Kayıtlar

Yatırım Fonlarına İlişkin Yeni Düzenleme

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 28 Ağustos 2026 tarihinde Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’de yaptığı değişiklikler, yatırım fonlarının portföy yönetiminden belirli hisselerde taşıyabilecekleri pozisyonlara kadar birçok alanda yeni kurallar getiriyor. Düzenleme, özellikle serbest fonların yatırım stratejileri ve portföy yönetim şirketlerinin faaliyetleri açısından önemli değişiklikler içeriyor. Fonların Hisse Pozisyonlarına Yeni Sınırlar Düzenlemenin öne çıkan başlıklarından biri, yatırım fonlarının belirli hisselerde oluşturabileceği pozisyonlara ilişkin sınırlar. Buna göre fonların bir şirkette taşıyabileceği pozisyon büyüklüğü, şirketin fiili dolaşım oranı dikkate alınarak belirli limitlere tabi olacak. Bunun yanında, aynı portföy yönetim şirketi tarafından yönetilen birden fazla fonun aynı hissede oluşturabileceği toplam pozisyon da sınırlandırılacak. Bu değişiklik, özellikle fiili dolaşım oranı düşük şirketlerde yüksek pozisyon taşıyan fonlar açısından önem taşıyor. ...

Voleyboldan Çıkarmamız Gereken Dersler

Asıl başarı, kupayı kaldırmak değil; kupa kaldıranların yerine yenilerini yetiştirebilmektir. Türk kadın voleybolu son bir ayda iki farklı milli takımla iki kupa kazandı. A Milli Takım Uluslar Ligi'nde (VNL) şampiyon oldu. Hemen ardından daha genç oyunculardan oluşan milli takım Akdeniz Oyunları'nda zirveye çıktı. Elbette bu iki kupanın sportif ağırlığı aynı değil. VNL ile Akdeniz Oyunları'nı eşitlemek doğru olmaz. Ama ikinci şampiyonluk, ilkinden farklı ve belki de uzun vadede daha önemli bir şey söylüyor: Türkiye yalnızca zirveye çıkmayı değil, zirvenin arkasını doldurmayı da öğreniyor. Türk kadın voleybolunun gerçek öyküsü belki de burada. Çünkü Türkiye'nin voleyboldaki asıl başarısı artık yalnızca dünyanın en iyi takımlarından birini kurabilmesi değil; o takımın arkasına da başka bir takım koyabilmesi. Sultanlar Ligi'nin düzeyi, güçlü kulüpler, altyapı organizasyonları ve milli takım yapılanması, genç oyuncuların daha erken yaşta yüksek rekabetle karşıla...

Devlet Piyasaya Müdahale Etmeli mi?

Kapitalizmin uzun süre en güçlü fikirlerinden biri oldukça basitti: bırakınız piyasa işlesin. Klasik ve neoklasik iktisadi düşüncede, piyasanın kendi mekanizmaları içinde dengeye ulaşabileceği kabulü önemli bir yere sahipti. Arz ve talep birbirini dengeleyecek, fiyatlar kaynakların nasıl dağıtılacağını gösterecek ve bireylerin kendi çıkarlarını takip etmesi, uygun koşullarda toplumun genel refahına da katkıda bulunacaktı. Bu anlayışta devletin ekonomideki rolünün sınırlı olması gerektiği düşüncesi güçlüydü. Ancak tarih, piyasaların her zaman kendiliğinden dengeye gelmediğini gösterdi. 1929 Büyük Buhranı, piyasanın kendi haline bırakılmasının ağır ekonomik ve toplumsal sonuçlar yaratabileceğini ortaya koydu. İşsizlik milyonlarca insanı etkilerken üretim çöktü ve ekonomik kriz kısa sürede toplumsal bir krize dönüştü. Bu ortamda John Maynard Keynes'in düşünceleri önem kazandı. Keynes'e göre ekonomi her zaman tam istihdama ulaşamayabilirdi. Toplam talep yetersiz kaldığında ek...

Niçin Potansiyelimizin Altında Üretiyoruz?

