.

İstihdam anketinin uygulandığı gün ve önceki hafta içinde kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte çalışmamış kişilerden son 4 hafta içinde iş arama kanallarını kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda bulunan 15 ve daha yukarı yaştaki kişiler işsiz sayılıyor. İşsiz sayısının toplam işgücüne bölünmesiyle işsizlik oranı bulunuyor. Buna literatürde resmi işsizlik oranı deniyor.

15 Ekim 2017 Pazar

TL Değer Kazanıp Kaybettiğinde İhracatçının Kazancı Nasıl Değişir?

Sanayi ürünleri ihracatının içinde belirli miktarda ithal girdi bulunuyor. Hiçbir sanayici bütün girdileri yerli malı olan sanayi ürünü üretmez. Çünkü bir takım girdiler başka ülkelerde daha ucuza üretilir. Bununla birlikte bir ülkenin ihracata konu olarak ürettiği sanayi ürünü içinde yerli girdi payı ne kadar yüksekse kurdan etkilenmesi o kadar az olur.

İhracata konu olan bir sanayi ürünü kabaca şöyle bir bileşimle üretiliyor:

Sanayi ürünü imalatı = Yerli girdiler + İthal girdiler + İşgücü + Sermaye[1]  

Bu denklemde genellikle yabancı parayla ifade edilebilecek iki faktör bulunuyor: (1) İthal girdiler, (2) Sermaye (dış kredi kullanımı.) Her ne kadar yerli girdilerin içinde de bir miktar ithal girdi olabilirse veya işgücünün bir bölümü de dışarıdan alınmış olabilirse de bu tür durumları istisnai kabul ederek dışarıda bırakıyoruz. Bu denklemde yerli girdiler ve işgücü de enflasyondan etkilenir.

12 Ekim 2017 Perşembe

Borç Yükü Tavan Yaptı

Küresel kriz küresel bir borç artışı yarattı. Bütün dünyada borçlarda artış oldu. Aşağıda gelişmiş ülkelerden seçilmiş olanlar ve gelişmekte olan ülkelerden seçilmiş olanlarda 2006 ile 2016 arasında ortaya çıkan borç yükü (borç stoku / GSYH, %) artışını gösteren iki tablo sunuyorum (her iki tablo için de kaynak: IMF, Fiscal Monitor, October, 2017.)

11 Ekim 2017 Çarşamba

Varlık Fonu Böyle Bir Şey Değil

Varlık Fonu yetkililerinin “fon bünyesindeki varlıklara ilişkin kapsamlı bir çalışma yapıldığı ve atıl arsalar ve uzun vadeli alacakların nakde çevrileceği ve bu yolla sağlanacak kaynakların Türkiye’nin nitelikli yatırımlarına sıfır faizli finansman imkânı olarak sunulacağı” şeklindeki açıklamaları gündemde yer aldı. 

Ulusal Varlık Fonları, çeşitli finansal varlıklara yatırım yaparak gelirini artırmayı hedefleyen, devletin sahipliği ve yönetimi altında çalışan fonlardır. Bu fonun geliri genellikle bütçe fazlalarından oluşur. Bir ülke eğer bütçe fazlası veriyorsa bu fazlayı 4 şekilde kullanabilir: (1) Harcamalarını artırır. (2) Mevcut vergi yükünü düşürür. (3) Borçlarını erken ödemeye tabi tutabilir. (4) Bir varlık fonu kurarak bütçe fazlalarını buraya aktarır ve bu fonla ulusal ya da yabancı bazı finansal varlıkları satın alıp gelirlerini artırmaya çalışarak gelecek kuşaklara refahı aktarma yoluna gidebilir. Bu tür fon yönetimlerinde temel hareket noktası varlıkları risk ve getiri dengesini gözeterek kazanç amaçlı kullanmaktır. Bu işlemleri, bütçe kısıtlamaları ve parlamentonun sıkı denetimi altında yürütmek kolay değildir. Varlık fonu kuruluşunun bir nedeni de bu kısıtlamalardan kurtulmaktır.

10 Ekim 2017 Salı

IMF Tahminleriyle OVP Tahminlerinin Karşılaştırmalı Değerlendirmesi

Genellikle önce IMF, Dünyanın Ekonomik Görünümü Raporunu yayınlar, o raporda (IMF WEO) üye ülkelere ve o arada Türkiye’ye ilişkin tahminlerini açıklar, Orta Vadeli Program (OVP) ondan sonra açıklanırdı. Bu yıl tersi oldu ve önce OVP açıklandı. IMF de tahminlerini açıkladığına göre bu tahminleri karşılaştırmalı olarak değerlendirebiliriz. IMF tahminleriyle OVP tahminlerini bir arada gösteren tabloyu yazının altındaki ekte dikkatinize sunuyorum. Peş peşe şokların yaşandığı, her gün göstergelerin değiştiği ve dolayısıyla tahminlerin revize edilmek zorunda kalındığı bugünkü ortamda 2018’den ötesine ilişkin tahminler pek anlam taşımayacağı için tabloya ve değerlendirmelere yalnızca bu iki yılı alıyorum.

