Siyasetin Sınırları: Güç Nerede Durmalı

Siyaset, toplumsal düzeni sağlamak, ortak sorunlara çözüm üretmek ve geleceği oluşturmak için önemli bir araçtır. Ne var ki bu gücün sınırları doğru çizilmediğinde, toplumsal refah ve bireysel özgürlükler zarar görebilir.

Asıl mesele, siyasetin ne kadar güçlü olduğu değil, nerede durması gerektiğini bilmesidir.

Ekonomide Siyasetin Sınırı

Siyasetin ekonomideki temel görevi, adil rekabetin ve güvenilir kuralların egemen olduğu bir ortam oluşturmaktır. Kısa vadeli siyasal çıkarlar uğruna piyasa dengelerine müdahale edilmesi, ekonomik güveni ve öngörülebilirliği zayıflatabilir.

Merkez bankaları ve düzenleyici kurumlar liyakat ve bilimsel veriler doğrultusunda çalışmalı, mülkiyet hakkı ve yatırım güvencesi korunmalıdır.

Bununla birlikte devlet, ekonomiye yalnızca seyirci kalamaz. Piyasa aksaklıklarını gidermek, tüketiciyi korumak ve fırsat eşitliğini güçlendirmek de kamunun sorumlulukları arasındadır. Özellikle sermaye karşısında daha zayıf konumda olan emeğin korunması ve gelir dağılımındaki adaletsizliklerin azaltılması, sosyal devlet anlayışının temel gereklerindendir.

Önemli olan, bu müdahalelerin keyfî siyasal tercihlere değil, kamu yararına ve adil kurallara dayanmasıdır.

Hukukta Siyasetin Sınırı

Gerçek demokrasilerde hiçbir güç hukukun üzerinde değildir. Seçimle iş başına gelmek, sınırsız bir yetki anlamına gelmez. Yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve etkili denetim mekanizmaları, iktidarın keyfî kullanımını önleyen temel güvencelerdir.

Devletin kurumları ve kamu kaynakları da herhangi bir siyasal partinin mülkü değil, toplumun ortak emanetidir.

Hukukun üstünlüğü, yalnızca vatandaşların değil, yönetenlerin de kurallara bağlı olması demektir.

Bireyin Özgürlük Alanı

Siyaset, bireyin vicdanına, inancına, düşüncesine ve yaşam tarzına keyfî biçimde müdahale edemez. Sanatın, bilimin ve düşüncenin gelişmesi; özgürce sorgulayabilen, eleştirebilen ve üretebilen bireylerin varlığına bağlıdır.

Toplumsal barış, herkesin aynı yolda düşünmesiyle değil, farklılıkların bir arada yaşayabilmesiyle sağlanır.

Siyasetin görevi toplumu tek tipleştirmek değil, herkesin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır.

Kurumların Bağımsızlığı

Yargı, eğitim, akademi ve kamu yönetimi gibi kurumlar, günlük siyasal çekişmelerin aracı hâline getirilmemelidir. Bu alanlarda liyakat, tarafsızlık ve kurumsal bağımsızlık esas alınmalıdır.

Siyasal iktidarlar değişebilir; ancak devletin topluma karşı sorumluluğu devam eder. Güçlü devlet, bütün kurumları tek merkezden yöneten değil, kurumlarının görevlerini adil ve öngörülebilir kurallar çerçevesinde yerine getirmesini sağlayan devlettir.

Din ve Siyasetin Sınırı

Din, bireyin inancını, vicdanını ve ahlaki değerlerini biçimlendirirken siyaset, toplumun ortak yaşamını düzenler. Bu iki alan birbiriyle etkileşim içinde olabilir; ancak siyaset dini kendi gücünü pekiştirmek için, dinî otoriteler de inancı siyasal güç elde etmek amacıyla kullanmamalıdır.

Demokratik bir toplumda devletin görevi, belirli bir inancı dayatmak değil, herkesin inanç ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktır. İnsanlar inançları doğrultusunda düşüncelerini ifade edebilmeli; ancak hiçbir inanç, başkalarının temel hak ve özgürlüklerini sınırlandırmanın gerekçesi hâline gelmemelidir.

Din ile siyasetin sınırı, inanç özgürlüğü ile devlet gücünün kullanımı arasındaki dengede belirlenir. Siyaset insanların vicdanını yönetmeye çalışmamalı, din de siyasal çıkarların aracı hâline getirilmemelidir.

Çünkü özgür bir toplumda devletin görevi insanlara neye inanacaklarını söylemek değil, herkesin inancını özgürce yaşayabileceği adil bir düzeni sağlamaktır.

Siyaset Neden Sınırlarını Aşar?

Siyasetin sınırlarını korumak kadar, bu sınırların neden aşılabildiğini anlamak da önemlidir. İktidarın kendi gücünü koruma isteği, kısa vadeli siyasal kazançlar ve kamu kurumlarını kontrol etme eğilimi, zamanla toplumsal yararın önüne geçebilir.

Bu nedenle yalnızca iyi niyetli yöneticilere güvenmek yeterli değildir. Gücün sınırlarını belirleyen hukuk kurallarına, bağımsız kurumlara ve hesap verebilirlik mekanizmalarına ihtiyaç vardır.

Sağlıklı bir demokrasi, yönetenlerin iyi niyetine değil, yetkilerini kötüye kullanmalarını önleyen güvencelere dayanır.

