Fon Krizi: Borsadan Ekonomiye Uzanan Etkiler
Türkiye'de Eylül 2026'da yaşanan yatırım fonu krizi, sermaye piyasalarının işleyişi ve yatırımcı güveni açısından önemli bir gelişme oldu. Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararları doğrultusunda yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verilmesi, yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren bir süreci beraberinde getirdi. SPK, 23 Eylül'de yaptığı açıklamada Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre söz konusu fonlarda 455.758 tekil yatırımcı bulunduğunu bildirdi.
Yaşananlar, finansal piyasalarda
biriken risklerin nasıl büyüyebildiğini ve bir piyasada ortaya çıkan sorunların
diğer piyasalara hangi kanallardan yayılabildiğini yeniden gündeme taşıdı.
Krizin önemi yalnızca yatırım fonlarının karşı karşıya kaldığı sorunlardan
kaynaklanmıyor. Fon piyasasındaki gelişmelerin borsa, tahvil piyasası, banka
mevduatları ve döviz hesapları üzerindeki olası etkileri, finansal sistemin bir
bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Yatırım fonları üzerindeki etkiler
Fon krizinin ilk etkisi doğal
olarak yatırım fonları alanında görüldü. Tasfiye kapsamındaki fonların toplam
büyüklüğü, eylül ayında yayımlanan haberlerde yaklaşık 890 milyar TL ile 1
trilyon TL arasında, dolar cinsinden ise yaklaşık 18-20 milyar dolar düzeyinde
ifade edildi. Reuters'ın 29 Eylül tarihli hesaplamasına göre fonların toplam
varlığı 31 Ağustos'ta yaklaşık 1,3 trilyon TL iken 16 Eylül'de yaklaşık 992
milyar TL'ye gerilemişti.
Ancak bu rakamları yatırımcıların
kesinleşmiş zararı olarak değerlendirmek doğru değil. Fonların toplam büyüklüğü
ile tasfiye sonucunda yatırımcılara geri ödenecek tutar birbirinden farklıdır.
Nihai zararın belirlenebilmesi için fon varlıklarının gerçek satış değeri,
yükümlülükleri ve tasfiye sürecinin sonuçları ortaya çıkmalıdır.
Fonların toplam varlıklarında
yaşanan gerileme de tek başına zarar miktarını göstermiyor. Para çıkışları, finansal
varlıkların fiyatlarındaki düşüşler ve portföylerin yeniden değerlenmesi toplam
büyüklüğü farklı yönlerde etkileyebilir. Fonlardan çıkan paranın bir bölümünün
banka mevduatlarına ve diğer yatırım araçlarına yönelmesi de bu dönemdeki
gelişmelerin önemli bir parçası oldu.
Dolayısıyla fonların toplam
büyüklüğündeki düşüş, yalnızca yatırımcıların kayıplarını değil, tasarrufların
finansal sistem içindeki dağılımının değişmesini de yansıtıyor.
Borsa İstanbul üzerindeki etkiler
Fon krizinin en dikkat çekici yansımalarından
biri Borsa İstanbul'da görülen satış baskısı oldu. Bazı fonların yatırımcıların
geri ödeme taleplerini karşılamakta zorlanması, nakit yaratmak amacıyla
portföylerindeki varlıkları satma ihtiyacını artırdı. Özellikle likiditesi
düşük hisselerde yoğunlaşan satışlar, fiyat hareketlerini hızlandırabilecek bir
mekanizma oluşturdu. Reuters'ın 1 Ekim tarihli değerlendirmesine göre fon
piyasasındaki likidite sorunları, eylül ayında borsada geniş çaplı bir satış
dalgasıyla bağlantılıydı.
BIST 100 endeksi eylül ayını
yüzde 16,65 düşüşle tamamladı. Aynı dönemde Borsa İstanbul genelindeki şirketlerin
toplam piyasa değerinde yaklaşık 4,5 trilyon TL'lik azalma yaşandığı Dünya Gazetesi
tarafından hesaplanıp açıklandı.
Ancak bu rakamı yatırımcıların
aynı tutarda nakit kaybettiği şeklinde yorumlamak doğru olmaz. Piyasa
değerindeki düşüş, şirket hisselerinin borsada işlem gördüğü fiyatların
gerilemesi sonucunda hesaplanan toplam değer kaybını ifade ediyor. Ayrıca
borsadaki düşüşün tamamını fon krizine bağlamak mümkün değil. Genel ekonomik
koşullar, faiz beklentileri, şirketlere ilişkin gelişmeler ve yatırımcıların
risk algısı da hisse fiyatlarını etkileyebilir.
Bununla birlikte, fon krizinin
satış baskısını artırmış olması piyasa likiditesinin önemini bir kez daha
gösteriyor. Belirli hisselerde yoğunlaşan portföyler ve aynı varlıklara yatırım
yapan çok sayıda fonun eş zamanlı satışa yönelmesi, fiyat düşüşlerini
hızlandırabilir.
Hisse fiyatlarındaki gerileme
bireysel yatırımcıların portföy değerlerini azaltırken şirketlerin piyasa
değerlerini de olumsuz etkiliyor. Düşen piyasa değerleri, şirketlerin sermaye
artırımı yoluyla finansman sağlama olanaklarını sınırlayabilir. Finansman
maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde bu durum, şirketlerin yatırım kararlarını
ve büyüme planlarını da etkileyebilir.
