Siyaset Teknik Ayrıntılara Karışınca
Siyaset; toplum adına ortak kararların alınması, güç ilişkilerinin düzenlenmesi ve kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağının belirlenmesi sürecidir. Siyasetçi ise bu kararları alan, kamu gücünü kullanarak politikaları hayata geçirmeye çalışan kişidir.
Teoride siyasetçinin amacı
topluma hizmet etmek ve kamu yararını gözetmektir. Bunun için siyasi gücü, yani
iktidarı elde etmek ve korumak zorundadır.
Ancak burada önemli bir ayrım
vardır: Siyaset neyin yapılacağına karar vermeli, nasıl yapılacağını ise
uzmanlara bırakmalıdır.
Siyaset toplumun hedeflerini,
önceliklerini ve genel çerçeveyi belirlemeli; teknik ayrıntılar ise o alanda
bilgi ve deneyime sahip kişiler tarafından belirlenmelidir.
Siyaset teknik ayrıntılara
müdahale ettiğinde birkaç temel sorun ortaya çıkar: (1) Liyakat kaybı ve
verimsizlik: Seçim kazanma, kısa vadeli siyasi çıkar ve popülizm, uzun vadeli
ve rasyonel planlamanın önüne geçer. Uzmanlık yerine siyasi sadakat öne çıkar.
(2) Kurumsal çöküş: Uzmanların görüşleri yerine siyasi tercihler belirleyici
olduğunda kurumların uzmanlığı, hafızası ve karar alma kapasitesi zayıflar. (3)
Ekonomik başarısızlık: Enflasyon, faiz, bütçe, kur, borçlanma ve sermaye
piyasaları siyasi sloganlarla değil, ekonomik gerçeklikler ve uzmanlıkla
yönetilmesi gereken alanlardır. Teknik gerçekleri siyasi tercihlere uydurmaya
çalışmak ekonomik sorunları büyütür. (4) Güvenlik ve kalite riskleri:
Mühendislik, sağlık ve şehircilik gibi alanlarda teknik standartların siyasi
veya kısa vadeli çıkarlar uğruna esnetilmesi ekonomik kayıplara, hatta can
kayıplarına yol açabilir.
Türkiye'de durumun nasıl olduğunu
aşağıdaki tabloda gösterelim:
Tablo, siyasetin teknik
ayrıntılara yoğun biçimde müdahale ettiği alanlarda sorunların daha fazla,
uzmanlığın daha belirleyici olduğu alanlarda ise sonuçların görece daha iyi
olduğunu düşündürüyor.
Elbette başarı veya
başarısızlığın tek nedeni siyasetin müdahale düzeyi değildir. Ancak temel ilke
değişmiyor: Siyaset hedefi ortaya koymalı, uzmanlar ise o hedefe nasıl
ulaşılacağını belirlemelidir.
Siyasetçi ekonominin hangi teknik
araçlarla yönetileceğine, hangi binanın mühendislik açısından güvenli olduğuna
veya hangi tedavinin tıbben doğru olduğuna karar vermemelidir. Bunların
çerçevesini oluşturmalı, sistemi kurmalı ve hesap verebilirliği sağlamalıdır.
Bunun için de kamu görevlerine
getirilecek kişilerin liyakat esasına göre seçilmesi ve aynı esasla
yükseltilmesi gerekir.
Mesele siyaset ile uzmanlık
arasında tercih yapmak değildir. Mesele, siyasetin nerede başlayıp uzmanlığın
nerede devreye girmesi gerektiğini bilmektir.
Bu ayrımı yapamadığımız sürece krizler,
kaynak israfları, kurumsal zayıflamalar yaşamaya devam ederiz.

Elinize sağlık hocam. Bir an Almanya'dan bahsettiniz sandım. İktidar'ı muhalefeti ortak nokta da buluşa biliyorlar. Bütçeden ilgili birimlere ayırdıkları pay belli. Yaptıkları ortada. Bizimkiler asrın soygununda araştırma komisyonu kurulmasına gerek yok diyor. Kara paraları hamam da temizlemeye başladık. Saygılarımla Fatih Demirtaş
YanıtlaSil:)
SilElinize sağlık hocam. Paraları bulabilirsen temizlersin.
Sil:(
Sil:-(
Sil:-)
SilGülücük emojisi paylaşan arkadaşlar, bunun yerine yorumumla ilgili fikirlerini beyan ederlerse daha çok katkı sağlamış olurlar. Saygılarımla Fatih Demirtaş
SilFon soygununda araştırma komisyonunun kurulması AKP ve MHP oylarıyla NEDEN reddedildi? Ucu kime dokunursa dokunsun diyenler araştırma komisyonunun kurulmasını HANGİ GEREKÇELERLE reddettiler? Fon soygununda ellerinde somut verilere dayalı TAM LİSTE olmasına rağmen, bu liste neden ŞEFFAF bir şekilde yayınlanmıyor? Bu durumda araştırma komisyonunu reddedenler temizlenmiş mi oluyorlar yoksa kendilerini ZAN ALTINDA bıraktıkları için ucu kendilerine dokunacak daha nicelerini GİZLEMEYE Mİ ÇALIŞMIŞ oluyorlar? Eğer böyle değilse, ucu kime dokunursa dokunsun hiçbir endişemiz yok diyorsanız, o halde araştırma komisyonunun kurulmasını NEDEN reddettiniz?
