31 Mayıs 2017 Çarşamba

Euro Bölgesinin Son Durumu

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi, uygulanan parasal politikaların toparlanmaya yardımcı olduğunu ancak daha alınacak yol olduğunu ve dolayısıyla parasal önlemlerin devam ettirilmesi gerektiğini söyleyince Euro değer kaybetmeye başladı. Oysa Draghi tümüyle gerçekleri dile getirmişti.

ECB ve Euro Bölgesi krizi
Öncelikle ECB’nin küresel kriz karşısında neler yaptığını bir hatırlatalım. 2008’de başlayan küresel krize Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) ilk tepkisi konvansiyonel para politikası araçlarıyla müdahale etmeye çalışmak biçiminde oldu. Zaman ilerledikçe ECB de Fed gibi konvansiyonel olmayan bir para politikasına döndü. ECB, 2010’da genişletilmiş kredi destek programı (enhanced credit support) uygulamaya geçti ve Fed ile bir swap hattı kurdu (Term Auction Facility - TAF.) Yeniden finansman mekanizması çerçevesinde bütün bankalara sabit faizle ve sınırsız olarak kredi imkanı sundu (Long term Refinancing Operation – LTRO.) 2009 yılı Mayıs ayında ilk tahvil alım programını başlattı (Covered Bonds Purchase Program - CBPP.) Bu hamlelerin ardından krizin etkilerinde yavaş yavaş bir yumuşama ortaya çıkmaya başladı. 2010 sonbaharında bu kez hem kamu kesimi hem de özel kesim kağıtlarını satın alıp piyasaya likidite vermeye yönelik Menkul Değerler Piyasa Programı (Securities Market Program – SMP) yürürlüğe sokuldu. Buna genel olarak varlık alım programı (Asset Purchase Programme) adı veriliyor. Söz konusu program zaman içinde çeşitli değişikliler geçirdiyse esas çerçevesi fazla bozulmadan devam etti. Yunanistan, Portekiz ve İrlanda için ek destek önlemleri devreye sokuldu. ECB, dönem boyunca faizleri düşük tutmayı sürdürdü.

Bugün uygulaması devam eden politikalar faizlerin düşük tutulması ve varlık alım programıdır. ECB’nin faizi bugün itibariyle yüzde 0, tahvil alım programının limiti ise aylık olarak 60 milyar Euro’dur.  

30 Mayıs 2017 Salı

Kredi Garanti Fonu ve Varlık Fonu Uygulamaları Üzerine Bir Değerlendirme

Kredi Garanti Fonu
Kredi Garanti Fonu (KGF) sanılanın aksine oldukça eski bir fon. 1993 yılında yeterli teminatı olmayan KOBİ’lere kefil olmak suretiyle onların finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla kuruldu. KGF’nin temel görevi KOBİ’lere teminat desteği sağlamak olarak tanımlanıyor. Türkiye’deki işletmelerin yüzde 99,8’inin KOBİ olduğu, çalışanların yüzde 78’inin KOBİ’ler tarafından istihdam edildiği, toplam yatırımların üçte birinden fazlasının KOBİ’ler tarafından yapıldığı, üretimin yüzde 54’ünün ve yaratılan katma değerin yüzde 55’inin KOBİ’lere ait olduğu dikkate alınırsa KOBİ’lerin finansmana erişimine sağlanan desteğin ne kadar önemli bir görev olduğu anlaşılabilir.

KGF’nin kaynakları şunlardır: (1) Sermayesi, (2) Hazinenin sağladığı fonlar, (3) Avrupa Yatırım Fonu’nun verdiği kaynaklar, Bakû boru hattı projesinden elde edilen kaynaklar.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Türkiye'de uygulanan Ekonomi Politikası Başarılı mı?

Ekonomi politikasının iki temel alt politikası var: Maliye politikası ve para politikası. Bu iki alt politikanın 2002’den bu yana başarılı olup olmadığını ele alıp ölçmeye çalışalım.

Maliye politikası
Maliye politikası bir ekonomideki dengesizlikleri gidermek veya daha iyi dengelere ulaşmak için vergi, harcamalar, borçlanma, teşvik, destekleme alımları gibi alt politikaları kullanarak yürütülen bir ekonomi politikası türü. Her ne kadar teşvik ve desteklemenin başarısını ölçebilmek için başka bazı analizler yapmak gerekse de maliye politikasının genel olarak başarılı olup olmadığı kamu kesimi dengesinin açık verip vermediğine, vermişse bu açığın hangi düzeyde olduğuna, kamu borç yükünün hangi düzeyde bulunduğuna bakarak ölçülür. Biz de bu iki ölçüyü kullanarak Türkiye’de uygulanan maliye politikasının başarılı olup olmadığını ölçmeye çalışacağız.