Resim
Bir ülkenin elinde yeterli makine, işgücü ve teknoloji olmasına karşın neden üretebileceğinden daha az ürettiğini hiç düşündünüz mü? Bu soruyu anlamak için üretim imkânları eğrisinden (ÜİE) yararlanabiliriz. ÜİE, mevcut kaynaklar ve teknoloji sabitken bir ekonominin üretebileceği en yüksek mal ve hizmet bileşimlerini gösterir. Aynı zamanda ekonominin mevcut kapasitesiyle ulaşabileceği potansiyel üretimi anlamamıza yardımcı olur. Aşağıdaki şekilde yalnızca iki mal (A ve B) üreten farazi bir ekonominin üretim imkânları eğrisi (ÜİE) yer alıyor. Bu farazi ekonomi, kaynaklarını iki mal arasında farklı biçimlerde dağıtabilir. ÜİE üzerinde üretim yapıyorsa kaynaklarını etkin kullanıyor ve ulaşabileceği maksimum üretim düzeyindedir. Şekildeki X noktası bunu gösteriyor. Ancak gerçek hayatta ekonomiler her zaman bu kapasiteyi tam olarak kullanamaz. İşsizlik, atıl kapasite, finansmana erişim sorunları, düşük yatırım ve belirsizlik gibi nedenlerle ekonomi ÜİE'nin altında üretim yapabilir...

Rezervler Ne Pahasına Artıyor?

Bir iktisatçının sorması gereken ilk sorulardan biri şudur: Ne pahasına? TCMB'nin rezervleri 20 Ağustos itibarıyla 188 milyar doların üzerine çıktı. Bu önemli bir gelişme. Ancak daha önemli soru şu: Bu rezervler nasıl ve ne pahasına birikti? Türkiye'de döviz kurunun kontrollü bir patikada tutulması ile yüksek TL faizi, tasarruf sahibine yüksek bir faiz-kur getirisi fırsatı yaratıyor. TCMB'nin faizi düşürmesi sonrası yıllık TL mevduat faizi yüzde 40 düzeyine gerilemişken vergi sonrası net getiri kabaca yüzde 34 düzeyinde oluşuyor. Kur artışı bunun oldukça altında kaldığında, TL'nin dolar bazında getirisi de son derece yüksek olabiliyor. Basitleştirerek mekanizmayı şöyle özetleyebiliriz: Baskılanmış kur → yüksek TL faizi → yüksek dolar bazlı TL getirisi → dövizden TL'ye geçiş → TCMB'nin döviz alımı → rezerv artışı. Yabancıların bu getiriden yararlanmak için Türkiye’ye döviz getirdiği biliniyor. Türkiye’de yerleşik kişiler ve şirketler de aynı getiriden y...

Merkez Bankası Faiz mi İndirdi?

Merkez Bankası'nın (TCMB) dün akşam yayımladığı iki satırlık duyuru, teknik bir para politikası kararı gibi görünse de piyasalar açısından önemli bir soruyu yeniden gündeme taşıyor: Bankaların fonlama maliyeti gerçekten yüzde 37’ye mi geriliyor, yoksa TCMB yalnızca kullandığı fonlama araçlarını mı çeşitlendiriyor? Görünürde oldukça sade olan bu ifadenin satır aralarında, fiili bir faiz indirimi ihtimali ve enflasyon-büyüme dengesinde atılmış riskli bir adım yatıyor. Gelişmeyi anlamak için TCMB’nin bankaları hangi kanallardan borçlandırdığına bakmak gerekiyor: Bir Hafta Vadeli Repo (yüzde 37): Türkiye’nin resmi "politika faizi". Gecelik Borç Verme (yüzde 40): Ağırlıklı olarak kullanılan üst fonlama kanalı. TCMB, 1 Mart 2026’da haftalık repo ihalelerine ara verdiğinde bankaları yüzde 40 faizli gecelik borçlanmaya yöneltmişti. Böylece kâğıt üzerinde politika faizi yüzde 37’de kalırken, bankaların TCMB’den sağladığı fonlama yüzde 40’lık gecelik borç verme faizine ta...

Liyakat Yoksa Umut da Yoktur

Bir ülkede makamlar ehliyet yerine sadakatle dağıtılmaya başladığında kaybolan yalnızca liyakat değildir; adalet duygusu, kurumlara güven ve geleceğe dair umut da bundan payını alır. Liyakat, en basit anlamıyla işi ehline vermektir. Bir insanın hangi görüşe, çevreye veya gruba ait olduğundan önce, o işi yapabilecek bilgi, deneyim ve yeteneğe sahip olup olmadığına bakmaktır. Biat ise kişinin kendi iradesini bir otoritenin iradesine teslim etmesi ve ona koşulsuz sadakat göstermesidir. Devlet yönetiminde belirleyici hale geldiğinde sonuçları ağır olur. Çünkü devletin ihtiyacı her söyleneni onaylayan insanlar değil; işini bilen, sorumluluk alabilen, gerektiğinde itiraz edebilen ve kamu yararını kişisel çıkarın üzerinde tutabilen insanlardır. Bir yöneticinin çevresinde yalnızca kendisini alkışlayan insanların bulunması, her zaman onun güçlü olduğunu göstermez. Bazen tam tersine, etrafında gerçeği söyleyebilecek kimsenin kalmadığını gösterir. Sadakat liyakatin önüne geçtiğinde toplum...

