Siyaset Teknik Ayrıntılara Karışınca

Siyaset; toplum adına ortak kararların alınması, güç ilişkilerinin düzenlenmesi ve kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağının belirlenmesi sürecidir. Siyasetçi ise bu kararları alan, kamu gücünü kullanarak politikaları hayata geçirmeye çalışan kişidir.

Teoride siyasetçinin amacı topluma hizmet etmek ve kamu yararını gözetmektir. Bunun için siyasi gücü, yani iktidarı elde etmek ve korumak zorundadır.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Siyaset neyin yapılacağına karar vermeli, nasıl yapılacağını ise uzmanlara bırakmalıdır.

Siyaset toplumun hedeflerini, önceliklerini ve genel çerçeveyi belirlemeli; teknik ayrıntılar ise o alanda bilgi ve deneyime sahip kişiler tarafından belirlenmelidir.

Siyaset teknik ayrıntılara müdahale ettiğinde birkaç temel sorun ortaya çıkar: (1) Liyakat kaybı ve verimsizlik: Seçim kazanma, kısa vadeli siyasi çıkar ve popülizm, uzun vadeli ve rasyonel planlamanın önüne geçer. Uzmanlık yerine siyasi sadakat öne çıkar. (2) Kurumsal çöküş: Uzmanların görüşleri yerine siyasi tercihler belirleyici olduğunda kurumların uzmanlığı, hafızası ve karar alma kapasitesi zayıflar. (3) Ekonomik başarısızlık: Enflasyon, faiz, bütçe, kur, borçlanma ve sermaye piyasaları siyasi sloganlarla değil, ekonomik gerçeklikler ve uzmanlıkla yönetilmesi gereken alanlardır. Teknik gerçekleri siyasi tercihlere uydurmaya çalışmak ekonomik sorunları büyütür. (4) Güvenlik ve kalite riskleri: Mühendislik, sağlık ve şehircilik gibi alanlarda teknik standartların siyasi veya kısa vadeli çıkarlar uğruna esnetilmesi ekonomik kayıplara, hatta can kayıplarına yol açabilir.

Türkiye'de durumun nasıl olduğunu aşağıdaki tabloda gösterelim:

Tablo, siyasetin teknik ayrıntılara yoğun biçimde müdahale ettiği alanlarda sorunların daha fazla, uzmanlığın daha belirleyici olduğu alanlarda ise sonuçların görece daha iyi olduğunu düşündürüyor.

Elbette başarı veya başarısızlığın tek nedeni siyasetin müdahale düzeyi değildir. Ancak temel ilke değişmiyor: Siyaset hedefi ortaya koymalı, uzmanlar ise o hedefe nasıl ulaşılacağını belirlemelidir.

Siyasetçi ekonominin hangi teknik araçlarla yönetileceğine, hangi binanın mühendislik açısından güvenli olduğuna veya hangi tedavinin tıbben doğru olduğuna karar vermemelidir. Bunların çerçevesini oluşturmalı, sistemi kurmalı ve hesap verebilirliği sağlamalıdır.

Bunun için de kamu görevlerine getirilecek kişilerin liyakat esasına göre seçilmesi ve aynı esasla yükseltilmesi gerekir.

Mesele siyaset ile uzmanlık arasında tercih yapmak değildir. Mesele, siyasetin nerede başlayıp uzmanlığın nerede devreye girmesi gerektiğini bilmektir.

Bu ayrımı yapamadığımız sürece krizler, kaynak israfları, kurumsal zayıflamalar yaşamaya devam ederiz.


Yorumlar

  1. Elinize sağlık hocam. Bir an Almanya'dan bahsettiniz sandım. İktidar'ı muhalefeti ortak nokta da buluşa biliyorlar. Bütçeden ilgili birimlere ayırdıkları pay belli. Yaptıkları ortada. Bizimkiler asrın soygununda araştırma komisyonu kurulmasına gerek yok diyor. Kara paraları hamam da temizlemeye başladık. Saygılarımla Fatih Demirtaş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elinize sağlık hocam. Paraları bulabilirsen temizlersin.