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Piyasa Çelişkisi

Mal ve hizmetleri satın almak isteyenler yani talep edenlerle bu mal ve hizmetleri satmak isteyenler yani arz edenlerin buluştukları yer piyasa olarak tanımlanıyor. Piyasa fiziksel bir yer olabileceği gibi telefon, internet gibi iletişim ve ulaşım kanalları üzerinden, fiziksel görüşme olmaksızın da oluşturulabiliyor. Aldıkları kararlarla piyasada arz veya talep miktarını, mal ve hizmet fiyatlarını veya kuralları etkileyebilen kişi veya kurumlara piyasa aktörleri deniyor. Buna göre bir malın üreticileri kadar o malı satın almak isteyenler de piyasada aktör konumunda bulunuyor. Diyelim ki sendikalar bir sektörde ücret artımını sağlarlarsa piyasayı etkilemiş olurlar. Çünkü üretici o artışı mal ya da hizmetin fiyatına yansıtır, bu da malın satışından üretimine kadar birçok aşamayı etkiler.

25 Mayıs 2017 Perşembe

Orta Gelir Tuzağında Son Durum

Dünya Bankası her yılın 1 Temmuz günü ekonomilerin GNI yöntemiyle hesaplanmış gelirlerine göre ülkelerin sınıflandırılmasını yapar. 1 Temmuz 2016 itibariyle yapmış olduğu sınıflandırma şöyle (Kaynak: The World Bank,
https://datahelpdesk.worldbank.org/knowledgebase/articles/906519-world-bank-country-and-lending-groups)

Kişi Başına Gelir aralığı (USD)

1.025 USD ve daha düşük
Düşük gelirli ülkeler
1.026 – 4.035 USD
Düşük orta gelirli ülkeler
4.036 – 12.475 USD
Üst orta gelirli ülkeler
12.746 USD ve üstü
Yüksek gelirli ülkeler

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Kırılgan Beşli Dolara Karşı

ABD Dolarının 6 önemli ticaret ortağının paralarına karşı değerini ölçmeye yarayan ve 100 olduğunda bire bir değeri ifade eden Dolar Endeksi (DXY), ABD başkan seçimleri öncesinde 97 dolayında salınıyordu. Trump’ın başkan seçilmesi sonrasında harcamaların artırılacağı, vergilerin düşürüleceği, dolayısıyla ABD ekonomisinin canlanacağı ve Fed’in de faizleri yükselteceği beklentisinin artmasıyla birlikte Dolar Endeksi yükselerek 104 düzeyine kadar geldi. O sıralarda Euro / Dolar paritesi 1,04 düzeyine kadar düşmüştü. Ardından Trump’ın dediklerini hayata geçirmekte güçlüklerle karşılaşması sonucunda endeks düşüşe geçti. Bir ara Fed beklentileriyle yeniden yükselen endeks son dönemde tekrar düşüşe geçerek seçim öncesindeki 97 dolaylarına geri geldi. Euro / Dolar paritesi de 1,12’ye yükseldi.

Aşağıdaki grafik Dolar Endeksinin ABD başkan seçimlerinden bugüne kadarki gelişimini gösteriyor.


Doların bu şekildeki seyri dünya paralarının durumunun da sürekli değişmesine yol açtı. Doların değer kazanmasıyla birlikte ülkelerin paraları Dolara karşı hızla değer kaybetmeye yöneldi. Siyasal ve sosyal sorunlarının yoğunluğu ve özellikle de dışa bağımlı finansal yapıları nedeniyle kırılgan beşli olarak adlandırılan Brezilya, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan ve Türkiye’nin para birimleri (Real, Rupiah, Rand, Rupi, TL) Dolar karşısında ciddi değer kayıpları yaşadı. 2017 yılbaşından itibaren Doların değer kaybetmeye yönelmesiyle birlikte bu para birimleri güçlenmeye başladılar. İçlerinde en az değer kazananı TL oldu.