Gülten Kazgan’ın Ardından: İktisadi Düşünce ve Politik İktisadın Evrimi Üzerine

Türkiye’nin en önemli iktisatçılarından Prof. Dr. Gülten Kazgan’ı sonsuzluğa uğurlarken hocanın ekonomiyi analitik çerçevede ele almamda büyük etkisi olan İktisadi Düşünce ve Politik İktisadın Evrimi kitabını değerlendirerek onu anmak istedim. Ekonomi dendiğinde aklınıza sadece soğuk grafikler, karmaşık matematiksel formüller ve ruhsuz piyasa verileri mi geliyor? Eğer öyleyse, ekonomi biliminin asıl ruhunu, yani insanı ve toplumu kaçırıyorsunuz demektir. Türkiye’de ekonomik düşünce tarihini bu kuru ezberden kurtaran, onu yaşayan bir organizma gibi önümüze seren çok özel bir rehberimiz var: Prof. Dr. Gülten Kazgan ve anıtsal eseri İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi. Onlarca ekonomik düşünce tarihi kitabı dururken, Kazgan’ın bu eseri neden başucu kitabı olmayı hak ediyor? Gelin, bu kült eseri benzerlerinden ayıran unsurlara ve bize kazandırdığı perspektiflere yakından bakalım. Standart ekonomi kitapları, kuramları genellikle zamansız ve mekânsız mutlak doğrular gibi anl...

Türkiye Niçin Dünyanın En Pahalı Borçlanan Ülkelerinden Biri?

Resim
Bir ülkenin ekonomisini anlamak için onlarca göstergeye bakmaya gerek yok. Devletin hangi faizle borçlandığı bile ekonominin ne kadar güven verdiği konusunda önemli bir fikir verir. Türkiye'nin 10 yıllık devlet tahvili faizi yüzde 35'in üzerinde seyrediyor. Karşılaştırma yaptığımızda çarpıcı bir tablo söz konusu: Her ülkenin enflasyonu, para birimi, merkez bankası politikası ve ekonomik yapısı farklı olduğu için bu oranları birebir karşılaştırmak doğru olmayabilir. Ancak Türkiye'nin yerel para cinsinden uzun vadeli borçlanma maliyetinin olağanüstü yüksek olduğu açık. Devlet piyasadan borç aldığında aslında gelecekte elde edeceği gelirleri bugünden kullanıyor demektir. Hazine yüksek faizle borçlandığında, vade geldiğinde yalnızca anaparayı değil, faizini de ödemek zorunda olduğu için faiz yükseldikçe borcun çevrilmesi de pahalılaşıyor. Dolayısıyla mesele sadece “Türkiye'nin ne kadar borcu var?” sorusu değil. Asıl soru, “Türkiye bu borcu kaça çeviriyor?” sorusu. T...

Amir Şiddeti

İşyerinde şiddet denildiğinde aklımıza çoğu zaman bağırmak, hakaret etmek ya da fiziksel saldırı gelir. Oysa şiddet her zaman bu kadar açık ve görünür değildir. Bir çalışanın sürekli küçümsenmesi, herkesin içinde azarlanması, tehdit edilmesi, yaptığı işin değersizleştirilmesi veya makamın baskı kurmak amacıyla kullanılması da şiddetin farklı biçimleridir. Bazen de şiddet, doğrudan bir davranıştan çok, yetkinin nasıl kullanıldığıyla ilgilidir. Amir olmak; iş istemek, performansı değerlendirmek, hatayı göstermek ve gerektiğinde çalışanı uyarmak demektir. Fakat amir olmak, çalışanı küçük düşürme, korkutma veya sindirme hakkı vermez. Çünkü yönetmekle baskı kurmak arasında önemli bir sınır vardır. Bu sınırı yıllar önce, meslek hayatımın henüz başında öğrendim. Maliye müfettiş muavini olalı daha dört ay olmuştu. Üstat refakatinde İstanbul’da bir müdürlüğü teftiş ediyorduk. Denetim sırasında usulsüz bir işlem tespit etmiştim. İşlemi yapan memura neden böyle bir işlem yaptığını sordum....