26 Mayıs 2020 Salı

Merkez Bankası'nın Altınları

Merkez Bankası’nın sahip olduğu ve zorunlu karşılık olarak sakladığı altınlar ve bunların nerede bulunduğu meselesi kamuoyunda son yıllarda çok ilgi çeken ve aynı zamanda birçok yalan yanlış safsatanın yayılmasına yol açan bir konudur.

Aşağıda Merkez Bankası’nın kendi altınları ve zorunlu karşılık olarak banka ve finansman şirketlerinden aldığı altınların miktarı (ton olarak) son üç yılda karşılaştırmalı olarak gösteriliyor. Tablonun son sütunu ise 2019 yılsonu itibarıyla bu altınların dolar cinsinden değerini sergiliyor (Kaynak: TCMB KPMG Bağımsız Denetim Raporları 2017, 2018 ve 2019, https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/tr/tcmb+tr/search+results?search-query=ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1z+denetim+raporlar%C4%B1)

15 Mayıs 2020 Cuma

ABD, Son Bağımsız Kaleyi de Düşürmek Üzere

Kapitalist sistemin temel kabullerinden birisi Adam Smith ve özellikle David Ricardo’dan beri ‘uluslararası ticaretin gelişmesi ve artmasının uluslararası refahı artıracağı’ öngörüsüdür. Bu genel kabule uygun bir uluslararası anlaşmalar ve organizasyonlar çerçevesi oluşturulması düşüncesi ilk kez II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru yaşama geçirildi ve 1944 yılında toplanan Bretton Woods konferansında üç uluslararası kuruluş gündeme geldi: IMF, Dünya Bankası ve Uluslararası Ticaret Örgütü (ITO.) Bunlardan IMF; ödemeler dengesi krizine giren ve o nedenle uluslararası ticaretten çekilen ülkeleri yeniden sisteme sokabilmek ve karşılıklı ithalat kısıntılarını önlemek için, Dünya Bankası; savaşta yıkılan Avrupa’yı onaracak destekleri sağlayarak Avrupa’nın uluslararası ticaretin dışında kalmasını önlemek amacıyla kuruldu. Avrupa toparlanıp da desteğe ihtiyacı kalmayınca Dünya Bankası bu kez gelişmekte olan ekonomilerin altyapı ve sektörel sorunlarına destek sağlayarak onların uluslararası ticarette daha fazla yer almasını sağlama amacına yöneldi. ITO ise özellikle ABD’nin çeşitli konulardaki karşı çıkışları nedeniyle ötekiler gibi organizasyonel bir yapıda kurulamadı, buna karşılık Ticaret ve Tarifeler Genel Antlaşması adı altında (GATT) bir uluslararası ticaret anlaşması imzalandı. Türkiye 1951 yılında GATT’a katıldı. 1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuruldu ve GATT’ın yerini aldı. Bugün Dünya Ticaret Örgütü’nün, küresel ticaretin yüzde 98’ini yürüten, toplam 164 üyesi bulunmaktadır. Türkiye DTÖ’ye 1995 yılında üye oldu.  

12 Mayıs 2020 Salı

Rubikon

Rubicon
Rubikon, bezik oyununda kullanılan bir sözcüktür. Bezik, 96 kâğıtla oynanan iki kişilik, kozlu bir oyundur. Oyunculardan birisi 3.000 sayısına ulaştığında oyunu kazanmış olur. Eğer bir oyuncu 3.000’e ulaşıp oyunu bitirdiğinde diğer oyuncu 1.500’ün altında kalmışsa buna Rubikon denir. Rubikon yapan oyuncu 2 kat puan alır.

Bezikte kullanılan Rubikon sözcüğü İtalya’nın kuzeyinde bulunan, 29 kilometre uzunluğunda Rubicon nehrinin adından gelir. Nehrin yatağı ve yapısı zaman içinde birkaç kez değiştiği için Rubicon nehrinin günümüzdeki Pisciatello nehri olduğu tahmin ediliyor. Roma Cumhuriyeti döneminde Rubicon nehri, kuzeyde bulunan Cisalpina Galya eyaleti ve İtalya’nın güneyi arasında sınır çizgisi olarak kabul edilirdi. Bu çizgi, Cumhuriyeti tehdit edebilecek askeri girişimleri engellemek amacıyla generallerin ordularıyla geçemeyeceği sınır olarak belirlenmişti. Savaştan dönen generaller bu sınıra gelmeden askerlerini evlerine yollar ve Roma’ya öyle giderlerdi. Julius Caesar, Galya’yı fethettikten sonra Roma’ya dönerken Roma Konsülü Pompei’nin kendisini yargılatıp sürgüne göndereceğini öğrendi. Roma’da yönetimi ele geçirmek amacıyla M.Ö. 49 yılında ordusuyla Rubicon nehrini geçerek yasağı çiğnedi ve Roma’ya yürüdü.

8 Mayıs 2020 Cuma

Washington Uzlaşısının 30 Yılı

Bugünün dünya ekonomik düzenine biçim veren neoliberal yaklaşımlar 1970’lerde ortaya çıkmaya başladı ve 1980’lerden itibaren yaygınlık kazandı. Sovyet sisteminin dağılmaya başlamasıyla birlikte bu yaklaşım, iktisatçı John Williamson tarafından, 1989 yılında Washington Uzlaşısı (Washington Consensus) adı altında 10 ilke altında toplandı ve bu ilkeler o tarihten sonra neoliberal yaklaşımın 10 Emiri haline geldi. Giderek bağımsızlıklarını yitiren ve ABD Hazine Bakanlığı’nın güdümü altına giren IMF ve Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelerle program kredisi ilişkisi kurduklarında bu çerçeveyi dayattı.  

5 Mayıs 2020 Salı

Swap Hariç Rezervler Ekside

Eldeki son verilere göre (24 Nisan 2020) Merkez Bankasındaki (TCMB) brüt rezerv miktarı 52,7 milyar dolar (TCMB’deki brüt döviz rezervlerinin miktarını bankanın sitesinde yer alan Para ve Banka İstatistikleri tablosundan çıkarıyoruz. Ek 1.)

Net rezerv miktarına ulaşabilmek için TCMB'nin analitik bilançosunda (aşağıda ek 2’de) yer alan kalemlerden giderek bir hesaplama yapmamız gerekiyor. Bu hesaplamayı yapmamız için kullanacağımız denklem şöyle:

Net Rezerv = (Dış Varlıklar – Toplam Döviz Yükümlülükleri) / USD TL kuru

30 Nisan 2020 Perşembe

Covid - 19 Pandemisinin Beklentilerde Yarattığı Bozulmalar

Bu sadece TÜİK ve Merkez Bankası’nın sürekli ve düzenli olarak yaptığı anketlerden elde edilen verilerin grafik haline dökülmesinden oluşan bir derlemedir. Her bir grafikte Nisan ayında Covid – 19 pandemisinin yarattığı beklenti bozulmaları görülebiliyor.