Sonuç: Siyaset Kuralları Koymalı, Oyuncu Olmamalıdır

Siyasetin görevlerini futbol federasyonu ve maçı yöneten hakeme benzetebiliriz. Fedarasyon oyunun kurallarını belirlemekle, hakem de bu kuralları uygulayarak adil biçimde maçı yönetmekle yükümlüdür. Hakem oyunculardan biri hâline geldiğinde oyunun adaleti ve dengesi bozulur.

Siyaset; ekonomide, hukukta, din ve vicdan özgürlüğünde, bireysel haklarda ve kamu kurumlarında adaleti gözetmeli, temel hakları güvence altına almalı ve herkesin eşit koşullarda yaşayabileceği bir düzen oluşturmalıdır. Devlet, ne ekonomik gücün ne siyasal iktidarın ne de belirli bir inancın ayrıcalıklı aracı hâline gelmelidir. Asıl görevi, bütün bu alanların adil kurallar çerçevesinde varlığını sürdürebilmesini sağlamaktır.

Çünkü toplumsal refah, yalnızca iktidarın neler yapabildiğiyle değil, neleri yapmaması gerektiğini bilmesiyle de ilgilidir.

Bir toplumun gelişmişliği, yalnızca ekonomik göstergeleriyle değil; hukukun bağımsızlığı, bireyin özgürlüğü ve kurumların tarafsızlığıyla da ölçülür.

Sonuçta temel soru şudur: Siyaset toplumu kendi istediği biçimde biçimlendiren bir güç mü olmalı, yoksa demokratik, özgür ve adil bir toplumun güvencesi mi?

Bu sorunun yanıtı, yalnızca bugünü değil, geleceğimizi de belirleyecek kadar önemlidir.


Yorumlar

  1. Yazınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu yazı tamamen yapısal reformlar üzerine ama maalesef yapısal reform yapacak bir yönetim yok şuan koltukta. yapısal reform yapmak şöyle dursun yapıyı her geçen gün daha da bozuyorlar.

      Sil
    2. "Toplumsal refah, yalnızca iktidarın neler yapabildiğiyle değil, neleri yapmaması gerektiğini bilmesiyle de ilgilidir." Sadece şu cümle bile, bu günkü durumumuzun sebebini ve düzelmesi için ne yapılması gerektiğini net bir şekilde anlatmış. Elinize yüreğinize sağlık Hocam.

      Sil
    3. Mükemmel bir yazıydı okurken her seferinde çok doğru, çok doğru deyip durdum. İşinin ehli insanlara çok ihtiyacımız var.

      Sil
  2. Hocam , müsadenizle uzun yazacagim .Iyi ve akredite bir egitim ve ogrenim hayatim oldu . Hamdolsun akli melekelerim de ortalamanim ustunde , 2 dunya lisanı biliyorum . Sansliydim ,ailem de oyle insanlardan olusmustu .
    Ahlâk gibi en temel iyi insan olma kavramlarinii da icsellestirmis biriyim . Felsefe yapabilen analitik bir zihin yapim var . Vatanimi seviyorum .
    Ataturk e de , derin ve mantiga dayalı
    bir hayranlik ve sevgim var. Ne mutlu ki, hiç bir konuda fanatikligim yok . Esime de isime de sadığım ve bundan mutluyum .Haramin hiçbir türünde gozum yok. Simdi , bendeniz ve benzerlerim ve benden cok daha makbul vasıflara sahip erkek ve kadinlar , siyasete girsek dislaniriz , kabul gormeyiz , yanlislari gorup duzeltmeye kalksak ,dusman muamelesi görürüz. Bu malesef boyle. 10 uncu köye yollaniriz. Afedersiniz , sitkimiz siyrilir vazgeceriz . Burasi 9 köyden ibaret ve her koyde de babadan oğula intikal eden ağalik var .Marabalar da, biat etmeye alistirilmis. Onlara yol gostersek , bizi anarsik adam diye,dislarlar. Bir de dinin suistimal edilerek afyonlasirici olarak kullanilmasiyla , iblis olarak yaftalaniriz. isyanimdaki kabaligimi mazur görünüz ama

    EEE O ZAMAN KIM DUZELTECEK BU REZILLIGI

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediklerinizde baştan sona haklısınız. Siyasete girseniz yükselip ipleri ele alarak bu düzeni düzeltmek için oradaki düzene uymanız gerekir. O zaman da yıllarca o düzene uyduğunuzda ne yazık ki o düzenin adamı olup ideallerinizi kaybediyorsunuz.
      Çok sayıda düzgün ve idealist insanın hep birlikte siyasete girerek ipleri ele geçirmesi tek çözüm olarak gözüküyor. Bunun kolay olmadığını biliyorum ama ne yazık ki başka bir demokratik çıkış yolu yok. Gençlerimizi ülkeyi terk etmek yerine demokrasi savaşına girmeye teşvik etmemiz lazım.

      Sil
    2. Yok olmaz o. Türkiye'de zaten her zaman yurtdışına çıkmak modaydı ve bu ideallerle veya imgelerle engellenemez, engellenmemeli de. Orada mutlu mesut, güvenli, güzel maaş ile geçinip gidebilecek birine çilecilik yapsın demek pek yakışır bir hareket değil. ki Türkiye'yi hep yaşlılar bozdu zaten, sorumluluğu başkasına yıkmak da pek hoş kalmaz.