8 Ekim 2017 Pazar

Mali Kural ve Çıpa

Kamu maliyesi açısından izlenecek politika iki türlü olabilir: Esnek politika ya da kurala bağlı politika. Esnek politika, maliye politikasının anayasa ve yasalarda çizili kurallar içinde yürütülmesi koşuluyla esnek biçimde yürütülmesi olarak tanımlanabilir. Kurala bağlı maliye politikası ise kamu kesiminin gelir, gider, borçlanma ve finansal yükümlülük altına girme konularında orta ve uzun dönemde izleyeceği politikaların esneklik limitlerinin belirli kurallara bağlanması olarak tanımlanabilir. Kurallara bağlı maliye politikası söz konusu olduğunda uygulanacak maliye politikasının esneklik limitlerini belirleyen kurallara mali kural adı veriliyor.

Örneğin bütçe açığı başlangıçta bütçe kanunu ile öngörülen açık miktarını aşmışsa ve artan bütçe açığını finanse edebilmek için hükümet borçlanmaya devam ediyorsa bu esnek maliye politikasının örneğidir. Yasalarda bütçe açığında artış ortaya çıksa bile bu açığa karşı yapılacak borçlanmanın artırılamayacağı öngörülmüşse o zaman kurallara bağlı maliye politikası söz konusu demektir. Bu örnekteki mali kural ise borçlanmaya konulmuş olan limittir. Bu tür limitler borçlanma üzerine konulabileceği gibi giderlerin tümü veya belirli giderler üzerine de konulabilir. Gelirler için taban düzeyleri saptanabilir. Örneğin faiz dışı fazlanın belirli bir oranda hedeflenmesi mali kural uygulamasına benzer bir görünüm sergilese de ortada bir mali kural olabilmesi için devamlılık göstermesi, yani yasalara yazılması gerekir. 

6 Ekim 2017 Cuma

Kitaplar ve Dergiler

Ahmet Mumcu, Osmanlı Devletinde Siyaseten Katl, 4. Baskı, Phoenix Yayınları, 2017
Siyaseten katl yani siyasetin öngördüğünü yapabilmek için idam uygulaması eskiden beri var olan bir uygulamadır. Osmanlı Devletinde siyaseten katlin bir gelenek halini alması Fatih Sultan Mehmet’in Başveziri konumundaki Çandarlı Halil Paşa’yı idam ettirmesiyle başlamış ve artarak devam etmiştir. Fatih, ayrıca siyaseten katli kardeşin kardeşi öldürtmesine kadar getirmiştir. Fatih Kanunnamesinde yer alan “Ve her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alem içün katl etmek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz itmiştir. Anında amil olalar.”  hükmü bu işi yasalaştırmıştır. Ahmet Mumcu bu çok önemli eserinde bu konuyu tarihsel perspektifi, geleneksel ve hukuki yönleriyle ele alıp derinlemesine inceliyor. Ben bu eseri sanırım 1980’lerde ilk kez okudum. Sonra kitabı birisine verdim ama kime verdiğimi hatırlayamadığım için kitabı geri de alamadım. Şimdi yeni baskısını görünce tekrar alıp tekrar okudum. İyi ki de kitabı geri almamışım, bu vesileyle tekrar okumak fırsatı buldum. Osmanlı’nın farklı bir yönünü tanımak ve anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap.

4 Ekim 2017 Çarşamba

Torba Yasa Faciası

Roma hukukunun önemli yasalarından birisi olan Lex Caecilia Didia M.Ö. 98 yılında Roma’da Caecellius Metellus Nepos ve Titus Didius adlarındaki iki konsül tarafından yürürlüğe sokulmuş. Yasa iki maddeden oluşuyor. İlk madde bir yasanın duyurulması ve oylanması için gerekli en az süreyi belirliyor. İkinci madde ise; “İnsanlar tek bir karmaşık yasada toplanmış farklı konular hakkında bir sonuca varmaya zorlanamazlar” hükmünü taşıyor. Yani yasanın ikinci maddesi, farklı konuların tek bir yasada toplanmasının doğru olmadığını, bunların ayrı yasalarla çıkarılması gerektiğini kurala bağlıyor. Böylelikle insanlar tek bir yasada toplanmış farklı konulardan beğendiğini kaybetmemek için beğenmediğini de kabul etmeye zorlanmamış oluyor.