      Sil
    2. Gülücük emojisi paylaşan arkadaşlar, bunun yerine yorumumla ilgili fikirlerini beyan ederlerse daha çok katkı sağlamış olurlar. Saygılarımla Fatih Demirtaş

      Sil
    3. Fon soygununda araştırma komisyonunun kurulması AKP ve MHP oylarıyla NEDEN reddedildi? Ucu kime dokunursa dokunsun diyenler araştırma komisyonunun kurulmasını HANGİ GEREKÇELERLE reddettiler? Fon soygununda ellerinde somut verilere dayalı TAM LİSTE olmasına rağmen, bu liste neden ŞEFFAF bir şekilde yayınlanmıyor? Bu durumda araştırma komisyonunu reddedenler temizlenmiş mi oluyorlar yoksa kendilerini ZAN ALTINDA bıraktıkları için ucu kendilerine dokunacak daha nicelerini GİZLEMEYE Mİ ÇALIŞMIŞ oluyorlar? Eğer böyle değilse, ucu kime dokunursa dokunsun hiçbir endişemiz yok diyorsanız, o halde araştırma komisyonunun kurulmasını NEDEN reddettiniz?

      Sil
  2. Sayın Eğilmez önemli bir konuya daha parmak bastığınız için teşekkürler. Siyaset zenginleşme aracı olarak görülmemelidir. Zenginleşme aracı olarak görenlere karşı önce aynı partiden, kendi partisinden olanlar öne çıkmalıdırlar.

    YanıtlaSil
  3. 1-) İşi ehline teslim etmek 2-) Ehil sahibine yeterli inisiyatif alanı tanımak. İki koşulu da sağlamak gerekiyor. Biz 1'de sınıfta kalıyor gözüküyoruz ama 1'i sağlasak bile bugünkü şartlarda 2'yi sağlamak çok çok zor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki koşulu da sağlasak önümüze üçüncü bir koşul getirirler. Yine geçemeyiz.

      Sil
  4. Nasilsa yetki bende deyip , işin ehli varken , liyakati kaale almadan , masif odunu vazifelendirirseniz , neticenin ne olacağını bilmek için alim olmaya gerek yok . Sonra elestirilince . Cevap : Ben yaptim oldu .
    Yok öyle... Olmadigi bal gibi ortada .. En pesmistlerin bile hayal edemiyecekleri seyler , gercek oldu .
    Tebrikler , aynen devam ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam bu aralar canınız mı sıkkın? Hep üzülen surat emojisi kullanıyorsunuz.

      Sil
  5. Peki siyasiler birkaç yüzyıl geride kalmışlarsa ve ortaya koydukları hedefler de ülkeyi birkaç yüzyıl geriye götürecekse bu durumda uzmanlar ne yapmalılar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun yanlış olduğunu anlatacaklar, sonuna kadar.

      Sil
    2. anlatmayla olmaz bu işler. uzmanlar elini taşın altına koymalı

      Sil
    3. Biz uzmanlar ve aydınlar olarak her zaman elimizi taşın altına koyuyoruz. Asıl siz, sıradan halk olarak harekete geçmeye hazır mısınız?

      Sil
  6. Mahfi bey liyakat nedir. Bunu akademik bilgi olarak sormuyorum. A şahsı çok iyi bir tüccar ama kulüp başkanı oluyor başarısız. Yurtdışında kulüp alan başkan orada basarili diğer taraftan turkiyede kulüp yönetimine giriyor başarısız. Futbolda uluslarasi başarımız olmayabilir. Aynı sartlarda bir kulüp 4 şampiyonluk yaşarken kendi alanlarında liyakat sahibi dediğimiz insanların yönettiği kulup başarısız. 86 milyonluk ülkede liyakatin ölçüsü ne olmali

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Liyakatli yönetici ya da iş sahibi ya da politikacı liyakatli insanları bulur yetki ve sorumluluğu olanlara devreder. O en üstte gerekli ortamı sağlar, teknisyenler aşağıda gereğini yapar. Yapamıyorsa hesabını yöneticiye verir.
      Bizde öyle olmuyor. Siyasetçi, yönetici ya da iş sahibi kendi emrini dinleyip itirazsız yapacak insanları seçiyor ve göreve getiriyor. Ondan sonra işler berbat oluyor. Eskiden çok daha liyakat sahibi insanlar kamuda göreve getirilirdi. Siyasetçi onları dinlerdi ama mesela iş enflasyonu düşürmek için önlem almaya gelince seçimleri düşünerek kendi bildiğini yapardı.

