Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hedefler, Tahminler ve Çelişkiler

Merkez bankacılığında en tehlikeli şey yüksek enflasyon değildir. En tehlikeli şey belirsizliktir. Çünkü enflasyonla mücadele, sadece faizle değil, beklentilerle yapılır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), kanunu gereği fiyat istikrarını sağlamakla yükümlü. Bu amaçla, dünyadaki birçok merkez bankası gibi enflasyon hedeflemesi rejimi uyguluyor. Sistem basit: Hükümetle birlikte bir enflasyon hedefi belirleniyor ve para politikası araçları bu hedefe ulaşmak için kullanılıyor. Uzun süredir ilan edilen resmi hedef yüzde 5. Teoride mesele net: Tek hedef, tek çıpa. Ancak uygulamada tablo o kadar sade değil. Bir süredir yüzde 5’lik oran yıllık hedef olmaktan çıkmış, orta–uzun vadeli hedef gibi sunulmaya başlanmış durumda. Buna ilişkin açık bir politika değişikliği ilan edilmiş değil, fakat uygulama fiilen bu yönde. Bunun yanında bir de tahmin aralıkları açıklanıyor. Örneğin yılsonu enflasyonu için yüzde 15–21 arası bir bant veriliyor. Bu bant açıklanırken ayrıca bir “ara hedef” ...

Borçlanarak Yaşamanın Maliyeti

Resim
2026 yılı Ocak ayında bütçe giderleri de gelirleri de yaklaşık yüzde 55 oranında artmış görünüyor. Buna karşılık bütçe açığı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 54,1 daha yüksek gerçekleşti. İlginç olan nokta, faiz dışı dengenin fazla vermesidir. Bu durum, bütçe açığındaki artışın esas olarak faiz giderlerinden kaynaklandığını gösteriyor. Aşağıdaki tablo faiz giderlerindeki gelişimi açık biçimde ortaya koyuyor (Hazine ve Maliye Bakanlığı verileri kullanılarak hazırlanmıştır): Veriler, 2022’den itibaren bütçe giderlerinde belirgin bir ivmelenmeye işaret ediyor. Bu sıçramada, enflasyonla uyumlu olmayan düşük faiz politikasının ardından yaşanan kur ve fiyat artışları etkili oldu. 2023 ve sonrasında ise deprem nedeniyle zorunlu kamu harcamaları devreye girdi. Faiz giderlerinin seyri daha çarpıcı bir görünüm çiziyor. 2022’ye kadar yıllık artış oranı yüzde 35’i aşmazken, 2022’de yüzde 72’ye, 2023’te yüzde 117’ye çıktı. 2025’te artış oranı gerilemiş olsa da 2026’nın ilk ayında faiz gider...

Beta Bölgesindekiler

Hiç düşündünüz mü, neden yaşamımızı altüst eden büyük krizlerde hızla karar alırken, bizi azar azar kemiren sıkıntılara yıllarca katlanıyoruz? İnsan doğasının tuhaf bir tarafı var: Canımız çok yandığında harekete geçiyoruz, az yandığında ise bekliyoruz. İşte bu durum, Harvard’lı sosyal psikolog Daniel Gilbert ve arkadaşlarının ortaya koyduğu “Beta Bölgesi Çelişkisi” ile açıklanıyor. [i] Tez basit ama sarsıcı: Durum çok kötüyse değişim için risk alıyoruz. Bu bölgeye gama bölgesi deniyor. Durum çok önemsizse “uğraşmaya değmez” deyip geçiyoruz. Bu bölgeye de alfa bölgesi deniyor. Asıl mesele, alfa ile gama arasında kalan beta bölgesinde: Ne katlanılamayacak kadar kötü, ne de görmezden gelinecek kadar önemsiz durumları ifade ediyor. İnsan en çok orada takılı kalıyor. [ii] Uzak bir markette kasadayken zarfın içinde para unuttuğunuzu düşünün. Zarfın içinde 50 lira varsa geri dönmezsiniz. 1.000 lira varsa tereddüt etmez ve dönersiniz. Ama 100 lira varsa ve gidiş-dönüş masrafı 70 lira...