      Sil
    3. Tüm genellemeler gibi bu da yanlış şanırım.
      En makul olan kendinize en yakın gördüğünüz siyasal partiye girmek ve oradan günlük siyasete dahil olmakta sanırım. Elbette olabildiğince kolektif olarak.

      Sil
  3. Mahfi bey,

    Siz sürekli "hukukun üstünlüğü" diyorsunuz ya,

    Siz sürekli "liyakat" diyorsunuz ya,

    Siz sürekli "ehil insanları desteklemeliyiz" diyorsunuz ya,

    Peki bu ne:

    "Hakim, savcı olmak isteyen arkadaşlarımıza referans oluyoruz. Yaklaşık bizim 2 senelik çalışma dönemimizde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hakim, savcı yaptık. Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı."

    Ankara 2 no.'lu Baro Başkanı Avukat Gökhan Ağdemir

    Kaynak:
    https://x.com/cumhuriyetgzt1/status/2109004251389190480
    ________________________

    Siz hangi "hukukun üstünlüğü"nden bahsediyorsunuz Mahfi bey ?!

    "Hukuk"un tam ortasında olan "baro"nun başkanı bakın neler demiş !!!

    Siz "hukukun üstünlüğü"nü hâlâ savunmaya devam edecek misiniz Mahfi bey ?!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, işte bunun için zaten hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Bir insanın hukukçu olması onun hukuka uygun davranmadı anlamına gelmez.

      Sil
  4. Siyasi etik yasası ile işe başlanması gerekmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yasalar, uygulanmasını sürece süsten öte gidemiyor. Anayasasına aldırmayan siyasetçilerin etik yasasına uymasını beklemek romantik bir beklenti olur sanırım. Ama yine de bu yasayı çıkarmak gerekir.

      Sil
    2. Ne yapalım hocam, yasaların "uygulanmamasını", çiğnenmesini veya arkasından dolanılmasını "nasıl engelleyelim" başka türlü?

      Sil
  5. Hocam milletçe efsunlu işlere meraklıyız,milyonlar falcılara koşuyor, böyle liyakat,bilimsel veriler filan derseniz işin büyüsü kaçar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, bu bir ortadoğu kültürü, mucizelere inanmak ve mucize beklemek.

      Sil
    2. Hocam ülkesine göre değişir bence. BAE'de o yoktur, benim onlarda gördüğüm tek şey para oluyor

      Sil
    3. İlkokul seviyesinde yorumlar var,okuyucu yelpazesinin genişliği olağanüstü.

      Sil
  6. Bize bir Ataturk daha lazim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır bize Atatürk ilkelerini savunacak insanlar lazım. Çünkü ikinci bir Atatürk çıkmaz. O bir kez olur.

      Sil
    2. o yorucu hocam, direkt Atatürk gibi adam gelsin.

      Sil
    3. hocam Atatürk demesek mi, ben bir kürt olarak bu ülkenin ferdiyim ve bu isim beni kapsamıyor, dışlıyor.

      Sil
    4. Siz demeyin ben hep Atatürk diyeceğim. Atatürk devrimlerinin ve ilkelerinin kimseyi dışladığı yok.

      Sil
    5. Milliyetçilik daraltıcı bir çemberdir.

      Sil
    6. Aynı kanıdayım. Ama Atatürk'ün milliyetçilik kavramı bugünkü anlayıştan çok daha farklı olarak Türkiye'nin bütünlüğünü korumaya yönelik bir milliyetçilikti.

      Sil
    7. Yabancıların mallarına da el koyuldu ama hocam?

      Sil
    8. Onlar yabancı değildi, azınlıklardı ve Türk vatandaşıydılar. Azınlık olmayanların da mallarına el konuldu. Ama asıl zenginler azınlıklar olduğu için yalnızca onların malına el konulmuş gibi oldu.
      Bu yalnızca bizde olmadı, ikinci dünya savaşı sırasında Avrupa'nın pek çok gelişmiş ülkesinde bizdeki varlık vergisine benzer uygulamalar yapıldı.
      Ayrıca bizde uygulanan Varlık Vergisi Atatürk zamanında değil onun ölümünden sonra uygulandı.

      Sil
  7. Sayın Eğilmez, halen yaşadığımız siyasi hayatımız hakkında temel görüşleriniz için teşekkür ederim. Maalesef Yüksek Seçim Kurulu, Bakanlıklar, Yüksek Yargı organlarını kontrol altında tutan Yönetim, her türlü zorbalığı yapabilecek durumdadır.
    Yazınızda bahsedilen görüşlerinize göre; Seçim Kanunu'nun ve Siyasi Partiler Kanunu'nun değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunun hemen önümüzdeki seçimlerden sonra değil, bir sonraki seçimlerden sonra yapılmasının daha uygun olacağını düşünüyorum.
    Çünkü 2030 - 2035 yılları arasında bir çok kirli belgenin / kirli çamaşırların ortaya döküleceğini, halkımızın bunlara çok şaşıracağına inanıyorum.