Silİktidar, Fatma Betül Sayan Kaya'yı görevden alıp partiden ihraç ederek olayı sadece "şahsi bir hataymış" gibi göstermek istemektedir. Nitekim adli merciler olaya sadece TCK 282 (Kara para aklama) ve SPK Kanunu sınırlarında, yani konuyu "bireysel suçlar" zeminine indirgeyerek yaklaşıyor. Oysaki bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuş olsaydı; devletin denetim mekanizmalarının nasıl felç edildiği ve siyasi gücün borsa manipülasyonlarında nasıl bir zırh olarak kullanıldığı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmış olacaktı.
Silİşte tüm bu gerçekler ortaya çıkmasın, meselenin şahsi hatanın çok ötesine geçen kurumsal ve sistemsel boyutlarının üzeri örtülsün diye Meclis Araştırma Komisyonunun kurulması AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. İktidar blokunun savcılığa "kişiler bazında" soruşturma izinleri vermesi ve "Bakın yargı çalışıyor" demesi bu gerçeği değiştirmez. Çünkü adli süreç sadece hakkında soruşturma izni verilen Fatma Betül Sayan Kaya, eşi ve eski SPK Başkanı gibi belirli isimleri bireysel suçlar üzerinden yargılayabilir; oysa Tera Portföy üzerindeki milyarlık siyasi nüfuz ticaretinin kronolojik haritası ve SPK ile BDDK gibi kurumların bu vurguna aylarca neden ve nasıl göz yumduğu sorusu ancak Meclis çatısı altında aydınlatılabilirdi.
Meclis Araştırma Komisyonunun kurulması reddedilerek, bu kurumsal felcin ve siyasi ilişkiler ağının arkasındaki gerçeklerin üzeri kalıcı olarak örtülmüş oldu. Dolayısıyla, denetçilerin bu denetleme görevini neden yapmadıklarını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Konu bilinçli bir şekilde adliye koridorlarının kapalılığına mahkum edilerek toplumsal hafızadan silinmeye terk edilmiştir.
Sayın Eğilmez önemli bir konuya daha parmak bastığınız için teşekkürler. Siyaset zenginleşme aracı olarak görülmemelidir. Zenginleşme aracı olarak görenlere karşı önce aynı partiden, kendi partisinden olanlar öne çıkmalıdırlar.
YanıtlaSilÇok doğru.
Sil1-) İşi ehline teslim etmek 2-) Ehil sahibine yeterli inisiyatif alanı tanımak. İki koşulu da sağlamak gerekiyor. Biz 1'de sınıfta kalıyor gözüküyoruz ama 1'i sağlasak bile bugünkü şartlarda 2'yi sağlamak çok çok zor.
YanıtlaSilMaalesef öyle.
Silİki koşulu da sağlasak önümüze üçüncü bir koşul getirirler. Yine geçemeyiz.
SilNasilsa yetki bende deyip , işin ehli varken , liyakati kaale almadan , masif odunu vazifelendirirseniz , neticenin ne olacağını bilmek için alim olmaya gerek yok . Sonra elestirilince . Cevap : Ben yaptim oldu .
YanıtlaSilYok öyle... Olmadigi bal gibi ortada .. En pesmistlerin bile hayal edemiyecekleri seyler , gercek oldu .
Tebrikler , aynen devam ...
:(
SilHocam bu aralar canınız mı sıkkın? Hep üzülen surat emojisi kullanıyorsunuz.
SilTabii ki. Hocamızın çok kötü bir huyu var maalesef, hocamız çok düşünceli, çok iyi bir insan. o yüzden durumumuza üzülüp depresyona girmesi doğal. hocamız yorgun
SilPeki siyasiler birkaç yüzyıl geride kalmışlarsa ve ortaya koydukları hedefler de ülkeyi birkaç yüzyıl geriye götürecekse bu durumda uzmanlar ne yapmalılar?
YanıtlaSilBunun yanlış olduğunu anlatacaklar, sonuna kadar.
Silanlatmayla olmaz bu işler. uzmanlar elini taşın altına koymalı
SilBiz uzmanlar ve aydınlar olarak her zaman elimizi taşın altına koyuyoruz. Asıl siz, sıradan halk olarak harekete geçmeye hazır mısınız?
SilMahfi bey liyakat nedir. Bunu akademik bilgi olarak sormuyorum. A şahsı çok iyi bir tüccar ama kulüp başkanı oluyor başarısız. Yurtdışında kulüp alan başkan orada basarili diğer taraftan turkiyede kulüp yönetimine giriyor başarısız. Futbolda uluslarasi başarımız olmayabilir. Aynı sartlarda bir kulüp 4 şampiyonluk yaşarken kendi alanlarında liyakat sahibi dediğimiz insanların yönettiği kulup başarısız. 86 milyonluk ülkede liyakatin ölçüsü ne olmali
YanıtlaSilLiyakatli yönetici ya da iş sahibi ya da politikacı liyakatli insanları bulur yetki ve sorumluluğu olanlara devreder. O en üstte gerekli ortamı sağlar, teknisyenler aşağıda gereğini yapar. Yapamıyorsa hesabını yöneticiye verir.
SilBizde öyle olmuyor. Siyasetçi, yönetici ya da iş sahibi kendi emrini dinleyip itirazsız yapacak insanları seçiyor ve göreve getiriyor. Ondan sonra işler berbat oluyor. Eskiden çok daha liyakat sahibi insanlar kamuda göreve getirilirdi. Siyasetçi onları dinlerdi ama mesela iş enflasyonu düşürmek için önlem almaya gelince seçimleri düşünerek kendi bildiğini yapardı.
Yazınız için çok teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilŞu paralel evrenler teorisi kanıtlansada daha iyi bir paralel evrene geçebilsek :/
YanıtlaSilÇünkü bügunlerde yaşadıklarımız dizi film olsa 10 üzerinden 1 verir izlemezdim. Ama film değil ne yazık ki gerçekte yaşıyoruz.