Cari Açığı Nasıl Finanse Ettik?

Resim
Türkiye’nin ödemeler dengesi son yıllarda yalnızca sayısal değil, yapısal olarak da dikkat çekici bir tablo sunuyor (ödemeler dengesi özet tablosu, kalemlerin açıklanmasını da kapsar şekilde metnin altında sunulmuştur). Görünürde yönetilebilir büyüklükte duran cari açık, ayrıntılara inildiğinde finansman kalitesi açısından ciddi soru işaretleri barındırıyor. Tabloya göre 2025 yılında verilen 69,7 milyar dolarlık mal dengesi (mal ihracatı – mal ithalatı) açığı, ekonominin dış ticaret tarafındaki kırılganlığının sürdüğünü gösteriyor. Bu büyüklük, üretim yapısının ithal girdiye bağımlılığının hâlâ yüksek olduğuna işaret ediyor. Turizm, taşımacılık, sigorta gibi hizmet gelirleri sayesinde açık 6,2 milyar dolara kadar gerilese de bu gelirlerin konjonktürel dalgalanmalara açık olduğu düşünüldüğünde, mal ticaretindeki yapısal açığın devam etmesi önemli bir risk unsuru olarak kalıyor. Birincil gelir (faiz, kâr, temettü ve ücret ödemeleri) ile ikincil gelir kalemlerinden (karşılıksız elde e...

Yeni Enflasyon Tahmini Yine Yüzde 16

Resim
TCMB yetkilileri, piyasanın dört gözle beklediği 2026 yılının ilk Enflasyon Raporunu açıkladı. Raporun iki önemli bölümü var. İlki 2026 yılsonu enflasyon oranı tahmini. 2026 yılına girmeden önce yılsonu enflasyon hedefi yüzde 5, tahmini de hem Orta Vadeli Programda hem de TCMB’nin Kasım 2025 tarihli bir önceki Enflasyon Raporunda yüzde 16 olarak belirlenmişti. TCMB bu yeni raporunda 2026 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 16 olarak korumaya devam etmiş. Buna karşılık yüzde 13 – 19 olan geniş aralık tahminini yüzde 15 – 21 olarak güncellemiş, yüzde 5’lik enflasyon hedefi ise adeta demirbaş. Tutmuyor, tutma ihtimali yok ama yerinde durmaya devam ediyor. İlk bakışta nokta tahmin yüzde 18’e çıkmış gibi görünse de aslında yüzde 16 olarak korunmuş: Kafaların ne kadar karışık olduğunun bir göstergesi. Bari nokta tahmini de 15 ile 21’in ortalaması olan 18’e çıkarsalardı. TCMB yetkilileri, 2026 için yaptıkları güncellemelerinin gerekçeleri arasında TÜİK’in TÜFE endeksini hesaplama yönteminde y...

Orta Çağa Dönüş

İnsanlık tarihinin en uzun evresi olan avcı-toplayıcılık dönemi, tüketime dayalı bir hayatta kalma düzeniydi. Ortada ne birikim vardı ne de tasarruf. Ancak bu dönem, çoğu zaman gözden kaçırılan çok önemli bir miras bıraktı: doğa gözlemi, alet yapımı ve deneme-yanılmaya dayalı yöntem bilgisi. Henüz artık ürün yoktu ama bugünkü üretim tekniklerinin zihinsel altyapısı bu evrede filizlenmişti. İnsanlık için asıl ekonomik kırılma, Tarım Devrimi ile yaşandı. Toprağın işlenmesi ve hayvanların evcilleştirilmesi, tarihte ilk kez tüketilenden fazlasının üretilmesini mümkün kıldı. Artık ürün, yalnızca açlık korkusunu azaltmadı; aynı zamanda biriktirme, mülkiyet ve yatırım kavramlarını doğurdu. Bu birikimi koruma ihtiyacı ise toplumsal hiyerarşiyi, devleti ve hukuk sistemlerini kaçınılmaz hale getirdi. Kısacası, modern toplumun tohumları bu dönemde atıldı. On beşinci yüzyıldan itibaren coğrafi keşiflerle dünya, bir yağma ekonomisine ve ardından merkantilizme sürüklendi. Zenginlik, sahip olunan...