      Sil
  7. Murat DAĞLIOĞLU8 Ekim 2026 14:35

    Yazınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  8. Şu paralel evrenler teorisi kanıtlansada daha iyi bir paralel evrene geçebilsek :/
    Çünkü bügunlerde yaşadıklarımız dizi film olsa 10 üzerinden 1 verir izlemezdim. Ama film değil ne yazık ki gerçekte yaşıyoruz.

    YanıtlaSil
  9. Hocam pkk terörünü bitirdik okullarda terör başladı,milli eğitimde barışı nasıl sağlarız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Liyakat, liyakat, liyakat. Siyasetçi teknik konulara karışmamalı. Okullar bilimle uğraşmalı.

      Sil
    2. Katılmıyorum hocam. Okullar artık yetenekle uğraşmalı bence. Artık mühendisler zaten iş bulamıyor, akademiye girilmiyor, yapay zeka matematik problemlerine de girmeye başladı. İleride mühendisliktir, doktorluktur, öğretmenliktir hepsini yapay zeka yapacak. Yapılması gereken insanları yetenekli olduğu alan sanat veya sporsa oraya yönlendirmek değilse meslek lisesine yollamak. Gençlerin yıllarının heba olduğunu görünce üzülüyorum.

      Sil
  10. Hocam kadınlar voleybolu istisnalardan ibarettir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kadar uzun süreli istisna olmaz. Demek ki orada liyakat esası var.

      Sil
    2. Daha yetenekli kadınlar ille vardır da tanıdık yok diye alınmamıştır bence.

      Sil
    3. Eğer takım şampiyon olmasa bu dediğinizi dikkate alırdık ama takım her alanda şampiyon olduğu için bu iddianız doğru olamaz.

      Sil
  11. Türkiye futbolda zaten hep başarısız değil miydi? Eğer futbola verilen değer açısandan bakacaksak, verdiğimiz değere başarımız 10/1. Siyasetin futbola karışıp, voleybola karışmama nedeni de muhtemelen hem alışkanlık, hem izleyicisi futbola göre az, hem de o kadar para voleybolda yok, kültür, bir de futbolun kitlesi ortalama ve ortalama-alt olduğu için, bu kişiler de toplumun çoğunluğunu oluşturduğu için böyle. Futbol doğal olarak siyasete yakın, futbol savaşları bile oldu. Yani aslında voleybolda iyi bir ülke olmamızı sağlamanın yolu, halkın hiç ilgilenmemesi olabilir. Ayrıca yerleşen şey aksi olacak bir olay olmadığı müddetçe orada kalmaya eğilimlidir. Yani futbolda siyasetin sürmesi, voleybola siyasetin girmesinden daha olası. O yüzden devletin kurumlarına girmiş olan siyaset de kolay kolay ayrışmayacak. X hayali ülkesinde diyelim; bir parti geldi kurumlarına kendi adamlarını yerleştirdi, istediğini hapise koydu, ondan sonra gelecek partinin de bunları yapma eğlimi artar, daha kolay meşrulaştırır çünkü. He siyaset karışmasa bile siyasetçinin varlığı hem ülkeyi, hem halkı, hem kurumları kötü etkiliyor bence. O yüzden Aristo gibi, demokrasiyi pek sevmem.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlattıklarınız benim anlattıklarımı doğruluyor.

      Sil
  12. Kaleminize sağlık her konuyu biliyorlar bizler için hep en iyisini istiyorlar ve bu yolda durmadan dinlenmeden gece gündüz çalışıyorlar bu arada biz bu kadar kalitesiz bir hayatı niye bu kadar pahalı yaşıyoruz bir o konuda ufak bir sıkıntı var kafa karıştırıcı:))

    YanıtlaSil
  13. Siyasetçinin amacı zengin olmaktır. Keşke siyasetçi olsaydım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz kötü siyasetçinin amacıdır.