:(
SilHocam pkk terörünü bitirdik okullarda terör başladı,milli eğitimde barışı nasıl sağlarız?
YanıtlaSilLiyakat, liyakat, liyakat. Siyasetçi teknik konulara karışmamalı. Okullar bilimle uğraşmalı.
SilKatılmıyorum hocam. Okullar artık yetenekle uğraşmalı bence. Artık mühendisler zaten iş bulamıyor, akademiye girilmiyor, yapay zeka matematik problemlerine de girmeye başladı. İleride mühendisliktir, doktorluktur, öğretmenliktir hepsini yapay zeka yapacak. Yapılması gereken insanları yetenekli olduğu alan sanat veya sporsa oraya yönlendirmek değilse meslek lisesine yollamak. Gençlerin yıllarının heba olduğunu görünce üzülüyorum.
SilHocam kadınlar voleybolu istisnalardan ibarettir.
YanıtlaSilBu kadar uzun süreli istisna olmaz. Demek ki orada liyakat esası var.
SilDaha yetenekli kadınlar ille vardır da tanıdık yok diye alınmamıştır bence.
SilEğer takım şampiyon olmasa bu dediğinizi dikkate alırdık ama takım her alanda şampiyon olduğu için bu iddianız doğru olamaz.
SilMahfi Eğilmez8 Ekim 2026 16:46
SilHocam , "uzun süreli istisna olmaz" demeniz bilimle çelişmiyor mu? Sonuçta sonsuz süreli istisna bile olabilir. İstisnaların süresi bir müddet-i muayyeneye rabt olunmuş değildir ki böyle bir teatide bulunasınız.
Hayır çelişmiyor tam tersine. Bizim kadın voleybol takımları ve her yaştaki kadın voleybol milli takımlarımız yıllardır en üst sıralarda yer alıyor. Bu istisna olamaz. İstisna bizim futbol milli takımımızın bir kez dünya üçüncüsü olmasıdır. Ondan sonra oralara yaklaşamadık.
SilTürkiye futbolda zaten hep başarısız değil miydi? Eğer futbola verilen değer açısandan bakacaksak, verdiğimiz değere başarımız 10/1. Siyasetin futbola karışıp, voleybola karışmama nedeni de muhtemelen hem alışkanlık, hem izleyicisi futbola göre az, hem de o kadar para voleybolda yok, kültür, bir de futbolun kitlesi ortalama ve ortalama-alt olduğu için, bu kişiler de toplumun çoğunluğunu oluşturduğu için böyle. Futbol doğal olarak siyasete yakın, futbol savaşları bile oldu. Yani aslında voleybolda iyi bir ülke olmamızı sağlamanın yolu, halkın hiç ilgilenmemesi olabilir. Ayrıca yerleşen şey aksi olacak bir olay olmadığı müddetçe orada kalmaya eğilimlidir. Yani futbolda siyasetin sürmesi, voleybola siyasetin girmesinden daha olası. O yüzden devletin kurumlarına girmiş olan siyaset de kolay kolay ayrışmayacak. X hayali ülkesinde diyelim; bir parti geldi kurumlarına kendi adamlarını yerleştirdi, istediğini hapise koydu, ondan sonra gelecek partinin de bunları yapma eğlimi artar, daha kolay meşrulaştırır çünkü. He siyaset karışmasa bile siyasetçinin varlığı hem ülkeyi, hem halkı, hem kurumları kötü etkiliyor bence. O yüzden Aristo gibi, demokrasiyi pek sevmem.
YanıtlaSilAnlattıklarınız benim anlattıklarımı doğruluyor.
SilPek sanmıyorum hocam. Siz demokrasiyle sorunların çözülebileceğini düşünüyorsunuz ama ben ,yazımın sonun da belirttiğim gibi demokrasiyi pek sevmem. O yüzden sizinle önemli bir fikir ayrılığımız var.
SilFikir ayrılığı olması demokrasinin temelidir.
SilKaleminize sağlık her konuyu biliyorlar bizler için hep en iyisini istiyorlar ve bu yolda durmadan dinlenmeden gece gündüz çalışıyorlar bu arada biz bu kadar kalitesiz bir hayatı niye bu kadar pahalı yaşıyoruz bir o konuda ufak bir sıkıntı var kafa karıştırıcı:))
YanıtlaSil:)
SilHocam yanlış anlamayın ama yorumlarıma böyle tek emojili cevaplar verdiğinizde biraz şevkim kırılıyor. Yanlış anlamazsanız yazmak istedim. Saygılar,
SilAma bu yazdığınızın hakkı tam olarak o emojiydi. Zaten siz de yorumunuzu aynı emojiyle bitirmişsiniz.
SilSiyasetçinin amacı zengin olmaktır. Keşke siyasetçi olsaydım.
YanıtlaSilBu dediğiniz kötü siyasetçinin amacıdır.
SilBak arkadaş bir insanın ne icin yaşadığına bak ondan sonra yorum yap! Bir insan sadece bu dünyanın gelip geçici seyleri için yaşıyorsa o insanın siyasetçi profesör öğretmen doktor amele ne olduğu farketmez hepsi aynı yolun yolcusudur!
SilBugüne kadar iyi olduk da elimize ne geçti hocam?
Silİyi oldunuz, hakkınızda kötü şeyler söylenmedi. Dolandırıcı olsaydınız paranız olacaktı belki ama her yerde sizin aleyhinizde konuşulacak, arkanızdan dedikodunuz yapılacaktı. Mesela bence bu, her türlü maddi kazançtan daha önemlidir.