Enflasyon Niçin Fazla Düşmez?

Resim
Türkiye’de enflasyonun kalıcı olmasının nedeni teknik bir yetersizlik değil; büyümeden ve onun yarattığı sanal refahtan vazgeçemeyen bilinçli bir siyasal tercihtir. Enflasyon, bir aydan diğerine fiyatlar genel düzeyindeki artış eğilimidir. En çok kullanılan endeks tüketici fiyatlarına dayalı TÜFE’dir. Bu endeksin ortaya koyduğu enflasyona manşet enflasyon deniyor. Büyüme; bir ekonominin bir çeyrekten sonrakine reel olarak (enflasyondan arındırılmış fiyatlarla) ne kadar büyüdüğünü ortaya koyan bir göstergedir. Türkiye, yaklaşık yarım yüzyıldır, dönemsel sapmalar dışında, enflasyonla ve onun beslediği tüketim artışıyla büyüyen bir ekonomik modeli bilinçli olarak uyguluyor. Bunun belki en uzun süreli istisnası 2008 – 2016 arası dönemdir.     Aşağıdaki grafik enflasyonla büyüme ilişkisini ortaya koyuyor (grafik; TÜİK’in enflasyon ve büyüme verileri kullanılarak tarafımızdan hazırlandı. Veriler arasında uyum sağlayabilmek için TÜİK’in aylık TÜFE endeks değişimlerinin üçer a...

TÜFE Yenilendi Ama Yaklaşım Aynı

Resim
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önceden ilan ettiği gibi 2026 başından itibaren Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ölçümünde baz yılı, kapsam ve ağırlıkları değiştirdi. TÜFE’de yapılan değişiklikler sadece teknik bir güncelleme değil, ölçülen enflasyonun düzeyini ve kamuoyunun algısını doğrudan etkileyecek değişiklikler. Bu değişikliklerin neler olduğunu ek 1’de ayrıntılı olarak veriyoruz. Aşağıdaki tabloda TÜFE’nin kapsamı yer alıyor (kaynak: TÜİK, TÜFE Metodoloji Dokümanı): Endeksten çıkarılan ürünler arasında bazıları oldukça dikkat çekici görünüyor. Mesela bitki ve meyve çayı, kakao, diş çekme ücreti, otopark ücreti, bilgisayar ekipmanları (fare vb.), spor müsabakalarına giriş ücretleri, tıraş malzemeleri bunlar arasında ilk dikkat çekenler. Diyelim ki insanlar artık eskisi gibi diş çektirmiyor onun yerini dişlerini kaplatıyorlar ama kakaonun artık kullanılmadığı, erkeklerin tıraş olmayı bıraktıkları ya da spor müsabakalarına eskisi gibi gidilmediği söylenebilir mi? Tam tersine bunlar ...

Altın, Gümüş ve Manipülasyon

Resim
Altının yükselişi kısmen manipülasyon olsa da altında reel gerekçeler var. Trump'ın kararlarının hepsi risk artırıcı kararlar. Dolayısıyla riskler, belirsizlikler artınca güvenli liman görülen altına ve diğer değerli metallere hücum oldu. Fakat bu hücumla fiyatlar o kadar kısa zamanda o kadar hızlı yükseldi ki bu da normal değildi ve en ufak bir bahaneyle kâr realizasyonu yapılacağı belliydi. O da Warsh'ın aday gösterilmesi oldu. Oysa bu hamle bu kadar düşüşe neden olacak kadar önemli bir hamle değil. Ama dediğim gibi bahane arayan ortam bunu buldu ve kârları realize etme zamanı geldiğini düşünerek satışa geçti. Pek çok kişi de bu gelişmeyle paniğe kapılıp satışa geçtiler. Yükseliş de bir sürü psikolojisiydi düşüş de. Altın fiyatının (USD/Ons) son 20 gündeki gelişimini gösteren grafik (03.02.2026 saat 12.30) aslında her şeyin özeti gibi. Önce Trump’ın yarattığı risklere İran meselesi de eklenince panik halinde altına hücum yaşanıyor (1 ile gösterilen bölge) ve yaklaşık iki haft...