Faizler, bankalar ve tahvil piyasası
Fon krizinin etkileri bankacılık
sistemi ve faiz piyasalarında da hissedildi. TCMB Başkanı Fatih Karahan, 6 Ekim
2026'da yaptığı açıklamada, fon piyasasındaki gelişmeler sırasında banka
mevduatlarının yaklaşık 800 milyar TL arttığını belirtti. Bu açıklama, fonlardan
çıkan paranın önemli bir bölümünün bankacılık sistemine yöneldiğine işaret
ediyor. Ancak söz konusu tutarın tamamının doğrudan fon tasfiyesinden
kaynaklandığı veya yalnızca borsadan geldiği sonucuna varılamaz.
Mevduat artışı, bazı bankaların
likidite koşullarını iyileştirmiş ve mevduat toplama ihtiyacını azaltmış
olabilir. TCMB'nin Elektronik Veri Dağıtım Sistemi verilerine göre, üç aya
kadar vadeli TL mevduat faizinin ağırlıklı ortalaması 4 Eylül'de yüzde 44,4, 2
Ekim'de yüzde 43,79 düzeyindeydi. Bu veriler, söz konusu dönemde ortalama
mevduat faizinde sınırlı bir gerileme yaşandığını gösteriyor.
Bununla birlikte, mevduat
faizlerindeki değişimin tamamını fon krizine bağlamak doğru olmaz. Para
politikası, enflasyon beklentileri ve bankalar arasındaki rekabet de mevduat
faizlerinin belirlenmesinde etkili olmaya devam ediyor.
Tahvil piyasasında ise farklı bir
mekanizma işliyor. Fonlardan yoğun para çıkışı yaşandığında, geri ödeme
taleplerini karşılamak isteyen fon yöneticileri ellerindeki tahvilleri satmak
zorunda kalabilir. Satışların artması tahvil fiyatlarını aşağı çekerken
getirilerin, dolayısıyla faizlerin yükselmesine neden olabilir. Bu durum, hem
kamu borçlanmasının hem de şirketlerin finansmanının maliyetini artırabilir.
İlerleyen günlerde piyasa
koşullarının değişmesiyle tahvil faizlerinde yeniden gerileme görülebilir.
Ancak ikincil piyasadaki faiz hareketleriyle Hazine'nin yeni borçlanmalarında
oluşan maliyetler aynı şey değildir. Hazine'nin borçlanma maliyetlerini
değerlendirmek için ihale faizlerini, borçlanma vadelerini ve ihraç koşullarını
ayrıca incelemek gerekir.
Döviz piyasası ve dolarizasyon eğilimi
Fon krizinin etkileri döviz
piyasasında da izlenebildi. Belirsizliğin arttığı dönemlerde yatırımcıların bir
bölümü Türk lirası cinsinden finansal varlıklarını azaltarak döviz
mevduatlarına yönelmeyi tercih edebilir.
TCMB'nin haftalık verilerini
aktaran Dünya Gazetesi'nin 25 Eylül 2026 tarihli haberine göre, 18 Eylül'de
biten haftada yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı parite etkisinden
arındırılmış olarak 3,03 milyar dolar arttı.
Bu veriler, ilgili haftada döviz
hesaplarına belirgin bir yöneliş olduğunu gösteriyor. Ancak haftalık artışı
eylül ayının tamamına ait değişim gibi sunmamak gerekir. Ayrıca döviz
mevduatındaki artışın tamamının fon krizinden kaynaklandığını söylemek mümkün
değil. Şirketlerin ticari işlemleri, dış ticaret ödemeleri, döviz gelirleri ve
diğer ekonomik gelişmeler de döviz hesaplarının büyüklüğünü etkileyebilir.
Döviz talebindeki artış, diğer
koşullar sabitken kur üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Ancak bu
etkinin boyutu, piyasadaki döviz arzına, para politikasına ve yatırımcıların
diğer varlıklara yönelik tercihlerine bağlıdır. Bu nedenle döviz mevduatındaki
artış ile döviz kurundaki hareketler arasında doğrudan ve tek yönlü bir ilişki
kurmamak gerekir.
Yatırımcıların kayıpları ve güven sorunu
Fon krizinin en hassas boyutu,
birikimlerini bu araçlarda değerlendiren yatırımcıların karşı karşıya kaldığı
belirsizliktir. Fonların işleme kapatılması veya tasfiye sürecine alınması,
yatırımcıların olağan alım satım işlemlerini sınırlayabilir. Tasfiye sürecinde
ise fon varlıklarının değerinin belirlenmesi, nakde çevrilmesi ve elde edilen
tutarın yatırımcılara dağıtılması gerekir.
Bir fonun tasfiyeye alınması,
yatırımcının parasının tamamını hemen geri alacağı anlamına gelmez. Geri
ödenecek tutar, fonun varlıklarının gerçek değerine, yükümlülüklerine ve
tasfiye sürecinin sonucuna bağlıdır. Bu nedenle fonların büyüklüğüne ilişkin
tahminlerle yatırımcıların kesinleşmiş zararları birbirinden ayrılmalıdır.
Güven kaybının etkileri, doğrudan
tasfiye kapsamındaki fonlarla sınırlı kalmayabilir. Yatırımcıların benzer
sorunların başka fonlarda da yaşanabileceğini düşünerek fon piyasasından
uzaklaşması, sermaye piyasalarının gelişimini olumsuz etkileyebilir.