SilSöylenseydi keşke hocam, zengin olaydım da söylenseydi. Zaten insan toplumsal canlı olmasından kaynaklı; çalışıp zengin olsam yine hakaret yiyeceğim, işçi olsam yine bu sefer niye işçisin diye hakaret yiyeceğim, memur olsam bak bak kamuya yük oluyor diye hakaret yiyeceğim. Eşeğe binme hikayesine dönüyor hocam. ki zaten insanlar da işine gelmeyen şeylere ahlaksız diyor, çalsam ama robinhood gibi olsam kahraman ilan edecekler beni. O yüzden insanların ne dediğini umursamayı bıraktım hocam; hem olumlu hem olumsuz yönde. güzel iş yapsan bile hakaret ediyorlar çünkü ); dünya iyi, saf bir insanı kaybetti hocam
Sil😔
SilMaalesef artık buraya bağımlı oldum. Amacım Japonya'da hayat kurmaktı, maalesef alışkanlıklarım bu blogu hayatımdan kaldırmaya izin vermiyor. Gelecekte bu blog da gidecek diye arşivini de alıyorum, gelecekte; depresyona girdiğimde, coşkulu olduğumda, aklıma yapısal reform geldikce buraya gelip geçmişi yad edeceğim. Bu blog maalesef kara delik gibi, girdikten sonra çıkamıyorsun. Yada benim iradem zayıf bilmiyorum.
YanıtlaSil:)
Sil"Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir." Socrates bunu sürekli öğrenmenin yaşam boyu devam etmesi gerektiği maksadıyla söylemiş olsa da bir alanda uzman dahi olsanız yine de önemli kararları istişare ile almak gerektiği hususuna da tevcih edilebileceğini düşünüyorum. Danışmanın ve sürekli öğrenmenin kimseye bir zararı olmaz. Bunu başıbüyükler de anladığında bu ülke o zaman iyi yönetiliyor olabilir. Yazınız için teşekkürler Hocam.
YanıtlaSilÇok doğru. Sağ olun.
SilMahfi Bey, hepimiz biliyoruz ki bunlar Türkiye'de düzelmeyecek:
YanıtlaSilHalkın eğitim durumu neden-sonuç ilişkilerini anlamaya, gerekli yerde hesap sormaya yeterli değil. İnsanların, ekonomik durumu hayata kalma mücadelesinden ibaret, farklı bir şeyleri öğrenecek ve sorgulayacak imkânları yok. Var olan inanç sistemi de sömürünün kaynağında bulunuyor.
Bunlar geçmişte de iyi değildi ama hiçbir zaman bun kadar kötü değildi. Eski haline gelebilsek razıyız.
SilHocam ne olduysa 5+3+3 sisteminin değişmesiyle olduğu doğru mu?
SilBaşkanlık sistemine geçişle oldu.
SilHocam başkanlık sistemi bir çok ülkede var.Onlarda böyle olmuyor.Ama 5+3+3=11 garabeti hiçbir yerde yok.
SilBaşkanlık sistemi var ama oralarda başkanı da denetleyen bir yasama sistemi ve yargı sistemi var. Bizde ise var gibi ama aslında yok.
SilHocam karnede bir satır eksik gibi.
YanıtlaSilMüsaadenizle onu da ben ekleyeyim:
KONU: Yargı
SİYASETİN KARIŞMASI: Çok Yüksek
DURUM: Başarısız
BAŞARI ÖLÇÜSÜ: Justice Project - Hukukun Üstünlüğü Endeksi
Çok doğru.
SilYahu kadın voleybolda birinci ülke olsak ne olur hocam. Bizim erkek futbolunda birinci olmamız gerekiyor. Futbol dünyada daha popüler hem
YanıtlaSilBiz futbolda birinci olamayız, o bize göre değil. Çünkü biz takım oyunu oynayamıyoruz. Voleybolda takım oyunu oynamak mecburiyeti var oyunun kurgusu öyle. Yani kişilere bırakılmış bir tercih değil.
SilHocam siyasetçiye saf bir rol yüklemek mümkün mü? Ülkelerden bağımsız, yapılardan bağımsız
YanıtlaSilÖyle bir rol yüklememiz şart değil. Liyakatli insanlarla çalışıp onları dinlesin yeter.
Silhocam trump dünya siyasetini değiştiriyor mu
YanıtlaSilEvet, berbat etmekle meşgul.
SilSiyasetçinin amacı topluma hizmet etmek kamu yararını gözetmekmiş. 600 vekilden kaçının acaba böyle bir amacı var? Belediye başkanlarının böyle bir amacı olmadığı artık kesinleşti. Seçmenin amacı ne acaba? Beni en çok düşündüren bu.
YanıtlaSilÜlkede seçmenin çoğu da siyasetçiyle aynı amacı güder.
SilSeçmenler daha garip hocam. Siz bile oy veriyorsunuzdur hocam. Garip yani. Sizi yönetecek ve zenginleşecek kişileri kendi elinizle yaratıyorsunuz. Hoş bir şey değil bence seçimler.
SilKadınların tarihte o kadar engellenmesine rağmen bu kadar başarılı olması, erkekleri geçmesi engellenme nedenlerini de açık ediyor bence:)
YanıtlaSilBu yazının kökünde bir yanlışlık var; kök yanlış olunca üzerine inşa edilen cümleler hep eğri-büğrü gitmiş.
YanıtlaSilHer şeyden önce: "Siyaset; ideolojiler demektir."
Bir ülkede yaşayan insanların "kültürel normları"; o ülkenin ideolojik yönlerini büyük ölçüde belirler. "Siyaset; bütün bu ideolojiler arasındaki rekabetin ta kendisidir."
Siyasetçileri "teknik konular"dan azade etmek amacıyla yazılmış olan bu yazı; kadüktür.