    YanıtlaSil
  8. Katılamıyorum, ya tam demokrasi olur, ya hiç olmaz. Halk birini seçtiyse o kişi tarafından yönetilmek istiyordur, iyi veya kötü. "Siz bunu seçtiniz ama biz bunun yapacaklarına izin vermeyeceğiz" deneckse baştan halk kimseyi seçmesin, sadece kurumlar olsun onlar yönetsin ülkeyi. ki bir ülkede kurumların bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü halk tarafından benimsenmişse siyasetçi ne kadar güçlü olursa olsun pek bir şey değişteremez. eğer halk istemiyorsa kurumlar binadan başka bir şey değildir, ki ABD'de bile Trump örneğinde gördük, bunun bir tane adama baktığını. hem azınlık olup, hem demokrasi olsun demek oksimoron oluyor. halk hukuku umursamıyorsa ve tek istediği zenginlikse, halk seçimini yapmıştır. "siyasetçi kurumlara karışamaz" diye anayasa koyun, baştaki herkes liyakatli olsun, halk onu umursamadığı sürece siyasetçinin kendi vicdanına kalmıştır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güçler ayrımı demokrasinin temelidir. Yasama yasaları yapacak, yürütme o yasalara uygun olarak sistemi yönetecek, bunu yaparken de teknik ayrıntıları bürokrasi bırakacak, yargı da hepsinden bağımsız olarak işleyecek. ABD'de Trump'ın yaptığı aslında Putin'e özenmekten ibarettir.

      Sil
    2. Bu demokrasi değildir, demokrasiye sınırlar koymasındır. Weimar Cumhuriyetinden sonra yaygınlaşmıştır, dolayısıyla saf demokrasi değildir. Demokrasi adı üstünde halkın egemenliğidir, bundan başka tanımlar yapacaksak herkes kendine göre tanım yapabilir. ki eğer bu sınırlar olacaksa hiç seçimler olmasın zaten, tuhaf geliyor. "Siz halk olarak istediğinizi seçebilirsiniz ama baştan belirtelim; dış politikayı kurumlar belirler, maliyeyi maliyedekiler belirler, ülkedeki tüm politikaları kurumlar onaylar veya reddeder, belli sınırları kimse aşamayacak... Eğer böyle olacaksa zaten demokrasi, halka bu sistemi meşrulaştırma aracı oluyor. Kimi seçersek seçelim, ne yaparsak yapalım zaten siyasetçi bir şey yapmayacaksa; neden onlara oy veriyoruz, neden onlar maaş alıyor. Direkt bu kurumlar yönetsin ülkeyi, insanların oy vermesinin hiç bi mantığı yok.

      Sil
    3. Eğer halk gerçekten adil bir seçimle istediğini seçebiliyorsa sorun yok. Yazımı tekrar okursanız hiçbir yerinde siyasetçi bir şey yapmasın demediğimi göreceksiniz. Siyasetçi mesela diyecek ki merkez bankasına b"bu yılın sonunda enflasyonu % 10'a indir." Bunu nasıl yapacağına karışmayacak ama dönem sonunda eğer başarısızlık varsa hesabını soracak. Ben bunu diyorum. Siyasetçi futbolun nasıl oynanacağına ilişkin kuralları belirler ondan sonrası sahadaki oyuncuların işidir. Siz diyorsunuz ki siyasetçi hem kuralları belirlesin hem de çıkıp futbol oynasın. Öyle olunca sonuç da böyle oluyor.

      Sil
  9. Hocam yazılarınız çok idealist kalıyor gibi, sanki roman gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne önerirsiniz? Durum bu, buna razı olalım mı diyeyim?

      Sil
    2. Acı ama evet, hocam. Türkiye'nin geçmişinde dahi hukuk devleti olduğu bir dönem yok, eskiden daha iyidik denebilir ama önemli bir nokta var, hem yine de hukuk devleti değildik hem de o zamanlarda olmamızı sağlayan faktörler vardı, şu an yoklar. Eskiden dünya da liberaldi, şu an otoriter rejimler artıyor. Belki halkta eskiden biraz da olsa hukuk isteği vardı, şu an yoktu. ki sizin saydığınız her şey baştan postmateryal şeyler oluyor, halkın %80'inin fakir olduğu yerde. Halkın mal varlığı yokken; mal varlıklarını korumak için hukuka ihtiyaç olduğunu, çoğu mahallede hukuk toleransının sıfır olmasından dolayı isteyenin kafaya göre işler yapması yaygınken ve bu sorunlar genelde kaba kuvvetle çözülürken, dava süreci hem mddi hem de zamansal olarak insanları zorlarken, böyle bir kültür yokken, bunu yapacak siyasetçinin hiçbir şey kazanmayacağı aksine kaybedeceği belliyken, hapishane sayısı yetersizken, denetim mekanizması yetersizken hukuk savunması beklenilemez. ki diyelim bu sorunları çözdük, çözecek kişi siyasetçi ve o bunu neden yapsın, saf kazanç dışı cevaplar bizim siyasetçiye yüklediğimiz roller. Dolayısıyla bunlar varken Türkiye'den idealler beklemek de bir mucizedir, mucize illa sihir büyü olmak zorunda değildir. Habercilikteki 5n1k kuralını uygularsak;
      ne yapacaksınız sorusu net, ne zaman yapacaksınız sorusu da dünyada Trump gibi figürlerin arttığı bir dönemde, kim yapacak siyasetçi yapacak, nasıl yapılacak bu da belirsiz, neden yapacaksınız da asıl olay, bunu yapmaya erecek kişilerin bunu yapması için hiçbir neden yok.