Tasarrufların uzun vadeli yatırımlara aktarılmasını sağlayan yatırım fonları,
finansal sistemin önemli araçlarıdır. Buradaki temel mesele fon piyasasının
büyümesini engellemek değil, bu büyümeyi sağlıklı risk yönetimi ve etkili
denetimle desteklemektir.
Denetim ve finansal istikrar
açısından çıkarılacak dersler
Yaşanan süreç, fonların yalnızca
toplam büyüklüklerinin değil, portföylerindeki varlıkların niteliğinin,
yoğunlaşma düzeyinin ve likiditesinin de yakından izlenmesi gerektiğini ortaya
koyuyor. Belirli hisselerde yoğunlaşan portföyler, aynı varlıklara yatırım
yapan fonların eş zamanlı satışa yönelmesi ve yoğun geri ödeme talepleri,
finansal istikrar açısından risk oluşturabilir.
Bu nedenle denetim
mekanizmalarının kriz ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekle sınırlı kalmaması
gerekir. Portföy yoğunlaşmaları, olağan dışı fiyat hareketleri ve likidite
riskleri düzenli olarak izlenmeli; fonların karşılaşabileceği olumsuz
senaryolar stres testleriyle değerlendirilmelidir. Yatırımcıların fonların
riskleri hakkında açık ve anlaşılır biçimde bilgilendirilmesi de bu sürecin
önemli bir parçasıdır.
Olası piyasa suistimallerinin
araştırılması, fon varlıklarının doğru değerlenmesi ve tasfiye süreçlerinin
şeffaf yürütülmesi yatırımcı güveninin yeniden kurulmasına katkıda bulunabilir.
Bununla birlikte, denetim sürecinde alınan kararların ve ulaşılan sonuçların
somut verilere dayanması, piyasanın sağlıklı işlemesi açısından önem taşıyor.
Sonuç
Türkiye'de yaşanan fon krizi,
finansal piyasaların birbirinden bağımsız olmadığını bir kez daha gösterdi.
Yatırım fonlarından başlayan para hareketleri borsa, tahvil piyasası, banka
mevduatları ve döviz hesapları üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Ancak bu
piyasalardaki bütün değişimleri tek bir nedene bağlamak yerine, her bir
göstergenin neyi ölçtüğünü ve hangi mekanizmalar üzerinden etkilendiğini ayrı
ayrı değerlendirmek gerekir.
Kriz, Türkiye’nin risk primini
yükseltti. 5 yıllık CDS primi Eylül ayı başında 218 idi, 2 Ekim 2026 itibarıyla
255 puana yükselmişti. Geçen hafta sonu itibarıyla biraz gerileyerek 244 puana
düşmüş olsa da halen kriz öncesi orandan oldukça yüksek bir düzeyde bulunuyor (https://tr.investing.com/rates-bonds/turkey-cds-5-year-usd).
Krizin kalıcı sonuçlarını
belirleyecek olan yalnızca piyasalardaki fiyat hareketleri değil,
yatırımcıların birikimlerini yeniden güvenle değerlendirebilecekleri bir ortamın
oluşturulmasıdır. Bunun için şeffaflık, etkili denetim, sağlıklı risk yönetimi
ve yatırımcı haklarının korunması birlikte ele alınmalıdır.
Finansal piyasalarda güven,
yalnızca getirilerin yüksek olduğu dönemlerde değil, kayıpların ve
belirsizliklerin yaşandığı zamanlarda da korunabildiği ölçüde kalıcı hâle
gelir. Türkiye'nin sermaye piyasaları açısından temel mesele, fon piyasasının
büyümesini sürdürülebilir bir yapıyla desteklemek ve yaşanan süreçten benzer
sorunların tekrarlanmasını önleyecek dersleri çıkarmaktır.
Konfiçyüs’e atfedilen bir
özdeyişle bitireyim: “Bir millet için en önemli üç şey: yiyecek, silah ve
güvendir. Bunlardan biri bırakılacaksa önce silah, sonra yiyecek bırakılır. Çünkü
güven olmadan millet ayakta kalamaz.”
53 yaşındayım. Büyük hırsızlarla başa çıkamayacağımı kafama vura vura öğrettiler sağ olsunlar. altınımı dolarımı alırım başa çıkabileceğim küçük hırsızlara karşı kendimi savunurum. Güzel ülkemdeki bütün hayatımın özeti budur.
YanıtlaSil😔
SilBu tür finansal manipülasyon ve fon skandallarının anatomisine bakıldığında, düzenin tek bir kişiden ibaret olmadığı son derece açıktır. Yaşanan krizler ve usulsüzlükler, doğası gereği üç sacayağı üzerine oturur:
SilSiyasetçi: Sistemik koruma, mevzuat esnekliği ve nüfuz sağlayan üst yapı.
Bürokrasi (SPK vb. Düzenleyici Kurumlar): Denetim mekanizmalarını işlevsizleştiren, görmezden gelen ya da süreci tıkamayan onay mercii.
Taşeron (Piyasa Aktörleri / Aracılar): Parayı fiilen toplayan, aktaran, aklayan ve kirli çarkı sahada döndüren uygulayıcılar.