Mahfi bey, "ideal" olan ile "real" olanı birbirinden ayırt etmesini bilecek kadar tecrübeli birisi. Fakat Türkiye'nin "kültürel normları"ndan; ya hiç haberi yok, ya da haberi var ama bunları açık açık dile getirmeye istekli değil:
Eğer bu ülkede siyaset adlı mekanizmanın "yönetim sınıfı"ndaki kişiler sanki "liberal" bir toplumda yaşıyormuşçasına elini "teknik konular"dan çekerse, bu alanları teknikte uzman olduğunu "zannettiği" kişilere bırakırsa; ortaya "fon krizi"nde piyasayı harabeye çeviren "Prof." ünvanlı akademisyenler çıkıyor! (İsimlerini tekrar yazmaya gerek yok! Kim olduklarını sizler de biliyorsunuz!)
"Real" olanı asla ıskalaMAyınız! Asla!
Türkiye; "teknik konular" salt o teknik alanlarda uzman olduğuna "inanılan" kişilere bırakılaMAyacak kadar titizlikle yönetilmesi gereken bir ülkedir! Bu sebeple bu ülkede siyasetçi; "ideal" olan ile "real" olanı birbirine asla karıştırmamalıdır, ve "teknik konuları" çok sık denetlemeyi asla bırakmamalıdır!
Mahfi bey, Türkiye'nin teknik konularda uzman olan kişilere güvenilecek kadar "liberal" bir ülke henüz olMAdığını anlasa iyi olur. Bu, kendisine tavsiyemdir.
Eğer örnek isterseniz: İzmir'in belediyesini yönetmek için seçilmiş kişinin; nereden-nereye savrulduğuna tanık olabilirsiniz. Daha pek çok örnek var...
Saygılarımla
Ben bu ülkenin gelişmiş ülke statüsüne geçebilmesi için gerekli koşulları anlatıyorum. Evet bu anlattığım ideal durum haklısınız. Ama reel durumu zaten herkes biliyor, onu anlatmanın anlamı yok.
SilBir insanın profesör olması ya da herhangi bir alanın uzmanı olması o işler için ehil olduğu anlamına gelmez. Liyakat, yasaya, kurala aykırı olan şeye hayır diyebilmeyi ve o konuda gelen belgeyi imzalamamayı, itirazını dinletemeyince de istifa etmeyi göze almayı gerektirir.
Profesörlere ahlaki sorumluluk yüklemeye gerek yok bence. Bu tarz meslekler yapısı gereği ahlaki sorumluluğun üstündedir. Askerin asker öldürmesi gibi.
SilSayın hocam, maliye politikası kriterlerine ilave olarak “dolaylı vergi yükü” oranını da koymak gerekmiyor mu? Hatta “CDS ” de kriter olmalı. Yoksa vergiyi kazançtan almak yerine her şeyi ağır vergiilere ve har(a)ca bağlayıp halkın omuzlarına yıkan, borçlanmak için dünyanın en yüksek faizini ödeyen bir maliye politikasının başarısını “orta” olarak değerlendirmek gibi “real” olmayan bir sonuç ortaya çıkmaz mı ? :))
SilAslına bakarsanız çok fazla kriter var. Ben buraya en fazla görünenleri koydum.
SilHocam görünmeyen diğer kriterleri de görünür hale getirmek sizlerin bizlerin vazifesidir.
SilAdımın başharfleri olan ONE rumuzu ile yazılmış “… vazifemizdir” sözü ile biten ikinci yorum bana ait değil.
SilUygulamada bir “bug” olabilir mi ?
Mahfi hocam, bu fon krizi ile ilgili ilk günlerdeki düşüncenizle şimdilerde ortaya çıkanlara bakınca fikriniz değişti mi?
YanıtlaSilKüçük yatırımcının ve diğerlerinin (isimlerini ve statülerini vermeye gerek yok) durumu hakkında kafanızda piyasaya yaşatılanlar netleşti mi?
Düşünce hiç değişmedi. Burada çok açık biçimde SPK'nın ve bu şirketleri denetleyen bağımsız denetim kuruluşlarının kusurları ve sorumluluğu var. Ya da onlar rapor yazıp bu durumu bildirmişlerse gerekeni yapmayanların. Ve maalesef siyasetçilerin işbirliği söz konusu. Hatta yönlendirmeleri. Bunlar tek tek ortaya çıkıp gereken yapılmadıkça bu olaylar tekrarlar.
SilSayın hocam ,
YanıtlaSilBildiğiniz üzere en dip ve en yüksek eğriler vardır hem iktisatta hem hayatta. Dünya ve ülkemiz bence en dip noktaya doğru gitmeye devam ediyor .Peki bu eğri , en dibe geldikten sonra illa tekrar yükselişe geçecek .Dünya tarihinde de bildiğiniz üzere bu böyle olmuştur ve genellikle de savaşlar ortaya çıkmıştır. Bu liyakatsizliğin , ahlaki durumun , bencilliğin sonu ne olacak ? Saygı değer düşüncelerinizi ve tecrübelerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür eder saygılarımı sunarım.
Ekonomide dip diye bir şey yok. O nedenle dibe vurup da çıkalım diye beklemek doğru değil. Dip olsaydı 100 yıl önce dünyanın beşinci büyük sanayi devleti olan ve sonra hızla batan Arjantin, vurup çıkardı. Bakın hala debeleniyorlar. Biz, batık Osmanlı'dan dibe vurup çıkmış olmamıza güveniyoruz. Ama unutmamak gerekir ki o zaman Atatürk vardı.