28 Nisan 2020 Salı

Türkiye İçin 2020 Tahminleri

2020 yılı küresel krizin üçüncü aşamasına girdiğimiz yıl. IMF’nin Dünyanın Ekonomik Görünümü Nisan 2020 Raporuna göre küresel sistemde yüzde 3,03 oranında bir küçülme olması öngörülüyor. Küçülme oranı gelişmiş 55 ekonomide ortalama yüzde 6,11 dolayında tahmin edilirken gelişmekte olan 155 ekonomide ortalama yüzde 1,05 oranında büyüme bekleniyor. Türkiye ekonomisinin de küresel ekonomide Covid-19 pandemisinin yarattığı çöküşten ciddi darbe alacağını tahmin etmek gerçekçi bir yaklaşım olur. Eldeki verileri ve anket sonuçlarını kullanarak 2020 yılı için GSYH ve kişi başına gelir tahminleri yapalım.

Aşağıda ilk tahmin seti yer alıyor. Bu tahmin setinde Merkez Bankasının (TCMB) her ay reel sektör, finans sektörü ve profesyonellerden oluşan gruba uyguladığı Beklenti Anketinin nisan ayı sonuçlarını, yıl ortası nüfus tahmini için de TÜİK’in tahminini kullandım. Buna göre ankete katılanların 2020 yılsonu USD/TL kuru tahmini olan 6,9277’yi, yılsonu enflasyon tahmini olan 9,76’yı esas alarak 2020 yılı ortalama USD/TL kurunu ve ortalama yıllık enflasyonu hesapladım. Beklenti anketinde yer alan 2020 büyüme tahmini olan yüzde - 0,6’yı aynen aldım. Sonuç olarak aşağıdaki tablo çıktı ortaya:

26 Nisan 2020 Pazar

Bu Kadar Dolar Basılıyor da Değeri Niçin Düşmüyor?

Başlıktaki soru son zamanların en çok merak edilen konularından birisi. Hatta oradan giderek ‘acaba herkes bu şekilde para bassa dünyadaki sorunlar daha rahat çözülebilir mi?’ sorusuna kadar geliniyor.

Önce bakalım küresel krizden bu yana ne kadar dolar basılmış. 22 Nisan 2020 itibarıyla Fed bilançosunun aktif büyüklüğü yaklaşık 6,6 trilyon dolar olmuş. Küresel krizin başladığı tarih olarak kabul edilen 2008 yılı Ağustos ayında bu miktar yaklaşık 900 milyar dolardı. Demek ki 2008 Ağustosuyla 2020 Nisanı arasında Fed bilançosunun aktifi 7 kattan fazla artış göstermiş. Ağustos 2008’de dolaşımdaki dolar banknotlarının tutarı yaklaşık 830 milyar dolarmış, 22 Nisan 2020 itibarıyla bu miktar 2,3 katına ulaşarak yaklaşık 1.9 trilyon dolar olmuş. Aşağıda soldaki grafik Fed bilançosunun, sağdaki grafik de dolaşımdaki dolar banknotu miktarının gelişimini gösteriyor (https://fred.stlouisfed.org/series/WALCL)

24 Nisan 2020 Cuma

Döviz Durumu Karışık

Türkiye, 2017’den 2018’e giderek azalan miktarda cari açık verdi. 2019 yılında yaşanan ekonomik durgunluk sonucu cari denge fazlaya dönüştü. Cari denge 2020 yılının ilk iki ayında 2,8 milyar dolar açık verse de 12 aylık bazda bakıldığında 6,1 milyar dolar fazla vermeye devam etmiş görünüyor. 2020 yılında ihracat, ithalatçı ülkelerde yaşanan ekonomik küçülme nedeniyle düşecek. Buna karşılık ithalat Türkiye’de yaşanacak üretim düşüşü, petrol fiyatlarının ucuzlaması gibi nedenlerle daha da hızlı düşecek. Turizm gelirleri de giderleri de düşecek. Turizm gelirlerimiz, giderlerimizden çok yüksek olduğu için bu düşüşler cari dengemize zarar verecek. Doğrudan yatırımlar da düşecek. Çünkü böyle bir ortamda kimse dışarıda yatırım yapmayı düşünmez. Buna karşılık portföy yatırımlarında (tahvil, hisse senedi vb alımları) karışık etkiler görülebilir. Fiyatların düşüklüğüne ve risklerin durumuna bağlı olarak portföy yatırımları inişler ve çıkışlar gösterebilir. Bütün bunları özetlersek Türkiye’nin bu yıl da cari fazla vereceğini tahmin etmemiz zor olmasa gerekir.  

21 Nisan 2020 Salı

Merkez Bankası Para Basıyor mu?

Pek çok kişi ATM’den çektiği paraların hiç kullanılmamış ve seri ve sıra numarası izleyen banknotlar olduğunu fotoğrafını çekerek sosyal medya hesaplarında paylaşıyor ve soruyor: Merkez Bankası para basmıyorsa bunlar ne? Bu soruyu ikinci bir soru izliyor: Merkez Bankası para basıyorsa bu para nerede kullanılıyor?  Bu iki soruyu yanıtlarken kullanacağım kavramları merak edenler yazının altındaki kavramlarla ilgili notlara bakabilirler.

Önce Merkez Bankası analitik bilançolarında son üç yılın 17 Nisan günlerindeki emisyon miktarlarını ve bunların önceki yıla göre değişim oranlarını (%) bir tablo haline getirelim (kaynak:
https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/portlet/IScH%2BA8YwOo%3D/tr)

Milyar TL
2018
2019
Değişim(%)
2020
Değişim(%)
Emisyon
133,4
131,3
-1,57
204,1
55,45

18 Nisan 2020 Cumartesi

Aktif Rasyosu

Aktif Rasyosu Nedir ve Nasıl Uygulanacak?
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), bankaların daha fazla kredi vermesini sağlamak için yeni bir model geliştirdi. Bu modelin temelini Aktif Rasyosu denklemi oluşturuyor. Denklem şöyle:


Bu oranın mevduat bankaları için yüzde 100’ün, katılım bankaları için yüzde 80’in altına inmemesi gerekiyor. Bu oranın altında kalan bankalara formüle aykırılık oluşturan tutarın yüzde 5’ine kadar ceza kesilecek ve bu ceza 500 bin TL’den az olamayacak. Şimdi bu denklemi bir örnekle açıklayalım. Mevduat bankası olan X Bankasının mayıs ayı değerleri şöyle çıkmış olsun (TL):