İşte bu girift yapının neden birkaç sembolik istifa ya da tekil kurum görevden almalarıyla çözülemeyeceğini anlatan değerlendirme:
Bütüncül Bir Çürümeyi "Sembolik Kurbanlar" Temizleyemez
Finansal piyasalarda güven, kurumların şeffaflığı ve bağımsızlığı ile inşa edilir. Ancak kamuoyunu sarsan büyük bir fon skandalı patlak verdiğinde; bunu sadece tek bir siyasetçi veya SPK’dan bir yetkilinin tasarrufu/ihmali olarak sunmak, sorunun temelindeki sistemik mekanizmayı gözden kaçırmaktır.
Bir çarkın düzgün dönmesi için üç ayağın birden eş zamanlı çalışması gerektiği gibi, o çarkın kirli işlemesi de bu üç yapının ortak çıkarlar doğrultusunda uyum içinde çalışmasıyla mümkündür.
1. Üçlü Yapının Çalışma Mantığı
Siyasal Nüfuz: Taşeronların cezasızlık zırhına bürünmesini sağlar. Yapılan usulsüzlüklerin veya kurulan "saadet zinciri / illegal fon" yapılarının üzerindeki denetim baskısını azaltır.
Bürokratik Tıkanma veya Seyirci Kalma: Görevi piyasayı gözetmek ve yatırımcıyı korumak olan kurumlar, siyasi baskı ya da kişisel menfaatler nedeniyle "kör noktalar" yaratır. İhbarlar sümen altı edilir, denetim raporları geciktirilir.
Sahadaki Taşeronlar: Siyasal ve bürokratik zırhı arkasına alarak milyonlarca doları/lirayı sistem içinde rahatça dolaştırır, yatırımcıları manipüle eder.
2. Tek Kişilik Tasfiyelerin Yarattığı İllüzyon
Böyle bir tablo ortaya çıktığında siyasetten ya da SPK’dan bir iki kişinin görevden alınması veya hedef tahtasına konulması, sistemi iyileştirmek değil, sistemi koruma reflexidir.
Günah Keçisi İllüzyonu: Kişiler değiştiğinde, o kişileri o makamlara getiren ve kirli ilişkilere göz yuman sistemik ağ varlığını sürdürür.
Kök Neden Es Geçilir: Sorun kişilerin ahlaki zaaflarından ibaret değildir; sorun, kurumların bağımsızlığını kaybetmiş olması, denetim süreçlerinin siyasi vesayet altına girmesi ve şeffaflığın yok edilmesidir.
3. Gerçek Bir Temizlik ve Düzelme Nasıl Olur?
Göstermelik adımların ötesine geçip piyasalara ve adalet mekanizmasına olan güveni yeniden tesis etmek için şunlar şarttır:
Bağımsız Denetim ve Yargı: Soruşturmaların ucu nereye, hangi siyasi veya bürokratik kademeye uzanırsa uzansın sonuna kadar götürülebilmesi.
Liyakat ve Kurumsal Özerklik: SPK gibi düzenleyici ve denetleyici kurumların (BDDK, Merkez Bankası vb.) her türlü siyasi telkinden ve müdahaleden tamamen bağımsız hale getirilmesi.
Finansal Şeffaflık: Şüpheli para akışlarının, fon transferlerinin ve offshore/kayıtsız ilişki ağlarının yapay zekâ ve uluslararası standartlarda izlenmesi.
Siyasi Etik Yasası: Siyasetçi-ticaret-finansör üçgenindeki çıkar çatışmalarını engelleyecek sert yaptırımların getirilmesi.
Özetle; Üç sacayağı üzerine kurulu bir yapıda, ayaklardan birinden birer parça eksiltmek masayı ayakta tutmaya devam eder; kirli düzen sadece el değiştirir. Gerçek bir iyileşme, taşeronun alanını kapatmak, bürokrasiyi tamamen bağımsızlaştırmak ve siyasetin denetim kurumları üzerindeki gölgesini tamamen çekmekle mümkündür.
Aksi her adım, yangını söndürmek değil; dumanı bastırıp ateşi içeride yakmaya devam ettirmektir.
Yazınız için çok teşekkür ederim.
YanıtlaSilSağ olun Murat Bey.
SilHocam , yine harika bir yazı. Hükümetimize haksızlık etmeden yapılan hataları dile getiriyorsun.Elinize sağılık. Saygılarımla, Fatih Demirtaş
SilSize sadece tek eleştirim olacak hocam. Son zamanlarda yazılarınızda eleştirinin tonunu düşürdüğünüzü görüyorum. Özel bir sebebi var mı?
SilBen farkında değilim. Belki ben sıkıldım sürekli eleştirmekten belki de siz benim eleştiri şeklime alıştığınız için artık eskisi kadar eleştirel gelmiyor. Bilemedim.
SilBende bu yazınızda çok büyük bıkkınlık görüyorum. :/
SilSiz her soruna çözüm önerdikçe yeni ve daha büyük sorunlar ve orda yapılanları gördükçe bende de okuma şevki kalmıyor hocam. Havanda su dövmek gibi...
Haklısınız ama yine de sürekli gerçekleri vurgulamazsak yalanlar üzerinde tartışma yapmaya döneriz.