      Sil
  10. Gerçek demokrasi? Gerçekten varmı? Abd'nin son 10 yılına bakarsam. Mevcut başkan sadece benim diyor. Biden secim kaybetmek uğruna koltuğundan vazgeçmedi. Bu güne kadar bir taraf iyi ve demokrat oldu. Diğer taraf kötü ve terörist oldu. Üyeler kötüleri sömürerek refah elde ettiler. Dünyada bu kadar israf ve doyumsuzluk varken mevcut kaynaklar 8 milyar insana yetecekmi? Zenginler steril ve tüm kötülüklerden izole bir ortamda demokrat takımsalar bile dünyada oluşabilecek sosyal patlama sözde demokratları etkilemeyecekmi? Baştaki sorum aslinda bu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden ABD'de demokrasi oldukça iyiydi. Mükemmel değildi ama fena da değildi. Bugün oradan çok uzaktalar. Buna karşılık Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve kuzey Avrupa ülkelerinde demokrasi oldukça iyi biçimde çalışıyor. Yani gerçeğe oldukça yakın demokrasi uygulamaları dünyada var. Ve biz onları örnek almalıyız. Aksi takdirde yolsuzluklardan, ahlaksızlıklardan kurtulmamız mümkün olmayacak.

      Sil
    2. Bu saydığımız ülkelerin neredeyse tamamı 5 yıldır masum ukranyaya yardım ediyor. 10 yıl boyunca diktatör esad'i devirmek için uğraştı. Demokrasi tamamda sizce gerçek demokrasi bu mu?

      Sil
    3. O ülkelerde de "şu an" var gibi görünüyor. Almanya'da afD yükseliyor, onlar başa geçince demokrasi aynı kalacak mı, Fransa'da Le Pen gelince demokrasi aynı kalacak mı, İtalya'da Meloni başa geldi demokrasi aynı mı kalacak, İngiltere'de zaten aynı sistem var. Hatta İngiltere özelinde winner takes all var, oy verme oranları en düşük seviyelerde, halk siyasetçilerin söylediğinin çoğusu yalandır zaten diyor. Bu durumda o ülkelerde de demokrasi devam eder mi, bu da soru işareti. Hele Asya ülkeleri ekonomik olarak yükselirken ve bir model olarak sunulurken. İnsanlarda da ve özellikle gençlerde demokrasiye bir inanç kalmadı ve bu gençler eğitimsiz olanlar değil, aksine eğitimli olanlar. Çünkü yaşlılar emekli olarak veya mal biriktirerek kazandı, genç nesil ev alamıyor, o yüzden Avrupa'daki bazı araştırmalarda yaşlılar daha demokrat oluyor, eğitimli gençler demokrasiye daha uzak oluyor. Bizlerin bahsettiği şey demokrasi puf diye yok oldu değil, demokratik eğilimler hem devletlerde hem de halkta azalma etrendi gösteriyor.

      bir göz atınız hocam veya linki atıp yapay zekaya da özetletebilirsiniz;

      https://www.theguardian.com/society/2025/jul/04/young-europeans-losing-faith-in-democracy-poll-finds

      https://www.eunews.it/en/2025/07/07/21-per-cent-of-young-europeans-in-favour-of-authoritarian-regimes-under-certain-circumstances/

      Sil
    4. Demokrasi bir ülkede halkın kendini temsili aracılar eliyle yönetmesidir. O ülke yönetimlerinin başka ülkelere olan davranışlarının demokrasiyle ilgisi yoktur. Tanımda hata yaparsak vardığımız sonuçlar da yanlış çıkar.

      Sil
    5. Evet demokrasi her tarafta geriliyor. Ekonomi her şeyin temeli görüldüğü için insanlar başka otoriter yönetimlere yöneliyor. Ben bunları Yeni Ekonomi kitabımda anlattım. Dünya orta çağ koşullarına dönüyor diye. Bu böyle oluyor diye demokrasiyi savunmaktan vazgeçmemiz kadar yanlış bir yaklaşım olamaz.

      Sil
    6. Sorun şu ki bizim demokrasiyi savunmamız veya artılarını anlatmamız pek de önemli değil gibi görünüyor. ki bazı kişilere göre demokrasi tamamen bozuk bir sistemi meşrulaştırmaktan ibaret.

      Tarihin bir döngüsüdür bu. İlk önce liberalleşilir, sonra otoriterleşir ve bu böyle devam eder. Tabii bu otoriterlik bence sonsuza kadar kalıcı da olabilir. Demokrasinin çıkışı bile kapitalizm ile olmuştur, çalışıp vergi veren birinin yönetimde söz sahibi olması gerektiğine inanılmıştır. Şu an askere ihtiyaç yok, otomasyon silahlar kullanılıyor, para için halka ihtiyaç yok çünkü zaten paranın nüfusunun %1'inde, bir de yapay zeka gerçekten her işi yaparsa artık halka ihtiyaç hiç kalmayacak. Bu durumda da halkın tüm insanlık hakları alınabilir. Şu anki toplum sözleşmesi tamamen toplumun bir işe yaramasına dayanıyor. O yüzden en mantıklısı olanları merakla izlemek gibi görünüyor. Bizim ne düşündüğümüzün önemi yerçekimini reddetmekle eş değer gibi görünüyor.