17 Nisan 2020 Cuma

Neoliberalizmin Bilmem Kaçıncı Çöküşü

Neoliberalizm, Keynes’in klasik iktisatçılar diye sınıflandırdığı iktisatçıların ‘bırakınız yapsınlar’ yaklaşımına dayalı ekonomik felsefeye geri dönüşü desteklemek üzere ortaya atılmış görüşleri temsil eden bir terim. 1929 Büyük Depresyonunun ardından bütün dünyada ekonomik toparlanma amacıyla uygulanan Keynesyen ekonomi yaklaşımı, klasik iktisatçıların öne sürdüğü gibi ekonominin kendi haline bırakıldığında dengeye kavuşamayacağını, devlet müdahalesinin zorunlu olduğunu öne sürüyordu. Neoliberalizm taraftarları, 1970’lerden itibaren seslerini yükselterek, Keynesyen yaklaşıma karşı çıkmaya, piyasaların kendi haline bırakılmasını savunmaya ve bu serbestlik çerçevesinin oluşturulması halinde ekonomik sistemin hiçbir aksamaya meydan bırakmadan çalışacağını öne sürmeye başladılar. Bu görüşler, 1980’lerde arz yönlü ekonomi yaklaşımına temel oluşturdu. Arz yönlü ekonomi yaklaşımının savunucuları; üretimin arttırılmasının, dolayısıyla toplumsal refahın yaygınlaştırılmasının vergilerde indirim yapılması, üretimi kısıtlayan çevre koruma standartlarının hafifletilmesi, kuralların gevşetilmesi, kamu kesimine ait üretim birimlerinin özelleştirilmesi gibi adımlarla gerçekleştirilebileceğini öne sürdüler. Onlara göre talep denetimi yoluyla sağlanacak enflasyonla mücadele politikasının yerini arzı arttırmak suretiyle yaratılacak fiyat ucuzluğu politikası almalıydı. Arz yönlü ekonomi yaklaşımı ABD’de Reagan, İngiltere’de Thatcher ve Türkiye’de Özal zamanında yaşama geçirildi ve günümüze kadar uygulanmaya devam etti.  

13 Nisan 2020 Pazartesi

Döviz Swapı İşlemi

Döviz ya da para swapı bir kişi ya da kurumun bir başka kişi ya da kurumla belirli bir süre için para değiştirmesi işlemidir. Süre sonunda taraflar birbirlerinden aldıkları parayı karşı tarafa, o süreye isabet eden faizini de ekleyerek iade ederler. Merkez bankaları da birbiriyle swap işlemi yapabilir. İki ülkenin merkez bankaları birbirlerinin parasına ihtiyaç duyduklarında paralarını aynı şekilde değiş tokuş edebilirler. Kriz döneminde Fed’in başka ülke merkez bankalarına açtığı swap hattı da bu şekilde işler.

Döviz ya da para swapı işlemini bir örnekle açıklayalım:

Türk Bankası TRB Amerikan Bankası USB ile bugün Dolar TL Kuru 1 USD = 6,75 TL iken bir yıl vadeli 100 USD tutarında döviz swapı yapıyor olsun. İlk işlemde sistem şöyle işler:

12 Nisan 2020 Pazar

Borsalarda Toparlanma Eğilimleri

Finansal Piyasalarda Çöküş
Piyasaları ikiye ayırarak inceleyebiliriz: (1) Reel piyasalar (emtia piyasası, emek piyasası gibi mal ve hizmet üretimi ve alım satımıyla uğraşan piyasalar), (2) Finansal piyasalar (reel piyasalarda üretilen mal ve hizmetleri üreten ve satan firmaların hisselerinin, tahvillerinin ve kamu kurumlarının çıkardığı tahvillerin alım satımıyla uğraşan piyasalar.) Asıl olanın reel piyasalar olduğunu, finansal piyasaların reel piyasalar üzerine kurulu bir çeşit türev piyasalar olduğunu söylememiz mümkün.
Covid – 19 salgınının pandemiye[i] dönüştüğü ortaya çıkınca finansal piyasalarda hızlı bir çöküş yaşandı. Aşağıda soldan sağa Shanghai Endeksi (Çin), Dow Jones IA Endeksi (ABD), Dax Endeksi (Almanya) ve BIST 100 Endeksi (Türkiye)’nin şubat ve mart ayı gelişimleri yer alıyor. Görüleceği gibi Covid – 19’un ilk olarak Çin’de çıkmasıyla Çin borsası çöküyor, sonra pandemi olduğunun anlaşılmasıyla birlikte diğer borsalar da çöküyor.

10 Nisan 2020 Cuma

Covid - 19, Para Basımı ve IMF'nin Yeni İmkânı

Covid – 19 salgını nedeniyle küresel sistemin tümü etki altında bulunuyor. Bu etkiler sağlık alanından başladı, ekonomiye, sosyal ve siyasal yaşama ve kişisel yaşama kadar uzandı. Dünyada birçok ülke salgının bu etkilerini hafifletmek için önlemler aldı. Çin, Kore ve diğer Uzakdoğu ülkeleri en sıkı önlemleri aldılar, ABD ve Avrupa ülkeleri baştan hafife aldıkları salgının etkileri büyüyünce işi ciddileştirdiler. Ekonomide alınan en belirgin önlemler parasal gevşemeyi artırmak yani para basmak ve vergileri düşürmek şeklinde ortaya çıktı. Devletler, bastıkları paralarla işletmelerin ve kişilerin birçok yükünü üstlendi. Bazı ülkelerde devletler şirketlere ve kişilere doğrudan gelir desteği vermeye yöneldi.

Türkiye para basıyor mu?
Tersi düşünülse de bu sorunun yanıtı olumludur. Merkez Bankasının kamu bankalarına döviz satıp geri alarak yarattığı kârı da ekleyip arttırdığı kârını ilk ayda hazineye devretmesiyle aslında Türkiye Covid – 19 salgınından önce para basmaya başlamıştı. Sonrasında piyasaya TL verip, fazlasını dolar satarak çekmek yoluyla buna devam etti. Bu aşamada parasal duruma tablo eşliğiyle bakalım. 10 Nisan 2020 itibarıyla parasal göstergeler şöyledir:

9 Nisan 2020 Perşembe

Küresel Ticaret ve Büyüme Çöküyor

Kapitalizmin temel önermelerinden birisi olan ‘ticaretin refahı arttıracağı’ ilkesinin doğruluğunu dünya ekonomik büyümesiyle dünya ticaret hacmi artışı arasındaki korelasyonla test ediyoruz. Aşağıdaki grafik bu ilişkiyi ortaya koyuyor (kaynak: IMF, World Economic Outlook Database, October, 2019.)


Bu ikili arasındaki korelasyon katsayısı 0,954[i] olarak bulunuyor ki bu yüksek katsayı dünya ticaretindeki artışla büyümedeki artış arasında çok yüksek bir ilişki bulunduğunu ve dolayısıyla kapitalizmin temel önermesinin doğru olduğunu gösteriyor.

4 Nisan 2020 Cumartesi

Yöneticiye Öğütler

Hazine başlıklı kitabım ilk kez 1996 yılında basıldı. İlk iki baskıda kitabın son sayfasında Hazineyi yönetecek siyasal ve teknik kadro için bazı öneriler yer alıyordu. Sonraki baskılarda bunları, yerinin bu kitap olmadığı düşüncesiyle çıkardım. Yeri orası değildi belki ama aslında önemli gözlemlerdi. Bunları bugün biraz değiştirerek gerek kamu kesimindeki gerekse özel kesimdeki bütün yöneticiler için yeniden yazmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Günü kurtarmaya yönelik parlak formüllere itibar etmeyin. Bir günü kurtarmanın maliyeti bazen birkaç günü yitirmek şeklinde karşınıza çıkabilir.