SilHadi hocamız depresyona girdiğinin farkında değil, okuyanlar da mı değil. Hocamız üzülüyor, o yüzden yazarken bile artık üzülerek yazıyor. Hocamızın da huzura ihtiyacı var, çok az tatile çıkıyor belki bazen sorunları düşünürken dalıp gidiyordur bile. Biz Mahfi hocamızı anlayamayız
SilÖnce kendini güven sonra gene kendine bak 👀 ben güvendemiyim diye işte o zaman kişi 2 kere daha düşünür bir yere yatırım yapmadan 🤔
YanıtlaSilSon fon krizinde yaşananlar tam bir " hepiniz oradaydınız " hikâyesi..Yetkililerin çok önceki açıklamaları durumun farkında olduğunu belirtirken kriz sonrası ayak sürümeleri ilginç bir ayrıntı..Şimdiye dek olduğu gibi bunun sonu unutulmasını sağlamak olur ve alan aldığıyla yanan yandığı ile kalır.. Yazınız için sağolunuz...
YanıtlaSilÇok doğru.
SilYanan kimse yok. Devlet mağdurun parasını ödüyor. Bakalım olayın faillerine ne ceza verilecek.
SilHocam şu sıra akıllarda tek soru var: Fonlar tasfiye edilmeseydi ne olurdu?
YanıtlaSilTeşekkürler
İfratta tefrit vardır.
SilÇok daha pahalıya tasfiye edilmek zorunda kalınırdı.
SilHocam tekkeyi bekleyen çorbayı içiyor.
YanıtlaSilAtatürk tekke ve zaviyeleri kapatmıştı.
Silİyi ki de yapmış. Keşke daha fazlasını yapsaydı
Silİslam'da (Kuran'da) tekkecilik, zaviyecilik, tarikatçılık, cemaatçilik, mezhepçilik vs. hepsi yasaklanmıştır. Enam 159, Ali İmran 103 ve Rum 32 gibi ayetlerle dinlerini parça parça edip gruplara/fırkalara ayrılanlardan olmamamız, bölünüp parçalanmamamız istenmektedir. Çünkü Kuran, samimi olarak inananları ''sadece'' Müslüman olarak tanımlar. Kişilerin kendilerini dinin asil gövdesinden ayırıp belli bir cemaat, tarikat ya da mezhep ismiyle tanımlamasını yasaklar.
SilBu yapılarda iki büyük tehlike vardır.
1- Dinin hurafeler yoluyla bozulması: Kuran'da olmamasına rağmen recmin İslam'a sokulması gibi, resim yapmaktan, kadın sesine kadar helal olan bir çok şeyin haramlaştırılması gibi ya da 'Dinde zorlama yoktur' ayetine rağmen, 'Dinden çıkanı öldürün' yalancı hadisiyle tarih boyunca birçok katliamın yapılması gibi.
2- Biat, kurumsallaşma ve grup taassubu: Şeyhe/lidere mutlak itaat mekanizması ve şeyhe uydukça kendilerini 'kurtulmuş fırka' olarak görmeleri. Bunun sonucunda lidere kutsiyet arzedilir ve lider yanlış bir şey buyursa bile 'şeyhin bir bildiği vardır' denilerek bu istek yerine getirilir. Böylece doğru ile yanlışı tartıp doğruyu seçme iradesi tamamen ortadan kalkmış ve şeyhe kul olunmuş olunur ki bu da apaçık bir şirk (en büyük günah) olmaktadır. Çünkü Allah'tan başkasına kul olmak şirktir ve bu şekilde ölmek de affedilmeyecek tek günahtır. Bu yüzden bir insanın bir başka insana kutsiyet arzedip iradesini tamamen ona teslim etmesi sadece kendisi için değil, insanlık adına da çok büyük bir tehlike olmaktadır. Mesela Fetö'nün sınav sorularını çalıp 'Üst makamlara Allah'a inanmayan birisi gelse daha mı iyi olur' diyerek cemaat mensuplarına vermesi; öğrencilerin bu şekilde ikna edilmesi ya da üst makamlardayken (güç kendilerindeyken) liyakat yoluyla değil de, torpil yoluyla kendi cemaat mensuplarını göreve getirmeleri gibi. Tüm bu örneklerde haram olan her şey kendi cemaatleri için helalleştirilmiş olmaktadır. Çünkü önce şeyhe kul olunmuş yani kula kul olunmuştur. Bunun sonucunda yasaklar helalleştirilmiş, birçok insanın hakkı yenmiş ve insanlığa da zulmedilmiştir.
Atatürk bu şirk yuvalarının insanlık adına son derece tehlikeli olduğunu yüz yıl önce görmüş; önlemini almış; dinin doğru anlaşılması için de Kuran'ı tercüme ettirmiştir. Ki bu durum (yani Kuran'ın tercüme ettirilmesi) samimi Müslümanların korunması, kandırılmaması ve şirke bulaşmamaları için onlar adına yapılmış en büyük hizmettir. Ne var ki mezhepçilik ve biat kültürü hala yaşatılmaktadır. Bu yolla irade esir alınarak, mutlak teslimiyetin ve kula kul olmanın önü açılmak istenmektedir. Böylece helal olan liyakat (işi ehline verme) yerine haram olan sadakat (ehil olmadığı halde sadece bizden olduğu için adam kayırma ve torpille göreve getirilmenin) yolu da sonuna kadar açılmış olmaktadır. Tüm bunlar hem ahlak hem de kurumsal bazda çürümeye yol açmaktadır ki ülkenin şu anda içinde bulunduğu durum da maalesef tam olarak budur.