Altın ve Gümüşün Yükselişi ve Düşüşü

Piyasalar bir süredir adeta hipnoz altındaydı. Herkes, Donald Trump’ın Fed’in başına, Beyaz Saray’ın taleplerine hayır demeyecek; enflasyon riskini büyüme uğruna görmezden gelecek ve faizleri hızla aşağı çekecek güvercin bir isim atayacağını fiyatlıyordu. Bu beklentiyle dolar zayıflarken, altın güvenli liman algısıyla, gümüş ise hem endüstriyel talep hem de dolar ikamesi rolüyle hızla yükseliyordu. Merkez bankalarının rezerv tercihlerinde dolardan altına yönelmesi de bu hareketi destekleyen önemli bir faktördü.  Ancak Trump, yine piyasanın alıştığı senaryoyu bozdu. Fed Başkanlığı için adı öne çıkan Kevin Warsh, piyasaların beklediği sadık bir güvercin profilinden oldukça uzaktı. Daha önce Fed Yönetim Kurulu’nda görev yapmış, Wall Street deneyimi olan ve akademik kariyerini sürdüren Warsh, özellikle para politikasında şahin duruşuyla biliniyor. En önemlisi de siyasi baskılara karşı Fed’in bağımsızlığını önceleyen bir çizgiye sahip olması. Bu ihtimalin güçlenmesiyle birlikte, kol...

İşsizlik Gerçekten Düşüyor mu?

Resim
TÜİK, 2025 yılsonu işsizlik oranını yüzde 7,7 olarak açıkladığında kamuoyunda doğal olarak bir şaşkınlık oluştu. Çünkü daha bir ay önce, Kasım verilerinde işsizlik oranı yüzde 8,6 idi. Ne oldu da işsizlik bir ayda böylesine sert bir düşüş gösterdi? Bu sorunun yanıtını bulmak için manşetlere değil, rakamların arkasına bakmak gerekiyor. Aşağıdaki tablo mevsim etkilerinden arındırılmış verilerle Aralık 2024 ve Aralık 2025 sonuçlarını karşılaştırmalı olarak gösteriyor (kaynak: TÜİK: İşgücü istatistikleri, Temel İşgücü Göstergeleri, Aralık, 2025): 15 yaş üstü nüfus artıyor. Bu çok normal çünkü ülke nüfusu artmaya devam ediyor. Buna karşılık işgücü, yani çalışanlar ile işsizlerin toplamı, yüzde 1,2 oranında azalmış . Nüfus artarken işgücünün küçülmesi, “ekonomi iyiye gidiyor” denecek bir durum değil. İstihdam da artmamış, tersine binde 2 oranında gerilemiş. Yani daha fazla insan çalışmıyor, aksine çalışan sayısı düşüyor. Asıl dikkat çekici olan işsiz sayısındaki yüzde 11’lik azalma. Burad...

Hizmet Arzı Artışı da Düşerse Ne Olacak?

Resim
Ekonomide arz , belirli bir dönemde piyasaya satılmak üzere sunulan mal ve hizmet miktarını ifade eder. Bu nedenle her üretim arz değildir. Kendi ihtiyacı için bahçesinde limon yetiştiren birinin yaptığı şey üretimdir ama satışa sunulmadığı sürece arz sayılmaz. Aynı şekilde evde aile için yapılan yemek de bir hizmet üretimidir; ancak piyasa için üretilmediği için ekonomik anlamda arz kapsamında değerlendirilmez. Talep kavramı da çoğu zaman benzer biçimde yanlış anlaşılır. Ekonomide talep, sadece bir şeyi istemek değildir. Talep, satın alma gücüyle desteklenen istemektir . Birinin Rolls Royce istemesi başka bir şeydir, gelirine uygun bir otomobile yönelmesi başka. Ekonomik anlamda talep, ancak arkasında ödeme gücü varsa talep niteliği kazanır. Türkiye’de arz ve talebin seyrini izlemek için üç temel göstergeye bakıyoruz: Sanayi Üretim Endeksi (SÜE), Hizmet Üretim Endeksi (HÜE) ve Ticaret Satış Hacmi Endeksi TSHE). Sanayi ve hizmet üretimi birlikte ekonominin arz yönünün yaklaşık y...