2 Nisan 2020 Perşembe

Gelir - Harcama Zinciri Koparsa

Covid-19 virüsünün ekonomik yaşamda yarattığı en ciddi tehdidin gelir – harcama zincirinin kopması ve bunun sonucunda üretimin durması olduğunu görüyoruz. Bu zincirin kopmasının ne demek olduğunu bir örnekle anlatmaya çalışayım: Geceleri 300 kişi ağırlayan ve 50 kişi çalıştıran bir restoran düşünün. Bu restoran Covid-19 nedeniyle kapandığında neler olur? İlk ay büyük olasılıkla çalışanlarını işten çıkarmaz, ücretlerini verir, kirayı da öder. Ama kapalı olduğu için mal alımını durdurur. Bu restorana et, balık, sebze, salata malzemesi, meyve, ekmek, yağ, peynir, içki, alkolsüz içecek, su, çay, kahve, tatlı malzemesi, temizlik malzemesi satanlar satamaz olurlar. Restoranın elektrik, doğalgaz gibi tüketimi düşer. İkinci ay da kapalı kalırsa büyük olasılıkla çalışanlarının yarısını işten çıkarır. İşsiz kalan 25 kişinin harcamaları düşer. Talep o kadar azalır. Onun dışında ilk ay olanlar aynen tekrarlanır, kira ödenemeyebilir. Restoran üçüncü ay da kapalı kalırsa kalan 25 çalışanı da işten çıkarır. Talepte 25 kişinin daha az harcamasının yarattığı düşüş olur. Onun dışındakilerde ikinci ay olanlar aynen tekrarlanır. Bu kez restoran sahibi de birikimlerinin sonuna yaklaşınca onun da harcaması düşer. Bu süre uzarsa büyük olasılıkla restoranın geri dönüşü, yeniden açılması imkânı da kaybolur. Sonuçta bu işletme ekonomiden çekilmiş olur. Çekilen sadece o olmaz. Eğer yerine aynı çapta bir başkası açılmazsa bu restoranın yarattığı yukarıda değinilen ekonomi de yok olur. Çünkü ekonomide birinin harcaması bir başkasının geliri, onun harcaması da bir başkasının geliridir.

25 Mart 2020 Çarşamba

Ekonomik Daralmayı Minimum Düzeyde Tutabilmek İçin Öneri

Covid – 19 virüsünün küresel sistemin tamamında yarattığı olumsuz ekonomik koşullar ne yazık ki geçici olgular değil. Bu olumsuz durumun ekonomiler üzerinde ortaya çıkardığı etki yıllarca sürecek. Nedenlerini daha önceki yazılarımda ortaya koymaya çalıştım. Ekonomik sistemin çarklarından birisini çekip çıkardığınızda sistem aksar ama sistemin gelir veya tüketim parçalarından birisini çekip çıkardığınızda sistem dağılır.  

Aşağıda sistemin en önemli parçalarını gösteriyoruz: Gelir, tüketim, tasarruf, yatırım ve üretim.

23 Mart 2020 Pazartesi

Çözüm Modern Para Teorisinde mi?

Modern Para Teorisi
Küresel kriz karşısında neoklasik ekonomi teorisi kökenli ana akım yaklaşımın yetersiz kaldığı görüldüğünde geliştirilen teorilerden birisi olan modern para teorisi, sermaye hareketlerinin serbest olduğu (küreselleşmiş bir dünyada) paraları rezerv para statüsünde olan ülkelerin bütçe açığı vererek ve para basarak ekonomiyi yönlendirmelerinin enflasyon gibi sorunlar yaratmayacağını anlatan bir teori. 

Modern para teorisi, vergi toplamadan kamu harcaması yapılmaması ilkesinin doğru olmadığını savunuyor. Tam tersine önce harcama yapılmasını sonra bu harcamaların yarattığı gelirden ve işlemlerden vergi alınması gerektiğini öne sürüyor.

Modern para teorisiyle ana akım ekonomi teorisinin yaklaşımları arasındaki farkı özet bir tablo yardımıyla gösterelim:

20 Mart 2020 Cuma

Bir Doktorun Mektubu ve Yanıtım

Mektup
‘Sayın hocam selamlar,
Olağanüstü bir durum yaşanıyor, belki birkaç güne kadar başımızı kaşıyacak vaktimiz olmayacak. İçimden geçenleri sizinle paylaşmak ve fikrinizi almak istiyorum.

44 yaşında bu ülkenin yetiştirdiği bir anestezi uzmanıyım. Hayatım çalışarak geçti, bir sürü felaket gördüm ve görev aldım, bunda da üzerime düşen ne varsa yapmaya çalışacağım. Benim 10 yaşında bir oğlum var onun geleceğini düşünmek zorundayım. Sizin fikriniz burada değerli oluyor. En kötüsü olan benim ölümüm üzerinden yürüyelim, çünkü virüse maruz kalma olasılığım diğer insanlara göre çok daha yüksek. Siz bir yazınızda devletlerin iflas etmediğini söylemiştiniz hocam.

18 Mart 2020 Çarşamba

2020 ve Ötesi

Küresel krizin bu üçüncü aşaması en zor ve en uzun sürmeye aday aşaması gibi görünüyor. İlk iki aşamada ABD, Euro Bölgesi ve İngiltere finans piyasaları etkilendi krizden. Japonya uzun süredir durgunluk içindeydi ama o da etkilendi. Krizin gelişmiş ülkeleri vuran ilk iki aşamasının reel kesim üzerindeki etkisi finans kesimi üzerindeki etkisiyle karşılaştırılamayacak kadar düşük kaldı. Bazı büyük finans kuruluşları battı, bazıları el değiştirdi, bazılarını devlet kurtardı ama reel kesim kuruluşlarında büyük sorunlar ortaya çıkmadı. İlk yıl reel kesim kuruluşları bazı küçülmeler nedeniyle işten çıkarmalara gitti, bir süre sonra eski büyüklük ve istihdamlara geri döndüler. Bir yandan reel kesimin ayakta kalması, üretime devam etmesi ve istihdama katkı sağlamayı sürdürmesi bir yandan da merkez bankalarının sisteme parasal destek vermeleri ekonomileri yaşatan iki itici güç oldu. Sistemi ayakta tutan en önemli desteklerden birisi de gelişmekte olan ülkelerde kriz çıkmamış olmasıydı. Bu dönemde maliye politikası önlemlerine başvurulmadı. 

16 Mart 2020 Pazartesi

Faiz İndirerek Krizden Kurtulabilir miyiz?

Fed Faizi Nedir? İndirilmesi Ne İşe Yarar?
Fed’in faiz oranı, bankalar arası işlemlerde uygulanacak faizin alt ve üst limitini belirlemekle birlikte diğer alanlarda uygulanacak faizlerinde belirlenmesinde dolayısıyla ABD ekonomisinin parasal akımlarının etkilenmesinde büyük rol oynuyor. Fed, bu faizi indirip yükselterek likiditeyi denetliyor ve bu yoldan ekonomiyi etkileyebiliyor. Ekonomide harcamalar ve yatırımlar düştüğünde, bir başka deyişle ekonomi büyüme ivmesini yitirdiğinde Fed faizi düşürerek harcamaları ve yatırımları, dolayısıyla da ekonomiyi canlandırmaya çalışıyor. Ekonomi ısınmaya başladığında da tam tersini yaparak faizi yükseltiyor, harcamaları ve yatırımları frenleyerek ekonominin raydan çıkmasını önlemeye çalışıyor. Bu uygulamaların temel dayanağı faiz oranının harcamalar, tasarruflar ve yatırımlar için en temel belirleyicilerden birisi olması. Bu yaklaşıma göre yüksek faiz tasarrufu, düşük faiz ise harcamayı teşvik ediyor. İlki ekonomiyi soğutmak, ikincisi ise ısıtmak için gerekli.