Tüm bu yapılar 'bizden olan' ve 'bizden olmayan' mantığıyla hareket etmekte ve başkalarına haram olan her şeyi kendilerine helalleştirmektedir. Gücü elde ettiklerinde hukuk kendilerine başka, kendilerinden olmayana da başka işlemektedir. Böylece adalet ayaklar altına alınmış, insanlığa zulmedilmiş ve ülke içeriden işgal edilmiş olmaktadır. Çünkü ülke dış güçler tarafından işgal edilmiş olsaydı, aynı düşman hukuku işliyor olacaktı.
İşte Atatürk bu yapılar dolayısıyla irade teslim alınıp kimseye torpil geçilmesin ve sonunda da ülke içeriden işgal edilip kimseye düşman hukuku uygulanmasın diye bir asır önceden önlem almaya çalıştı. Samimi din sahipleri de kandırılmasın diye Kuran'ı tercüme ettirdi. Fakat maalesef onun kıymetini ülke olarak anlayabilmiş değiliz. Onun kıymetini anlayamadığımız için de bu durumdayız. Ahlaki erozyon (torpil) + kurumsal çürüme + düşman hukuku. İşte tüm bunlar tesadüf değil, Kuran'da da yasaklandığı üzere mezhepçilik ve biat kültürünün bir sonucudur.
Mukemmel Tespitler
SilSadece TV den seyrediyoruz.Bir başkasına yapılan haksızlık ne zaman hepimizi ilgilendirir.
YanıtlaSilYıllardır yazılarınızı ve kitaplarınızı okuyorum. Yaşım 60. Bir dönem finans piyasalarında çalışmış biri olarak, yazılarınız hem çok hazırl
YanıtlaSilIklı hem bilgi içeren ama en çokta sakince bildiklerinizi aktarmanızla bitiyor..
Bu ara en çok ihtiyacımız olan bu...
Bağırmadan da anlaşabilmek ve aktarabilir..
Teşekkür ederim.
Çok teşekkür ederim.
SilAydınlatıcı yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSilSağ olun.
SilMahfi bey, güncel konu fonlar ve para piyasaları için bilgilendirici yorumlarınız için teşekkür ederim, güncel bir deyim olan denizler yükselince balıklar karıncaları yer, denizler çekilince karıncalar balıkları yer deyimi şekil değiştirerek ğerçek oluyor, gerek borsalar, gerekse fonlar için bir takım korunma ve koruma mekanizmalarının gerekli olduğu gerçeği ortaya çıkıyor, gerekse artı ve eksi değerler için bilgilendirici sarı alarm, kırmızı alarm gibi uyarıların ve ikaz sistemlerinin kurulması gerekiyor diye düşünüyorum, ayrıca teminat sigortası ğibi yapılar olabilir, selamlar
YanıtlaSilSağ olun. Evet, haklısınız.
SilSanayinin ayakta kalmaya çalıştığı bir dönemde bazı fabrika sshiplerinin ellerindeki parayı bu fonlarda değerlenlendirerek nakit akış ihtiyacına katkıda blundukları zaten biliniyordu. Fonların tasfiye sürecinden sonra bu kişilerin bazılarının artık işçi maaşı bile ödeyemedikleri ve tüm mal varlıklarını satışa çıkardıkları sanayi çevrelerinde konuşuluyor. Son bir haftada satış ve/veya kiralamaya çıkan sanayi tesisi sayılarında %30 artışın olması bunu doğruluyor. Bu oran gerçekse görünmeyen çok ciddi bir yan etkininde sanayide olduğu görünüyor.Sadece işin bu kısmını da bilelim diye katkıda bulunmak istedim Mahfi Bey...
YanıtlaSilHaklısınız bunlar etrafta çok söyleniyor. Verilerle doğrulayamasak da içinde gerçekler saklı.
SilHocam elinize sağlık. Faiz lobisinden caiz lobisine evrim geçirdiler. İyi ki varsınız hocam. Sağlıcakla kalın. Saygılarımla Fatih Demirtaş
YanıtlaSil😀 Sağ olun.
SilSiz sağolun var olun hocam. Başımızın tacısınız. Seviyoruz sizi. Saygılarımla Fatin Demirtaş
Sil- Sorunlu görülen fonlar alım satıma kapatıldı ama neden ordaki asıl sorunu yaratan hisselerin serbest düşüşüne izin verildi?
YanıtlaSil- Onlar için neden önlem alınmadı, en azından pyş ye kendi öz varlıkları ile hisseyi piyasa dışı fonlardan alım zorunluluğu getirilmedi, eğer ki şirkette bu hukuksuz işlemlerde pyş ile işbirliği yapmışsa onlarada kendi hisselerini bu kabarttıkları fiyattan piyasadan geri alım zorunluluğu konulmadı?
SORUlacak çok soru var...
Ne yazık ki yanıt alınmayan sorular soruyoruz. Ortada bunları yanıtlayacak yetkili yok.
SilYorumlarımı kopyalayan arkadaş gelmeden yazmak istedim. Hocam siz bahsettiğiniz şekilde güven tesis edici bir yapının seçim öncesi kurulabileceğini düşünüyor musunuz?
YanıtlaSilHayır ama yine de yazmaya devam ediyorum. Olması gerekeni söylemeye devam etmezsek olanların doğru şeyler olduğunu sanan insan sayısı artıyor.