      Sil
  14. Maalesef artık buraya bağımlı oldum. Amacım Japonya'da hayat kurmaktı, maalesef alışkanlıklarım bu blogu hayatımdan kaldırmaya izin vermiyor. Gelecekte bu blog da gidecek diye arşivini de alıyorum, gelecekte; depresyona girdiğimde, coşkulu olduğumda, aklıma yapısal reform geldikce buraya gelip geçmişi yad edeceğim. Bu blog maalesef kara delik gibi, girdikten sonra çıkamıyorsun. Yada benim iradem zayıf bilmiyorum.

    YanıtlaSil
  15. "Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir." Socrates bunu sürekli öğrenmenin yaşam boyu devam etmesi gerektiği maksadıyla söylemiş olsa da bir alanda uzman dahi olsanız yine de önemli kararları istişare ile almak gerektiği hususuna da tevcih edilebileceğini düşünüyorum. Danışmanın ve sürekli öğrenmenin kimseye bir zararı olmaz. Bunu başıbüyükler de anladığında bu ülke o zaman iyi yönetiliyor olabilir. Yazınız için teşekkürler Hocam.

    YanıtlaSil
  16. Mahfi Bey, hepimiz biliyoruz ki bunlar Türkiye'de düzelmeyecek:
    Halkın eğitim durumu neden-sonuç ilişkilerini anlamaya, gerekli yerde hesap sormaya yeterli değil. İnsanların, ekonomik durumu hayata kalma mücadelesinden ibaret, farklı bir şeyleri öğrenecek ve sorgulayacak imkânları yok. Var olan inanç sistemi de sömürünün kaynağında bulunuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunlar geçmişte de iyi değildi ama hiçbir zaman bun kadar kötü değildi. Eski haline gelebilsek razıyız.

      Sil
    2. Hocam ne olduysa 5+3+3 sisteminin değişmesiyle olduğu doğru mu?

      Sil
    3. Başkanlık sistemine geçişle oldu.

      Sil
  17. Hocam karnede bir satır eksik gibi.
    Müsaadenizle onu da ben ekleyeyim:

    KONU: Yargı
    SİYASETİN KARIŞMASI: Çok Yüksek
    DURUM: Başarısız
    BAŞARI ÖLÇÜSÜ: Justice Project - Hukukun Üstünlüğü Endeksi

    YanıtlaSil
  18. Yahu kadın voleybolda birinci ülke olsak ne olur hocam. Bizim erkek futbolunda birinci olmamız gerekiyor. Futbol dünyada daha popüler hem

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz futbolda birinci olamayız, o bize göre değil. Çünkü biz takım oyunu oynayamıyoruz. Voleybolda takım oyunu oynamak mecburiyeti var oyunun kurgusu öyle. Yani kişilere bırakılmış bir tercih değil.

      Sil
  19. Hocam siyasetçiye saf bir rol yüklemek mümkün mü? Ülkelerden bağımsız, yapılardan bağımsız

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle bir rol yüklememiz şart değil. Liyakatli insanlarla çalışıp onları dinlesin yeter.

      Sil
  20. hocam trump dünya siyasetini değiştiriyor mu

    YanıtlaSil
  21. Siyasetçinin amacı topluma hizmet etmek kamu yararını gözetmekmiş. 600 vekilden kaçının acaba böyle bir amacı var? Belediye başkanlarının böyle bir amacı olmadığı artık kesinleşti. Seçmenin amacı ne acaba? Beni en çok düşündüren bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ülkede seçmenin çoğu da siyasetçiyle aynı amacı güder.

      Sil
    2. Seçmenler daha garip hocam. Siz bile oy veriyorsunuzdur hocam. Garip yani. Sizi yönetecek ve zenginleşecek kişileri kendi elinizle yaratıyorsunuz. Hoş bir şey değil bence seçimler.