13 Mart 2020 Cuma

CDS Primi Niçin Yükseliyor?

CDS, Credit Default Swap (kredi batma riskinin değiş tokuş edilmesi) deyiminin kısaltmasıdır. CDS, bir kişi ya da kuruluşun, kredi sahibinin karşılaşabileceği alacağın ödenmemesi riskini belirli bir miktar karşılığında üstlenmeyi kabul etmesinin bedelidir. Bu çerçevede bir anlamda kredi sigortası gibi çalışır. Bir ülkenin ya da şirketin CDS primi ne kadar yüksekse borçlanma maliyeti de o kadar yüksek demektir. Çünkü bu prim ister istemez faize yansımaktadır. CDS primi piyasada tıpkı döviz kurları gibi anlık arz ve talebe göre ortaya çıkar. O nedenle risk ölçmekteki en objektif ölçü olarak kabul edilir. 5 yıllık CDS primi; 5 yıllık ABD Hazine Tahvili verimine bağlı olarak geçmiş ve mevcut verilere dayanılarak belirlenir.

CDS primi 300’ün üzerinde olan ekonomiler aşırı kırılgan ekonomiler olarak kabul ediliyor.

9 Mart 2020 Pazartesi

Küresel Krizin Üçüncü Aşaması ve Türkiye Ekonomisine Olası Etkileri

Küresel Krizin Üçüncü Aşaması
Küresel krizin üç aşamalı olacağını ilk kez 2011 yılında Radikal’de yazdım. Bu yazımda ilk aşamada ABD’nin, ikinci aşamada Avrupa’nın etkilendiğini ve bu iki aşamada Çin başta olmak üzere gelişmekte olan ekonomilerin krizden pek etkilenmediklerini, fakat üçüncü aşamada krizin Çin ve diğer gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkacağını anlattım (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/mahfi-egilmez/krizin-ucuncu-asamasi-1064748/)

İkinci yazımı 2019 yılında bu blogda yazdım. Bu yazımda küresel krizde üçüncü aşamaya gelindiğini ve Çin’den başlayan çöküşün gelişmekte olan ülkeleri vuracağını yazdım. Eğer bu aşamada kriz durdurulamazsa uzun sürecek bir kriz kısır döngüsüne girileceğini ve bir ve ikinci aşamaların tekrarlanacağını anlattım. (https://www.mahfiegilmez.com/2019/10/geldik-krizin-ucuncu-asamasna.html)

Bunları yazarken korona virüsü elbette ki öngördüğüm bir şey değildi. Fakat küresel krizin etkisiyle dünyanın çabuk panikleyen bir yapıya geldiğini ve en ufak bir sallanmada krizin tekrarlanacağını düşünüyordum. Ekonomiyi, sıkça başvurulan bir örmekten hareketle, insan vücuduna benzetirsek bu tür krizlerin etkisi vücudun bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi etkiler yaratır. Nasıl ki bağışıklık sistemi zayıflamış bir insanın vücuduna bir mikrop girdiğinde, bir virüs bulaştığında ciddi sorunlar yaratabilirse krize girmiş ekonomilerde de aynı şey olur. Herhangi bir dengede yaşanan bozulma bütün sistemi tehdit eder.

5 Mart 2020 Perşembe

Çin Giderse Herkes Gider

Çin, 1,4 milyar nüfusu, 14,1triyon dolar GSYH’si, 10,099 dolar kişi başına geliri ile 86,6 trilyon dolarlık dünya GSYH büyüklüğü içinde en büyük ikinci ekonomidir (Birinci ABD 21,4 trilyon dolar, üçüncü Japonya 5,2 trilyon dolar on dokuzuncu Türkiye 754 milyar dolar.) Dünya GSYH’sinin yüzde 16,3'ünü Çin yaratıyor (ABD yüzde 24,7, Japonya yüzde 6, Türkiye yüzde 0,9.) Çin, 2,6 trilyon dolarlık ihracatıyla ihracatta 221 ülke arasında birinci, 2,5 triyon dolarlık ithalatıyla ithalatta ise 221 ülke arasında ikinci sırada yer alıyor.

3 Mart 2020 Salı

Korona Virüsü ve İdlib Etkisi

Korona virüsünden etkilenme korkusuyla diğer ülkelerin Çin’den yaptıkları ithalatı durdurması, ekonomik büyümesi büyük ölçüde ihracata bağlı olan Çin açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.  OECD, Çin’in büyüme tahminini yüzde 5,7’den 4,9’a düşürdü. Bu oran başka ülkeler için ideal oran gibi görünse de Çin için çok düşük bir oran.

Olumsuzluklar sadece ihracatta ortaya çıkacak olan gerilemenin Çin ekonomisinde yaratacağı çöküşle sınırlı değil. Çin’in ucuz ürünleri birçok ülkede ya kendi üretimlerinin yerini almış ya da üretimde girdi olarak kullanılır hale gelmiş bulunuyor. Bazı ülkeler Çin’den ithal girdi alıp onunla kendi ülkesinde üretim yapmakla yetinmiyor, dizaynını hazırladığı birçok ürünü ucuz emek ve hammaddeden yararlanıp Çin’de yaptırıyor. Bir başka deyişle Çin, dünyanın üretim merkezine dönüşmüş bulunuyor. İşte sorun da burada ortaya çıkıyor. Korona virüsünün ortaya çıkmasından sonra insanlar Çin’den ithal edilmiş ya da Çin’de yaptırılmış ürünleri almamaya başladılar. Bunun sonucu olarak birçok ülke Çin’den yaptığı ithalatı veya orada yaptırdığı imalatı durdurdu. Bu, sadece Çin’in ihracat, üretim ve büyümesinin düşmesine değil, bu ürünleri ithal eden, girdi olarak kullanan ülkelerin ekonomilerinin de büyüme ivmesini kaybetmesine yol açıyor.

1 Mart 2020 Pazar

Kitaplar ve Okumalar

Kenan Mortan, İbrahim Atalay, Türkiye’nin Kültür Atlası, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2019
Kenan Mortan ve İbrahim Atalay, çok yorucu ve titiz bir çalışmayla harika bir kitap yazmışlar. Türkiye’nin bölge bölge, kent kent kültürel rehberini hazırlamışlar. Her bölgenin ve o bölgedeki her kentin özelliklerini anlatmışlar, yorumlamışlar ve örnekler vermişler. Kenan Mortan yıllar yılı Anadolu’da kent kent kasaba kasaba gezerek kentlerin ticaret ve sanayi odalarıyla ortak ekonomik, sosyal, kültürel çalışmalar yapıyor. İbrahim Atalay da benzer gezileri coğrafi açıdan yapmış. Bu iki bilim insanının bir araya gelerek yazdıkları 700 sayfayı aşkın kitap gerçek bir hazine. Her sayfasından bir şeyler öğreniyor insan. Türkiye’yi biliyorum zannedip de kendi ülkemiz hakkında ne kadar az şey bildiğimizi kitabı elinize aldığınız anda anlıyorsunuz. Her evde bulunması gereken bir kitap.