SilArjantin hiçbir zaman dünyanın beşinci büyük sanayi devleti olmadı. Hatta tarihi boyunca ilk 10'a bile girmedi. Bu bir şehir efsanesi hocam.
SilArjantin kişi başına gelirde 1910'lu yılların başında ilk 10'daydı. Ama o yıllarda bile nominal gdp olarak ilk 15'te bile değildi. Üstelik o yıllarda ekonomisi ağırlıklı olarak hayvancılığa dayanıyordu. Hiçbir zaman önemli bir sanayi devleti olmadı.
Kriz, değişim için en iyi fırsattır.
YanıtlaSilProf. Peter Drucker, (1909~2005)
Nepotizm...
YanıtlaSil👍
SilHocam Siyaset teknik ayrıntılara müdahale ettiğinde halk ne yapıyor onu bir daha seçiyor böylece olanları destekliyor, körü körüne yada çıkarı için destek verenlerin hiç mı suçları yok.
YanıtlaSilÇünkü herkesi bir şekilde suça ortak ediyor sistem.
SilBen oy vermiyorum, ben suça ortak değilim.
SilO da ayrı bir suç biliyorsunuz.
Sil"körü körüne yada çıkarı için destek" siyaset zaten bu, çıkar çatışması. siz demokrasi sevmiyor olabilirsiniz. ülkede belli durumlardan menfaat sağlayacak gruplar vardır. o gruplar birleşir örgütlenir, der ki bizim bir oy gücümüz var, dediğimizi yapın siyasetçi de oradaki oy potansiyelini beğenirse onların dediğini yapar. demokrasinin meşrutiyeti ve ideal gibi gözükmesinin nedeni bu. halkın her kesimini temsil ediyor mu, etmiyor mu. ortak çıkar, hepimiz aynı gemideyiz yok. hazinenin belli parası var; çiftçi diyor ki bana mazot desteği, işveren diyor asgari ücreti düşür veya sigorta işlerinde rahatlık ver, emekli diyor zam yap, kiracılar ev fiyatlarına sınır gelsin diyor, ev sahipleri istediğim kadar arttırım sanane diyor, şehirdeki şehire altyapı yapılsın diyor, köydeki köye altyapı yapılsın diyor, ihraacatçı başka istiyor, tüketici başka bir şey istiyor. örgütlenenler dilediğini yaptırıyor, devlette sınırsız kaynak ve zaman olsa hepsini yapalım hoş olur ama yok işte. bunu da kurumlarla engelleyebilirsiniz, o zaman da insanlar kimi seçersem seçeyim zaten sistem katı ve değişim olmayacak diyor ve oy verme oranları çakılıyor. ki burada diğer konuya, zaten hiçbir sistemin mutlak iyi ve mutlak doğru olmadığına geliyoruz; demokrasinin avantajları vardır--dezavantajı da vardır, diktatörlüğün de, komunizmin de, planlamacılığın da, tamamen serbest piyasanın da ve hepsinin iddası zaten farklıdır, hiçbirinin amacı bizlerin kafasındaki ideal sistem olmak değildir. komunizm eşitliği kullanarak meşru olmaya çalışır, serbest piyasacılar piyasanın devletten daha iyi karar alacağını kullanarak meşru olmaya çalışır, otoriterlik stabillik, hız ve ekonomik başarıyı kullanarak meşru olmaya çalışır, demokrasi dinamizmi ve halkın kendisini kullanarak meşru olmaya çalışır ama bu meşru olmaya çalışılan şeylerin de bedeli vardır. zaten bu yüzden ideolojilere saldırıldığında bu meşruluk sarsılmaya çalışılarak bu yapılır. diğeri de körü körüne deatek mevzusu, yine bu da demokrasi ile ilgili. demokraside halk direkt özne olduğu için duygusal aidayat ve kimlik geliştirebiliyor. mesela bir manzaranın fotoğrafını çekmek gibi, internette o manzaradan çekilmiş profesyonel fotoğraflar vardır ama insanlar indirip onları koymaz, kendileri çeker arada hiçbir fark olmayacak olmasına rağmen. ki körü körüne destek de genelde "ben şu adamı seviyorum" şeklinde değil de "karşıdaki gelmesin diye buna oy vereceğim" şeklinde oluyor. ki oy veren bir kişi zaten baştan körü körüne destek vermiş oluyor, küçük şehirlerde tek oyun etkisi olabilir ama bugüne kadar hiçbir ülke seçimi tek bir oyla kazanılmadı. o yüzden rasyonel birisi oy vermez zaten, bunu sosyal bilimciler fark edince, tabii fizik gibi bir bilim de olmadığı için "demokrasiye katılım" diye kafalarından kıytırık bir parametre eklediler.
SilHocam 2025 Pisa sonuçlarında Türkiye'nin başarısı yabancı basında bile konu oldu. İtalya , Fransa, Almanya, İspanya gibi ülkelerin üzerinde 476 puan aldı. 2022'den bu yana puanını istikrarlı bir şekilde artıran nadir ülkelerden. Bilginiz update olmamış.
YanıtlaSilBu berbat eğitim sistemiyle o başarının nasıl olup da böyle olduğunu bir inceleyin isterseniz. Bu konuda epey bir yazılıp çizilen var.
SilHocam berbat dediğiniz eğitim sisteminden ne doktorlar, ne mühendisler çıkıyor hocam.
SilEvet bir sürü Nobel ödülü kazanan bilim insanımız var.
SilAsıl mesele bence nitelik değil hocam. Bir ülke 2000 yılında Hadi Kızlar Okula yapar mı? Asıl mesele bu olmalı, iyi ki de yavaştan üniversite okuyan kadın sayısı erkekleri geçmeye başladı. Tabii okuma amacı diğer etkenler de olabilir. İktisat konuşurken de kadınları konuşmak zorundasınız, eğitimde de, sporda da, bilimde de, sürdürülebilirlikte de.