18 Mayıs 2017 Perşembe

Yasak Bayram

Mustafa Kemal paşa ve arkadaşlarının[i] 1919 yılının 16 Mayısında İstanbul’dan Bandırma gemisiyle başladıkları yolculuk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışlarıyla sona erdi. 

Mustafa Kemal, niçin Anadolu’ya gönderilmişti? Nutuk’ta Anadolu’ya niçin gönderildiğini şöyle anlatıyor: “…Bu geniş yetkinin, beni İstanbul’dan sürmek ve uzaklaştırmak maksadıyla Anadolu’ya gönderenler tarafından bana nasıl verilmiş olduğu garibinize gidebilir. Hemen ifade etmeliyim ki onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler. Ne pahasına olursa olsun benim İstanbul’dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe Samsun ve dolaylarındaki güvensizlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun’a kadar gitmekti. Ben, bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve mevki sahibi olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler. O tarihte Genelkurmayda bulunan benim maksadımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular, yetki konusu ile ilgili talimatları kendim yazdırdım. Hatta Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa bu talimatı okuduktan sonra imzalamaya çekinmiş, anlaşılır anlaşılmaz bir biçimde mührünü basmıştır.”

Mustafa Kemal, Samsun’a çıktığı gün ülkenin içinde bulunduğu durumu şöyle anlatıyor: “1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve görünüş: Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaşta (Birinci Dünya Savaşında) yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması (mütarekename) imzalanmış[ii]. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus, yorgun ve yoksul bir durumda…Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizlerce işgal edilmiş. Antalya ile Konya’da İtalyan birlikleri, Merzifon’la Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor…15 Mayıs 1919’da İtilâf Devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor…Bundan başka, yurdun dört bir bucağında Hıristiyan azınlıklar, gizli, açık, özel istek ve amaçlarının elde edilmesine, devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlar…Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgeler, İstanbul Rum Patrikliğinde kurulan Mavri Mira Kurulu’nun[iii] (belge: l) illerde çeteler kurmak ve yönetmekle, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla uğraştığını doğruladı. Yunan Kızılhaçı, Resmi Göçmenler Komisyonu, Mavri Mira Kurulu’nun çalışmalarını kolaylaştırmaya yardım ediyor…Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Kurulu ile düşünce birliği içinde çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tam olarak Rum hazırlığı gibi ilerliyor…Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz kıyılarında kurulan ve İstanbul’daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor...”

Devamında Mustafa Kemal, şunları anlatıyor yine Nutuk’ta:“…Üç türlü karar ortaya atılmıştır: Birincisi İngiliz himayesini istemek, ikincisi Amerikan mandasını istemek, …üçüncü karar bölgesel kurtuluş çarelerine başvurmuştur…bazı bölgeler Osmanlı ülkesinin taksim edileceğini oldu bitti kabul ederek kendi başlarını kurtarmaya çalışıyorlardı…”

“Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim… Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı…Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı: O da milli hakimiyete dayanan, kayıtsız , şartsız, bağımsız yani bir Türk devleti kurmak… İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.”

“…O halde ya istiklal ya ölüm!...İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır…” 

19 Mayıs, Türk ulusunun ölüm kalım savaşının başladığı gündür. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu ulusun kurtuluşu uğruna savaşmış, can vermiş, gazi olmuş bütün kurtuluş savaşı kahramanlarını saygıyla anıyor, gelecekte yeniden layık olduğu biçimde kutlanacağına inandığım bu en büyük ulusal bayramın kutlu olmasını diliyorum.





Mustafa Kemal'in 24 Mayıs 1918’de, yani aşağı yukarı Samsun’a çıkışından bir yıl önce, Ruşen Eşref’e (Ünaydın) imzaladığı fotoğrafının altına yazdıkları Cumhuriyeti niçin gençlere emanet ettiğinin yanıtı gibidir. Ayrıca bu sözler Gençliğe Hitabesinin de önsözü niteliğindedir.






[i] Bandırma gemisinde kaptan İsmail Hakkı Durusu ve 20 gemi mürettebatı dışında Mustafa Kemal paşaya eşlik eden ve aralarında Refet bey (Bele), Kâzım bey (Dirik), İbrahim Tâli bey (Öngören), Hüsrev bey (Gerede), Refik bey (Saydam) gibi önemli isimlerin yer aldığı 21 kurmay, 25 er ve erbaş, 8 müşavir ve kâtip vardı.  