23 Şubat 2020 Pazar

Bölünmüş Bir Toplumdan Yansımalar

Bütün insanların aynı şeyi düşünüp konuşması iyi bir şey değildir. Farklı görüşler, düşünceler olmazsa tartışma olmaz, tartışma olmazsa ilerleme de olmaz. Farklı sesler, farklı düşünceler, tıpkı doğadaki farklı renkler gibi yaşamı da renkli kılar.

Bilimde içsel tutarlılık önemlidir. Eğer bir model kendi içinde tutarlıysa buna içsel tutarlılık diyoruz. Örneğin bir tahminler setinde modelimizde gelecek yıl enflasyonun yüzde 12’den 8’e düşeceğini, bütçe açığının yüzde 3’de kalacağını, cari açığın yüzde artı 0,5’den yüzde – 1,2’ye geçeceğini varsayarak büyümenin yüzde 0,5’den yüzde 5’e çıkacağını tahmin etmişsek burada modelin içsel tutarlılığını bir kez daha gözden geçirmemiz gerekir. 4,5 puanlık büyüme artışı muhtemelen enflasyonda düşüş değil artış getirir. Aynı şekilde büyüme modelimizde esaslı bir değişiklik yoksa bu ciddi büyüme artışı ya bütçe açığının daha çok artmasını veya cari açığın varsayılanın ötesinde yükselmesini ya da Merkez Bankası değerleme hesabı kullanılacaksa enflasyonun düşmek bir yana artmasını gerektirir.   

19 Şubat 2020 Çarşamba

Faizi Düşürmekle Enflasyon Düşmez

Türkiye ilginç bir ülke. Herkesin kendisine göre teorileri var. Bu yalnızca ekonomide değil futboldan fiziğe kadar her alanda böyle. O nedenle biz aynı şeyi defalarca anlatmak zorunda kalıyoruz. Öyle olunca da bir türlü sorunları arkamızda bırakıp ilerleyemiyoruz. Defalarca aynı yere dönüyor, aynı hataları tekrarlıyoruz.

Aynı şeyi bir kez daha anlatmak yerine grafikler sunmaya çalışacağım bu kez. Aşağıdaki ilk grafik gösterge faizin, ikinci grafik USD/TL kurunun,  üçüncü grafik te enflasyonun son 6 aydaki seyir defterlerini (Kaynak: Bloomberg HT ve TÜİK.)

18 Şubat 2020 Salı

İstanbul Finans Merkezi Olabilir mi?

İstanbul finans merkezi olabilir mi? Uzun süredir tartışılan bir soru bu. Aslında İstanbul zaten ulusal ve bölgesel anlamda bir finans merkezidir. Yanıtlanması gereken asıl sorular İstanbul’un uluslararası alanda üst düzey bir finans merkezi olup olamayacağı ve enerji hatlarında olduğu gibi uluslararası finansal akımlara ev sahipliği yaparak bundan bir kazanç elde edip etmeyeceği soruları.  

Bu soruları yanıtlayabilmek için öncelikle Z/Yen ticari think tank grubunun hazırladığı 26’ncı Küresel Finans Merkezleri Endeksine bir bakalım. Endeksin yöntemi iki ayrı veri grubunun değerlendirilmesiyle oluşuyor. İlk grupta rekabete açıklık ölçümleri yer alıyor. Bunlar söz konusu merkezin sahip olduğu telekomünikasyon altyapısının rekabet gücü endeksinden (Birleşmiş Milletlerden alınıyor) iş yapma kolaylığı endeksine (Dünya Bankasından alınıyor), hükümetin etkinliği reytinginden (Dünya Bankasından alınıyor) yolsuzluk algısı endeksine (Uluslararası Saydamlık Örgütünden alınıyor) kadar uzanan 134 farklı değerlendirmeden oluşuyor. İkinci grupta yapılan anketler ve onların değerlendirilmesi yer alıyor.

12 Şubat 2020 Çarşamba

Kitaplar Üzerine Görüşlerim

Amin Maalouf, Uygarlıkların Batışı (Çeviren: Ali Berktay), YKY Yayınları, 2020
Lübnan asıllı yazar Amin Maalouf, öykü yazarlığının yanı sıra Ölümcül Kimlikler ve Çivisi Çıkmış Dünya kitaplarıyla başladığı denemelerine bu kitapla devam ediyor. Bu üçleme içindeki en karamsar olanı diye nitelendirilen bu kitabında Maalouf, dünyanın dağılışını anlatıyor. ABD’nin Amerikan rüyasının inandırıcılığını yitirdiğini, birleşme örneği olarak yola çıkıp dağılmanın eşiğine gelen Avrupa’nın artık kimseye umut veremediğini, dünyanın nefretini üzerine çeken Müslüman dünyanın durumunu, yükselen iklim sorunlarını, kaybolup giden özgürlükleri ve etnik düşmanlıkları vurguluyor. Maalouf’un kitabını okurken ‘Sovyet sisteminin dağılmasının ve soğuk savaşın sona ermesinin umulanın tam tersine sonuçlar vererek dünyaya yaramadığı’ şeklindeki tezimin doğruluğunu bir kez daha görmüş oluyorum. Okunması gereken bir kitap.     

8 Şubat 2020 Cumartesi

Dolar Kuru Niçin Yükseliyor?

Dolar Kurunun Yükselişi
Uzunca bir süre sakin duran USD/TL kuru son üç haftada yükselişe geçti. Bu yükselişin hem dışarıdan hem de içeriden kaynaklanan nedenleri var. Bir başka ifadeyle dolar yalnızca TL’ye karşı değil diğer para birimlerine karşı da yükseliyor. 7 Ocak’ta 95,6 olan Dolar Endeksi[i] (DXY), 7 Şubat’ta 98,7’ye yükselmiş bulunuyor.

Aşağıdaki grafik USD / TL kurunun son üç haftadaki değişimini gösteriyor (Kaynak: https://www.bloomberght.com/doviz/dolar)

6 Şubat 2020 Perşembe

Altının Çıkışı Devam Edecek mi?

Altın, 2019 yılı Aralık ayından başlayarak hızlı bir yükseliş sergiledi. Bu yükselişi aşağıdaki grafikten izlemek mümkün (Kaynak: Bloomberg HT):


Grafikten görüleceği gibi altın fiyatları 2019 ortalarında yükselmiş, 2019 sonlarına doğru düşmüş ve Aralık ayından itibaren yeniden ve ciddi biçimde artışa geçmiş. 

3 Şubat 2020 Pazartesi

Faizi Düşürünce Ne Oldu?