      Sil
  22. Kadınların tarihte o kadar engellenmesine rağmen bu kadar başarılı olması, erkekleri geçmesi engellenme nedenlerini de açık ediyor bence:)

    YanıtlaSil
  23. Bu yazının kökünde bir yanlışlık var; kök yanlış olunca üzerine inşa edilen cümleler hep eğri-büğrü gitmiş.

    Her şeyden önce: "Siyaset; ideolojiler demektir."

    Bir ülkede yaşayan insanların "kültürel normları"; o ülkenin ideolojik yönlerini büyük ölçüde belirler. "Siyaset; bütün bu ideolojiler arasındaki rekabetin ta kendisidir."

    Siyasetçileri "teknik konular"dan azade etmek amacıyla yazılmış olan bu yazı; kadüktür.

    Mahfi bey, "ideal" olan ile "real" olanı birbirinden ayırt etmesini bilecek kadar tecrübeli birisi. Fakat Türkiye'nin "kültürel normları"ndan; ya hiç haberi yok, ya da haberi var ama bunları açık açık dile getirmeye istekli değil:

    Eğer bu ülkede siyaset adlı mekanizmanın "yönetim sınıfı"ndaki kişiler sanki "liberal" bir toplumda yaşıyormuşçasına elini "teknik konular"dan çekerse, bu alanları teknikte uzman olduğunu "zannettiği" kişilere bırakırsa; ortaya "fon krizi"nde piyasayı harabeye çeviren "Prof." ünvanlı akademisyenler çıkıyor! (İsimlerini tekrar yazmaya gerek yok! Kim olduklarını sizler de biliyorsunuz!)

    "Real" olanı asla ıskalaMAyınız! Asla!

    Türkiye; "teknik konular" salt o teknik alanlarda uzman olduğuna "inanılan" kişilere bırakılaMAyacak kadar titizlikle yönetilmesi gereken bir ülkedir! Bu sebeple bu ülkede siyasetçi; "ideal" olan ile "real" olanı birbirine asla karıştırmamalıdır, ve "teknik konuları" çok sık denetlemeyi asla bırakmamalıdır!

    Mahfi bey, Türkiye'nin teknik konularda uzman olan kişilere güvenilecek kadar "liberal" bir ülke henüz olMAdığını anlasa iyi olur. Bu, kendisine tavsiyemdir.

    Eğer örnek isterseniz: İzmir'in belediyesini yönetmek için seçilmiş kişinin; nereden-nereye savrulduğuna tanık olabilirsiniz. Daha pek çok örnek var...

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu ülkenin gelişmiş ülke statüsüne geçebilmesi için gerekli koşulları anlatıyorum. Evet bu anlattığım ideal durum haklısınız. Ama reel durumu zaten herkes biliyor, onu anlatmanın anlamı yok.
      Bir insanın profesör olması ya da herhangi bir alanın uzmanı olması o işler için ehil olduğu anlamına gelmez. Liyakat, yasaya, kurala aykırı olan şeye hayır diyebilmeyi ve o konuda gelen belgeyi imzalamamayı, itirazını dinletemeyince de istifa etmeyi göze almayı gerektirir.

      Sil
    2. Profesörlere ahlaki sorumluluk yüklemeye gerek yok bence. Bu tarz meslekler yapısı gereği ahlaki sorumluluğun üstündedir. Askerin asker öldürmesi gibi.

      Sil
    3. Sayın hocam, maliye politikası kriterlerine ilave olarak “dolaylı vergi yükü” oranını da koymak gerekmiyor mu? Hatta “CDS ” de kriter olmalı. Yoksa vergiyi kazançtan almak yerine her şeyi ağır vergiilere ve har(a)ca bağlayıp halkın omuzlarına yıkan, borçlanmak için dünyanın en yüksek faizini ödeyen bir maliye politikasının başarısını “orta” olarak değerlendirmek gibi “real” olmayan bir sonuç ortaya çıkmaz mı ? :))

      Sil
    4. Aslına bakarsanız çok fazla kriter var. Ben buraya en fazla görünenleri koydum.

      Sil
    5. Hocam görünmeyen diğer kriterleri de görünür hale getirmek sizlerin bizlerin vazifesidir.