[ii] Mondros Mütarekesi
İngiliz ordusu karşısında yaşanan Filistin hezimeti ve 1 Ekim 1918’de Şam’ın kaybedilmesiyle başvekil Talat Paşa hükümeti ABD’nin arabulucuğuna başvurarak İngiltere ile ateşkes sağlamak istedi. Bu başvurudan hemen sonra Talat Paşa istifa etti ve yerine Ahmet İzzet Paşa getirildi. Bu hükümette Rauf Bey (Orbay) Harbiye nazırı olarak görev aldı. Mondros Antlaşması, 30 Ekim 1918’de Osmanlı hükümetinin temsilcisi olarak görevlendirilen Rauf Bey ile İngiltere hükümetini temsilen görevlendirilen General Calthorpe tarafından Limni Adasındaki Mondros limanında demir atmış olan İngiliz savaş gemisi Agamemnon’da imzalandı.

25 maddeden oluşan Mondros Silah Bırakma Antlaşmasının başlıca hükümleri şöyledir:
‘1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz’e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkâmlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır. 2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir. 3- Karadeniz’deki torpiller hakkında bilgi verilecektir. 4- İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul’da teslim olunacaktır. 5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir. 6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır. 7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır. 8- Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır. 9- İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır. 10-Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır. 11- İran içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekileceklerdir. 12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir. 13- Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir. 14- İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den temin edeceklerdir. (Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır.) 15- Bütün demiryolları, İtilaf Devletleri zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır. 16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır. 17- Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır. 18- Trablus ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır. 19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir. 20- Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir. 21- İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir. 22- Osmanlı harp esirleri, İtilaf Devletlerinin nezdinde kalacaktır. 23- Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir. 24-Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır. 25-Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecektir.’
(Antlaşmanın 24. Maddesinde geçen altı vilayet (vilayet-i sitte) Diyarbakır, Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ ve Sivas’tır.)

Mondros Antlaşması’nın imzalanmasının ardından İtilaf Devletleri kuvvetleri 13 Kasım 1918’de İngiliz kuvvetlerinin başkanlığında İstanbul’u işgal ettiler. 

[iii] Mavri Mira (kara kader), Birinci Dünya savaşından sonra İstanbul’da Rum patrikhanesinde kurulan cemiyet. Görevi Yunanlıların Anadolu’da yerleşmesini gerçekleştirmek amacıyla çeşitli illerde çeteler kurmak, Yunanlılar lehine miting düzenlemek, propaganda yapmaktı. Yunan hükümetinden yardım görüyordu. Yunan Kızılhaçı, Resmi Göçmenler cemiyeti ve Rum okullarındaki izci teşkilâtı ile işbirliği yapan cemiyet, Yunanistan’dan ilâç diye getirttiği çok miktarda silâh ve cephaneyi Rumlara dağıttı. Başta Patrikhane olmak üzere hemen bütün Rum kiliseleri birer cephanelik durumuna geldi. Mavri Mira, Kurtuluş savaşından sonra ortadan kalktı.

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Türkiye'nin Sosyal Yapısı Üzerine Bazı Notlar

Hanehalkıyla ilgili tanımlar ve sayılar
Aralarında akrabalık bağı bulunsun ya da bulunmasın aynı konutta yaşayan, temel ihtiyaçlarını birlikte karşılayan, hanehalkı hizmet ve yönetimine iştirak eden bir veya birden fazla kişiden oluşan topluluk hanehalkı olarak tanımlanıyor.

Çekirdek aile denildiğinde yalnızca eşler veya eşler ve çocuklar ya da yalnız ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan aile anlaşılıyor.

Geniş aile ise birden fazla çekirdek aile veya çekirdek aile birlikte bulunan ve çekirdek aile üyesi olmayan en az bir kişiden oluşan aileye deniyor.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Endüstri 4.0