      Sil
    7. Mahfi bey yazınızda gerçek demokrasiden bahsettiğiniz için bende gerçek demokrasi nedir diye sordum. Abd afganistan ve iraki işgal ederken demokrasi ihraç edeceğini söyleyerek işgal etti. Arap baharının başlangıcında da demokrasi söylemi vardı. Önce abd ve abd vatandaşlarıdır bunu kabul ederim ama abd vatandaşı olmuş birbaşka ülke vatandaşı abd de farklı muamele görüyorsa ben buna demokrasi demem. Ilk yorumda belirmiştim. Sizin şuan demokrat dediginiz ülkeler çok izole bir ortamda yaşıyorlar. Dünyada böyle gitmeyecek sosyal bir patlama yaşanırsa "Gerçek demokrat" olanlar kendi ülkesinde bile olaylara bu kadar soğukkanlı yaklaşabilecekler mi? Son yorumunuzda bunu cevaplamışsınız teşekkür ederim.

      Sil
    8. ABD'nin yalancı bir gerekçeyle Irak'ı işgal etmesiyle ya da Arap baharının demokrasi getireceğinin söylenmesiyle sonucun aynı şey olmaması demokrasinin olmadığını değil bunları söyleyenlerin ya yalan söylediklerini ya da dediklerini yapamadıklarını gösterir.
      Ben de biliyorum ve görüyorum benim anladığım anlamda demokrasinin çok sınırlı sayıda ülkede gerçeğe yakın olarak yaşandığını. Ben zaten bunları yazdım çoğu ülkede ahbap çavuş demokrasisi yaşandığını yazılarımda, kitaplarımda anlattım. Ama bunlar böyle diye gerçek demokrasiyi savunmayı bir kenara bırakıp "eh ne yapalım olmuyor işte" demeyi seçmedim. Hala yazıp savunuyorum. Çünkü doğrusu bu.

      Sil
    9. Gerçek demokratlar başka ülkelerin egemenlik haklarını ihlal etmeseler veya edenlere destek vermeseler emin olun kendi ekonomileri bu kadar bozulmaz. Hepimiz iyi, güzeli,doğruyu savunmalıyız, savunmak zorundayız yoksa dünya daha çabuk bozulur. 🤚

      Sil
  11. İktidarın artık sınırı falan yok en küçüğünden en büyüğüne hepsi devlet benim kafasında istediğini yapıyor nasıl olsa cezası yok. Siz mesela bu iktidarın artık adil bir seçim yapacağına ve seçimi kaybedeceğine, kaybetse bile milletimiz böyle takdir etti hadi bize eyvallah deyip gideceğine inanıyor musunuz? İnanıyorsanız bir şey demiyorum ama artık bu hayal satmak olur.

    YanıtlaSil
  12. Siz, sık sık kurumların güçlü olması gerektiğinden bahsedersiniz, doğrudur. Türkiye’de en büyük kurum parlamentodur, yani Meclistir. Ama anladığım kadarıyla Yürütmeye karşı çok zayıftır, oysa Parlamentolar hesap sorma yerleridir. Bazen Gazetelerde okuyorum, bir Milletvekili veya bir grup Milletvekili, bir Bakana soru soruyor yazılı olarak, aradan Aylar geçiyor, Üç satırlık yazıyla O Milletvekiline veya Milletvekillerine cevap veriliyor, bu da Bakanların, Milletvekillerini ne kadar kaale aldığını gösteriyor. Yine bir Ülkede en büyük ve en güçlü kurumlardan birisi Anayasa Mahkemesi olması gerekir, ama en küçük bir ilçenin bir hakimlik yerel Mahkemesi, Anayasa Mahkemesine meydan okuyor. Peki bu şekilde Kurumlar nasıl ayakta kalır ve nasıl güçlenir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorun orada zaten Meclis en büyük kurum ama yürütmeye mahkûm olmuş durumda. Öyle olunca yürütme her şeyi alıp kontrolsüz olarak kullanabiliyor. Bu sıkıntı özellikle başkanlık sistemine geçilip parti cumhurbaşkanı olduğundan beri iyice artıp zirveye çıktı.

      Sil
  13. Hocam konu dışı bir şey sormak istiyorum:
    Kanunsuz iş yapıldığı eğer kanıtlanırsa fon kazancından ödenen 17.5% stopajlar, fondan bu kanunsuzluktan zarar görenler için oluşturulan haksız kazanç iade hesabına onunda aktarılması gerekmez mi? Yoksa o stopaj alındı, iş kanunsuz olsun veya olmasın fark etmez gerçekleşen stopajdaki o para asla geri dönmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlke olarak fon tazmin fonuna devletçe iadesi gerekir ama bizdeki durum belli olmaz. Çünkü hukuk bireye göre değil devlete göre uygulanıyor.

      Sil
  14. Bir siyasi partinin bayrağını asarken 2 yıl sonra dünyanın sayılı 16 yatından birini alabiliyorsam ne yapayım hukukun üstünlüğünü benim ne işime yarar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O aldığınız yata haksız yere el konulduğunda anlarsınız hukukun üstünlüğünün ne işinize yarayacağını.