Kayıt Dışı Ekonominin Büyüklüğü

Kayıt dışı ekonomi; devletten gizlenen, kayda geçirilmeyen faaliyetler olarak tanımlanabilir. Gölge ekonomi, yasa dışı ekonomi, gayrı resmî ekonomi, yeraltı ekonomisi, gizli ekonomi, kara ekonomi gibi adlarla da anılan kayıt dışı ekonomi, genel olarak ulusal gelir (GSYH) hesapları dışında kalan bölümü ifade eder. Dolayısıyla ülke ekonomisinin büyüklüğünü yansıtan GSYH hesapları kayıt dışı ekonomi kadar eksik görünür. Kayıt dışılık çeşitli farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir: (1) Vergi dışılık: Satılan malın veya sunulan hizmetin karşılığında alınan gelirin, ihracat bedellerinin vb. vergi idaresine bildirilmemesiyle ortaya çıkar. (2) İstihdam dışılık: Çalıştırılan işçiye ödenen ücretin vergisinin ödenmemesi, işçi için sosyal güvenlik primi yatırılmaması. (3) Vergi dışılık dışında yasa dışılık: Uyuşturucu gibi yasal olarak satışı yasak olan malların satışından elde edilen gelirler, illegal kumar oynatma gibi yollardan elde edilen gelirler. Her kayıt dışı faaliyet yasa dışı değildir; an...

Önümüzdeki Küresel Riskler

Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 2026 raporu, küresel risklerin giderek belirginleştiğini vurgulamaktadır. Raporda öne çıkan ilk üç risk, günümüzde gerçekleşmeye başlamış olan olgular olarak tanımlanıyor: Jeoekonomik çatışma, yanlış bilgi ve dezenformasyon, toplumsal kutuplaşma. Jeoekonomik çatışma, devletlerin ekonomik araçları siyasal ve stratejik baskı aracı olarak kullanmasıyla ortaya çıkar. Bu çatışmalar genellikle askerî müdahale yerine ekonomik yaptırımlar, tarifeler ve teknoloji ambargoları yoluyla sürdürülür. ABD, bazı Çin ürünlerine yüksek gümrük vergileri uygulamış ve ileri teknoloji ihracatını kısıtlamıştır. Çin, karşılık olarak ABD ürünlerinin ithalatında vergileri artırmış ve stratejik teknolojilerde kendi üretimini güçlendirmiştir. Avrupa Birliği (AB), hem Çin hem de ABD ile ekonomik ilişkilerinde stratejik bağımsızlık hedefliyor. Özellikle teknolojik altyapı, enerji ve yeşil dönüşüm alanlarında AB, tedarik zincirlerini çeşitlendirme politikası izlemeye yönelmiş bulun...

Refah Artışı mı Kur İllüzyonu mu?

Resim
Bu analiz, Türkiye ekonomisinde uzun süredir tartışılan “döviz kurları gerçekliği ne ölçüde yansıtıyor” sorusuna yanıt aramayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hedefi; yüksek faiz politikası ve sıcak para girişleriyle baskılanmış nominal döviz kurları yerine, TL’nin satın alma gücünü daha iyi yansıtan Reel Efektif Döviz Kuru (REK) temelli bir düzeltme yaklaşımı kullanarak, dolar cinsinden cari fiyatlarla gayrisafi yurtiçi hâsıla (GSYH) ve kişi başına gelirin alternatif görünümlerini ortaya koymaktır.  Uluslararası karşılaştırmalarda yaygın biçimde kullanılan dolar cinsinden GSYH ve kişi başına gelir göstergeleri, nominal döviz kuru üzerinden hesaplanmaktadır. Ancak enflasyon oranının döviz kurundaki artışın üzerinde seyrettiği dönemlerde, nominal kurla ifade edilen dolar cinsinden GSYH olması gerekene göre yüksek görünmekte, bu durum, refah düzeyi ve ekonomik büyüklük algısında yanıltıcı izlenimler doğurabilmektedir. Nominal döviz kuru, bir ülke parasının başka bir para birimi ...