Devrim ve üretim yapısında devrim
Devrim, bir toplumun yaşamında önemli işlevi olan kurumların hızlı ve geniş kapsamlı bir biçimde kökten değiştirilmesi ya da yenileştirilmesi, yeniden biçimlendirilmesi ya da belli bir alanda birdenbire gerçekleşen kökten değişiklik olarak tanımlanıyor. Devrimler sosyal ve kültürel alanlardan üretime dönük ekonomik alanlara kadar her alanda ortaya çıkabiliyor. Yukarıdaki tanımdan gidersek bazen devrimlerin belirli bir evrim süreciyle iç içe geçerek geliştiğini görüyoruz. Mesela birinci sanayi devriminden ikinciye geçiş birdenbire olmuş bir devrim değil. Bu iki devrim bir arada bir süre yaşadıktan birlikte var olduktan sonra ilki ortadan kaybolmaya yöneliyor ve onun sistemleri yerine ikincinin sistemleri geçiyor. Buna karşılık mesela Fransız devrimi çok daha kısa bir sürede gerçekleşmiş ve daha ani ve kökten değişikliklere yol açmış görünüyor.

Dünya, bugün, Hannover 2011 Fuarında Almanların ortaya attığı Endüstri 4.0 deyimiyle tanımlanan yeni bir sanayi devrimini konuşuyor.   

Üretim alanında şimdiye kadar biri tarım kesiminde üçü sanayi kesiminde olmak üzere 4 büyük devrim yaşandı. Önce kısaca bunlara bir bakalım.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Türkiye'deki Enflasyonun Analizi

Enflasyon ve nedenleri
Enflasyon iki nedenle oluşur: (1) Toplam talep, toplam arzdan fazlaysa fiyatlar yükselir (talep enflasyonu), (2) Üretim maliyetleri artıyorsa fiyatlar yükselir (maliyet enflasyonu.)

Toplam talep niçin toplam arzı geçer? Madem talep varsa buna uygun olarak üretim niçin artıp arzın talebi dengelemesi gerçekleşmez? Bunun da çeşitli nedenleri var. En önemlilerini sayalım: (1) Talep, arza göre daha çabuk değişim gösterebilir. Üretim birçok alanda artan talebe hemen yanıt verecek kadar hızlı artamayabilir. Bu durumda talep fazlası fiyatların yükselmesine yol açar. (2) İhracat artışı iç talebin karşılanamamasına ve dolayısıyla iç fiyatların artmasına yani enflasyona yol açabilir. (3) Üretim birimlerinde sorunlar ortaya çıkabilir ve bu da arzın düşmesine yol açabilir. Arzın düşmesi demek talebin karşılanamaması ve fiyatların artması demektir.

Üretim maliyetlerinin artması hangi nedenlerle ortaya çıkar? Bunun da birçok nedeni olabilir. (1) Mesela ücretler hızlı bir artış gösterebilir. Bu durumda üretim maliyetleri artar ve bu artış fiyatlara yansıtılınca zincirleme etkilerle enflasyonist eğilimler ortaya çıkar. (2) Ülke parası yabancı paralara karşı değer kaybeder. Bu durumda ithal malları pahalanacağı için iç fiyatlar da artmaya başlar ve enflasyonist baskılar oluşur. (3) Çeşitli nedenlerle ülke açısından önemli olan bazı girdilerin fiyatları artabilir. Mesela petrol ve doğal gaz fiyatlarında ortaya çıkacak ani yükselmeler bunları kullanarak üretim yapan sanayi dallarında fiyat artışlarına ve o da zincirleme etkiyle enflasyona yol açabilir. 

Türkiye’de bugün yaşanan enflasyonun nedenleri
Türkiye’de bugün yüksek oranlı bir enflasyon olgusuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Nisan ayı verileri bize 12 aylık enflasyonun TÜFE bazında yüzde 11,87, Yİ-ÜFE bazında ise yüzde 16,37 düzeyinde olduğunu gösteriyor. Dünyada enflasyonun oldukça düşük olduğu bir dönemde bu oranlar çok yüksek düzeyleri işaret ediyor. Bunun nedeni nedir? Bunun nedenleri başlıca iki grupta toplanıyor: (1) TL son dönemlerde yabancı paralara karşı aşırı değer kaybına uğradı. (2) Gıda fiyatları Türkiye’de hızlı artış gösterdi.