Faiz, Enflasyonun Nedeni midir Sonucu mudur?
Faizin, yükselen enflasyonun bir sonucu olarak arttığı herhangi bir gözlem yapılmasına gerek kalmayacak kadar açıktır. Ekonomi biliminde para da kiralanabilen bir maldır ve bu kiralamanın bir bedeli vardır. Buna faiz diyoruz. Nasıl ki bir evi ya da arabayı kiraladığınızda kira bedeli öderseniz bir başkasından (ya da bankadan) parayı ödünç aldığınızda da faizini ödersiniz. Ekonomide enflasyon yükseliyorsa kiralar artar, doğal olarak faiz de yükselir.

Ne var ki enflasyonla faiz arasındaki ilişki her zaman bu kadar net görülemez. Eğer işin en başına gidip oradan incelemeye başlamazsanız faizin neden enflasyonun sonuç olduğunu düşündürecek bazı gözlemler yapar ve yanlış sonuca varırsınız. Çünkü enflasyondaki yükselişle başlayan faiz artışı bir süre sonra maliyetleri artırarak enflasyon artışına da neden olmaya başlar. Bir başka ifadeyle neden – sonuç ilişkileri karışır. Biz buna ‘kısır döngü oluşturan nedensellik ilişkisi’ diyoruz.[*]

2 Şubat 2020 Pazar

Çok Tartışılan Birkaç Soru ve Yanıtları

İnsanlar niçin vergiye değil de doğal gaz faturasına daha fazla tepki gösteriyor?
Çevremize baktığımızda Türk insanının vergiden ziyade diğer alanlardaki artışlara tepki gösterdiğini görüyoruz. Örneğin doğal gaz faturalarının yükselmesine büyük tepki gösteren insanlar harcamalarından ya da gelirlerinden alınan vergilere benzer bir tepki göstermiyorlar.

Bunun temel nedeni insanların çoğunun ödediği vergilerden haberinin olmamasında yatıyor. Gelir vergisi, çalışanlardan stopaj yoluyla alınıyor ve net ücret ödeniyor. Birçok insan bu verginin tutarını bile bilmiyor. Harcamalarda KDV ve ÖTV fiyatın içinde gizleniyor. Dolayısıyla çoğu insan ödediği vergiyi bilmiyor ama doğal gaza ödediği miktarı biliyor. O nedenle de vergiye değil bu tür ödemelere çok daha fazla tepki gösteriliyor. Mesela bir kişiye kesintili olarak 3500 TL maaş ödemek yerine 4200 TL maaş ödeyip 700 TL’sini gelir vergisi olarak vergi dairesine yatırmasını isteseniz ya da satın aldığı bir tüketim malının fiyatını 118 TL yerine 100 TL koysanız ve o kişiden ayrıca 18 TL KDV ödemesini isteseniz tepkiler çok farklı olurdu.

30 Ocak 2020 Perşembe

Türkiye'nin Dünyadaki Yeri

Türkiye’nin dünyadaki yeri neresi? Eldeki geniş veri setiyle konuya ekonomik, sosyal, siyasal göstergeler ve endeksler açısından bakarak dünyanın bizi nerede gördüğünü saptamamız mümkündür.

Ekonomik Açıdan Durum
Ekonomik açıda Türkiye’nin dünyadaki yeri özetle aşağıdaki tablodaki gibidir.

Gösterge
2018
Yayınlayan Kuruluş
GSYH Sıralaması (1 en yüksek)
19/191
www.knoema.com (IMF verilerinden derleme)
Kişi Başına Gelir (1 en yüksek)
72/191
www.knoema.com (IMF verilerinden derleme)
Enflasyon (1 en kötü)
13/176
www.knoema.com (IMF verilerinden derleme)
İşsizlik (1 en kötü)
19/109
www.knoema.com (IMF verilerinden derleme)

Görüleceği üzere Türkiye GSYH büyüklüğü açısından dünyada en büyük ilk 20 ekonomi arasında yer almakla birlikte bu büyüklüğünü dengeli ve sağlam bir ekonomik güce döndürememiş bulunuyor. Bunun nedeni ise aşağıda dünya kredibilite haritasından çıkarılabiliyor (Kaynak: http://www.worldgovernmentbonds.com/world-credit-ratings/)

23 Ocak 2020 Perşembe

Demokrasi Dosyası: Dünyada ve Türkiye'de Durum

Demokrasinin Düzeyi ve Kalitesinin Ölçülmesi Meselesi
Demokrasinin düzeyi ve kalitesinin ölçülmesinde başvurulacak yöntemler konusunda farklı düşünceler ve yaklaşımlar bulunuyor. Konuyu uluslararası alanda değerlendiren iki önemli kuruluş var: (1) Freedom House (merkezi Washington'da olan ve bazı ülkelerde şubeleri bulunan bir sivil toplum örgütü), (2) The Economist Intelligence Unit (İngiltere kökenli The Economist Dergisi Grubu içinde yer alan, araştırma ve analizler yapan, tahmin ve danışmanlık hizmetleri veren bir kuruluş.) Bu iki kuruluşun demokrasi derecesini ölçme yöntemleri arasında kapsam ve seçilen göstergeler yönünden bazı farklar var. Önce bunları açıklayalım.

The Freedom House, 2019 yılında, önceki yıllarda uyguladığı metodolojide olduğu gibi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan haklardan yola çıkmış ve kişilerin bu haklardan yararlanma derecesine göre ölçüm yapmış. Bu haklara dayalı 25 farklı kategoride ülkelerin durumuna 0 ile 4 arasında not vererek toplamı 100 üzerinden değerlendirmiş. Bütün bu ölçümler sonunda siyasal haklar ve sivil özgürlükler şeklinde bölünen iki kategori esas alınarak en yüksek demokrasi kalitesine sahip ülkeler 1 ve en düşük demokrasi kalitesine sahip ülkeler 7 olacak şekilde nihai değerlendirmeye tabi tutularak ülkeler üç grupta sınıflandırılmış: (1) Özgür Ülkeler, (2) Kısmen Özgür Ülkeler, (3) Özgür Olmayan Ülkeler.      

20 Ocak 2020 Pazartesi

Türkiye’de Para ve Maliye Politikasının Başarısının Ölçülmesi

Maliye Politikası Uygulamasının Sonuçları
Bütçe, vergiler başta olmak üzere gelirleri, harcamaları ve borçlanmayı kapsadığı için maliye politikasının en önemli uygulama aracı konumundadır. Buna göre bütçede başlangıç için öngörülen açık (ya da fazla) ile gerçekleşen (açık ya da fazla) arasındaki farklar (sapmalar) bize maliye politikasının ne kadar başarılı olduğunu gösterir.

Aşağıdaki grafiklerden soldaki 2002 – 2019 yılları arasında bütçe dengesinde başlangıç öngörüsüyle gerçekleşen durum arasındaki sapmayı, sağdaki grafik aynı durumun 2010 – 2019 yılları arasındaki görünümünü sergiliyor. Sağdaki grafiğin kapsanan süre dışındaki bir farkı da 2019 yılında tarihte ilk kez kullanılan TCMB yedek akçesini dışarıda bırakmış olmasıdır.