      Sil
  24. Mahfi hocam, bu fon krizi ile ilgili ilk günlerdeki düşüncenizle şimdilerde ortaya çıkanlara bakınca fikriniz değişti mi?

    Küçük yatırımcının ve diğerlerinin (isimlerini ve statülerini vermeye gerek yok) durumu hakkında kafanızda piyasaya yaşatılanlar netleşti mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşünce hiç değişmedi. Burada çok açık biçimde SPK'nın ve bu şirketleri denetleyen bağımsız denetim kuruluşlarının kusurları ve sorumluluğu var. Ya da onlar rapor yazıp bu durumu bildirmişlerse gerekeni yapmayanların. Ve maalesef siyasetçilerin işbirliği söz konusu. Hatta yönlendirmeleri. Bunlar tek tek ortaya çıkıp gereken yapılmadıkça bu olaylar tekrarlar.

      Sil
  25. Sayın hocam ,
    Bildiğiniz üzere en dip ve en yüksek eğriler vardır hem iktisatta hem hayatta. Dünya ve ülkemiz bence en dip noktaya doğru gitmeye devam ediyor .Peki bu eğri , en dibe geldikten sonra illa tekrar yükselişe geçecek .Dünya tarihinde de bildiğiniz üzere bu böyle olmuştur ve genellikle de savaşlar ortaya çıkmıştır. Bu liyakatsizliğin , ahlaki durumun , bencilliğin sonu ne olacak ? Saygı değer düşüncelerinizi ve tecrübelerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür eder saygılarımı sunarım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomide dip diye bir şey yok. O nedenle dibe vurup da çıkalım diye beklemek doğru değil. Dip olsaydı 100 yıl önce dünyanın beşinci büyük sanayi devleti olan ve sonra hızla batan Arjantin, vurup çıkardı. Bakın hala debeleniyorlar. Biz, batık Osmanlı'dan dibe vurup çıkmış olmamıza güveniyoruz. Ama unutmamak gerekir ki o zaman Atatürk vardı.

      Sil
    2. Arjantin hiçbir zaman dünyanın beşinci büyük sanayi devleti olmadı. Hatta tarihi boyunca ilk 10'a bile girmedi. Bu bir şehir efsanesi hocam.
      Arjantin kişi başına gelirde 1910'lu yılların başında ilk 10'daydı. Ama o yıllarda bile nominal gdp olarak ilk 15'te bile değildi. Üstelik o yıllarda ekonomisi ağırlıklı olarak hayvancılığa dayanıyordu. Hiçbir zaman önemli bir sanayi devleti olmadı.

      Sil
  26. Kriz, değişim için en iyi fırsattır.

    Prof. Peter Drucker, (1909~2005)

    YanıtlaSil
  27. Hocam Siyaset teknik ayrıntılara müdahale ettiğinde halk ne yapıyor onu bir daha seçiyor böylece olanları destekliyor, körü körüne yada çıkarı için destek verenlerin hiç mı suçları yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü herkesi bir şekilde suça ortak ediyor sistem.

      Sil
    2. Ben oy vermiyorum, ben suça ortak değilim.

      Sil
    3. O da ayrı bir suç biliyorsunuz.