TL’nin yabancı paralara karşı ne kadar değer kaybına uğradığını ölçmenin en sağlam yolu reel efektif kur endeksindeki[1] değişimlere bakmaktan geçiyor. Aşağıdaki tablo, 2016 yılı Temmuz ayından 2017 yılı Nisan ayına kadar Reel Efektif Kur Endeksindeki gelişmeyi gösteriyor

Aylar
Reel Efektif Kur Endeksi
Temmuz 2016
100,92
Ağustos
99,66
Eylül
99,77
Ekim
98,31
Kasım
95,10
Aralık
92,02
Ocak 2017
87,54
Şubat
88,75
Mart
89,38
Nisan
90,31

Tabloya göre TL, 2016 Temmuz ayında endeks değerinin biraz üzerinde iken sonraki aylarda değer kaybetmeye başlıyor. Bu değer kaybı 2017 Şubat ayına kadar sürüyor, sonrasında TL, bu para birimlerine karşı toparlanmaya başlıyor. Ne var ki Nisan 2017 itibariyle halen 100 endeks değerinden 10 puan aşağıda bulunuyor.

Gıda ve alkolsüz içeceklerin yer aldığı grubun TÜFE içindeki ağırlığı yüzde 21,77. Bu grup TÜFE’de en büyük ağırlığa sahip olan kategoriyi oluşturuyor. Dolayısıyla gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarında ortaya çıkacak artışlar manşet enflasyon diye adlandırılan TÜFE’yi an fazla etkileyen artışlar oluyor. Nisan 2017 itibariyle baktığımızda son bir yılda gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki fiyat artışlarının yüzde 15,63 olduğunu görüyoruz. Demek ki gıda ve alkolsüz içecek fiyatları enflasyon üzerinde oldukça etkili olmuş.

Enflasyonla mücadele
Aşağıdaki tablo 2015 ve 2016 yıllarındaki tüketim harcamalarını karşılaştırmalı olarak gösteriyor (Kaynak: TÜİK: http://www.tuik.gov.tr/HbGetirHTML.do?id=24566)



I Ç
II Ç
III Ç
IV Ç
Yıllık
Dayanıklı mallar
2015
19,8
22,9
22,4
16,0
20,0

2016
13,1
15,4
-2,8
19,8
11,7
Yarı dayanıklı mallar
2015
15,3
10,6
6,8
24,5
14,5

2016
6,4
11,8
0,5
7,0
6,5
Dayanıksız mallar
2015
18,5
17,4
12,8
13,2
15,1

2016
5,2
1,9
2,0
12,8
5,5
Hizmetler
2015
8,1
14,0
8,7
11,5
10,6

2016
9,4
13,2
10,9
16,1
12,6
Yerleşik hanehalklarının tüketimi
2015
13,4
15,7
11,3
14,0
13,6

2016
8,0
9,2
4,9
14,3
9,2
 
Türkiye’de tüketim harcamalarında bir önceki yıla göre karşılaştırmalı olarak baktığımızda 2016 yılında tüketim harcamalarında bir önceki yıla göre artış olmadığını, tam tersine düşüş olduğunu görebiliyoruz.

Bu durumda Türkiye’de son bir yılda ortaya çıkan enflasyonun talep kökenli olmaktan çok maliyet kökenli olduğunu söyleyebiliriz. Yukarıdan beri yaptığımız açıklamalar maliyetlerde asıl etkinin büyük ölçüde kur kökenli olduğunu açıklayabilmiş olmalı. Bu durumda yapılması gereken şey kısa dönemde TL’nin dış değer kaybının devamlılığını engellemek olarak karşımıza çıkıyor. Bunu da kısa dönemde yapabilmenin yolu para politikasını yeterince sıkılaştırmaktan yani faizleri artırmaktan geçiyor. Nitekim Merkez Bankası da bu yılın başlarında bu durumu görerek faiz artırımına yöneldi. Üstelik bu artırımı günlük faiz artırımlarına dönüştürerek sürekli bir yapıya oturttu.

Aşağıdaki grafik Merkez Bankası’nın büyük ölçüde geç likidite penceresi fonlama faiziyle belirlemeye başladığı ortalama faizi (ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti) yılbaşından bu yana nasıl artırdığını ve bu yolla USD/TL kurunu nasıl etkilediğini gösteriyor.



Görüleceği üzere faiz yükseldikçe USD/TL kuru düşmeye başlamış bulunuyor. Kuşkusuz USD/TL kurundaki düşüşün tek nedeni bu faiz artırımı değil. Bunun arkasında ABD ekonomisindeki gelişmeler, içerideki siyasal tansiyondaki gevşemeler gibi birçok neden yatıyor ama faiz artırımının bütün bu etkenlere baskın çıktığını tahmin ediyorum.

Aşağıdaki grafik enflasyonun 2016 Temmuz ayından bu yana olan gelişimini sergiliyor.