Enflasyon Nasıl Düşürülür?

2026’nın ilk dört ayında yıllık enflasyonda ciddi bir düşüş görebiliriz. Bunun temel nedeni, 2025’in aynı döneminde enflasyonun olağanüstü yüksek seyretmiş olmasıdır. Eğer bu yılın ilk dört ayında aylık ortalama enflasyon yüzde 1,5 civarında gerçekleşirse, Mayıs ayı itibarıyla yıllık enflasyonun yüzde 22–23 bandına gerilemesi mümkündür. Ancak bu bir başarı hikâyesi değildir. Büyük ölçüde baz etkisinin doğal sonucudur. Dolayısıyla böyle bir düşüşe fazla anlam yüklemek, kamuoyunu yanıltır. Asıl soru şudur: Enflasyon baz etkisiyle geçici olarak mı düşüyor, yoksa doğru politikalarla kalıcı biçimde mi geriliyor? Bu soruya yanıt verebilmek için önce doğru teşhisi koymak gerekir. Bizde sık yapılan hata, hastalığın adını koymakla yetinmektir. “Sorun enflasyon” demek, bir hekimin “bu hastalık kanser” demesi gibidir. Yetmez. Hangi tür kanser olduğu bilinmeden doğru tedavi uygulanamaz. Türkiye’deki enflasyonun kaynağı nedir? Talep mi, maliyet mi, ikisi birden mi? Bunların yanında başka etkenl...

Değeri Yaratan Nedir?

Ekonomide değer, bir mal veya hizmetin insanlara sağladığı faydanın ölçüsü olarak kabul edilir ve genellikle fiyat ile ölçülür. Domatesin kilosu 40 lira denildiğinde bir kilogram domatesin değerinin 40 lira olduğu anlaşılır.  Ekonominin bir bilim olarak ortaya çıktığı ilk zamanlardan beri en önemli tartışma konularının başında mal ve hizmetlerin değerinin nereden kaynaklandığı ve neye göre biçimlendiği sorusu gelir. Bir kilo domates 40 lira ederken avokadonun bir tanesi niçin 45 lira ediyor? Bu değer farklılığını yaratan şey nedir? Bu soruya çeşitli ekonomi okulları farklı yanıtlar vermiştir. Adam Smith ile başlayıp David Ricardo ve John Stuart Mill ile doruk noktasına çıkan klasik ekonomi okulunun ve Karl Marx ile başlayan Marksist ekonomi okulunun bu soruya ortak yanıtı “değeri yaratan emektir” şeklindedir. Bir malın veya hizmetin üretilmesinde ve sunulmasındaki emek, o mal veya hizmetin değerini belirler. Marx, sermayenin de üretimdeki katkısını yine emekle açıklar. Sermaye,...

Altın ve Gümüş Fiyatları

Resim
Aşağıdaki tablo 2024 yılı itibarıyla dünya altın ve gümüş üretiminde en fazla payı olan 10 ülkeyi gösteriyor (kaynak: www.tradingeconomics.com , Wikipedi): Tabloya göre altın üretiminde birinci sırada bulunan Çin, gümüş üretiminde de ikinci sırada yer alıyor. ABD, her iki değerli metalin üretiminde de Çin’in oldukça gerisinde bulunuyor. Üretilen altının yüzde 10’dan fazlası tıp, elektronik, otomotiv, savunma ve havacılık sanayilerinde kullanılıyor. Geri kalanın önemli bir bölümü külçe, para olarak saklanıyor ve br bölümü de takı, mücevher yapımında kullanılıyor. Risklere karşı bir çeşit güvence görevi gördüğü için risklerin arttığı dönemlerde talebi ve dolayısıyla fiyatı artıyor. Gümüş; pil yapımında, takı ve kuyumculukta, tıp alanında, fotoğrafçılıkta, elektronik sanayisinde, dişçilikte, güneş enerjisi üretimi sağlayan panellerde, elektrikli otomotiv sanayisinde ve diğer bazı alanlarda kullanılıyor. Özellikle son yıllarda enerji üretimine alternatif oluşturmak için geliştirile...