      Sil
    4. "körü körüne yada çıkarı için destek" siyaset zaten bu, çıkar çatışması. siz demokrasi sevmiyor olabilirsiniz. ülkede belli durumlardan menfaat sağlayacak gruplar vardır. o gruplar birleşir örgütlenir, der ki bizim bir oy gücümüz var, dediğimizi yapın siyasetçi de oradaki oy potansiyelini beğenirse onların dediğini yapar. demokrasinin meşrutiyeti ve ideal gibi gözükmesinin nedeni bu. halkın her kesimini temsil ediyor mu, etmiyor mu. ortak çıkar, hepimiz aynı gemideyiz yok. hazinenin belli parası var; çiftçi diyor ki bana mazot desteği, işveren diyor asgari ücreti düşür veya sigorta işlerinde rahatlık ver, emekli diyor zam yap, kiracılar ev fiyatlarına sınır gelsin diyor, ev sahipleri istediğim kadar arttırım sanane diyor, şehirdeki şehire altyapı yapılsın diyor, köydeki köye altyapı yapılsın diyor, ihraacatçı başka istiyor, tüketici başka bir şey istiyor. örgütlenenler dilediğini yaptırıyor, devlette sınırsız kaynak ve zaman olsa hepsini yapalım hoş olur ama yok işte. bunu da kurumlarla engelleyebilirsiniz, o zaman da insanlar kimi seçersem seçeyim zaten sistem katı ve değişim olmayacak diyor ve oy verme oranları çakılıyor. ki burada diğer konuya, zaten hiçbir sistemin mutlak iyi ve mutlak doğru olmadığına geliyoruz; demokrasinin avantajları vardır--dezavantajı da vardır, diktatörlüğün de, komunizmin de, planlamacılığın da, tamamen serbest piyasanın da ve hepsinin iddası zaten farklıdır, hiçbirinin amacı bizlerin kafasındaki ideal sistem olmak değildir. komunizm eşitliği kullanarak meşru olmaya çalışır, serbest piyasacılar piyasanın devletten daha iyi karar alacağını kullanarak meşru olmaya çalışır, otoriterlik stabillik, hız ve ekonomik başarıyı kullanarak meşru olmaya çalışır, demokrasi dinamizmi ve halkın kendisini kullanarak meşru olmaya çalışır ama bu meşru olmaya çalışılan şeylerin de bedeli vardır. zaten bu yüzden ideolojilere saldırıldığında bu meşruluk sarsılmaya çalışılarak bu yapılır. diğeri de körü körüne deatek mevzusu, yine bu da demokrasi ile ilgili. demokraside halk direkt özne olduğu için duygusal aidayat ve kimlik geliştirebiliyor. mesela bir manzaranın fotoğrafını çekmek gibi, internette o manzaradan çekilmiş profesyonel fotoğraflar vardır ama insanlar indirip onları koymaz, kendileri çeker arada hiçbir fark olmayacak olmasına rağmen. ki körü körüne destek de genelde "ben şu adamı seviyorum" şeklinde değil de "karşıdaki gelmesin diye buna oy vereceğim" şeklinde oluyor. ki oy veren bir kişi zaten baştan körü körüne destek vermiş oluyor, küçük şehirlerde tek oyun etkisi olabilir ama bugüne kadar hiçbir ülke seçimi tek bir oyla kazanılmadı. o yüzden rasyonel birisi oy vermez zaten, bunu sosyal bilimciler fark edince, tabii fizik gibi bir bilim de olmadığı için "demokrasiye katılım" diye kafalarından kıytırık bir parametre eklediler.

      Sil
  28. Hocam 2025 Pisa sonuçlarında Türkiye'nin başarısı yabancı basında bile konu oldu. İtalya , Fransa, Almanya, İspanya gibi ülkelerin üzerinde 476 puan aldı. 2022'den bu yana puanını istikrarlı bir şekilde artıran nadir ülkelerden. Bilginiz update olmamış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu berbat eğitim sistemiyle o başarının nasıl olup da böyle olduğunu bir inceleyin isterseniz. Bu konuda epey bir yazılıp çizilen var.

      Sil
    2. Hocam berbat dediğiniz eğitim sisteminden ne doktorlar, ne mühendisler çıkıyor hocam.

      Sil
    3. Evet bir sürü Nobel ödülü kazanan bilim insanımız var.

      Sil
    4. Asıl mesele bence nitelik değil hocam. Bir ülke 2000 yılında Hadi Kızlar Okula yapar mı? Asıl mesele bu olmalı, iyi ki de yavaştan üniversite okuyan kadın sayısı erkekleri geçmeye başladı. Tabii okuma amacı diğer etkenler de olabilir. İktisat konuşurken de kadınları konuşmak zorundasınız, eğitimde de, sporda da, bilimde de, sürdürülebilirlikte de.

      Sil
  29. Bu sistemde liyakatında çok önemi yok bence...mesele kurumların başındaki kişilerin kanundan güç alması tarafsızlığını korumak için görev süresinin tehlikede olmadgını ve özgürce hareket ederken kanun çercevesindeki görev ve sorumluluğunu yerine getirken rahat hissedememesinden kaynaklı .