Eğer faiz oranlarında geri adım atılmazsa yıl ortasından başlayarak enflasyonun bugün geldiği düzeyden gerilemeye başlayacağını söylersek hata olmaz.

Enflasyonla mücadele ne kadar erken ve kararlı başlarsa o kadar hızlı ve net sonuç veren bir mücadeledir. Türkiye, bir yandan büyümeyi de kollama isteği, bir yandan siyasal istikrarsızlığın yarattığı baskılar, bir yandan da dış koşulların etkisiyle bu mücadeleye girmekte geç kaldığı için enflasyonun düşüşü de zaman almaktadır.


[1] TCMB uygulaması açısından, Türkiye’nin dışticaretinde önemli paya sahip ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre TL’nin ağırlıklı ortalama değerine nominal efektif döviz kuru (NEK), NEK’deki nispi fiyat etkilerinin arındırılmasıyla oluşturulan ortalamaya da reel efektif döviz kuru (REK) adı veriliyor. REK hesaplaması NEK üzerinden üç ayrı düzeltme aracı kullanılarak üç farklı biçimde yapılıyor: TÜFE, ÜFE ve birim işgücü maliyeti. TCMB, kura müdahale için TÜFE’ye dayalı olarak hesaplanan REK’i dikkate alacağını açıkladığı için kamuoyunu en fazla ilgilendiren hesaplama TÜFE esas alınarak yapılan hesaplama.  

TÜFE esas alınarak yapılan REK hesaplamasında Türkiye’nin dışticaretinde önemli olduğu için kapsama alınan ülke sayısı 36. Bu ülkeler şunlar: (1) Gelişmiş ülkeler: Almanya, İtalya, ABD, Fransa, İngiltere, İspanya, Belçika, Hollanda, Japonya, Kore, İsviçre, Avusturya, İsveç, Tayvan, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, İsrail, Finlandiya, Danimarka, İrlanda, Slovakya, Portekiz. (2) Gelişmekte olan ülkeler: Çin, Rusya, Romanya, Polonya, Hindistan, Macaristan, Bulgaristan, Tayland, Kazakistan, İran, Suudi Arabistan, Endonezya, Malezya, Mısır

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Konut ve Balon Meselesinin Analizi

Konut fiyatlarının yükselişi, düşüşü ve tekrar yükselişi
1990’lı yılların son dönemiyle 2008 küresel krizi arasındaki dönemde dünyadaki önemli eğilimlerden birisi yükselen konut satış fiyatlarıydı. Bütün dünya, inşaat yaparak büyüme yolunu keşfetmiş gibiydi. Özellikle yeni teknolojilerin gelişmesiyle konutlarda kullanılan malzemelerin çok hızlı bir değişim geçirmesi eskiyen konutları yenileriyle değiştirmek isteyen insan sayısının artmasına yol açtı. Dünya refahında 1990’ların ortasından başlayan ve on yıldan fazla süren yükselen konjonktür de bu yenilenmeye yardım etti. Geliri artan insanlar evlerini yenilemeye başladılar. Bu gelime konut talebini ve dolayısıyla konut fiyatlarını artırmaya başladı.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

İşsizlikten Yola Çıkarsak

Küresel işsizlik
Küresel krizle birlikte birçok şey değişti. Bunlardan birisi de istihdam sorunu. Kriz dünyanın her yanında işsizlik oranlarının yükselmesine yol açtı. Bu durumu 187 ülke için yapılan bir tablonun özeti olarak çıkardığım aşağıdaki tablodan izleyebiliriz (en yüksek işsizlik oranından en düşüğe doğru, kaynak: http://www.tradingeconomics.com/country-list/unemployment-rate):

Ülke Sıralaması
Ülkeler
İşsizlik oranı (%)
Genç İşsizlik Oranı (%)
19
Japonya
2,8
4,9
33
Almanya
3,9
6,6
35
Çin
4,0
Veri yok
47
ABD
4,5
9,1
50
İngiltere
4,7
11,9
53
Hindistan
4,9
12,9
60
Rusya
5,4
Veri yok
65
Endonezya
5,6
Veri yok
119
Fransa
10,0
23,6
133
Türkiye
13,0
24,0
139
Brezilya
13,7
Veri yok
166
Yunanistan
23,5
48,0
170
Güney Afrika
26,5
50,9
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...