SilMahfi Eğilmez9 Ekim 2026 13:51
SilKopya mı çekmişiz hocam?
Bu tür ani ve hızlı başarı artışları daima kuşkuludur.
SilBu sistemde liyakatında çok önemi yok bence...mesele kurumların başındaki kişilerin kanundan güç alması tarafsızlığını korumak için görev süresinin tehlikede olmadgını ve özgürce hareket ederken kanun çercevesindeki görev ve sorumluluğunu yerine getirken rahat hissedememesinden kaynaklı .
YanıtlaSilMuhterem Üstat , bıkıp usanmadan doğru bildiklerinizi , bizlerle paylaştığınız için müteşekkirim . Son günlerde vuku bulan fon krizinde birçok insan vaziyeti geçmişte yaşadığımız banker faciasına benzetti , o günleri bizzat bankerzede olarak yaşamış biri olarak bazı hususları burada ifade etmeyi bir vicdan meselesi olarak borç biliyorum , Merhum Abidin Cevher Özden "Banker Kastelli" nin faaliyeti tasfiye edilirken elimizde bulunan emanet makbuzlarına karşılık gelen menkul değerler , Merhumun kasalarından çıkarılıp , makbuz sahiplerine teslim edildi , bu menkul değerleri itfa edenlerin bir kısmı vadesi geldiğinde muhtelif sebepler ile tediye etmekten imtina ettiler . Bir kısım temerrüde düştü , bazı firmalar iflas sebebi ile ödemedi , bir kısmı geç de olsa ödedi . Burada demek istediğim şudur , diğer bankerleri bilmem , Kastelli sattığı menkul değerlerin mükerrer satışını yapmamış , tasarruf sahiplerinden karşılıksız bir para almamış ve emanet makbuzu ile saklamada kalmış bütün menkul değerler , tasarruf sahiplerine teslim edilmiştir. Bu menkul değerlerin uzun vadeli olması ve faiz ödeme kuponlarının ayrı satılmış olması tasarruf sahibinin uzun vadede kaybına sebep olmuştur , manüplasyon yoktur , suni değer artışı yoktur , bugünkü olanlar ile mukayese edilmesi kanaatimce yanlıştır. Buradan izah ederek değerli vaktinizi aldığım ve sizden müsaade almadan yorum kısmını bu hususta kullandığım için affımı istirham ederim.
YanıtlaSilEstağfurullah affedilecek bir kusur yok ortada.
SilOlsun ben yine de nezaketi elden bırakmamak istedim. Büyüklük bizde kalsın.
SilBüyüklük bizde kalsın lafı ilk cümlenizle çelişiyor.
SilBu ne yaman çelişki hakikaten de yorumcu beyefendi ,bir çuval incir daha çöp oldu
SilTürkiye'nin en büyük eksiği şehirler arası trenin olmayışıdır hocam. Tren yolculuğu yapamıyoruz!
YanıtlaSilMahfi bey, karne notu gibi değerlendirme ve yorumlarınız için teşekkür ederim, bu karne notları son 40 ve 50 yılların notları gibi geldi, siyasetçiye sorsanız her dönemde olmuş iyi şeylerden bahsederler, bizce bu günkü durum eskiye göre daha fazla mandacılık rejimi, uzmalıkta ve siyasette ahlak düşüklüğü, ve en önemlisi cumhuriyet değerlerinin yıpratılmış olmasıdır, selamlar,
YanıtlaSilKüresel Ekonominin kendi doğasına uygun olduğu kanaatinde olarak;
YanıtlaSil“ neyin yapılacağına ve yaptırımına karar veren siyasi otoritenin, bu alınan kararın nasıl yapılandırılacağı hususunda teknik ayrıntılı uzman kararlarının esas alınması gerektiği”
görüşünü kaleme alan sayın üstadın sade ve objektif bir bakış açısı ile konuyu değerlendirmesine
teşekkür ediyorum.
Ömer Böke
Çok teşekkür ederim.
SilTeşekkür ederim yazınız için, ben de aklıma gelen birkaç şeyi yazmak istedim. Siyasetin alet olduğu kurumlarda "normal" bir çalışan olmak da zor bir mesele diye düşünüyorum. Yalakalık yapıp bir üstündeki yöneticiye yaranarak hayatını idame ettiren, bunu bir çalışma kültürü haline getiren insanlar çok fazladır bu kurumlarda. Diğer yandan bu kurumun ayakta kalmasını sağlayacak, işini severek yapan, iş disiplini yüksek, normal çalışanlara da ihtiyaç vardır. Hak ettiği değeri görmemelerine rağmen işini yapmaya devam ederler. En sonunda da sanıyorum çalıştıkları kurumdan ayrılırlar herhalde. Herkes hak ettiği değeri görmek ister.
YanıtlaSilEvet kesinlikle zor.
SilHocam sizin iki seçeneğiniz olsa, değerleriniz uğruna kelepçeyi mi tercih ederdiniz yoksa değerlerinize rağmen transfer olmayı mı? Zor soruysa yanıtlamak istemeyebilirsiniz.
YanıtlaSilİlkelerimden ayrılmayı kabul etmediğim için Hazine Müsteşarlığından istifa ettim ben.
SilSoruma tam bir cevap olmadı hocam. Daha açık sorayım; ilkelerinizden ayrılmamak uğruna hapse girmeyi göze alır mıydınız?
SilYanıtım çok açıktı.