      Sil
  15. Yukaridaki yorumcunun ATATÜRK ozlemini ve iyi niyetini anliyorum ama ATATÜRK ten , bir tane daha olamaz .Guzel ulkemin şansı varsa, o meziyetlere sahip , bir bey veya hanim belki gelir .Her halukarda , gelecek kişinin, ATATÜRK zihniyetine sahip ve o zihniyetle bu çağın gereklerini sentezleyebilecek donanima sahip olmasi gerekir .Kaldi ki , o kişi de zembillle bir yerlerden gelmeyecek . Aramizdan cikacak . Bu kisilerin yetişebilmesi icin de , en once güçlü ve bagimsiz ve kaliteli bir egitim sistemine ve oturmus bir egitim politikasina ihtiyac var . Gazi'nin yasadigi donemde internet ve yapay zeka olanaklari olsa idi .Onun neler başarabileceğini varin sizler hayal edin. O yıllardaki imkanlarla bile , kendini bilgiyle donatmış , billime onem veren birinin , bu zamanda neler uretebilecegini dusunebiliyormusunuz ? Ve bu zihniyetin bir trend haline gelip , ulkeye yayılmasının doğuracağı mukemmel sonuclari bir hayal edin ...Cumhuryet ten hemen sonrası basarilanlar ve o insanlarin cabalarinin sonuclari ortada . Bu niyet ve karakterdeki insanların, bugünkü teknoloji ile donatildiklarinda basarabileceklerimin sinirsizligini gorebiliyormusunuz ?

    YanıtlaSil
  16. Güzel yazınıza ek olarak şunu da belirtmek isterim. Siyasetin halihazırda her alana müdahalesi toplumu özgür düşünceli bireylerin yetişmesi kapsamında o kadar sınırlayıcı hale getirmiştir ki, eğitimde, bilimde, sanatta her alanda at gözlükleri ile bakmak durumunda kalınmıştır. Hani meşhur bir söz vardır, "Bilim ve sanat bir kuşun iki kanadı gibidir. bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olur. Uçamayanlar ise tavuk olur. Tavuk toplum, önüne atılan bir avuç yemi gagalarken arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz" diye. Bizim toplumun büyük kesimi halen arkasından alınan yumurtaların farkında değil. Ve günler geçtikçe de içim acıyor, yüreğim sıkılıyor. Güzel günler görmek ümidiyle...Yazınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  17. Hocam siz bir neoliberal kapitalist olarak servetin %1'de olmasını ve bazı insanların 1'den fazla konutunun olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önce sizin yanlışlarınızı düzelteyim. (1) Ben bir neoliberal değilim. Benim yazılarımı, kitaplarımı okuyan herkes neoliberalizme ne kadar karşı olduğumu ve eleştirdiğimi bilir. (2) Ben bir kapitalist hiç değilim, sosyal demokratlığa çok daha yakınım. Ama ben kendimi hiçbir ideolojiye bağlı hissetmem. Bunu da beni okuyan herkes bilir.
      Öyle gerekli incelemeyi, araştırmayı yapmadan insanları kendi aklınıza göre sınıflandırmaya kalkamayın.
      Serveti çok büyük kısmının % 1de olmasını ve adil olmayan şekilde dağılmasını bu blogdaki çoğu yazımda eleştirdiğimi bulabilirsiniz.
      Onun için size önerim: okuyun, araştırın sonra soru sorun.

      Sil
    2. Emeğinize sağlık, yazınız için çok teşekkür ederim. Siyasetin sınırlarını çok yerinde belirlemişsiniz. Ben bunlara ilave olarak; Siyasetin fay hattını değiştirmeye yeltenecek gücü kendinde görmemesi, mevcut binaya hesapsız kitapsız kat ilavesine göz yumup, bu durumdaki yapıları belgelendirmeye ve bunun depreme karşı dayanıklılığı konusunda yapı sahibinin sorumlu olduğuna karar vermesi , zemin özellikler ve yakın deprem özelliği biliniyorsa yapılacak bina yüksekliği konusunda karar vermesi (yapı yüksekliği 4 işlemli bi hesapla belirlenebilir) v.b konularda da yetki sınırlandırmalı hatta yetkisiz olmalı. Saygılarımla.

      Sil
  18. Hocam benim vardığım sonuç şu türkiyedeki siyasete dair. Amerikali natocu ortaklar sosyal demokratlari istemiyor. En büyük darbeyi de 1980 darbesiyle onlar vurdular. Menderesle başlayan süreçte Demirelle devam edip Özal la ilerlettiler. Kadın başkaban ve yılmazla devam ettiler. Her bahse girerim apoyu yakalama görevi bir sonraki seçim sükse yapması için yılmaz görevlendirildi ırak operasyonu onun döneminde yapılabilisn diye ama İtalya'daki sosyal demokratlar işi bozdu. Vee bunlar arasında ecevitle uğraşmak zorunda kaldı sürekli Amerika. Ne zaman gelse indirdi eceviti. Sonrasını biliyorsunuz. Siyaseti arka plandan maalesef Amerika yönetiyor. Amerika istedikleri için devam ediyorlar. 28 şubata giden yolu bile açan Demirel hükumeti ama ihale hep sosyal demokratlara kalıyor. Türkiyedeki sosyal demokratlar aslında amerikan propagandasi ile baş ediyor. Sorun sandığımızdan daha büyük. Amerikaya güveniyorlar. Bu şartlar altında işimiz gerçekten çok zor.