18 Ocak 2020 Cumartesi

Ticaret Savaşı ABD'ye Yarar mı?

ABD Merkez Bankası Fed’in iki ekonomisti Aaron Flaaen ve Justin Pierce’in 23 Aralık 2019’da Fed tarafından yayınlanan ‘Disentangling the Effects of the 2018-2019 Tariffs on a Globally Connected U.S. Manufacturing Sector’[i] başlıklı çalışmalarında ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD’li imalatçıları korumak ve güçlendirmek adına tarifeleri yükseltme stratejisinin ters sonuçlar verdiği, iş kayıplarına yol açarak üretici fiyatlarında artışa sebep olduğu ortaya konuluyor. Çalışmada, tarifelerin ABD iç piyasasında bazı sanayi kollarında rekabeti düşürdüğüne de değiniliyor. Yazarlar, ticaret politikasının yerli üretimin korunması ve geliştirilmesi amacıyla geleneksel kullanımının günümüzde birbirine bağlı küresel arz zincirinin varlığı altında karmaşık sonuçlara yol açtığına değiniyorlar. Bu politikanın gelişmiş ülke ekonomilerine bir yarar sağlayacaksa bunun çok sınırlı olacağına dikkati çekiyorlar.   

15 Ocak 2020 Çarşamba

Büyümeye Dönüşün Maliyeti

TÜİK’in açıkladığı Kasım ayı verileri daha önce Ekim ayı verileri üzerine yaptığımız ekonomideki dipten dönüş işaretleri yorumumuzu güçlendiriyor. Aşağıdaki üç grafikten sol üstteki arz (üretim) tarafını temsil etmek üzere kullandığımız sanayi üretimindeki yıllık değişim oranlarını, sağ üstteki talep (tüketim) tarafını temsil etmek üzere kullandığımız perakende satış hacmi yıllık değişim oranlarını ve en alttaki de konut satış sayılarını gösteriyor (Grafikler için kaynak: TÜİK, Haber Bültenleri.)


Grafiklerden görüleceği gibi 2019 yılının Eylül, Ekim ve Kasım aylarında değişim oranları 2018 yılındaki aynı aylara göre pozitif değişime dönüşmüş yani arz da talep de artmış bulunuyor. Üç aydır devem eden bir artış eğilimini artık işaret olarak nitelendirmek doğru olmaz, dönüş başlamış diye yorumlamak gerekir. Bu dönüşü, konut satışlarındaki artışlardan ve buraya grafiğini almadığımız otomotiv sektöründeki toparlanmadan da görmek mümkün.

11 Ocak 2020 Cumartesi

Kitaplar ve Yorumlarım

Kathleen Sears, Mitoloji 101 (Çeviren: Ekin Duru), 8. Baskı, Say Yayınları, 2019.
Yunan ve Roma mitolojisi benim pek sevdiğim bir daldır. Her biri içinden dersler çıkarılacak öykülerdir. Arada bir dalıp mitolojiyi gözden geçirir, yeni öyküler bulur, dersler çıkarırım. Kathleen Seras’in mitoloji kitabı bu anlamda harika bir özet.

Şenol Çarık (derleyen), Cumhuriyet’in Ekonomi Politiği, Tarihçi Kitabevi, 2019
Şenol Çarık ilginç bir derleme yapmış. Aralarında benim de bulunduğum iktisatçı, sosyal bilimci ve gazetecilerin Cumhuriyet döneminin ekonomik ve sosyal durumuyla ilgili yazılarını, görüşlerini bir araya getirmiş ve kolay okunur, anlaşılır bir kitap çıkarmış ortaya. Farklı yaklaşımlara sahip yazarların birçok konuda birleştiği derlemeyi okumakta yarar var.

8 Ocak 2020 Çarşamba

Ekonomide Tehlikeli Deneyler

Türkiye, hızlı bir faiz indirimi sarmalına girdi. İlk sonuçlar başarılı göründüğü için pek çok kişi faizleri hızlı düşürmenin yanlış olabileceğini savunan iktisatçıları suçlamaya koyuldu.
Faiz bir ekonomide ne kadar önemlidir ve eğer düşürülürse yatırımlara ayrılacak tasarruflar artar mı? Önce bu soruyu yanıtlayalım. Bu sorunun yanıtını verebilmek için üretim faaliyetinde yer alan faktörlere ve onların üretimden aldığı paylara bakmak gerekir.  

Bir ekonomide üretim yapılabilmesi için dört üretim faktörünün bir araya gelmesi gerekir: Emek, sermaye, doğal kaynaklar, girişimcilik (müteşebbislik.) Girişimci, emek, sermaye ve doğal kaynakları bir araya getirip organize ederek üretimi gerçekleştiren kişidir. Bu üretim faktörlerinin üretime yaptıkları katkı karşılığında aldıkları paylar da şöyledir:

Üretim Faktörü
Üretimden Aldığı Pay
Emek
Ücret
Sermaye
Faiz
Doğal Kaynaklar
Rant
Girişimcilik
Kâr

Herhangi bir mal veya hizmetin üretimi amacıyla yatırım yapacak olan kişi ister kredi alarak isterse kendi parasını sermaye olarak koysun faiz hesabını yapmak zorundadır. Çünkü kendi parasını sermaye olarak koyduğunda o parayı bankaya koyarak veya tahvil alarak elde edeceği faizden vazgeçmiş olur (alternatif maliyet.)

2 Ocak 2020 Perşembe

Türkiye Ekonomisinin Son 17 Yılı

AKP, 17 yıldır tek başına iktidarda bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir siyasal parti bu kadar uzun süre iktidarda tek başına kalamadı. Öteden beri yaygın olan bir inanç vardır: “Tek başına iktidar istikrar demektir ve dolayısıyla ekonominin de istikrarlı olmasını sağlar.” Bu inancın doğru olup olmadığını test etmek için elimizde yeterince uzun bir süre iktidar süresi ve yeterince veri var. Şimdi bu verileri kullanarak 2002 – 2018 arası dönemi, 1985 – 2001 arası dönemle karşılaştırarak değerlendirmeye çalışalım.

Kaynaklar ve Yöntem Hakkında Açıklama
Verilere dayalı değerlendirmelere girişmeden önce kullandığımız veriler ve yöntem hakkında kısa bir açıklama yapalım.

Bu yazıda kullanılan bütün veriler (son tablo hariç) devletin (TÜİK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, TCMB ve Özelleştirme İdaresi) yayınladığı resmi veriler kullanılarak oluşturulmuştur. Son tablo (küresel sistemdeki yerimiz) ise IMF sitesindeki veriler (IMF, World Economic Outlook Database, October 2019) esas alınarak düzenlenmiştir.   

Dönem karşılaştırmaları yaparken AKP’nin iktidarda olduğu 17 yıllık süreyi (2003 – 2019) esas aldık. Öyle olunca önceki dönemi de 1985 – 2001 yılları olarak aldık. 2002 yılına her iki dönemde (ilki için karşılaştırmanın son yılı, ikincisi için karşılaştırmanın ilk yılı olarak yer verdik. 2019 yılı verileri gerçekleşme tahminleridir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...