SilAdsız10 Ekim 2026 15:22, soru sizin sorunuz değil benim sorumdu. Sorumu sahiplenip, soru gaspı yapmak yerine ''peki hocam... diye başlayıp kendi sorunuzu sorabilirdiniz. Ayrıca hoca diyor ki baskı varsa istifamı verir giderim. Hapse de girmem, transfer de olmam diyor. Bence de cevap gayet açık.
SilSiyaset Bilimi literatürü, siyasetçilerin teknik ayrıntılara doğrudan müdahale etmesini (mikro-yönetim) verimsizlik ve yozlaşma nedeni olarak görürken; teknik kararların siyasi denetimden tamamen koparılmasını da demokrasiye aykırı bulmaktadır (uzman tiranlığı). İdeal model; hedeflerin siyasal meşruiyetle, yöntemlerin ise teknik uzmanlıkla belirlendiği dengeli bir iş birliğidir. Özellikle Merkez Bankaları veya Rekabet Kurumları gibi teknik kurumlara araç bağımsızlığı verilmesi, ancak bu kurumların performans ve sonuçlar açısından parlamentoya ve kamuoyuna hesap verebilir olması gerektiği kabul edilir. Ama tüm bunların üzerinde yükseleceği temel yüksek ahlaklı bir toplumdur. Temel çürük olursa üzerine neyi inşa ederseniz edin yıkılır
YanıtlaSilTam olarak budur. Ama bizde maalesef bunlar yasalarda yazsa da siyasetçi hem karar alıp hem de uygulamayı yönetmeye hatta denetime karışmayı görev sayar. Yani yasama, yürütme ve yargı mekanizmasının hepsi elinde olsun ister. Bu eskiden tam olarak böyle değildi. Giderek hepsi yürütmede toplanır oldu. Özellikle Başkanlık sistemiyle birlikte. Ve doğal olarak her şey karıştı.
SilHocam, bence sorun devlet yapılanması ve devlet yönetim şeklinin yeniden çağımız koşullarında degerlendirilip toplumsal mutabakata sağlanmasıdır.
YanıtlaSilBu sadece ülkemiz için değil bence günümüz dünya sorunudur.
Toplumun süreçlere daha aktif katıldığı sık sık onayının alındığı şeffaf bir şekil almalıdır.
Sizin yazınızda bahsettiğiniz hassasiyetler geçmişte teknokrat yönetimlerle denendi malesef istenen sonuç alınamadı.
Değerli fikir ve önerilerinizi herzaman heyecanla takip etmeye devam ediyorum.
Saygılarımla,
Ben teknokrat hükümeti savunmuyorum. Yanlış anlamışsınız. ben siyasetçinin hedef belirledikten sonra o hedefe nasıl ulaşılacağına ilişkin teknik kararlara karışmaması gerektiğini söylüyorum. Bir örnek vereyim: Siyasetçi Merkez Bankasına enflasyonu yüzde 5'e indirme hedefi verebilir. Ondan sonra MB'nin faizi kaç yaparak bu hedefe ulaşacağına diğer araçları nasıl kullanacağına karışmamalı bu uygulamayı MB'ye bırakmalıdır o anlamda söylüyorum.
SilHalkbank ve Ziraat Bankası, katılım bankalarındaki yüzde 99,99 paylarını Türkiye Varlık Fonu'na devretmiş.
YanıtlaSilÖnce katılım bankası ile güçlenme mesajları sonra birleşme olacak gündemi şimdide varlık fonuna pay devri. Neden, amaç ne ve neden şimdi ?
Yakında anlarız nedenini.
SilHaber linki de ekleyelim yoruma okumak isteyen için:
Silhttps://www.turkishpost.net/halk-ve-ziraat-katilim-turkiye-varlik-fonuna-devrediliyor/
Şimdi maalesef sorun sadece
YanıtlaSil"Siyasilerin teknik ayrıntılara karışması" değil.
Ondan da daha vahimi:
Kurumlara atanmış teknokratların liyakatsizliğidir.
Bir örnek:
Maraş depremi sırasında gördük ki "Afetlere Müdahale Genel Müdürümüz", Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde lisans eğitimini tamamlamış. Daha sonra Temel İslam Bilimleri Bölümü Tasavvuf Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimi almış 2011'de Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdür Yardımcılığı, bir sonraki yıl ise Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürlüğü’ne atanmış. Muhterem bir ilahiyatçı imiş.
Böyle pek çok örnek var.
Bu dediğiniz konu aslında siyasetçinin teknik ayrıntılara karışmasının tipik bir örneğidir. Siyasetçi bir kurumun başındaki kişiyi atadıktan sonra alttaki atamaları da o kişinin tercihine bırakmalıdır. Bizde eskiden öyleydi. Şimdi bütün atamalar siyasetçi onayından geçiyor. Öyle olunca da liyakat kayboluyor.
Silhocam türkiyede ne kadar nitelikli bürokrat var ki. duyduğuma göre zaten, o kurumlarda da kahvehanede konuşalanın aynısı oluyor. öyle çok büyük bir akıl yokmuş;
Silx-Bütçe açığımız var, nereye vergi koyalım
y-yurtdışı çıkış harcı koyalım
z-kdv'yi arttıralım
x-karar yayınlandı
şeklinde oluyormuş. ki böyle olmasa bile ekonomistleri bilmesem de genel olarak akedemisyenlerin çok azı 1.sınıf dergilerde makale yayınlıyor, akademi çok rahat veriyor. bazı profesörlerin makalesi dahi uluslararası olmuyor. benim bildiğim tabii konuyla ilgisiz olduğum için sadece 1 akademisyen var, o akademisyenin yanına muhtemelen kimse yaklaşamıyordur. ki o da fizikçi