2 Ekim 2017 Pazartesi

Enflasyon Hızları ve Ülke Kategorileri

Tanımlar
Özellikle küresel krizden sonra enflasyon sınıflandırmalarını özellikle de hızlarına göre enflasyon çeşitlerini yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Şimdiye kadar yapılan sınıflandırmalar 3 ya da 4 kategoriyi kapsıyordu: Sürünen enflasyon, ılımlı enflasyon, yüksek enflasyon ve hiper enflasyon. Bu konuda benim önerim altı gruplu bir sınıflandırma yapılması şeklidedir. Sürünen enflasyon, düşük enflasyon, orta enflasyon, yüksek enflasyon, çok yüksek enflasyon, hiper enflasyon. Burada sunduğum kategorilerdeki oranlar da benim önerilerimdir.

Sürünen enflasyon; yüzde 0,1 – 1,0 arasında bir enflasyon oranını işaret eder. Bu enflasyon türünde ileriye ilişkin olarak enflasyon beklentileri hiçbir biçimde oluşmaz. Böyle bir enflasyon oranının ekonomiyi canlı tutmak açısından yararlı olduğu öne sürülür.

30 Eylül 2017 Cumartesi

Bütçe Finansmanında Tuhaflıklar

Bütçe dengesi konu olduğunda karşımıza iki tür denge çıkar: (1) Bütçe dengesi, (2) Nakit dengesi. Bütçe dengesi bütçe gelirlerinden bütçe giderleri düşülerek bulunur. Gelirler giderlerden küçükse bütçe açığı ortaya çıkar. Bütçe dengesinde bütçe gelirleri tahsilat esasına yani kasaya giren para esas alınarak, bütçe giderleri ise tahakkuk esasına yani ödeme yapılmamış olsa bile gider kararına göre yazılır. Bütçe dengesinden henüz ödenemediği için emanete alınan paralar ile avans olarak ödendiği halde henüz bütçeye gider yazılmamış olan paraların düşülmesi (eklenmesi) ile nakit dengesine ulaşılır. Uzun dönemde bu iki denge birbirine eşitlense de anlık ölçümlerde farklı çıkabilir. Hazine’yi ilgilendiren nakit dengesidir. Çünkü finanse etmesi gereken miktar nakit gelir – gider farkıdır.

28 Eylül 2017 Perşembe

Vergilere Neler Oluyor?

Buraya Nasıl Geldik?
Son 2 yıla gelinceye kadar para politikasının bazen gevşek bazen sıkı uygulamalarına karşılık maliye politikası, mali disipline uygun şekilde yürütülüyordu. Bazı yıllarda sorunlar bir seferlik gelirlerle çözülse bile maliye politikasının fazlaca eleştirilecek bir yanı yoktu. Bu görünüm 2015 yılının Kasım ayında Rus uçağının düşürülmesiyle birlikte bozulmaya başladı. 2016 yılının Temmuz ayında yaşanan darbe girişiminin ekonomik faaliyetlerde yarattığı daralma ekonomide sıkıntıları doruğa çıkardı. Ardından referandum gündeme geldi. Bu kez kamu harcamaları önceki seçimlerle kıyaslanmayacak hızla artmaya başladı.  

2016 yılı Ekim ayında hazırlanan ‘Orta Vadeli Program 2017 – 2019’daki tahminlerle yeni açıklanan ‘Orta Vadeli Program 2018 – 2020’deki 2017 gerçekleşme tahminlerini aşağıdaki tabloda karşılaştırmalı olarak sunuyorum.

2017 Tahmin
2017 Gerçekleşme Tahmini
Fark (%)
Giderler
645,1
673,7
4,4
   Faiz Dışı Giderler
587,6
616,2
4,9
   Faiz Giderleri
57,5
57,5
0,0
Gelirler
598,3
612,0
2,3
   Vergi Gelirleri
511,1
520,5
1,8
   Diğer Gelirler
87,2
91,6
5,0
Bütçe Dengesi
-46,9
-61,7
31,6
Faiz Dışı Denge
10,6
-4,2
-139,6

Tablo bize 2017 yılına ilişkin bütçe tahmin sapmalarını gösteriyor. Bütçe açığı yüzde 32’ye yakın sapma göstermiş görünüyor. En ciddi sorun, yıllardır sürekli fazla veren faiz dışı dengenin ilk kez 2017 yılında açık verecek olmasıdır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...