SilOlması gereken şeyleri söylemek, olan şeyleri değiştirmiyor. Politikalar insanların ideallerine göre şekillenmiyor, kapitalizmin işine ne yararsa o seçiliyor ve yoluna devam ediyor. Kaderi seçen tek şey kapitalizm. Biz halkın fikirlerinin, neyin doğru olduğunun bir değeri yok. İnsan hakları, kadın hakları, çocuk hakları bile kapitalizm olmadan gelişemezdi. Bir gün insan hakları kapitalizme yük gelirse, o da kalkar. ki Çin gelene kadar bu tarz şeyler tartışılmazdı bile, Çin ekonomik olarak "toplamda" güçlenince kapitalizm bu modeli de öne çıkardı, şu an sadece turistlerin sosyal medyasına bakmayla başladılar, eğer kapitalizm uygun olursa Çin'deki vatandaşlık puanlama sistemi de aynen gelir, ki bankalar buna benzer bir şeyi findeks ile yapıyorlar zaten. Gelecekte de sokakta bıçaklanmayayım, can güvenliğim olsun, sıkıntılı insanlar benden uzakta olsun denme sayısı artınca bu sistem daha da değerlendirilir. Artık yapay zeka destekli kameralarla bile bunlar kolaylıkla yapılabilir. Zaten doğru diye de bir şey yok, eski insanları şu ana getirsek, şu anki dertlere alay ederler. Gelecekteki insanlar da ya bizi tiksintiyle bakacaklar yada imrenerek. Benim gibi olan olmuşturcuların da fark ettiği şey bu, şu anki değerleri direkt sahiplenen insanları geçmişe göndersek o dönemki değerleri de birebir sahiplenirler; okuyan kadın cadıdır, klise bilimden üstündür, monarşi en iyi sistemdir, insanların güvencesiz saatlerce çalışmasının alternatifi yoktur derlerdi. Demokratsanız bırakınız insanlar istediğini düşünsün, eğer size göre sonuçlar kötü olacaksa da sorumluluk halkındır zaten. Demokrasi de budur; halkın kendi istediğini etmesi, siz o halkın başına isterseniz tarihteki en ahlaklı, en liyakatlı kişileri koyun hem izin vermezler hem de o kişi de bir şey yapamaz. Mutlak iyi de hiçbir rejimde olamaz ama, insan da en nihayetinde hayvan olduğu için beyni kısa vadeye programlanmıştır. Kararı milyonlar da verse, 5 kişi de verse kısa vade odaklılıktan başka bir şey çıkmaz. Yoksa demokrasi tabii savunulur, hukuk tabii savunulur ama roman yazmış olursunuz, ahlak felsefesi yapmış olursunuz, bilimden ayrılmış olursunuz, ideolog olmuş olursunuz, kafanızdaki ideali karmaşık bir dünyaya yedirmeye çalışmış olursunuz, gerçekleşmeyince de huzurunuz kaçar. Her bir sorunu matris gibi düşünmek en sağlıklı olandır, kesin bir şekilde bunun tek nedeni budur denemez. O nedenin de nedeni var. Hele incelediğiniz şey insan olunca, coğrafya olunca, tedarik zinciri olunca, ülkenin ekonomik coğrafyası olunca, halkın kültürü olunca, dünyanın o anki konumu olunca, büyük ülkelerin tahayülü olunca, cari açık olunca, ülkedeki şirketlerin değeri olunca, tüm bunlar basittir ve nedeni budur denemez. Basit olmadığı için zaten insanlar ideoloji seçip ona çekiliyor, komplo teorileri bu yüzden var, karmaşık şeyler psikolojimize zor geliyor ve basit bir çözüm olmalı diyoruz, bir reçete olmalı. Oysa bir hamleniz beklenmedik sonuçlar doğurabiliyor. İşte bunları anlayınca, hele de kişiliğiniz de uyarsa kendinizin sadece evren bazında değil, şehir bazında bile küçük olduğunu fark ediyorsunuz. Benden milyon tane olsa ve ben iyi olanı savunsam da kendi kendime konuşmaktan başka bir şeye yaramayacak, yarasa da kıymeti bilinmeyeck diyorsunuz. O yüzden buradaki veya ülkedeki insanların hukuka veya bilimi veya demokrasiye önem vermesi de anlamsızlaşıyor, öyle olunca da stoacı olup değiştirebilidiğiniz şeylere odaklanmaya başlıyorsunuz. Tabii yine de ideali olan insanın varlığı önemli, yoksa acı çekeriz ama milyonlara ulaşmaycaksa sadece iyi insan olmaya bakın, bu tarz konularda boğulmayın. Huzurlu, dengeli bir hayat yaşayıp öleceğiz sonunda. Kısacık haytta bunlarla da yanmaya gerek yok, bence. İyi günler, sevgiler
Sil(;
Üstte isimlerimin baş harfleriyle oluşturduğum rumuzu kullanan arkadaş. Yorum bana ait değil. Sorun güzel ama neden böyle bir şey yapıyorsun ? Amacın nedir?
SilHocam iş işten geçtimi?
YanıtlaSilBiraz daha devam edersek geçmiş olacak.
Silbu fon krizinin banka fonlarında değilde aracı kurum fonlarında oluşu nun nedeni nedir. bankalar daha iyi yönetildiğinden mi , aracı kurumların yönetim zafiyetinden veya kontrolü ellerinden kaçırmasında mı ..
YanıtlaSilMahfi üstadım, iktisat mezunu değilim.