    YanıtlaSil
  30. Muhterem Üstat , bıkıp usanmadan doğru bildiklerinizi , bizlerle paylaştığınız için müteşekkirim . Son günlerde vuku bulan fon krizinde birçok insan vaziyeti geçmişte yaşadığımız banker faciasına benzetti , o günleri bizzat bankerzede olarak yaşamış biri olarak bazı hususları burada ifade etmeyi bir vicdan meselesi olarak borç biliyorum , Merhum Abidin Cevher Özden "Banker Kastelli" nin faaliyeti tasfiye edilirken elimizde bulunan emanet makbuzlarına karşılık gelen menkul değerler , Merhumun kasalarından çıkarılıp , makbuz sahiplerine teslim edildi , bu menkul değerleri itfa edenlerin bir kısmı vadesi geldiğinde muhtelif sebepler ile tediye etmekten imtina ettiler . Bir kısım temerrüde düştü , bazı firmalar iflas sebebi ile ödemedi , bir kısmı geç de olsa ödedi . Burada demek istediğim şudur , diğer bankerleri bilmem , Kastelli sattığı menkul değerlerin mükerrer satışını yapmamış , tasarruf sahiplerinden karşılıksız bir para almamış ve emanet makbuzu ile saklamada kalmış bütün menkul değerler , tasarruf sahiplerine teslim edilmiştir. Bu menkul değerlerin uzun vadeli olması ve faiz ödeme kuponlarının ayrı satılmış olması tasarruf sahibinin uzun vadede kaybına sebep olmuştur , manüplasyon yoktur , suni değer artışı yoktur , bugünkü olanlar ile mukayese edilmesi kanaatimce yanlıştır. Buradan izah ederek değerli vaktinizi aldığım ve sizden müsaade almadan yorum kısmını bu hususta kullandığım için affımı istirham ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah affedilecek bir kusur yok ortada.

      Sil
  31. Türkiye'nin en büyük eksiği şehirler arası trenin olmayışıdır hocam. Tren yolculuğu yapamıyoruz!

    YanıtlaSil
  32. Mahfi bey, karne notu gibi değerlendirme ve yorumlarınız için teşekkür ederim, bu karne notları son 40 ve 50 yılların notları gibi geldi, siyasetçiye sorsanız her dönemde olmuş iyi şeylerden bahsederler, bizce bu günkü durum eskiye göre daha fazla mandacılık rejimi, uzmalıkta ve siyasette ahlak düşüklüğü, ve en önemlisi cumhuriyet değerlerinin yıpratılmış olmasıdır, selamlar,

    YanıtlaSil
  33. Küresel Ekonominin kendi doğasına uygun olduğu kanaatinde olarak;
    “ neyin yapılacağına ve yaptırımına karar veren siyasi otoritenin, bu alınan kararın nasıl yapılandırılacağı hususunda teknik ayrıntılı uzman kararlarının esas alınması gerektiği”
    görüşünü kaleme alan sayın üstadın sade ve objektif bir bakış açısı ile konuyu değerlendirmesine
    teşekkür ediyorum.
    Ömer Böke

    YanıtlaSil
  34. Teşekkür ederim yazınız için, ben de aklıma gelen birkaç şeyi yazmak istedim. Siyasetin alet olduğu kurumlarda "normal" bir çalışan olmak da zor bir mesele diye düşünüyorum. Yalakalık yapıp bir üstündeki yöneticiye yaranarak hayatını idame ettiren, bunu bir çalışma kültürü haline getiren insanlar çok fazladır bu kurumlarda. Diğer yandan bu kurumun ayakta kalmasını sağlayacak, işini severek yapan, iş disiplini yüksek, normal çalışanlara da ihtiyaç vardır. Hak ettiği değeri görmemelerine rağmen işini yapmaya devam ederler. En sonunda da sanıyorum çalıştıkları kurumdan ayrılırlar herhalde. Herkes hak ettiği değeri görmek ister.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fon Krizinin Faturasını Kim Ödeyecek?

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Dolar Kuru Gerçeği Ne Kadar Yansıtıyor?