    YanıtlaSil
  19. Kıymetli hocam
    Bardağın dolu tarafına bakmak lazım; en azından sabahları meteor yağmuruyla uyanmıyoruz.
    Ya yerçekimi kanunları uygulanmasaydı da hepimiz uzay boşluğuna fırlasaydık?
    Şükür ki buradayız,
    Çayımız sıcak,
    Yerçekimimiz stabil...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman sizin bu mantığınıza göre yanlış olan her şeyi görmezden gelelim ve başımızı kuma gömelim. Hukukun üstünlüğü yok edilsin, demokrasi yargı yoluyla ortadan kaldırılsın. Liyakat yerini sadakate bıraksın. Ülke birkaç yüzyıl geriye gitsin. Yöneticiler halkın parasını çalıp çırpsın, buna rağmen ülkede serbestçe dolaşsın. Hukuk herkese eşit olmasın. Bunların hiçbir önemi yok değil mi? Çünkü ne de olsa kalbimiz atıyor ve yaşamaya devam ediyoruz.

      17 milyon emeklinin %98'i açlık sınırının altında aylık alsın. 4A statüsünde çalışanların %65'i (her 3 kişiden 2'si) açlık sınırının altında çalışsın. Geniş işsizlik %31'e ulaşsın ve ülkede toplam 12 milyon 608 bin kişi işsiz olsun. Bir başka ifadeyle ülkede yeterli yatırım olmadığından yaklaşık 13 milyon insan iş bulamasın. Ancak çalışan birisi işten ayrılacak ki bu 13 milyon insandan birisi işe girecek, fakat bu durumda da %31'lik geniş işsizlik yine değişmemiş olacak. Üstelik yatırımlar azaldıkça bu geniş işsizlik oranı daha da artacak. Durum bu kadar vahimken, insanlar iş bulamazken, emekli ve asgari ücretli açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edilmişken, insanlar kirasını ödeyemiyor, toplu halde yaşamak durumunda kalıyor; gençler evlenemiyor ve geleceğe umutla bakamıyorken, üniversite mezunları bile iş bulamıyorken tüm bu sorunları yok sayalım ve sorgulamayalım öyle mi?

      Yüksek enflasyonda dünya 5.'siyken, en önemli üç sosyal gösterge olan hukukun üstünlüğünde 143 ülke arasından 118'ci, demokrasi endeksinde 167 ülke arasından 104'üncü ve yolsuzluk algı endeksinde 182 ülkeden 124'cüyken ve gelişmekte olan birçok ülke bizi sollarken, tüm bu gerçekleri yok sayalım ve ülkenin muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefinden ne kadar uzaklaştığını da görmezden gelelim öyle mi?

      Sil
    2. Çok güzel yanıt ama sanırım adsız 22:08 de ironi yapmış. Yine de sizin yanıtınızı bir yanıt gibi değil de ayrı bir yorum gibi değerlendirirsek çok net ve açık ışık tutan bir katkı olarak ele alabiliriz. Teşekkürler.

      Sil
  20. Mahfi bey,

    "Gıda enflasyonu" hâlâ çok yüksek! Sizin de dikkatinizi çekiyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, özellikle süt ürünlerindeki fiyat artışları durdurulamıyor.

      Sil
  21. İdeal olanı tarif ederek doğruları, yanlışları, hataları, eksiklikleri göstererek doğmuş ve doğacak sonuçları ortaya koymaktaki sabırlı ısrarınız için teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  22. "Fon krizi" çok çabuk unutuldu. Üzerinden 1 ay bile geçmedi.

    Sebebi ne olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Post Truth. Yani gerçekleri farklı anlatarak insanları farklı şeylere inandırmak, algı operasyonu. Ki Türk toplumu buna çok yatkın.

      Sil
    2. https://www.nefes.com.tr/50-bin-yatirimci-borsada-yeni-karar-aldi-savas-ekonomisinde-bile-gorulmemisti-157255

      Sil
  23. Kontrolsüz güç güç değildir (bir reklam spotudur)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam hani reklam almıyordunuz,bu lastik reklamı.

      Sil
  24. Hocam elinize sağlık. Siyasetçilerin söylemlerine bakmak önemli. Bu kadar çürümüşlüğü daha önce hiç görmedim. Aynı gemideyiz derler, milletle aynı güvertede hiç bir zaman olmazlar. Meclis'te köklü değişim şart. Saygılarımla Fatih Demirtaş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Meclisten önce başkanlık sisteminin değişmesi lazım. Güçler ayrımı olmazsa tek adam rejimi egemen oluyor ve karşımıza her yerde kötü yönetim sonuçları çıkıyor.

      Sil
  25. Hocam elinize sağlık her zamanki gibi. Sadece, eskiden ne güzel direkt emailden okunabiliyordu yazılarınız :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Acaba niçin şimdi okunamıyor? Ben bir değişiklik yapmadım.

      Sil
  26. "Liyakat, ehliyet, denetim, şeffaflık, hesap verebilirlik, kurumların gücü ve hukuk bileşik kaplar gibidir. Bir yerde düşük seviyedeyken ötekinde yüksek olamaz. Hepsi aynı seviyededir; ya vardır ya yoktur. Seviye aynı olduğuna göre borsada olan başka yerde de çok muhtemel yine aynı şekilde vardır. Hal böyleyken düşünmemek, merak etmemek, tam şu anda belki en az fon kadar başka büyük kaçakların varlığından endişe duymamak mümkün mü?"
    Hocam yeni palazlanan vurgunun farkındamıyız?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fon Krizinin Faturasını Kim Ödeyecek?

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Dolar Kuru Gerçeği Ne Kadar Yansıtıyor?