YanıtlaSilKonuyu gerçekten bilmediğim için soruyorum, lütfen açıklar mısınız:
Hâlihazırda epey yüksek olan enflasyona bahane uydurmak için sormuyorum bu soruyu size:
Türkiye'de enflasyonun hâlâ yüksek olmasının sebeplerinden biri de; "esnaf açgözlülüğü" olarak tanımlanan "greedflation" mıdır?
Enflasyonun hâlâ yüksek olmasında greedflation; "temel" sebep mi? / "yan (talî)" sebep mi?
Hangisi?
Türkiye'deki enflasyon dinamiklerini analiz ettiğinizde, "sebep-sonuç silsilesi"nde greedflation hangi sıradadır? İlk sırada mı? / Değil mi?
İlk sırada faizi indirerek enflasyonu düşürmeye yönelen ve bunu bir ekonomi politikası gibi üç yıl uygulayan siyasetçiler var. Enflasyonu onlar yarattı. Sonra da 3 yıldan fazla süredir enflasyonu düşürecekmiş gibi yapan ama hiçbir yapısal reformu yapmayan siyasetçiler var. Greedflasyon falan hep çok sonraki sıralarda.
SilYine ilk satırdan son satıra akıcı ve eğitici bir yazı teşekkürler bu yolda devam ederlerse ne kadar enflasyon ve türevleri varsa yaşıyacağız tünelin sonundaki ışık bunu gösteriyor
YanıtlaSilMaalesef öyle.
SilBenim görüşüme göre "Fonlar fazlasıyla şişti. Müdahale edelim" denilene kadar fonları şişiren para trafiği çok net biçimde SPK, BDDK, MKK tarafından makro ölçekte izleniyordu. Krizden sonra paranın nereye gittiği tahmin edilebildiği gibi krizden önce de bu fonlara paraların nerelerden geldiği anlaşılabilir. Zira özellikle Temmuz ve Ağustos ayında aynı bir tsunami öncesinde denizin çekilmesi gibi piyasada nakit bulunmamaya başlamıştı. Sanki bir anda insanlar para harcamaktan vazgeçtiler. En azından benim gözlemim bu yöndeydi. Bunu aktarmak istedim. Yazınız için teşekkürler.
YanıtlaSilAnayasal monarşi olsaydı böyle olmayacaktı.
YanıtlaSilMerhum Halit Kıvanç i tanirdim .
YanıtlaSilTürkçeyi duzgun ve akici kullanmasinin ardında, derin bir calisma sureci ve öz disipline sahip olmasi vardi . Sizin yazilarinizda ve bilgiyi aktarma stilinizde , keyif verici bir benzerliği yakalayabilmek, bizi okurken bahtiyar kiliyor . Cok eski bir
Istanbul üniversitesi Iktisat Fakultesi Iktisat Bölümü mezunuyum.
Bu fon krizi veya rezaleti ile ilgili olarak,
söyleyebileceğim pek cok sey var.
Ancak , ates dustugu yeri yakar ve malumunuz cok sayida mağdur var ve bunlarin bir kismi da kurunun yanında yaş olarak yandilar . Onlari tenzih ederek , Kaplumbaga ve Tavsan masalını okumalarini , yasi ileri bir abileri olarak , musadenizle bu platform araciligiyla oneririm .
Her alanda gecerli bir
Yatirim Tavsiyesidir : ) ) Ertan.
Hocam niye hiç teknokrasi değerlendirilmiyor yada meritokrasi?
YanıtlaSil"Kanunlar, zenginlere olduğu kadar yoksullara da köprü altında yatmayı, sokaklarda dilenmeyi ve bir parça ekmek çalmayı aynı şekilde yasaklar." Anatole France
YanıtlaSilBilemiyorum artık. Demokrasi de, hukuk da biçimsel eşitlik veriyor. Her türlü parası olan kampanya desteğiyle demokrasiyi bypass ediyor, avukat ordusu olan ve vakti bol olan zenginler istediği gibi dava açıyor, fakir dava bile açamıyor. Sisteme adını bile buldum, Paratokrasi!
YanıtlaSilKaleminize sağlık sayın hocam.
YanıtlaSilİşin daha acı tarafı skandalın üstünden neredeyse 1 ay geçmesine rağmen soruna yönelik hala tutarlı bir çözüm üretilemedi. Bu da gösteriyor ki krizin etkileri diğer piyasaları da etkilemeye başladığında muhtemelen yeterli önlem alınamayacak.
Büyük Astronomi ve Bahçıvanlık Fonu Girişimi
YanıtlaSilKimi şahıslar, tamamen yerli ve milli matematik kurallarını hiçe sayarak, "yatırdığın bir liranın akşama beş yüz lira olarak filizleneceği" yönündeki botanik mucizelere inanıp paralarını evrene fırlatmışlar.
Evren boş durur mu?
Kara delik mekanizmasıyla çalışan bir grup, bu finansal yaprakları rüzgar gibi süpürmüş.
Bu fonun vaat ettiği ışık hızındaki getirinin, bırakın iktisat bilimini, kuantum fiziğine bile aykırı olduğunu mahallenin bakkalı da biliyor, galaksiler arası federasyon da. Parayı yörüngeye fırlatan da biliyor, o parayı yakalayıp uzay üssü kuran da.
Biz bu finansal astroloji kafasıyla daha çok maceralar izleriz,
Gelecekte meteor yağmurları altında şemsiyesiz kalmaya da devam ederiz. Adalet mülkün temelidir, matematik ise bu evrenin değişmez tek gerçeği...